|
Konu: Anayasa mahkemesinin kararı, 367 şimdi ne olacak?
Konuklar: Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Üskül, Eski Demokrat Parti Genel Başkanı, Eski Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Aydın Menderes, Eski İçişleri Başkanı Korkut Özal, Eski Başbakan Yardımcısı, Eski SHP Genel Başkanı, Eski Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Erdal İnönü, Ulusal Sivil Toplum Kuruluşları Birliği Başkanı Prof. Dr. Necla Arat ve Birikim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Laçiner
Haşim Kılıç (Anayasa Mahkemesi Başkanvekili): Türkiye Büyük
Millet Meclisi üyeleri Antalya Milletvekili Deniz Baykal, Ankara Milletvekili
Önder Sav ile isimleri ve seçim bölgeleri dava dilekçesinde yazılı 132
milletvekilinin 11. nci cumhurbaşkanının seçimine ilişkin Türkiye Büyük Millet
Meclisi’ndeki oylamaya ilişkin yapılan itiraz kurulumuzca, heyetimizce
görüşülmüş ve şöyle bir karara varılmıştır; 11. nci cumhurbaşkanının seçimine
ilişkin ortaya çıkan cumhurbaşkanı seçiminde gözetilmesi gereken toplantı yeter
sayısı ile ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 27.4.2007 günlü 96.
ncı birleşimindeki oylamaya ilişkin kararın bir iç tüzük değişikliği
niteliğinde görüldüğü, bunun da anayasaya aykırı olduğu Haşim Kılıç ve Sacit
Adalı’nın karşı oyu ve oy çokluğuyla 2, iç tüzük niteliğinde görülen
Türkiye Büyük Millet Meclisi söz konusu kararının yürürlüğünün durdurulmasına
karar verilmiştir.
Can
Dündar: Merhaba, Ankara'nın en uzun gecesinde birlikteyiz. Anayasa mahkemesi,
merakla beklenen kararını 2.5 saat önce açıkladı ve ilk tur oylamayı iptal etti
ama bu bir final olduğu kadar, yeni bir başlangıç da oldu. Şimdi Türkiye
doludizgin seçime gidiyor. Karar ne sonuç verdi, şimdi ne olacak, seçim ne
getirecek; bu tarihi gecede bunları tartışacağız. Hazır olun, Neden başlıyor.
Bu sabah Türkiye, İstanbul'da 1 Mayıs gerginliği ile uyandı. 600'e yakın
gösterici gözaltına alındı. Öğleyin gözler Ankara'ya, anayasa mahkemesi'ne
döndü.
Yüksek
mahkeme 4 saatlik toplantı sonucu 9'a karşı 2 oyla tarihi kararını aldı ve
Abdullah Gül'ün köşk'e çıkışını engelledi. Bu gece sadece bu kararı değil, o
karara varana kadar yaşadığımız gelişmeleri de tartışacağız. Meclis'in ilk tur
oylamasını, genelkurmay'ın geceyarısı muhtırasını, hükümet'in
"ast-üst" ilişkisini hatırlatan açıklamasını, Çağlayan'daki
cumhuriyet mitingini ve tüm bunların, belki de yarın açıklanacak seçimi nasıl
etkileyeceğini, bütün bu sıcak gelişmeleri, çok değerli konuklarla
değerlendireceğiz. Ankara'dan başlayacağım. Ankara'da sayın Aydın Menderes
olacak. Halen Doğru Yol Partisi'nde siyasete devam ediyor. Merhum Başbakan
Adnan Menderes'in oğlu. Büyük Değişim Partisi'nin ve daha sonra Demokrat
Parti'nin Genel Başkanlığı’nı yaptı. Eski Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı,
kendisine az sonra hoşgeldiniz diyeceğiz. Gelelim İstanbul’daki
stüdyomuza. Buradaki konuklarımızı tanıştırayım. En başta sayın Erdal İnönü
var. Halen Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi. O kendisini hep bir bilim insanı
olarak tanımlar gerçi ama Türkiye onu önce merhum İsmet İnönü'nün oğlu olarak
tanıyor, sonra Shp Genel Başkanı, Eski Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
olarak tanıyoruz, hoşgeldiniz sayın İnönü.
Erdal
İnönü: Hoşbulduk.
Can
Dündar: Hemen yanında sayın Korkut Özal var. Sayın Korkut Özal’da Turgut
Özal’ın da kardeşi olarakta kendisini tanıştırabiliriz ama Mc
hükümetlerinde bakanlık yaptı, Anap’ta ve Demokrat Parti’de siyaset
yaptı. Başbakanın akıl hocası olduğu söyleniyor, yazılıp çiziliyor. Kendisi ne
kadar, her ne kadar itiraz etse de hep ama 35 yıldır doğrudan ya da dolaylı
siyasetin içinde sayın Özal da. Hoşgeldiniz sayın Özal.
Korkut
Özal: Hoşbulduk efendim.
Can
Dündar: Ve Profesör Doktor sayın Zafer Üskül, Anayasa Hukuku Profösörü.
Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim
Üyesi, aslında bu geceye damgasını vuran anayasa hukuku tartışmalarını birazdan
ona soracağız, sayın Üslük hoşgeldiniz.
Zafer
Üskül: Hoşbulduk.
Can
Dündar: Ve sayın Necla Arat, Çağlayan mitinginin organizatörlerinden, mitingin
düzenleyicilerinden, Ulusal Sivil Toplum Kuruluşları Birliği Başkanı, sayın
Arat hoşgeldiniz.
Necla
Arat: Hoşbulduk.
Can
Dündar Ömer Laçiner son konuğumuz, Birikim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni, sayın
Laçiner side hoşgeldiniz.
Ömer
Laçiner: Hoşbulduk.
Can
Dündar: Ayrıca stüdyomuzda İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Kulübü
öğrencileri var. Onlara da hoşgeldiniz diyorum. Onlar da tartışmamıza
sorularıyla katılacaklar. Sizler de soru ve önerilerinizi internet aracılığıyla
bizlere ulaştırabilirsiniz. Elektronik posta adresimiz; neden@ntv.com.tr Tartışmamıza başlamadan
önce anayasa mahkemesinin ardından gözlerin döndüğü yere, meclise çevireceğiz
kameralarımızı. Mecliste yarın oylama yapılmayacağı açıklandı. Ayrıntıları
öğrenmek için karşımızda Ünsal Ünlü var. Ünsal’a soracağız yarın mecliste
neler olacak diye?
Ünsal
Ünlü: Can aslında yarın neler olacağı belli. Sen programa girişte söyledin,
yepyeni bir süreç başladı şimdi Ankara’da. Yarın saat meclise danışma
kurulu toplanacak. Ardından Cumhuriyet Halk Partisi, Ak Parti ve Anavatan
Partisi grupbaşkan vekilleriyle birlikte Meclis Başkanı Bülent Arınç yeni seçim
takvimini belirleyecek. Anayasa’nın 102. nci maddesi gereği burada
yapılacak seçim turları arasında en az 3’er gün olması gerekiyor. Bu da
yarın danışma kurulu toplanacak, karar alacak oylanacak derken Perşembe günü
ilk tur oylamanın yapılacağını hesaplarsak takvim bize çok net olarak çıkıyor.
3, 7, 11 ve 15 Mayıs tarihleri arasında buradaki oylamaları yapılması mümkün
gibi görünüyor. Ardından en önemli nokta belki Zafer Üskül hocam da ayrıntılı
olarak anlatacaktır bunu ama bundan sonra anayasa mahkemesinin kararıyla yeni
bir noktaya gelindi. Artık açılacak oylamada 367 milletvekilinin tespit edilmek
zorunda. Meclis iç tüzüğüne göre de bir birleşimde iki kez üst üste oturum
açılamazsa yani 367 oy bulanamazsa o oturum kapatılmak zorunda. Yani Perşembe
günü eğer 367 oy’u Ak Parti bulamazsa iki kez oturum tekrarlanacak.
Ardından kapanacak ve yeni tura geçilecek ama o yeni tur yine birinci tur
hükmünde olacak. Karmaşık bir süreç gibi görünüyor ama daha çok seçime
odaklanacağı için bunların aslında çokta fazla bir mana ifade etmediğini
söylemek lazım. Yalnız belki programda da eminim açılacaktır bu tartışma. Ankara’nın
yepyeni bir tartışma konusu var. Yeni cumhurbaşkanının seçilmesi muhtemelen
gecikeceği için, en azından şu anda yaşanan süreç bunu gösteriyor,
cumhurbaşkanına kim vekalet edecek tartışmaları başladı şimdi? Çünkü az önce
bahsettiğim anayasanın 102. nci maddesi yenisi seçilinceye kadar eski
cumhurbaşkanı görevinde diyor ama 106. ncı maddede, vekalet etmeyi düzenleyen
106. ncı maddede belirli haller sayıyor ve bu haller içinde ki hastalık ve
yurtdışına çıkma gibi sebeplerle geçici olarak görevden ayrılması halinde
göreve dönene kadar, ölüm çekilme veya başka bir sebeple. Bu noktanın yorumu
çok önemli. Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması taktirde de yenisi seçilinceye
kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı cumhurbaşkanlığına vekalet eder ve
yetkilerini kullanır ifadesi yeralıyor. Şimdi yeni tartışma konumuz bu. Meclis
Başkanı Bülent Arınç eğer seçim yapılamazsa, seçim gerçekleşemezse 16 Mayıs
tarihinden itibaren Cumhurbaşkanı Sezer’in görev ve yetkilerini
devralacak mı geçici bir süre için, Ankara’nın yeni tartışma konusu bu
ama yarın biz yepyeni bir seçim takvimi ile kalkacağız. Saat 11’den
itibaren bu belirlenecek ve yeni seçim takvimine göre de 3’er gün
aralarla meclis tekrar bu kez bir farkla 367 milletvekilinin hazır bulunma
şartını arayarak seçim turlarına başlayacak.
Can
Dündar: Çok teşekkürler. Birazdan bizde Zafer Üskül hocaya bunların
ayrıntılarını soracağız. Zannediyorum onun da bu konuda önemli söyleyecekleri
var. Özellikle cumhurbaşkanına kimin vekalet edeceği konusunda onun görüşünü
yansıtacağız. Şu anda Ak Parti MKYK toplantısı devam ediyor. AKP’den
gelen tepkileri ve ayrıntıları da Nilgün Balkaç’tan öğreneceğiz. Nilgün?
Nilgün
Balkaç: Evet Ak Parti MKYK toplantısı başladı. Saat 20.10 civarında başladı bu
toplantı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında. Aslında burada
MKYK toplantısı demek biraz güç. Çünkü içeride bakanlar da var, genişletilmiş
bir MKYK toplantısı diyebiliriz. Hem başbakan, grupbaşkanvekilleri, genelbaşkan
yardımcıları ve bakanlar bu toplantıda yeralmış durumdalar. Ak Parti bu
toplantının ardından stratejisini belirleyecek. Bundan sonra ne yapacak, bugün
kulislerde bütün gün bu konu tartışıldı. Özellikle anayasa mahkemesinin
kararının beklendiği söylendi. Bugün aslında Ak Parti’nin grup toplantısı
vardı, ancak bu grup toplantısı ertelendi. Çünkü anayasa mahkemesinin kararına
herhangi bir etki yapılmaması için bu toplantı yarın saat 11’e ertelendi.
Şu anda gözüken yarın saat 11’de Ak Parti grup toplantısı yapılacak ve
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da grup toplantısında önemi mesajlar verecek bu
sürece dair. Bu süreçte şu anda öne çıkan bir erken seçim olasılığı. Erken
seçim olasılığı tümüyle gündemde. Ancak bu nasıl gerçekleştirilecek? İşte
sorular burada tıkanıyor. Ak Parti tekrar birinci tur oylamasını Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yapacak mı? Ki şu anda gösterilen tablo
da birinci tur oylaması bir kez daha yapılacak. Yeni yarın danışma
kurulu’nun verdiği karar doğrultusunda. Yeni takvim doğrultusunda AKP şu andaki
tabloda yeniden birinci turu yapacak gibi gözüküyor. Ancak bunun sonrasında
erken seçimin takvimi ne olacak? İşte tartışılan nokta bu. Bu takvim hangi gün
olacak, ne zaman olacak, işte bütün bunlar tartışma konusu. Bunun dışında bir
başka nokta daha var tabi altı çizilen. Dün akşam MKYK toplantısında belli
noktaların altı çizilmişti. Haziran ay’ının sonu ya da Temmuz
ay’ının başı. Temmuz ay’ının başı daha ağırlıklı olarak basıyor.
Erken seçim olarakta bu takvimin belirlenmesi düşünülüyordu. Şimdi içeride MKYK
toplantısında tüm bu alternatifler değerlendiriliyor. Ancak tabi bir noktanın
daha altını çizmemiz gerekiyor. Bugün Ak Parti anayasa mahkemesinin kararı
beklenirken daha önce hazırladıkları yasa teklifü üzerinde çalışmalarını
tamamladılar ve milletvekillerinden imza aldılar. Bu yasa teklifi neyi
getiriyor? 25 yaş ve özellikle bağımsız milletvekillerinin pusulada yeralmasını
sağlayan yasa değişikliğinin bu seçimde uygulanmasını sağlayacak. Anayasanın
67. nci maddesinin son fıkrası bir kereliğine mahsus olarak bu seçimlerde
uygulanmayacak. Bu neyi öngörüyor, bu madde? Bu maddeye göre seçimlere ilişkin
düzenlemeler 1 yıl öncesinden yapılması gerekiyor. Eğer bu değişiklik
muhalefetin desteği ile Ak Parti Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden
geçirirse ki bu değişikliğin bir kez daha altını çizmemiz gerekiyor. 25 yaş ile
ilgili düzenlemeyi hem Cumhuriyet Halk Partisi, hem Anavatan Partisi’nin
desteği ile daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçmişti. Eğer bu
değişiklik yapılırsa bir erken seçim Türkiye'nin net olarak gelebilecek. Tabi
bunun dışında başka bir anayasa değişikliği olacak mı? Kulislere yansıyan başka
noktalar da var. Bunlardan bir tanesi 5 artı 5, cumhurbaşkanını halk seçmesi.
İşte bunların hepsi kulislere yansıyan bilgiler. Ancak şu anda Ak Parti’nin
gündeminde böyle bir başlık gözükmüyor. Şu anda diye altını çiziyorum. Bir saat
sonra ne olacağı belli değil. Çünkü içeride MKYK toplantısında Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan yetkili kurullarla kararlarını vereceklerini söylemişti ve geniş
bir açıklamanın da bu toplantının ardından yapılacağını belirtmişti. Ancak
Ankara’da ilk mesajlar vardı bu konuya dair. Ak Parti Grupbaşkan Vekili
Faruk Çelik bu konuyla ilgili parti olarak yargı kararlarına saygı duyacağız
dedi. Daha önce muhalefetin açıklamalarını ibretle izledik, utanç verici bir
manzara vardı ve bundan sonra yargı kararlarına saygılı olarak kararımızı
vereceğiz dedi. Dediğimiz gibi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da MKYK
toplantısına girerken bu konuyla ilgili olarak içeride son değerlendirmelerin
yapılacağını söyledi. Şimdi merakla beklenen, Ak Parti’nin nasıl bir
karar alacağı, seçim tarihinin ne olacağı ve anayasa değişikliğinin başka
maddeleri de içerip içermeyeceği. Bu sorulara Ankara yanıt bekliyor Can.
Can
Dündar: Nilgün biz gelişmelerle seninle yeniden birlikte olabilmeyi umuyoruz.
Sadece şunu sormak istiyorum; oradaki biraz havadan da bahseder misin bize.
Çıkanların psikolojisi, bu onlar için şok karar olmadı herhalde. Muhtemelen
bekledikleri bir şey miydi? Bir moral bozukluğu havası var mı Akp’de?
Nilgün
Balkaç: Aslında bu beklenen bir şeydi, raportörün kararı red yönünde olarak
basına yansımıştı ama Ak Parti kurmaylarında herhangi bir beklenti yoktu red
kararının anayasa mahkemesinden çıkacağı doğrultusunda. İki karar noktasında da
şöyle bir düşünceleri vardı, bu öne çıkıyordu çok fazla. Her iki karar da
çıktığı taktirde erken seçime gitme, bir de bu alternatif var tabi kulislerde
konuşulan ve Ak Parti cephesinde konuşulan. Böyle bir nokta da var. Özellikle
bugün milletvekilleri, yöneticiler, bazı isimler mutlaka Ak Parti’nin
seçimlere gitmeleri gerektiğini söylüyorlar. Tabi anayasa mahkemesinin bu
kararının ardından nasıl bir sonuç ortaya çıkacak belli değil ama bu şok bir
karar olmadı. Çünkü Ak Parti de bir çok alternatif üzerinde olasılıklarını değerlendirmişti.
Şimdi bu olasılıklar netleştirilecek ve bu netlikler açıklanacak. Havadan söz
et dedin, peki buradaki havadan sözedersek Ak Parti MKYK toplantısı aslında hiç
bu kadar yoğun olarak uzun süredir izlenmemişti. Türkiye'nin gündemi şu anda buraya
kilitlenmiş durumda. Ak Parti’den çıkacak karar, tabi ve Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan’ın söyleyeceklerini de. Bunun dışında kim ne yorum yaptı,
havalar nasıl dersek bu noktada herhangi bir şey söyleyemeyiz. Çünkü bir
sessizlik hakim. Hatırlayacaksınız dün akşam MKYK toplantısının ardından da bir
yazılı açıklama yapılmıştı. Anayasa mahkemesinin kararına kadar herhangi bir
açıklama yapılmayacak denmişti. Sessizlik devam ediyor, sanıyorum sessizliği bu
toplantının ardından Ak Parti bozacak Can.
Can
Dündar: Bizde o haberi bekliyor olacağız. Nilgün Balkaç’a çok teşekkür
ediyoruz. Ünsal’a da teşekkür ediyoruz ve stüdyomuza dönüyoruz,
tartışmamıza Zafer Üskül hocayla başlamak istiyorum ben. Hocam denmiştiniz ki
bu karar gayrihukuki iddialar, daha doğrusu Chp’nin iddiaları ve bu dava
reddedilmeye mahkum yorumunu yapmıştınız ama dava reddedilmedi. Niye böyle
oldu?
Zafer
Üskül: Bu görüşümü koruyorum. Önce iyi akşamlar herkese ve tabi gençlere iyi
akşamlar. Ne yazık ki arkamızda kaldılar.
Can
Dündar: Size destek için arkanızda.
Zafer
Üskül: Evet sağolsunlar, onların desteğine ihtiyacımız var her zaman. Ben
görüşümü koruyorum. Cumhurbaşkanı seçiminde toplantı yeter sayısının 96. ncı
maddede belirlenmiş olduğunu, o madde dışında herhangi bir başka maddede aykırı
bir hüküm bulunmadığını. Bu nedenle de toplantı yeter sayısının 184, ilk iki
turda karar yeter, seçim yeter sayısının 367, son iki turda da 276 olduğu
konusundaki görüşümü koruyorum. Neden böyle bir karar verildi bunu tabi ben
bilemem. Ancak iki olguyu burada hiçbir yorum yapmadan belirtmem gerekir.
Anayasa mahkemesi kararını e-bildirge veya e-muhtıra ardından ve ana muhalafet
partisi Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanının anayasa mahkemesinin aksine
bir karar vermesi halinde ortaya bir kargaşa çıkacağı iddiasının ardından
verilmiş olduğunu sadece hatırlatmakla yetiniyorum. Şimdi bir karar verildi,
ancak .....
Can
Dündar: Bunlar tarihi içinde anayasa mahkemesinde siyasi ortam etkili olmuş
mudur? Bugünkü karar sormayayım madem.
Zafer
Üskül: Şöyle söyleyeyim; şimdi bu kararın siyasi sonuçları vardır ve bu siyasi
sonuçlardan herkes çok mutludur, başta hükümet. Adalet ve Kalkınma Partisi son
derece memnun olsa gerektir. Çünkü onlar da başka nedenlerle bir sıkışmışlık
durumundan anayasa mahkemesi kararıyla çıkış yolunu bulduklarını
düşünmektedirler. En elverişli çıkış yolu muhtemelen buydu onlar için. Bunu
herhalde önümüzdeki süreçte seçim ortamında kullanacaklardır. Cumhuriyet Halk
Partisi memnundur bundan. Çünkü iddiası kanıtlanmış olmaktadır. Başka da zaten öyle
çok ciddi ....
Korkut
Özal: Dyp ile Anap pek mutlu görünmüyor.
Zafer
Üskül: Onlar mutlu olmayabilirler ama onların mutlu olup olmadığını pek soran,
arayanı da yok galiba.
Can
Dündar: Ama biz soracağız sayın Özal’a birazdan.
Zafer
Üskül: Herhalde sorulacaktır. Fakat şunu belirtmek lazım; şu anda bir anayasa
mahkemesi kararından sözediyoruz ama bu karar henüz yok. Sanki bu karar varmış
gibi hukuken, ben hukuktan bahsediyorum. Hukuken bu karar varmış gibi meclis
kendine göre bir yeni gündem hazırlamaya uğraşıyor ve yorumlar yapılıyor. Neden
yok bu karar? İki tane karardan sözediliyor. Bir iptal kararı, bir de
yürütmenin durdurulması kararı. Bu kararların hukuken varolması için resmi
gazetede yayınlanması lazım. Muhtemelen yürütmenin durdurulması kararı yarın
yayınlanır resmi gazetede herhalde onu görebiliriz ama iptal kararını yarın
resmi gazetede görebileceğimizden emin değilim. Çünkü çoğunluğun kararın
gerekçesinde yazması gerekiyor. 2 karşı oy kullanan anayasa mahkemesi üyesinin
de karşı oy gerekçelerini yazmaları gerekiyor. Bu gerekçeler yazılmadan iptal
kararı resmi gazetede yayınlanamaz. Yayınlanmadığı sürece de yürürlüğe girmez
ama yürütmeyi durdurma kararı için gerekçe gerekmez. Bu yarın yayınlanabilir.
Şimdi o zaman biz gerekçeyi görmediğimiz için neye göre bundan sonra mecliste
yapılacakları karar vermekte biraz sıkıntıya düşeriz. Şimdi şu soruyu sormamız
gerekir; anayasa mahkemesi öyle anlaşılıyor ki iç tüzüğün 121. nci maddesinde
oylama sırasında yapıldığını düşündüğü değişikliği iptal etmiştir. 121. nci
madde 1996 yılında iç tüzüğe eklenmiştir. Bu iç tüzük ilk oylamada
değiştirildiğine göre 96’da yürürlüğe konulan hüküm değişik bir biçimde
uygulanmak istenmiştir. Şimdi bu iptal edildiğine göre 121. nci madde yoktur.
121. nci madde yoksa bu iç tüzük değişikliğidir ve bunun iptali gerekir iddiası
ortaya atılırken ileri sürülen bir gerekçe efendim Özal’ın seçimi, sayın
Özal’ın cumhurbaşkanı seçilmesi sırasında iç tüzüğün 121. nci maddesi
yoktu. O nedenle anayasanın 102. nci maddesine göre seçilmişti ama şimdi 121.
nci madde var. Dolayısıyla farklı bir durum sözkonusudur diyen gerekçe ortadan
kalkmıştır.
Can
Dündar: Ne olacak?
Zafer
Üskül: Bu durumda acaba iç tüzükte 121. nci madde yokmuş gibi davranarak mı
seçim sürecini yeniden başlatacaktır meclis. Yoksa sözlü olarak ifade edilen ve
tam olarakta algılayamadığımız muhtemelen gerekçeye dayanarak yani toplantı
yeter sayısı olarakta 367 kişinin hazır bulunması gerekir kuralından hareketle
mi yeni oylamaları yapacaktır. Bu konuda benim hukuken herhangi bir şeyi
söylemem şu anda mümkün değil. Bunu başka herhangi bir kişinin de
söyleyebileceğini zannetmiyorum. Şimdi ....
Can
Dündar: Akp yöneticileri bugün yeni bir takvim önereceklerini ve oylamaya devam
edeceklerini ....
Zafer
Üskül: Ama neye göre devam edecekler, yani 367’yi mi arayacaklar, yoklama
mı yapacaklar, yapmayacaklar mı, meclis başkanı çıkıp çoğunluk vardır deyip
başlayacak mı, açacak mı toplantıyı bunları bilmiyoruz.
Can
Dündar: Herhalde 367’yi arayarak bir oylama yapacaklar evet.
Zafer
Üskül: Şimdi öyle bir yorumla, öyle davranabilirler. Aslında bu meclisin yeni
takviminin uygulanması süreci bana göre anayasa hukuku açısından baktığımızda
hukuksal bir süreç değildir, politik bir süreçtir. Çünkü Adalet ve Kalkınma
Partisi turların devamını, turların sonucunda cumhurbaşkanının seçilmemesini,
bu durumun sonucunda da seçime gidilmesini istemektedir, bunu tercih
etmektedir. Bu nedenle böyle yorumlayarak turları sürdürebilir. Bu onun
bileceği bir şeydir. Sonuç olarak fiilen orada bir şeyler yapılacak. Hukuka
uygun mu değil mi, birileri itiraz edebilir ama itiraz edecek kimse yok. Çünkü
sadece Cumhuriyet Halk Partisi konuyu anayasa mahkemesine götürebilir bu
durumda muhtemelen. O da 367 aranırsa niye götürsün, çünkü istediği olmaktadır.
Dolayısıyla anayasa mahkemesinin yeniden süreci değerlendirmesinin söz konusu
olacağını zannetmiyorum. Bu durumda muhtemelen süreç devam ettirilecek, seçim
yapılmayacak ve cumhurbaşkanlığı seçimi yapılmayacak.
Can
Dündar: Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılmayacak, ülke genel seçime götürülecek.
Zafer
Üskül: Ve meclisin seçiminin yenilenmesi zorunluluğu doğacaktır.
Can
Dündar: Anayasa değişikliği bu süreye sığar mı?
Zafer
Üskül: Şimdi bu süreç sona erdikten sonra meclis çalışmasına devam edecek.
Üstelik yazın tatile girişi de erteleyebilir meclis.
Can
Dündar: Meclise fesh olmayacak mıdır?
Zafer
Üskül: Hayır, yenisi seçilinceye kadar meclis görevine devam edecek, anayasada
açık hüküm var.
Can
Dündar: Yani 16 Mayıs’a kadar seçilemezse, seçemezse cumhurbaşkanını bu
meclis fesh olmayacak mı?
Zafer
Üskül: Hayır fesh olmayacak. Türkiye meclissiz kalabilir mi? Anayasada hüküm
var, yenisi seçilineceye kadar eskisi görevine devam eder diyor. Dolayısıyla Türkiye
Büyük Millet Meclisi yeni seçimler yapılıp, yeni meclis başkanlık divanı kurup
çalışmaya başlayıncaya kadar görevini sürdürecek. Bu süreç içinde elbette
istenirse anayasa değişikliği gerçekleştirilebilir. Anayasa değişikliği mutlak
surette yapılmalıdır ama belirtildiği gibi cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda
değil. Daha doğrusu cumhurbaşkanını halka seçtirme yönünde bir değişiklikten
sözetmiyorum.
Can
Dündar: Yapamaz mı bunu?
Zafer
Üskül: İsterse yapar elbette yani ama neden yapmaması gerektiğini anlatacağım.
Can
Dündar: İlkesel olarak yapamayacağı.
Zafer
Üskül: Ama şu 102. nci maddenin mutlak surette yeniden yazılması gerekmektedir
bir. İkincisi, toplantı yeter sayısı ile karar yeter sayısı anayasada
belirtildiği gibi yanlış anlamalara neden olabiliyorsa bunu doğru anlayacak bir
biçimde değiştirmek kaçınılmazdır. Aksi taktirde ülke seçime gider, işte 3 ay
içinde, 2.5-3 ay içinde bir seçim yapılır, meclis toplanır yeni meclis
cumhurbaşkanını yine seçemeyebilir. Biz 3 ayda bir seçim yapmak zorunda
kalabiliriz. Anayasa mahkemesinin verdiği karar gerekçelerini okuyunca daha iyi
anlayabileceğimiz bu karar muhtemelen Türkiye’yi böyle bir riskle karşı
karşıya bırakmıştır.
Can
Dündar: Bugün ama Baykal dedi ki; bu zaten bir risk değildir, tersine olması
gereken şeydir. Büyük uzlaşma aranacaktır.
Zafer
Üskül: Olabilir o sayın Baykal’ın görüşü. Ben hukukçu olarak önümüzdeki
seçimin sonucunda çok farklı bir tablo çıkmayacağını düşünüyorum. Varsayalım ki
tablo farklı çıktı, sonuç olarak 184 milletvekiline sahip bir parti grubu
cumhurbaşkanlığı seçimini engelleme yetkisine sahip olacaktır.
Can
Dündar: Bu durumda siz diyorsunuz ki; önce 102’yi yeniden yazmak
zorundalar.
Zafer
Üskül: Bu anayasa cumhurbaşkanını seçmeye sağlamaya yönelik bir anayasadır.
Can
Dündar: Ama tam tersi oldu.
Zafer
Üskül: Anayasa mahkemesinin yorumuyla cumhurbaşkanı seçmeyi imkansız hale
getirmiştir. Şimdi bu değişiklik yapılmazsa ....
Can
Dündar: Peki çok kısaca şunu da sorayım;
Zafer
Üskül: Türkiye cumhurbaşkanını seçemez, 3 ayda bir biz seçim yaparız. 80
öncesinde 3 günde bir cumhurbaşkanı seçimi için turlar yapılıyordu. Şimdi 3
ayda bir seçim turları yapılır. Bu da Türkiye için herhalde asla içine
girilmemesi gereken bir büyük risktir.
Can
Dündar: Ama şu da mümkün diyorsunuz; yani hızla bir anayasa değişikliiği ile
cumhurbaşkanını halk seçsin, mesela Anap’la Akp’nin bir
uzlaşmasıyla.
Zafer
Üskül: Halk seçsin, bu yapılabilir elbette bu da gerçekleştirilebilir ama o
zaman şöyle bir tehlikeye bu durum Türkiye’yi sokar; halkın seçtiği
cumhurbaşkanı anayasada yazılı yetkileri çok daha sıkı bir biçimde
kullanacaktır. Diyecektir ki; hem anayasada bu kadar yetkim var, hem de ben
yetkiyi asıl halktan alıyorum.
Can
Dündar: Evet ben yorumunuzu ayrıca soracağım ama teknik olarak şu anda bu
mümkün..
Zafer
Üskül: Bu mümkün ama ...
Can
Dündar: Yani seçime belki iki sandıkla gitmek ve birinde cumhurbaşkanı, birinde
genel ...
Zafer
Üskül: Bu mümkün ama Türkiye’de parlementer sistemi işlemez hale
getirecek bir seçenek.
Can
Dündar: Bir de çok kısaca cumhurbaşkanlığına kim vekalet edecektir önümüzdeki
süreçte?
Zafer
Üskül: Şimdi biraz önce Ankara’dan görüşünü bildiren muhabir arkadaşımız
102. nci maddeyi doğru okumadı ne yazık ki. Çünkü 102. nci madde şöyle diyor;
seçilen yeni cumhurbaşkanı seçilecek olan değil, seçilen yeni cumhurbaşkanı
göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan cumhurbaşkanının görevi devam
eder. Şimdi burada anlatılmak istenen şudur; geçtiğimiz birinci turun sonucunda
bir cumhurbaşkanı seçilebilirdi değil mi, teorik olarak bu mümkündü. 3’te
2 bulunurdu orada, oyu verirdi seçerdi. O zaman Türkiye'nin iki cumhurbaşkanı
oluyor. Birisi görevini sürdüren, öbürü yeni seçilen. Şimdi bunlardan
hangisinin görevde kalacağını ifade etmek için konulmuş bir fıkradır bu. Şunu
söylüyor; eski cumhurbaşkanı görev süresinin sonuna kadar devam eder, yeni
seçilen ondan sonra göreve başlar.
Can
Dündar: Şimdi seçilmediğine göre.
Zafer
Üskül: Şimdi seçilmediğine göre bu durumda anayasanın 106. ncı maddesinde
cumhurbaşkanına vekillik etmeyle ilgili maddede şu, şu, şu durumlarda ve diğer
durumlarda cumhurbaşkanına meclis başkanı vekalet eder deniliyor.
Can
Dündar: Bülent Arınç cumhurbaşkanı olacaktır seçime kadar.
Zafer
Üskül: Bana göre gayet açıkça cumhurbaşkanı seçilmemesi halinde yeni
cumhurbaşkanı seçilinceye kadar ona vekalet etmesi gereken kişi, anayasaya göre
bana göre değil. Anayasaya göre meclis başkanıdır.
Necla
Arat: Bir şey sorabilir miyim? Eski cumhurbaşkanı, görevi tamamlanmış olan
cumhurbaşkanının yenisi seçilinceye kadar devam etmesine engel olan bir şey var
mı? Yani mantıki açıdan o maddeye baktığımızda; yeni cumhurbaşkanı seçilinceye
kadar dediğine göre.
Zafer
Üskül: Hayır öyle demiyor.
Necla
Arat: Bir kere daha okur musunuz lütfen?
Zafer
Üskül: Okuyayım tabi. Öyle demiyor 102. nci madde. Yeni cumhurbaşkanı
seçilinceye kadar demiyor, keşke öyle deseydi. Çünkü ....
Necla
Arat: Seçilen yeni başkanı diyor. Yeni cumhurbaşkanı görevine başlayıncaya
kadar.
Zafer
Üskül: Çünkü meclisle ilgili olarak yenilenmesine karar verilen meclisin
yetkileri yeni meclisin seçilmesine kadar sürer. Eğer aynı anlayış
cumhurbaşkanı için de geçerli olsaydı seçilmesi sürecine girilen cumhurbaşkanı
seçilinceye kadar ya da yeni cumhurbaşkanı seçilinceye kadar eskisi görevini
sürdürür derdi. Öyle demiyor. Seçilen bir cumhurbaşkanı diyor.
Can
Dündar: Evet teşekkür ederiz. Aslında ...
Zafer
Üskül: Yani bu şunu gösteriyor; birileri Marmaris’ten konuşmasın,
yaptıkları anayasa bize bu sıkıntıları yaşatıyor. Bari sussunlar bir de bütün
gelmiş geçmiş siyasetçilere şunu söylemek lazım, sayın Demirel’e de
burada söylemek lazım; yani bütün bu maddeler yok muydu onların yönettiği
dönemlerde? Düzeltmek için hiçbir girişimde bulunmadılar, başka şeyler de söyleyeceğim
biraz sonra.
Can
Dündar: Tamam evet biz süremizden çalmayalım. Tekrar döneceğim hocam onlara
zaten siyasi yorumlarınızı almak için ama görünen o ki aslında Arınç’ın
adaylığını engellemek içindi kısmen de olsa kampanyalar büyük ölçüde ama siz
diyorsunuz ki en azından seçime kadar.
Zafer
Üskül: Ben demiyorum anayasa diyor.
Can
Dündar: Anayasa diyor ki; Bülent Arınç vekalet edecektir.
Necla
Arat: Hukukçular o kadar farklı yorumlara .....
Can
Dündar: Bu arada sayın Aydın Menderes’e bağlandık. Sayın Menderes biraz
geç bağlanabildik, özür diliyoruz sizden. Biraz önce selamlarımı yollamıştım
ama şimdi yeniden programımıza hoşgeldiniz diyorum.
Aydın
Menderes: Estağfurullah, estağfurullah.
Can
Dündar: Birazdan size de bağlanacağız.
Aydın
Menderes: Çok teşekkür ediyorum.
Can
Dündar: Efendim kısa bir ara vereceğiz, ondan sonra tartışmamızı teknik
düzeyden, politik düzeye taşıyacağız bizden ayrılmayın lütfen.
Can
Dündar: Ankara’yı dinledik, Ankara’nın nabzını tuttuk, meclise
bağlandık, Akp’ye bağlandık ve konunun teknik ayrıntılarını da burada
değerlendirdik. Şimdi biraz daha sürece genel bakmak istiyoruz ve bugüne nasıl
geldik ve bugün geldiğimiz noktada neredeyiz, bunu tartışacağız ilk turda.
İkinci turda bundan sonrasına bakmaya çalışacağız. Seçim ne olacak, seçime
nasıl yansıyacak bütün bu olup bitenler? Sürece bakalım derken, isterseniz önce
geçen hafta neler yaşandı, çok kısaca İrfan Bozan’ın dosyasıyla
hatırlayalım, ondan sonra tartışmamıza başlayalım.
12 Nisan 2007
Yaşar
Büyükanıt (Genelkurmay Başkanı): Biz hem cumhurbaşkanımızın hem de baş
komutanımızın aynı zamanda silahlı kuvvetler ve Türk milletinin sahip olduğu
cumhuriyetin temel değerlerine, anayasamızda ifadesini bulan laik, demokratik
ve sosyal hukuk devleti idealine, devletin üniter yapısına bağlı ama sözde
değil özde ve bunu davranışlarına yansıtacak şekilde bir cumhurbaşkanının oraya
seçileceğine olan inancımı burada belirtmek istiyorum.
-Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt,12 Nisan'da,
cumhurbaşkanlığı seçim takvimine 4 gün kala bu sözleri söyleyince herkes
genelkurmay başkanı'nın cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin son sözünü söylediği
görüşündeydi. Ancak bu son söz değildi.
13 Nisan 2007
Ahmet
Necdet Sezer (Cumhurbaşkanı): Türkiye'de siyasal rejim, cumhuriyet
kurulduğundan beri, hiçbir dönemde günümüzde olduğu kadar tehlikeyle karşı
karşıya kalmamıştır. Laik cumhuriyet'in temel değerleri, ilk kez açıkça
tartışma konusu yapılmaktadır.
-Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'tan bir gün sonra
konuşan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, giderayak rejim tehlikesine dikkat
çekmişti. Bu kaygı hükümet tarafından paylaşılmadı. Cumhurbaşkanlığı konusunda
sesi en gür çıkan parti Chp oldu. Partinin Lideri Deniz Baykal, tüm
stratejisini Akp Lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın köşke çıkmaması üzerine kurdu.
14 Nisan 2007 Ankara mitingi
-Akp'nin cumhurbaşkanlığı adaylığı belirleme süreci tüm
muhalefetin tepkisini çekti. En büyük itirazsa Ankara'dan, Tandoğan meydanından
geldi.
15 Nisan 2007
-Bu mitingden bir gün sonra Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın
yeni cumhurbaşkanı için kullandığı sıfatlar bu süreçte akıllarda kalan
sözlerdendi.
15 Nisan 2007
Bülent
Arınç (TBMM Başkanı): Meclisimizin, sivil, dindar demokrat bir cumhurbaşkanı
seçecek olmasına yine itiraz ediliyor.
24 Nisan 2007
-Aylardır herkesin birbirine sorduğu "akp'nin
cumhurbaşkanı adayı kim olur?" sorusu nihayet partinin en yetkili ağzı
tarafından yanıtlandı. Partisinin grup toplantısında Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan adayını açıkladı.
24 Nisan 2007
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): 11. nci cumhurbaşkanı adaylığı için yaptığım son
değerlendirmeler, bütün bu araştırmalar neticesinde bir ismi ortaya
çıkarmıştır. O da değerli, bugüne kadar beraber bu yolda olduğumuz, bu hareketi
beraber kurduğumuz Abdullah Gül kardeşimizdir.
-Açıklamanın hemen ardından, perde arkasında ciddi
pazarlıkların döndüğü ve Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın istediğinin olduğu
iddiası yansıdı kulislere. Abdullah Gül ismi de muhalefeti tatmin etmedi. Chp
meclise girmeyeceğini, oylama yapılacak oturumda 367 milletvekili olmazsa
konuyu anayasa mahkemesine taşıyacağını söyledi. Birlikte hareket etme kararı
alan Anap ve Dyp de meclise katılmayıp erken seçim istedi.
27 Nisan 2007
-Cuma günü yapılan oylamada Abdullah Gül, 357 oy alarak ilk
turda gerekli olan 367 rakamına ulaşamadı. Oylamada 367 milletvekiline
ulaşılamayınca Chp de soluğu anayasa mahkemesi kapısında aldı.
27 Nisan 2007
Önder
Sav (Chp Genel Sekreteri): Birinci oylamanın gerçekleşmemiş olduğunu, birinci
oylamanın yok sayılması gerektiğini ve bu nedenle de meclis iç tüzüğü ihlaline
yönelik olarak yürürlüğün durdurulması kararının verilmesini esas karar
verilinceye kadar bu uygulamanın yürürlülüğünün durdurulması talebimizi de
anayasa mahkemesine iletmiş bulunuyoruz.
-Artık herkes anayasa mahkemesi'nin vereceği karara
kilitlenmişken, Cuma gece yarısı genelkurmay başkanlığı'nın internet
sitesindeki açıklama Ankara'yı sarstı.
Genelkurmay açıklaması: Son günlerde, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne
çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum,
Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır
ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur.
Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz
yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve
davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır
-Kimi yorumculara göre muhtıra niteliği taşıyan bu açıklama
askerin, cumhurbaşkanlığı sürecinde Akp'nin takındığı tavıra hatta Abdullah
Gül'ün adaylığına itirazıydı.
28 Nisan 2007
-Bütün gözler hükümete çevrildi. Açıklamanın ardından 12
saat geçmeden hükümet sözcüsü kameraların karşısına geçti.
28 Nisan 2007
Cemil
Çiçek (Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü): Bu açıklama hükümete karşı bir tutum
olarak algılanmıştır. Kuşkusuz demokratik bir düzende bunun düşünülmesi dahi
yadırgatıcıdır. Öncelikle söylemek isteriz ki, başbakan'a bağlı bir kurum olan
genelkurmay başkanlığı'nın herhangi bir konuda hükümete karşı bir ifade
kullanması demokratik bir hukuk devletinde düşünülemez. Genelkurmay başkanlığı
hükümetin emrinde, görevleri anayasa ve yasalarla tayin edilmiş bir kurumdur..
-Açıklamayı kendisine yönelik bir tutum olarak algılayan
hükümet cumhurbaşkanlığı konusundaki tavrında yeni bir tasarrufa gitmedi.
Abdullah Gül "adaylığım sürüyor" dedi. Beraber tutum almaya özen
gösteren Anavatan ve Dyp, cumhurbaşkanını seçmeden hemen erken seçim istedi.
29 Nisan 2007
-Vekilleri bu sözleri söylerken, yüzbinler İstanbul Çağlayan
meydanında laiklik endişelerini haykırdı.
30 Nisan 2007 İstanbul Mitingi
-Muhalefet kanadından en dikkat çekici açıklamaysa ana
muhalefet liderleri Deniz Baykal'dan geldi.
Deniz
Baykal (Chp Genel Başkanı): Eğer anayasa mahkememiz cumhurbaşkanı seçimi için
367 'ye gerek yok doğrultusunda bir karar alacak olursa bu Türkiye'yi çok
tehlikeli bir çatışmayı sürükleyecektir.
-Bu değerlendirmeyi Dyp Lideri Mehmet Ağar paylaşmadı.
Mehmet
Ağar (Dyp Genel Başkanı): Mahkeme süreci beklemek ve mahkemeyi her türlü
baskıdan azade tutmak mecburiyeti vardır.
-Ve beklenen karar bugün akşam saatlerinde geldi.
Haşim
Kılıç: İç tüzük niteliğinde görülen Türkiye Büyük Millet Meclisi söz konusu
kararının yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiştir
-Bu kararın ardından varolan meclisin cumhurbaşkanını
seçmesi iyice zorlaştı. Ana muhalefet ve hükümetten ardarda gelen açıklamalar
da erken seçimi işaret etti. Artık net olan tek durumsa artık seçimlerin
Kasım’ı beklemeyeceği.
Can
Dündar: Evet tartışmamıza sayın Erdal İnönü ile başlamak istiyorum. Sayın İnönü
aslında bu süreci değerlendirmenizi isteyeceğim ama en başta şunu söylemek
istiyorum; bir korku havası toplumun en azından ciddi bir bölümünde var, bir
endişe var, vardı diyelim ama en başta da cumhurbaşkanı bunu dile getirdi.
Cumhuriyetin bugüne kadar ki en büyük tehditle karşı karşıya olduğunu
söyleyerek bir anlamda süreci başlattı. Siz aslında cumhuriyetin kurucularından
birinin evinde büyüdünüz. O anlamda baktığınızda gerçekten cumhuriyetin büyük
bir tehditle karşı karşıya olduğuna inanıyor musunuz sizde.
Erdal
İnönü: Teşekkür ediyorum, bana iltifat ediyorsunuz. Önce şunu söyleyeyim; ben
siyasette değilim biliyorsunuz artık. Eskiden bir süre siyasette kaldım ama
daha evvel de söylediniz, ömrümün çoğu bilim yaşamında geçti, yine de o işlerle
uğraşıyorum ama şunu söyleyeyim; Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri pek çok
tehlikeyi göğüslemiştir, atlatmıştır ve yoluna devam etmiştir. Hiç kuşkum yok
ki yine öyle olacak. Bu sarsıntıları geçireceğiz, herkesin umarım aklı,
sağduyusu gelecek ve buradan kurtulacağız. Hemen şunu söyleyeyim; ben kendi
kısa geçmişimdeki olayı hatırlıyorum, hükümetteyken bir cumhurbaşkanı seçimi de
biz yapmıştık. Özal rahmetli olmuştu, ondan sonra hemen karşımıza
cumhurbaşkanlığı seçimi geldi ve iki partinin desteklemesiyle sayın Demirel
cumhurbaşkanı seçildi. Hiçbir bunalım olmadı, o kadar olmadı ki o seçim günü
ben Esenboğa meydanında bir yabancı konuğu karşılamaya gitmiştim. Onu beklerken
mecliste seçim başladı, sonra gittim seçime katıldı. Yani bu kadar rahat bir
şekilde seçim oldu ve cumhurbaşkanı seçildi. Demek istiyorum ki; bir bunalım
çıkması şart değildir. İstenirse eğer bu pekala önlenebilirdi, bundan sonra da
önlenebilir. Umuyorum ki önlenecek. Bir de yine izin verirseniz siyasette
olduğum zamandan 1-2 anıyı hatırlatayım, söyleyeyim. O günlerde 4 büyükelçi ile
konuştum. O konuşmalar hiç beklemediğim bir şekilde demokrasinin nasıl yürümesi
gerektiğini, nasıl yürüyeceğini bana anlattı. İlk konuştuğum Amerikan
büyükelçisiydi. Ben daha yeni seçilmiştim, kendisine anlatmaya çalıştım ki,
şimdi demokrasiye yeniden geçtik. Hiçbir tehlike olmadan, hiçblir kesinti
olmadan yolumuza devam edeceğiz. Uzun boylu anlattım, sandım ki büyükelçiyi
ikna ettim. Teşekkür etti adam, giderken şunu sordu; acaba dedi
Türkiye’de sık sık askerlerin müdahele etmesinin nedeni Türk karekterinde
uzlaşma unsurunun olmamasından mı kaynaklanıyor, Türkler fazla mı inatçı. Ben
çok şaştım. Bütün konuşmalarımın başa gittiğini gördüm ve kızdım da tabi. Ne
münasebet dedim, biz elbet gerekirse uzlaşırız ama onun görüşü buydu. Ondan
sonra 1-2 gün sonra Lübnan büyükelçiliğinde bir davet vardı, oraya gittim.
Orada konuşurken büyükelçinin yanındaki bir baş katip dedi ki; babanızı
hatırlıyorum, biz vaktiyle burada yine böyle bir ... yapmıştık, babanız
gelmişti. Ben kendisine refaket ettim, beraber dolaştık. Bana sordu
Lübnan’da, durum nasıl bugün? Çok iyi dedim. Herşey gayet iyi, ekonomimiz
çok parlak, hiçbir sıkıntımız yok. Dinledi, dinledi sonra bana dedi ki; ben hiç
öyle görmüyorum sizin durumunuzu. Niye dedim? Sizin komşularınız sizin
toprağınızda gözü var. Büyük devletlerin de burada çeşitil çıkarları var ve bu
tehlikelere karşı sizi koruyacak güçlü bir ordunuz yok. Onun için ben
geleceğinizi hiçte parlak görmüyorum. Sayın İnönü’nün söylediği tamamen
doğru çıktı dedi. Bu konuşmayı yaptığımızda Lübnan’da bir iç savaş devam
ediyordu. Ben dedim ki; biraraya gelelim, toparlanın ve düşmanlarınızdan
kurtarın ülkenizi. Yok biz onu yapamayız dedi. Böyle bir yaklaşım gösterdi. Bir
de başka bir büyükelçi ile, Arjantin büyükelçisi ile konuştum. O daha evvel
olmuştu gerçi ama şimdi söyleyebilirim. Ona sordum niye dedim size boyuna darbe
oluyor? Size dedi söyleyeyim. Bunun sorumlusu askerler değil, bunun sorumlusu
bizleriz, sivileriz. Niye dedim? Bakın anlatayım dedi. Bir seçim oluyor,
iktidara geliyor bir parti. Çok sevinçli herkes, askerlerden kurtulduk,
iktidara geldi bir parti, sivil rejim kuruldu. Bir müddet sonra çeşitli
zorluklar çıkıyor, ekonomik sıkıntılar çıkıyor, mecliste konuşmalar oluyor,
kavgalar çıkıyor gazeteler başlıyor yazmaya. Nedir bu kavgalar, hiçbir iş
yürümüyor, biz böyle yapamayacağız. İyisi bir yine askerler gelsin. Ondan sonra
da onlar geliyorlar dedi. Şimdi gayet son bir şey, onu da söyleyeyim. O da
Ürdün büyükelçisiyle konuşmamdı. O günlerde seçim olacaktı Ürdün’de. Ona
sordum, nasıl dedim seçimler nasıl olacak? İyi olacak dedi sonra anladı benim
niye sorduğumu. Şunu söyleyeyim dedi; bizdeki seçimler sizde olduğu kadar
serbest olmaz. Niye dedim, dedi bizde herkes aynı fikirde değil. Büyük bir grup
var, onlar Ürdün’ün bağımsız devlet olarak devamını istemiyorlar, onlar
öteki araplarla birleşip başka bir devlet kurmak istiyorlar. Bu durumda biz
nasıl serbest seçim olanağı veririz. Şimdi ben bunları toparlayarak şunu
söyleyeceğim; çok şanslıyız ki Türkiye’de Atatürk’ün kurduğu
cumhuriyette bu şartların hepsi gerçekleşmiş durumda. Demokrasiye bağlı güçlü
bir ordumuz var, ortak değerlerimiz var, basınımız demokrasiyi destekliyor,
işte bütün mesela bu ortak değerlere sahip çıkmakta. Şimdi son günlerde son
iktidar döneminde yaşadığımız bir olay var, ortak değerlerin bir tanesi ki o da
laiklik, laik düzen. Onu bir şekilde tarif etmekte tekrar, aşındırmak, ona
karşı hareketler görülüyor. Bu izlenim yaratılıyor. Bütün sıkıntı buradan
kaynaklanıyor. Onun için bunu biz önlemeliyiz. Bunu tabi önleyecek olan iktidar
partisi en başta ama bütün zorluklar oradan kaynaklanıyor. İşte gördük hanımların
büyük toplantısı görülmemiş toplantısı. Onların da korkusu bence o’ydu.
Bizim yarın hepimizin işte bugün örneklerini gördüğümüz gibi bir tesettür
içinde bizim dolaşmamızı isteyecekler mi? Bu ciddi bir korku, yaşamlarını
değiştirecek bir korku. Onun için bu toplantıyı yapıyorlar. Bunu görmek gerekir
ve aynı anlayışla cumhurbaşkanlığı seçimini de sonuçlandırmak gerekir.
Uzlaşarak mümkündür ve laikliğe de toz kondurmadan bu seçimi bir tamamlamak
gerekir, onu bekliyoruz.
Can
Dündar: Çok teşekkürler sayın Erdal İnönü. Aslında yüreklere biraz da su serpen
açılış yaptı böylece sayın İnönü. O kadar korkunç bir tehlikeyle karşı karşıya
olmadığımız, Türkiye'nin bunun üstesinden gelebileceğimiz konusunda bir görüş
beyan etti. Ben Ankara’ya sayın Menderes’e dönmek istiyorum.
Hatırlayacaksınız aslında Türkiye 1950’lili yılları İnönü-Menderes
mücadelesiyle geçirmişti. İkisinin oğulları bugün stüdyomuzda, iki deneyimli
siyasetçi olarak bulunuyorlar. Sayın Menderes siz çok kısa bir süre önce
yazdığınız yazıda, büyük bir krizin eşiğindeyiz demiştiniz. Özellikle bu
muhtıranın arkasından yazdığınız yazıda, diş macunu tüpünden çıktı, aslında
sayın Erdal İnönü’nün de çok sık kullandığı bir benzetmedir bu. Şimdi
bunu nasıl yerleştireceğiz yerine diye yazdınız. Sizce bugünkü kararda bu
tüpten çıkan diş macununun ne derece etkisi vardır ve varsa onu gerçekten tüpe
sokmanın koşulları oluşmuş mudur?
Aydın
Menderes: Anayasa mahkemesi kararı üzerinde iki yönü var, durmak gerekiyor.
Onlardan bir tanesi maalesef olumsuz yönüdür. O da konunun hukuki cephesidir.
Bir çok hukukçumuzu dinledik, 367’nin cumhurbaşkanlığı birinci ve ikinci
tur seçimlerinde oylamaya geçilebilmesi için karar sayısı olmasının yanısıra ve
hatta ötesinde toplantının gerçekleşeceğini sağlayacak olan toplantıyı açacak
sayı olarak belirlenmesi son derecede tartışılacak dünya hukuk standartlarına
kesinlikle uymayan bir karar olarak ortada durmaktadır. Türkiye'nin hukukla
standartlarını anayasa mahkemesinin bu kararı yükseltmemiştir. Bu olumsuz
yönüdür verilmiş kararın. Ancak olumlu bir yönü de vardır, olumlu bir yönü ise
şudur; bir manada diş macunu tüpten çıkmadan anayasa mahkemesinin kararı ile bu
kriz tam hak aşamasına gelmeden durdurulmuş gözüküyor. Sandığın yolu açıksa
hele hele bugün Türkiye'mizde olduğu gibi yakın bir gelecekte eğer sandık
önümüze gelecekse milletin önüne gelecekse Allah’a şükrolsun ki ortada
bir kriz kalmamış demektir. Ben anayasa mahkemesinin kararını siyasetin önünü
açmaya yönelik işi kolaylaştırmaya yönelik toplumda şu veya bu sebepten dolayı
hasıl olmuş bir gazı boşaltmaya, o gazı almaya yönelik bir karar olduğunu
düşünüyorum. Ancak bir başka garipliğe de ben yine burada temas etmek lüzumunu
hissediyorum. Çünkü ben 1980-12 Eylül müdahelesine muhatap olmuş olan Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nde milletvekiliydim. O meclis feshedildi, 12
Eylül’ü yapanlar uzun süre Türkiye’de o meclisi bir cumhurbaşkanını
seçememekten dolayı habire muayeze ettiler, cumhurbaşkanını bile bu
siyasetçiler seçemedi dediler. Şimdi ise bakıyorum Türkiye’de ne kadar tuhaftır
ki bir takım çevreler bugünkü meclisi sen niye cumhurbaşkanı seçeceksin diye
bugünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kızmaktadırlar. Şu ana kadar en
aklıma gelipte gerçekleşmesini istemediğim ihtimallerin başında bugünkü
iktidara Akp’ye aynı düzlemde durmak, onu savunmak gelirdi ama şu ana
kadar soruyorum; Akp’ye yönelik bir takım iddialar var, delili var mı
bunların? Hiçbirisinin delili yok. Eski tabiriyle kaoli mücerette. Şu ana kadar
Akp iktidarıyla ilgili onun tasarruflarıyla, o hükümetin tasarruflarıyla ilgili
herhangi bir yargı adamının, bir savcının, bir girişimi var mı? Benim bildiğim
yok, varsa onu çıkılır var denilir. Peki bir suç duyurusu var mı ciddi, benim
bildiğim o da yok. Peki Akp ile ilgili şu ana kadar bu parti siyasi partiler
kanununun şu maddesini, bu maddesini bozdu, ihlal etti, karşı çıktı diye
herhangi bir ilgili merciilerde bir gelişme olmuş mu, olmamış. Şimdi gayet
güzeldir, Türkiye’de mitingler yapıyoruz. Ancak ben mitingleri birer
akarsuya benzetirim. Bu akarsular denize kavuşurlar. Mitinglerin en büyüğü, en
büyük miting seçimdir. Seçimden daha büyük miting yoktur. Eğer mitingleri
seçimin yerine koymaya kalkışırsanız bu açıkça dayatma olur. Millet de bundan
hoşlanmaz. Bugün şu kararla birlikte Türkiye’de bir gerilim düşmüştür.
Ancak şu karardan öncesi itibariyle ben oturduğum yerden bir kıyaslama
yapıyorum, 27 Nisan gününe nisbetle 1 Mayıs saat 7’ye kadar yani bu karar
anayasa mahkemesinden açıklanana kadar Türk toplumu bölünmüş ve daha fazla
kamplaşmış bir toplum görüntüsündeydi. Bundan daha büyük endişe duydum. Ancak
anayasa mahkemesinin vermiş olduğu bu kararla hiç olmazsa bu gerilim düşmüştür.
Cumhuriyete sahip çıkalım ama kamplaşmış, bölünmüş, herkesin kendi ötekisini
kabul etmek istemeyeceği bir toplumda ise bunu gerçekleştimek mümkün değildir.
Bu itibarla eğer şu temel ilkede birleşiyorsak, nedir o temel ilke? Bakın
Türkiye Cumhuriyeti’nin iki tane kurucu ögesi vardır. Bunlardan birisi
tam bağımsızlıktır, diğeri ise egemenliğin kayıtsız şartsız millette olmasıdır.
Egemenlik kayıtsız şartsız millette ise egemenliğin sahibi milletse
Türkiye’de bir tartışma olmaması gerekir. Bu itibarla ben şu noktada
egemenliğin milletimizde olduğu noktasında buluşulacağını, hızla seçimlere
gidileceğini, sayın cumhurbaşkanına kimin vekalet edeceği konusunun ve diğer
konuların teknik birer ayrıntı olduğunu ama artık çarenin sandıkta seçimde ve
milli iradede olduğunu söylemek istiyorum. Buna yaklaşılmıştır, bundan da
memnunum, bir bakıma anayasa mahkemesinin kararı buna da katkıda bulunmuştur. Bu
özel durumu da gözönünde bulundurmamız gerekecektir.
Can
Dündar: Teşekkür ederiz sayın Menderes. Bu seçim ne getirir onu da tekrar sizin
görüşlerinizi almak üzere size döneceğiz. Gördüğümüz gibi aslında konuklarımız
şu ana kadar olayın hukuki boyutuyla siyasi boyutunu, kararın hukuki boyutuyla
siyasi boyutunu ayırtederek bahsediyorlardan. Buna katılıp katılmadığını sayın
Korkut Özal’a, Necla Arat’a ve Ömer Laçiner’e soracağım, kısa
bir aradan sonra.
Can
Dündar: Ankara’nın en uzun gecesindeyiz dedik. Akp’de toplantı
sürüyor, meclis yarın kararını açıklayacak ve bundan sonrası biraz daha
netleşecek zannediyorum. Bizde tartışmamıza sayın Korkut Özal ile devam
edeceğiz. Sayın Özal diğer iki konuşmayı dinlediniz. Zannediyorum sayın İnönü
ile 30 yıllık bir maziniz de var. 30 yıl öncesinden üniversiteden gelen bir
maziniz var, doğru mudur?
Korkut
Özal: Evet evet.
Can
Dündar: OTDÜ yıllarından tanışıyorsunuz galiba.
Korkut
Özal: Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde rektördü, bende orada hocaydım.
1960’lardan 71’e kadar.
Can
Dündar: Aydın beyle de herhalde aynı dönemde meclisteydiniz.
Korkut
Özal: Bu söylediği 12 Eylül’den evvel biz orada bende milletvekiliydim ve
o 30 tur attık cumhurbaşkanını seçemedik. O olaylarda da sayın Menderes ile
beraberdim.
Can
Dündar: Tamda bende onu soracaktım.
Korkut
Özal: Hemen bir şey söyleyeyim. Yani onu da özel söyledim ama şimdi
izleyenlere. Yani bana göre 1993’te rahmetli Özal rahmetli olunca oraya
seçilecek Erdal bey olmalıydı. Yani onun da hakkıydı, çünkü başbakan
yardımcısıydı ve Demirel o hükümeti yangını 500 günde söndüreceğim, bana ödünç
rey verin diye kurmuştu. Fakat orası açılınca birdenbire yürüdü gitti oraya.
Sayın İnönü de orada zor bir durumda kaldı. Aydın bey için de bir şey
söyleyeyim. Eğer Aydın bey bir kaza geçirdi Allah yani zor bir kazaydı. Eğer o
kaza geçmeyeyip de o eski bağlılığını devam ettirebilseydi bugün muhtemelen bir
cumhurbaşkanı adayı olabilirdi.
Can
Dündar: Demek ki bu gece evet stüdyomuzda iki cumhurbaşkanı adayını, muhtemel
adayı ağırlıyoruz.
Korkut
Özal: Şimdi efendim bu meseleyi biraz özellikle burada oturan değerli genç
arkadaşlarımızın bir persfektifi olsun diye başlayacağım. Müsaade ederseniz
46’dan alacağım işi.
Necla
Arat: Sayın Özal oraya geçmeden önce bir öneri yapabilir miyim?
Korkut
Özal: Buyrun efendim.
Necla
Arat: Sayın İnönü ile ilgili görüşünüze bir uzlaşma vesilesi olarak Chp ile
paylaşabilirsiniz gibi geliyor bana. Akp ve Chp cumhurbaşkanlığı konusunda aday
olarak uzlaşıp pekala bütün problemleri çözebilirler.
Korkut
Özal: Yani ben şu anda Akp’yi Ak Parti diyeyim, benim beyanım
o’dur. Öyle de kendilerini tanıtıyorlar. Ak Parti ile benim herhangi bir
organik ilişkim yok.
Necla
Arat: Sayın başbakana ....
Korkut
Özal: Bakın bu kadar siyaset içinde bulundum, 3 defa milletvekili, 3 defa bakan
oldum particilik hiç yapmadım. Çünkü particiliğin bu ülkeye faydalı bir yol
olduğunu görmedim.
Zafer
Üskül: Partici olarak olmasada bu öneriyi iletebilirsiniz, bir ağırlığınız
vardır.
Korkut
Özal: Şimdi ben buradan hemen şöyle bir alayım.
Can
Dündar: Buyrun.
Korkut
Özal: Efedim ben 46 senesinde liseyi bitirdim ve üniversiteye başladım. O sene
Türkiye çok partili rejime girdi. 7 Ocak 1946’da Demokrat Parti kuruldu
ki işte Aydın bey’in babası Menderes, Celal Bayar hepsi rahmetli oldular.
Fuat Köprülü ve Refik Koraltan. Biz o zaman genciz, üniversite ve ben o sene
üniversitede teknik üniversiteye girdim aynı senenin sonunda. O sene alelacele
bir seçim yapıldı. O seçime ben bu genç arkadaşlara bir anlatmak isterim
kısaca, Türkiye nereden geldi buraya? Seçim daha evvel tek parti vardı. İlk
defa çok partili bir şey oldu ve şöyle bir seçim kanunu çıktı; reyler açıktan
atılacak, sayım gizli yapılacak. Yanlış duymadınız, bugün tersidir. Yani rey
gizli atılır, açık sayılır. O zaman açık atılıyordu rey, bunu da Halk
Partisi’nin o zamanki kadrosu başta babası olmak üzere çıkardılar bu
kanunu. Şimdi bende o ara genç birisi olarak muhalifim. Gençler umumiyetle
muhalif olur. Ben yani Demokrat Parti’yi o zaman benimsiyorum. Gittim bir
havuz başında sabahtan akşama kadar seçim neticelerini arkadaşlarıma da
dağıttım. Takip ediyoruz yani hakikaten bu seçim ne olacak? Ve ben orada akşama
kadar ekmek, kuru ekmekle bekledim çetele tuttum. Seçim bitti benim çeteleye
göre işçiler attılar, Kayseri bez fabrikasındaydı. Yüzde 75’i muhalefete,
3 tane memur aldılar, sandığı götürdüler içeri bir odada tasnif ettiler. Sonra
dediler ki; yüzde 75 Halk partisi kazandı. Yani bunu yaşadım ve o seçimden
sonra bir parlemento kuruldu ve açık söyleyelim, o parlementoya kadar 60 kadar
Demokrat Parti milletvekili girebildi. Yani Kayseri’de olan başka
yerlerde belki halkın zoruyla yaptırılmadı. O girenler de bana göre Türkiye'nin
en büyük demokrasi mücadelesini verdiler ve neticede 1950’de ben
üniversitenin son sınıfına gelmişim teknik üniversitede, bir seçim daha oldu.
Bu seçim bana göre Türk siyasi tarihinin en şerefli seçimidiydi, 14 Mayıs 1951.
Gerek muhalefet, gerek iktidar orada çok dürüst hareket etti.
Erdal
İnönü: O zaman da babam cumhurbaşkanıydı.
Korkut
Özal: Yine de babası cumhurbaşkanıydı. Ben onun şerefini babasına da söylerim.
Yani inanın da bunda hakkı vardır, öbür tarafın da.
Can
Dündar: 46’ya da hak veriyor musunuz Erdal bey? 46’da olup
bitenlere hak veriyor musunuz?
Erdal
İnönü: Bilmiyorum tabi, bilmiyorum.
Korkut
Özal: O zaman belki kendisi talebeydi, bilmiyordu. Üniversitedeydiniz herhalde,
talebeydiniz.
Erdal
İnönü: Evet.
Korkut
Özal: Şimdi efendim o seçimde çok güzel bir seçimdi. Bakın bugün halen öyle bir
seçim yapamıyoruz. 3 tane parti vardı seçime giren, halk partisi, demokrat
parti ve milli kalkınma partisi. Adayları vardı listenin üzerinde, biz
İstanbul’da rey kullandık ve istediğinize işaret koyabiliyordunuz. Parti
seçmiyordunuz, milletvekili seçiyordunuz. Ben bunu istiyorum diye ve her
partiden de seçebiliyordunuz. O kadar daha böyle demokratik yapıydı. Şimdi
bugün millete milletvekili seçtirmiyorlar artık. Millete diyorlar ki; ver
reyini gerisine karışma. Atanan oluyor, bütün milletvekilleri bana göre yüzde
90’ı seçimle gelmiyor, atanmayla geliyor bu sistemde. Kim listenin başına
gelirse. Efendim 10 sene ben Demokrat Parti zamanında hizmet yaptım. O da bana
göre Türkiye'nin demokrasiye halkının açılmasıdır. Biz gittiğimiz zaman halkla
devletin arasında en küçük bir ilişki yoktu. Bir vergi topluyordu, bir de
çocuğunu askere alıyordu. Devletin bu kadar görevi vardı. Ondan sonra bu
demokrasi gelince hizmet gitti, ben mesela su işlerinde çalıştım, köylerin su
işleriydi, şuydu buydu haşır neşir olduk. Çok güzel hatıralarım var.
Can Dündar:
Biraz bugüne gelmeye ....
Korkut
Özal: O devir birdenbire bir ihtilalle kapandı. Bu ihtalin adı 27 Mayıs
ihtilalidir ve bana göre Türk demokrasinin en zarar verici ve halen altında
çıkamadığımız haraketi o’dur ve orada 3 tane de siyaset adamı idam
edilmişlerdir ve açtığınız, okuduğunuz zaman suçlarının ne olduğu da belli
değildir ve ondan sonra bir vesayet geldi Türkiye’ye. Anayasa ile geldi
bu vesayet. 61 anayasası da, 82 anayasa da güzel bir söz söylendi demin,
egemenlik kayıtsız şartsız, eski tabiriyle egemenlik değildi hakimiyetti o.
Hakimiyet bilakayduşart milletindir, bu Atatürk’ün de oraya koydu. Bu
şimdi egemenlik kayıtsız şartsız milletin değil artık, arada bir takım kurumlar
var. Mesela bugün bir anayasa mahkemesi o parlementonun bir şeyinin üzerine bir
karar verebilir hale geldi, daha evvel bu yoktu. Bunun gibi şeylerle Türk
demokrasisi güdümlü hale getirildi. Yani bu gerçek demokratik bir yapı değil.
Nitekim Ap’ya girerken de bize hep söyledikleri şudur; anayasanızı tam
demokratik yapın. Bende buna inanıyorum. Demokrasi, mesala bakın sayın Necla
hanımın organize ettiği Çağlayan şeyinden bende mutluluk duydum. Halkın bu
kadar kendini ifade ederek gelmelerinden yani ben çocukluğumdan beri mutluluk
duyuyorum. Dayatma değil, insanlar kendilerilerini ifade etsinler ve
kararlarını da götürüp sandıkta versinler. Nasıl veriliyorsa verilsin. Maalesef
bugün Türkiye’de sandıkta verilen karar bir iktidar çıkarıyor ama iktidar
muktedir olamıyor, bu anayasanın yapısından dolayı.
Can
Dündar: Bugünkü kararı öyle mi yorumluyorsunuz? Bunun bir uzantısı.
Korkut
Özal: Bugün, şimdi burada geliyorum ben buna. Sistem seçilenlerin yapacağı
yanlışlara karşı anayasaya öyle mekanizmalar konulmuş ki seçilenlerin getirdiği
hükümet iktidar olamıyor. Ak Parti de 4.5 sene iktidar olamadı. Bir şeyler
yaptı, tek başına gelmesinin avantajını kullandı, yani istikrar getirdi. O
istikrarın getirdiği bir takım şeyler oldu, fakat bir demokratik yapıyla
Türkiye'nin önünün açılması mümkün olmadı. Bunun önünün açılması yine demokrasiyle
olması lazım, ben başka bir sistem düşünmüyorum. Şimdi bugün şu görenlerde
gösterildi ki o 3’te 2’ye yakın ekseriyet alan bir parti bugün
cumhurbaşkanını seçemez hale getirilmiştir bu son kararla.
Can
Dündar: Necla hanımın itirazı var, 3’te 2 değil.
Korkut
Özal: Evet bir dakika efendim, herkes fikrini söyleyecek.
Necla
Arat: Bir kaç konuya itirazım var bir değil.
Can
Dündar: Evet hepsini alacağım şimdi.
Korkut
Özal: Şimdi bu parlementodan artık cumhurbaşkanı çıkmaz.
Can
Dündar: İzin verir misiniz bundan sonrakini evet, süreci alacağım sizden.
Korkut
Özal: Bu verilen karar bu istikamette verilmiştir. Bu kararla turlar atılır,
demin Zafer bey de ifade etti ve bunun sonunda Türkiye seçime gider. Seçim
meseleyi çözer mi, çözmez. Eğer bu karar burada durursa seçilen hiçbir
parlemento cumhurbaşkanını seçecek duruma gelmez. Bu bakımdan bence mesele
sadece bir seçim meselesi değildir. Bu seçimde milletin bu anayasanın yorumuna
göre reyini kullanması lazımdır ve ben inanıyorum ki bu millet o reyini bu
anayasanın çıkmasını çözecek şekilde de kullanacaktır.
Can
Dündar: Ona da ikinci turda geleceğiz, çok teşekkür ederim. Sayın Arat,
itirazlarım var dediniz.
Necla
Arat: Evet teşekkür ederim.
Can
Dündar: Hem mitingden biraz bahsedelim.
Necla
Arat: Bahsedelim tabi.
Can
Dündar: Bu mitingin etkisi ne oldu karar üzerine?
Necla
Arat: Ama programın adı Neden olduğuna göre ben sayın Korkut Özal’a
söylediği bazı şeyler konusunda neden sorusunu yönelteceğim. Çünkü genç
arkadaşlarımız var, siyaset bilimi öğrencileri. Onlar siyasi tarih de
okuyorlar. Yani 1946 sonrasını ve seçimleri nitelerken yaptığınız
değerlendirmeler konusunda karşı görüşleri de bilmelerinde yarar var. Elbetteki
çok partili rejimle demokratik yaşama geçildi ama neden 1960 devrimi oldu?
Durup dururken mi oldu, bir takım nedenleri vardı. Ben lise son sınıf
öğrencisiydim.
Korkut
Özal: Ben o zaman bölge müdürüydüm efendim Elazığ’da.
Necla
Arat: Devrim olduğu zaman izin verirseniz, devrim olduğu zaman tanıklık ettim.
Millet kesinilkle sokaklardaydı. Büyük bir bayram havası yaşandı. Hiç kimse
itiraz etmedi, demek ki hükümetin yaptığı o iktidar süresince bir takım
yanlışlar vardı. Ülke yine bir bölünmüşlük süreci içerisine girmişti.
Radyolarla her gün farklı listeler yayınlanıyordu. Şimdi bu tabi bugünkü
konumuzla ilgili değil. Bugünkü konumuzla olan itirazım bütün demokrasilerde
yüksek yargı merciileri, yüksek mahkemeler vardır. Anayasa mahkememiz ve
Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal bir kuruluşu ve bir yüksek yargı merciidir.
Aldığı kararı beğensenizde, beğenmeseniz de hukukun üstünlüğüne inanıyor ve
saygı gösteriyorsanız, bu bütün hukukçuları bağlıyor. Bu karara saygıyla
karşılamamız gerekiyor.
Korkut
Özal: Niye yargıtay değil de anayasa mahkemesi?
Necla
Arat: Çünkü ona verilmiş bir görev.
Korkut
Özal: Niye yargıtay’ı yapmadılar diyorum.
Necla
Arat: Bu anayasaları da biraz evvel arkadaşımla da konuştuk ....
Korkut
Özal: En büyük hukuk kuralı yargıtay’dır.
Necla
Arat: Bakın bu anayasaları hukukçular yaptı, askerler yapmadı. Her dönemde
hukukçular üniversite öğretim üyeleri, siviller. Bir filozof diyor ki; benim
ülkem yaptığımdır. Bugün ne kadar yanlışımız varsa hepimizin sorumluluğu var
burada. Tutup herhangi bir kuruma bunu yükleyemeyiz. Siz uzun yıllar parlementoda
görev yaptınız, bütün bu değişikliğini istediğiniz şeyleri neden o zaman yapmak
üzere arkadaşlarınızla birlikte girişimde bulunmadınız, sorusunu da sorarım.
Korkut
Özal: Bulundum efendim, bulundum. Bütün hayatım bununla geçti.
Necla
Arat: Yani gerçekleştiremediniz ama sonuç alamadınız.
Korkut
Özal: Ben halen bugün de bulunuyorum ve diyorum ki; şu anayasal yapının
düzeltilmemesi halinde Türkiye bir büyük demokrasi olamaz diyorum. Bu
anayasayla Türkiye bir yere gidemez. Ben bunu bugün söylemiyorum, abim başbakan
olmuştu 1983 seçiminde beraber gidiyorduk. Abi dedim, önce şu anayasal yapıyı
değiştirin. Ne zaman söyledim bunu, 1983’te daha o yeni başbakan olmuştu.
O da bana dedi ki; ya Korkut dedi şu ekonomiyi bir düzeltelim, sonra bu şeyi yaparız.
Bende ona dedim; sen ekonomiyi düzeltirsin ama bu anayasa eğer bu şekilde
giderse senin ekonomiyi düzelttiğinin içine de okurlar. Nitekim ondan sonra
gelenler de o ekonomiyi batağa götürmüşlerdir yani.
Necla
Arat: Sayın Özal, anayasayı değiştirmemiz yetmiyor. Kafaları değiştirmediğimiz
sürece yasalar çok fazla iş göremez hale geliyor.
Korkut
Özal: Yalnız kafa değil efendim, yasaları da değiştirmemiz lazım.
Necla
Arat: Tabi kafalar insanlara ait. Yani zihniyetler değişmediği sürece yasaların
çok büyük etkisi olamıyor ne yazık ki.
Korkut
Özal: Buna aynen katılıyorum, bir imza da ben atarım.
Necla
Arat: Ama bakın bu laiklik konusundaki tartışmalar bugün yaşanıyor ve bir takım
problemler doğuyorsa ben öyle sanıyorum ki bu tartışmaların ortaya çıkmasında
15-20 sene evveline gittiğimizde siz madem ki 40’lı yıllara kadar
gittiniz, laiklik içi boş bir kavramdır, yeniden tartışılması lazımdır,
temelleri duruşması yapılmalıdır türünden görüşleri sizinde içinde bulunduğunuz
bir vakıf sık sık dile getirdiğini biliyorsunuz yakından.
Korkut
Özal: O zaman şunu sorayım, siz devam edin efendim; bakın Türkiye bir hukuk
devleti, ne demek hukuk devleti?
Necla
Arat: Ama izin verirseniz karşılıklı konuşmayalım da ben görüşlerimi sonra.
Can
Dündar: Siz neden diye sorunca cevap hakkı doğdu efendim.
Korkut
Özal: Bakın bir dakika efendim. Laiklikle ilgili son genelkurmaydan yapıldığı
söylenen bildiri de dahil eğer Türkiye’de laikliğe aykırı bir takım
hatalar, suçlar işleniyorsa bunun mercii ortalığı birbirine katacak bir bildiri
mi yayınlamaktır, yoksa meseleyi yargıya mı götürmektir?
Necla
Arat: Sayın Özal eğer bay Lagendijk Türkiye hakkında her şeyi söyleyebiliyorsa
yurtdışında, Avrupa Birliği komiserleri herşeyi söylüyor, bize hangi doğrultuda
hareket edeceğimiz buyruklarını veriyorlarsa sınırlarda veya bölücülerle
mücadelede kanlarını, canlarını veren askerlerin de bu ülkede bir söz hakkı yok
mu? Demokrasilerde her yurttaş konuşur. Subay olduğu için, apoleti, yıldızı
olduğu için ona sus mu diyecek? Elbette söyleyecek.
Korkut
Özal: Hayır efendim. Merciine gitsin.
Necla
Arat: Oy veriyor, oy verdiğine göre bu konularda görüşünü de bildirecek.
Korkut
Özal: Yani ben o söylediklerini yazdıklarını mercii onun kamuoyuna böyle bir
bildiri değildir. Bu bildiri bakın Türkiye'nin ekonomisini silkeledi.
Birdenbire borsa yüzde 8 düştü ve o dediğiniz hatalar düzeldi mi, düzelmedi.
Düzelmlesinin yolu bu mu, bu değil.
Necla
Arat: Ama herşey borsa demek değil, ekonomi zaten bozuk.
Korkut
Özal: Yargıya götürün, suçluyu cezalandırın bitirin.
Necla
Arat: Bütün bu pembe tablolara rağmen biz biliyoruz ki halk ekonomik sıkıntı
içerisinde. Çok rica ediyorum, Ankara’da yürüyen 1 milyon insan,
İstanbul’da yürüyen 4 milyona yakın insan piknik yapmaya mı çıktı?
Sıkıntıları vardı, sıkıntılarını ifade ediyorlardı ve bu sayı biraz evvel
konuşulduğu gibi bu kadarla sınırlı değil.
Korkut
Özal: Efendim ben ona bir şey demiyorum.
Necla
Arat: Türkiye'nin her tarafından bu toplantılara gelemeyenler sizlerle
birlikteyiz diy bizlere mesajlar halen gönderiyorlar. 12 tane arkadaşım
telefonların başında onlara cevap veriyor. Bizde katılacağız, daha da çok
bunlar dile getirilmeli diye. Yani halk bir takım sıkıntıları, korkuları,
kaygıları içselleştirmiş durumda. Bu durup dururken olmadı, kabus görmüyorlar.
Bir şeyler var, yanlışlar var. Lütfen bu yanlışları iktidar görsün ve
düzeltsin. Muhalefetle birlikte halçaresi arasın, bir uzlaşma noktası
bulsunlar. Halk şimdi bizim burada tartıştığımız hukukun teknik konularıyla hiç
ilgilenmiyor. Halk somut şeyler görmek istiyor, çözüm istiyor halk. Halk orada
haykırdı, ne dedi; devrim yasalarına saygılı cumhurbaşkanı ve devrim yasalarına
saygılı hükümet istiyoruz dedi. Peki neden diye acaba hükümet düşünüyor mu?
Halk neden bunu söylüyor? Somut hiçbir şey yok diyorsunuz. Bakın son günlerde
aşağı yukarı 6-7 yaşında, bildiride de sözü ediliyordu bunun, kız çocuklarının
23 Nisan’larda ne şekilde insanların karşısına çıkarıldığı. Küçücük
yaşlardan yapılan koşullandırmanın daha sonra demokrasi için yararlı olup
olmayacağı da düşünmeli. Geleceğin anneleri olacaklar bunlar.
Korkut
Özal: Efendim bunlara bakın, tekrar Necla hanım.
Necla
Arat: Yani bakın eğitime ve devlete din vurgusu çok ağır bir şekilde yapılıyor,
halk bundan tedirgin.
Korkut
Özal: Ama bunun yolu, bunu getirip böyle bir askeri tebliğle değil, merciine
götürmek. Türkiye’de mahkemeler var.
Necla
Arat: Hayır orada kaygılar dile getiriliyor. Yani orada bir uyarı yapılıyor.
Korkut
Özal: Türkiye’de idari mahkemeler de var. Uyarı değil, bu eğer suçsa
götürüp üzerine gitmeli, cezasını vermeli ki bir daha tekerrür etmesin bu.
Necla
Arat: O zaman siz bizim yaptığımız mitingi çok beğendiğinizi söylüyorsunuz.
Demek ki miting konusunda da içtenliğiniz hususunda kuşku duyarım. Neden?
Korkut
Özal: Efendim ben miting için söylüyorum. Bizde gençliğimizde çok miting
yaptık.
Necla
Arat: Çünkü orada da ama benzer görüşler dile getirildi yani.
Korkut
Özal: O görüşlerin ben inşallah sandığa yansımasını isterim sayın Arat.
Necla
Arat: Yansır yansımaz onu bilemem ama halkın büyük bir kesimi bu görüşleri
paylaşıyor.
Korkut
Özal: İnşallah sandığa yansır o görüşler de Türkiye'nin ilerlemesinde şey
yapar.
Can
Dündar: Teşekkür ederim. Şunu anlıyoruz ki aslında Korkut bey de mitingi son
derece olumlu karşıladığını söylüyor ama ....
Korkut
Özal: Ben olumlu karşılıyorum. Yani halkı böyle şey yapmak ne güzel bir şey.
Can
Dündar: Askerin bir devreye girmesi bir muhtırayla, bir bildiriyle devreye
girmesini doğru bulmuyor. Siz bunun da olması gerektiğini, olabileceğini
söylüyorsunuz.
Necla
Arat: Şimdi bakın yani bunun bu kadar eleştirilmesini anlamakta güçlük
çekiyorum.
Korkut
Özal: Hangisinin efendim?
Necla
Arat: Ne derseniz deyin ....
Can
Dündar: Askerin müdahelesini.
Necla
Arat: Yani böyle bir uyarının yapılmış olmasını silahlı kuvvetler tarafından
veya genelkurmay tarafından, demokrasiye tamamen ters, demokrasilerde olmaması
gereken bir şey olarak yorumlanmasını anlamakta güçlük çekiyorum. Çünkü
demokratik kurumlardan bir tanesi silahlı kuvvetler. Ülkenin önemli, sevilen
sayılan bakın orada ben o büyük kitlenin karşısında insanların verdiği tepkiyi
yakından izledim, sizde izlediniz. Ordu söz konusu olduğunda bu halk ordusuna
çok bağlı, askerini seven bir halk. Büyük saygısı var. Boğaziçi Üniversitesi’nin
yaptırdığı araştırmalar var, başka araştırma kurumlarının yaptırdığı
araştırmalar var, halen Türk silahlı kuvvetleri en çok güvenilen kurum olarak
halkın nezdinde büyük bir yere sahip. Dolayısıyla bu en çok itibar edilen,
güvenilen kurumun çıkıpta bir konuda fikrini ifade etmesinde ne gibi bir zarar
var? Siz ediyorsunuz, ben ediyorum, genelkurmay başkanı niçin edemesin?
Korkut
Özal: Efendim yani ben bunun yolunun 3 tane kanalı var. Biri milli güvenlik
kurulu var. Asker orada temsil ediliyor. Orada bütün sıkıntılarını en yüksek
merciilere, başbakana yardımcılarına hepsine söyleyebilirler.
Necla
Arat: Ama anlamıyorlar işte, dinlemiyorlar.
Korkut
Özal: Efendim bir dakika, burada düzeltmemiz amaç.
Necla
Arat: Cumhurbaşkanı söyledi, genelkurmay başkanı söyledi.
Korkut
Özal: Bunu ortaya atıpta ortalığı karıştırmak amacınız olamaz öyle değil mi Can
bey? Ben burada onun söylemesinin karşısında değilim. İkinci yer nedir,
yargıdır. Nitekim benim duyduğuma göre yargı şimdi bunların üzerine gidiyor.
Necla
Arat: Geç ama?
Korkut
Özal: Ama bunu getiripte mesela bugün demokratik bir ülkede alalım bir ülke,
İngiltere’de ordunun böyle bir şey yaptığını duydunuz mu hayatınızda?
Necla
Arat: İngiltere’de bizimki gibi laiklik konusunda kaygılar olduğunu
duydunuz mu?
Korkut
Özal: Almanya’da?
Necla
Arat: Bakın Almanya’da aynı.
Korkut
Özal: Fransa’da, İtalya’da?
Necla
Arat: Ama Almanya’da bakın nasyonel faşistler bir dakika dışarıya
çıkamazlar. Hiçbir yere simgeleriyle vs.
Korkut
Özal: Ama orada ordu yayın yapmaz orada.
Necla
Arat: Her ülkenin kendine özgü korunma yöntemleri vardır.
Korkut
Özal: Oranın anayasayı koruma kurumları vardır.
Necla
Arat: Demokrasinin de korunmaya gereksinmesi vardır.
Can
Dündar: Tam bu noktada sayın Menderes bir şey söylemek istiyor Ankara’dan
ona bağlanalım. Buyrun sayın Menderes.
Aydın
Menderes: Şimdi önce bu bir diyalog olacaksa ona göre birincisi. İkincisi bu
sayın Arat’ın 27 Mayıs’a temas etti. O konuda 1-2 cümle söylememe
izin vermenizi rica ediyorum. Her iki hususu birarada bir dikkatlerinize
arzetmek istedim sayın Dündar.
Can
Dündar: Evet teşekkür ederiz sayın Menderes. Aslında tabi diyalog olacak yani
tartışmamız içinde ve gayet de canlı gidiyor bana sorarsanız. Necla hanım
tamamlayacaksanız son cümlenizi alayım, sayın Laçiner’e döneceğim.
Necla
Arat: Evet. Çağlayan mitingi ile ilgili bir sorunuz olmuştu. Aslında Çağlayan
mitinginde öyle sanıyorum ki kamuoyunun tümünün üzerinde birleştiği nokta; bu
mitingin belki de bir sübap vazifesi gördüğü, yani halkın görüşlerini,
düşüncelerini rahat bir şekilde açıkladığı bir yer.
Korkut
Özal: Sübap ne vaziyeti?
Necla
Arat: Bir sübap, yani dışa vurdular görüşlerini, özgürce, barış içerisinde, bir
şenlik havasında ve orada laiklik üzerinde çok önemil bir vurgu yapıldı. Yadsınamaz
şekilde laikliğin sonuna kadar savunulması gerektiği ve savunulacağı dile
getirildi. Bölünmüz bütünlük, ülke bağımsızlığı konusunda herkes hem fikirdi.
Devrim yasalarına saygılı bir cumhurbaşkanı konusundaki duyarlılıklar çok net
bir şekilde dile getirildi ve demokrasi. Demokrasi isteği dile getirildi. Yani
gerçek demokrasi ama, demokrasicilik değil. Bütün bunlar Türkiye için çok
olumlu şeyler diye düşünüyorum ben ve mitinglerin ülkenin diğer
il’lerinde tekrarlarnması için inanılmaz talepler geliyor. Hatta biz
biraz aramızda şakalaştık, dedik ki; biz yani miting komitesi olarak bir
yerlerde miting yapacak kişiler değiliz. Sadece İstanbul’da bu
düzenlemeyi yaptık, herkes kendi yerel ortamında demokratik koşulları ve tabi
yasal koşulları yerine getirerek bunu yapabilir. Şimdi burada en önemli nokta
sanıyorum ki halkın bu mesajlarını doğru okumak ve bu mesajlar doğrultusunda
gerekli düzeltmeleri yapmaktır. Görmezlikten gelmek olmamalı.
Can
Dündar: Evet bu da seçimde olacak herhalde. İkinci turda onu soracağım.
Akp’de MKYK toplantısı sona erdi, oradan bir açıklama bekliyoruz. Oradaki
açıklamayı da size anında yansıtacağız, tartışmamızın son turuna gireceğiz
ondan sonra da. Sayın Laçiner’in toparlamasını rica edeceğim ilk turu,
kısa bir aradan sonra.
Can
Dündar: Sayın Ömer Laçiner’e vereceğim sözü ama ondan önce Aydın bey
Ankara’dan bir cevap hakkı istemişti, ona kısaca döneceğim. Ondan sonra
sayın Laçiner’e geleceğim. Aydın bey deminki tartışmayla ilgili
zannediyorum siz söylemek istedikleriniz olduğunu belirtmiştiniz. Alalım onları
lütfen, buyrun.
Aydın
Menderes: Şimdi sayın Dündar nezaketinize çok teşekkür ediyorum.
Can
Dündar: Estağfurullah.
Aydın
Menderes: Bu diyalog olmasına benim bir itirazım yok, ancak öyle bir durumda
benim de mikrofonum da açık olursa bu diyaloga tadını kaçırmayacak şekilde
katkıda bulunmak isterim.
Can
Dündar: Her zaman estağfurullah. Sürekli açık tutacağız mikrofonunuzu buyrun.
Aydın
Menderes: Sağolun. Şimdi herkes kendine yakışanı yapar. 27 Mayıs için herkes
istediğini düşünür, istediğini söyler ama 27 Mayıs’ı haklı bulan, öven
bir kimse kesinlikle demokratlıktan bahsedemez. Eğer her 27 Mayıs iyi diyorsa,
hem de ben demokratım diyorsa bunun da lügattaki adı; takiye kere takiyedir,
bir kere bunu bir yerine koyalım bu işi. İkincisi, bir üniversite profesörü hem
de bir hanımefendinin 47 yıldır milletin acısı dinmemişken o konuyla ilgili bir
dizi karşısında o günleri yaşayan, yaşamayan herkesin nasıl bir dehşet içinde
kaldığını görmemezlikten gelerek 27 Mayıs’a da bu şekilde sahip çıkmasını
fevkalade garipsediğimi de söyleyeyim. Şimdi sayın Arat’a ben soruyorum,
12 Mart için ne diyorsunuz? 12 Eylül için ne diyorsunuz, o zaman da asker
konuştu. Sıkıyönetim mahkemelerinin verdiği kararlara ne diyorsunuz bugüne
kadar? Kenan Evren’e, Tahsin Şahinka’ya ne diyorsunuz, Faik
Tülün’e ne diyorsunuz, Ali Elverdi’ye ne diyorsunuz? Eğer hayır
onlar da darbe, 27 Mayıs devrim diyorsanız eski bir milli birlik komitesi üyesi
Kamil Karavelioğlu gibi bunları ayırt etme hakkını nereden buluyorsunuz? Neye
göre meşrulaştırıyorsunuz bunu? Bu acıları Türkiye'nin kapatması lazım.
Demokrasi varsa bu ülkede 27 Mayıs her zaman Türkiye'nin en kara günü olarak
hatırlanacaktır. Bunun böyle bilinmesinde fayda vardır.
Can
Dündar: Teşekkür ederiz sayın Menderes. Bir türlü gelemiyoruz sayın
Laçiner’e ama sayın Arat’ın cevap hakkı var, buyrun evet.
Necla
Arat: Sayın Menderes ben acınıza saygı duyuyorum, ancak tarihsel olaylara
bakarken toplumsal olayları değerlendirirken asla duygusal davranmamalıyız.
Yani dizileri arkasına sığınmamalıyız. Ben burada dile getirdiğim şuydu;
Aydın
Menderes: Niye siz duygusal olmuyorsunuz da ben niye duygusal oluyorum efendim?
Necla
Arat: İzin verirseniz, sayın Menderes dile getirdiğim şuydu; neden yapıldı?
Durup dururken niçin yapıldı? Şartlar oluşmuştu?
Aydın
Menderes: 12 Eylül niye yapıldı? 12 Mart niye yapıldı?
Necla
Arat: Yani 12 Mart ve 12 Eylül’ü asla 27 Mayıs’la aynı kefeye
koymuyorum. Ben de her ikisini şiddetle karşıyım.
Aydın
Menderes: Ne hakkınız var, bunu neye göre ayırıyorsunuz siz.
Necla
Arat: 12 Eylül anayasasına hayır oyu veren küçük azınlığın içerisindeyim.
Aydın
Menderes: Bana yarayan darbe yaşasın, yaramayanı kötüleyim gitsin böyle şey
olur mu? Böyle bir çifte standar olur mu koskoca bir profesör hanımefendi?
Necla
Arat: Ne demek çifte standart? Yani bu yarattıkları şartlara göre
tartışırsınız.
Aydın
Menderes: Böyle bir çitfe standart yakışıyor mu size yani?
Necla
Arat: Cumhuriyet tarihinin en özgürlükçü anayasasını yapan bir devrimdir 27
Mayıs.
Aydın
Menderes: Hadi bakalım kolaysa getirin bir daha o anayasayı.
Necla
Arat: Gelecektir, merak etmeyin bir süre sonra gençler yetişiyor.
Aydın
Menderes: Haydi meydanlarda bağırtın 27 Mayıs anayasası diye.
Necla
Arat: Devrimci ve demokratik bir anayasaya elbette kavuşacağız.
Can
Dündar: Teşekkür ederim sayın Laçiner size .....
Aydın
Menderes: O size göre öyle olur sadece. Aklınız tek parti aklı. Nesil tükenmiş.
Can
Dündar: Bir son dakika gelişmemiz var hemen onu duyuralım. Ak Parti yeni
turların ay’ın 3’ünde, 3 Mayıs’ta, 7 Mayıs’ta,
11’inde ve 15’inde yapılacağını ilan etti. Onları önerecek yarın.
Böylece önümüzdeki takvim bu saatte biraz netleşmiş oluyor. Yarın herhalde
bunun ayrıntıları belli olacaktır. Buyrun sayın Laçiner.
Ömer
Laçiner: Şimdi bu tartışmaların tümünde bizler bazı gerçekleri ihmal ederek
konuşuyoruz. Şimdi şuradaki kısa tarih açıklamasından da anlaşıldı ki Türkiye
toplumunda başlıca iki kesim, iki ayrı tarih anlatısı var. Aynı olaylar yaşanıyor,
fakat iki ayrı tarih mümkün. İşte birinde 27 Mayıs Türkiye'nin en şanlı günü,
öbüründe Türkiye'nin en kara günü olabiliyor. Aydın Menderes o günün Türkiye
toplumu için büyük bir yas olduğunu söylüyor, Necla hanım da diyor ki; Türkiye
halkı dışarıya çıktı, büyük bir sevinç vardı diyor. Olayın bütününe baktığınız
vakit de iki bakışta bir yeri görüyor. Mesela eğer sayın Arat’ın dediği
doğru olsa evet öyle bir şey de oldu, sayın Arat yanlış bir şey söylemedi.
Sokaklara çıkıp haykıran, sevinen, askerleri omuzuna alan insanlar vardı. Bende
askerdim o zaman, bizde omuzlara alındık. Askeri talebeydim hatta o zaman böyle
bir şey oldu, ortaokul talebesiydim böyle bir şey oldu. Ben orada öyle yaşadım
ama öbür tarafta hemen 1 sene sonra seçim oldu, Demokrat Parti’nin devamı
olan iki parti bir önceki seçimde Demokrat Parti’nin aldığı oydan çok
daha fazla oy alarak iktidara geldiler. Peki bu da bir gerçek, o zaman biz
demek ki Türkiye’yi herkes görmek istediği yerden okuyor. Mesela son
mitingler, dediğiniz gibi demokratik olgunluk bakımından hakikaten
sevindiricidir. O insanların haklarını kullanması bakımından son derece
önemlidir ama biz biliyoruz ki öbür tarafta sessiz, eğer meydanlara çıksa o
kadar bir kalabalıkta öbür tarafta vardır. İşte bu iki taraf var. Şimdi eğer
uzlaşma sözcüğünü doğru kullanıyorsak bu iki kesimin duyarlılıklarını
birleştiren bir şey yapmamız olabilirdi. İstenilebilen budur, olabilirdi bu ama
Türkiye’de uzlaşma denilirken başka bir şey daha kastediliyor. Şu anda
biz laiklik elden gidecek endişesini duyan insanları anlayabiliriz, haklı
haksız böyle bir endişe duyan bir kalabalık var. Fakat öbür tarafta hayat
tarzlarını ya da muhafazakar hayat tarzlarının bugüne kadar baskı altında
olduğunu ve bu hayat tarzına sahip oldukları için de yıllardır
aşağılandıklarını düşünen çok ciddi de bir kitle var.
Necla
Arat: Hiç böyle bir baskı söz konusu değil.
Ömer
Laçiner: Efendim vardı, bizde şey yapmayalım. Yani bu insanlar bu kanaattelerse
nasıl laiklik endişesini duyanlara diğerleri hayır bundan korkmanıza gerek yok
diyorlarsa onları şey yapabilir. Öbür tarafında ben böyle bir hayat yaşadım
desin ciddi alırız. O öyle yaşamıştır, o eğridir doğrudur ama böyle bir
duyarlılık vardır bu toplumda ve bugün Türkiye’de eğer bunu bir sağ-sol
seçmen diye ayırabiliyorsanız Türkiye toplumunun yüzde 60’ı böyle biraz
önce benim söylediğim yani muhafazakar hayat tarzında olanlar baskı gördüler,
kısıtlamalara tabi tutuldular, ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüler
diyenler bu Türkiye toplumunun yüzde 60’ıdır. Seçim sonuçları,
Türkiye'nin son 40-50 yılının seçim sonuçları .....
Korkut
Özal: 66
Ömer
Laçiner: Evet ben biraz daha, budur böyledir. Türkiye yarın seçime gittğinde de
sağ dediğimiz partilerin alacağı oylar yine bu oranın civarında olacaktır, bu
böyledir. Şimdi son duruma gelerek yeniden belki geriye dönebilirim. Eğer şu
son karar Türkiye’deki bu iki farklı hayat tarzını tespit edenlere ....
Korkut
Özal: Neyi kastediyorsunuz son kararla?
Can
Dündar: Anayasa mahkemesi kararı.
Ömer
Laçiner: Anayasa mahkemesi kararı, evet o. Bunun da eğer bir tarafta işte
meydanlara giden 1 milyondan, 3 milyondan, 4 milyondan bahsediliyor bu şeyler
artık harekete geçmiş olan bu kesim böyle bir şey varsa öbür tarafta henüz
harekete geçmemiş, harekete geçirilmeyen ama yarın sandığa oylarını verebilecek
olan diğer kesimler de varsa ortada bir yarılma vardır, bir kere toplum yarıldı
şu anda. Bu anayasa mahkemesinin son kararı dediğim gibi hukuka uygun değildir,
anayasa mahkemesi yüksek hukuk mantığında davranmamıştır ama pratik ve pragmatik
olarakta uygun bir karar vermiştir. Yani şurada bir nefes alma imkanı sağladı
bu karar. Ben o bakımdan da Akp’nin de bunu hoş karşıladığını biliyorum.
Yani onun için de fazla üzerine gitmeyecek gayri hukukidir falan demeyecek.
Çünkü ona da bir nefes alma imkanı hazırlıyor. Şu anda biz bilelim ki
Türkiye’de böyle bir şey var. Bu işin sosyolojik tarafı. Siyasi tarafına
baktığınız vakit demin Korkut bey’in söylediği noktaya geliyorum. Şimdi
onun söylediğine bir katıldığım yönü var, bir katılmadığım yönü var. Birincisi,
demokrasiler sadece oy alıp iktidara gelen insanların her dediğini yaptığı
yerler değildir, onları kısıtlayan anayasal müesseseler vardır. Anayasa
mahkemesi de bunlardan biridir. Tabiki orada bütün aşağı yukarı yani örnek
alabileceğiniz demokrasilerde bu tür kurumlar vardır. İkincisi çok daha önemli,
siyasal iktidarların asla ve asla çiğnemeyecekleri bir takım temel haklar
toplum donatılmıştır. Söz hakkı, örgütlenme hakkı, sendika hakkı falan bütün
bunların da eksiksiz işlediği bir zemin vardır. Her türlü karar alınabilir ama
bu özgürlüklere, bu temel haklara dokunulamaz. Bunun bu Türkiye’de yeteri
kadar temin edilmiş değildir, bunun büyük suçlusu da bu darbeleri falan
yapanlardır, askerler. Şimdi Türkiye bunu temel hakları zenginleştirerek,
topluma temel hak ve özgürlüklerini vererek sağlamaya yoluna gitmedi. Bunu bir
takım bürokratik müesseselere bir takım yetkiler vererek yaptı, yanlış olan
budur. Türkiye toplumuna güvenilecek, Türkiye toplumunun bir olgunlaşma
sınavından geçmesine ....
Korkut
Özal: Çekilenlere yani.
Ömer
Laçiner: Evet. Evet Demokrat Parti döneminde o olur, bu olur biz demokrasiye
alışıyoruz. Bu kurumların oturmasını bekleyeceğiz, bunun çilesini çekeceğiz,
bunun emeğini vereceğiz, bunlar oturacak, tecrübelerimizle toplum bunları
öğrenecek ve artık siyasal iktidarların yoldan saptaması şu veya bu nedenle
laikliğe aykırı davranış ya da o, bu neyse yani bütün bunlara toplum tepkisini
gösterecek. Ben o yürüyüşlerin tek olumlu tarafını bunu görüyorum. Bir toplumda
bir kesim eğer benim laiklik diye anladığım şeyi doğru, eğri ama benim bu
hassasiyetime aykırı bir şey olursa ben haklarımı kullanırım diyebiliyor.
Türkiye toplumunun bu sorumluluk bilincinde olması bir kesimin en azından
kendini ilgilendiren konularda, bu olumlu bir şeydir ama başkalarının da
hakları vardır. Türbanıyla yüksekokula gidemeyen kızın da hakkı vardır, bu
haklar çiğnenmemelidir, o da son derece temel bir hakkın ihlalidir bana göre.
Şimdi Türkiye toplumuna güvenmediği için, anayasalarımızı yapanlar, cumhuriyetimizi
kuranlar Türkiye toplumuna güvenmiyorlar. Türkiye toplumunun belirli
niteliklerinin alt olduğunu, aşağı olduğunu, gelişmemiş olduğunu falan
düşünüyorlar. Onun için Türkiye toplumuna yetki verilmek istenmiyor. Bunda hem
bu işte şu anda laiklik falan endişesini duyanlar kadar, Türkiye toplumunda
bugün sağ adına hükümet etmiş olan partiler de öyledir. Onlar da Türkiye
halkına gerçekten güvenip onun elini haklarla donatmadılar. Onun adına
kendilerinin yetkilendirilmesini istediler sadece. Şimdi Türkiye toplumu eğer
mevcut iktidarların işte cumhuriyetin ilkeleri, prensipleri ya da anayasal
hudutlarından dışarı çıkmasını, ihlal etmesini önleyebilme konusunda ya da
başka, devletin çünkü sadece bu anayasadan, anayasanın kurallarından çıkma
endişesi iktidarlardan, bu değil. Bir de devleti kuranların Türkiye’deki
bütün iktidarları empoze ettiği belirli politikalar vardır. Türkiye toplumunun
belirli sorunlarına o kesimler karar verirler ne uygulayacağına. İşte
Türkiye'nin çok önemli sosyolojik sorunu kürt sorununa onlar karar verirler.
Türkiye’de laikliğin ne olduğunu ve nasıl uygulanması gerektiğine onlar
karar verirler. Türkiye toplumunun işte efendim neyi komünizm diye
adlandırılabileceğine falan onlar karar verirler ve bu konuda hükümetlerin
kullanabileceği karar marjları azdır. Bir bürokratik mekanizma Türkiye’de
başta silahlı kuvvetler olmak üzere, bunlar şu anda siyasal iktidarın üstünde
bir vesayet hakkına sahip bulunuyorlar, bu kabul edilir bir şey değildir. Sayın
Necla Arat’ı gerçekten çok yadırgadım, şu ya da bu olabilir ama Türkiye
Cumhuriyeti’nin bir müessesesi olan tarafsız olması gereken devletin bir
kurumunun ben tarafım diyebilmesi ve siyasal iktidara böylesine bir şey
söyleyebilmesi demokrasiyle de, cumhuriyetle de çatışır.
Necla
Arat: Ama laiklikten taraf olduğunu söyledi. Temel ilkeden taraf.
Ömer
Laçiner: Hepimiz tarafız.
Necla
Arat: Hepimiz tarafız tabi.
Ömer
Laçiner: Laiklik onların şeyi değildir, yorum yerinde bir şey değildir.
Necla
Arat: Bizim demedi zaten, bende tarafım dedi. Halk da taraf olduğunu belirtti
ayrıca.
Ömer
Laçiner: Efendim bir hükümete bir genelkurmay başkanı bir hükümete muhtıra
anlamında bir şey söylüyorsa bunun cezası, müeyyidesi vardır. Şu anda Akp bunu
yapablecek güçte kendini hissetmiyor. Bu kuraldışıdır, eğer silahlı ordular
konuşmaya başlıyorlarsa artık ülkede siz devletten sözedemezsiniz. Bu bırakın
cumhuriyetleri falan. Dünyanın her yerinde silah kullananlar polis ve asker
bilhassa, siyasetin içine girdiğinde tarafım dendiğinde, ben laiklikten tarafım
tamam cumhuriyetin ilkesi ama bu birilerine karşı olarak söylenmiş bir söz.
Necla
Arat: Varolan yanlışların düzeltilmesi için birilerine yapılan bir uyarı, belki
de topluma.
Ömer
Laçiner: Efendim yanlışa karşı olmak başkadır. Türkiye'nin bugünkü durumunda
ben laiklikten yana tarafım dendiği vakit, birilerine senin karşındayım demiş
oluyorsunuz, bir de böyledir bu.
Necla
Arat: Evet ben laiklikten yanayım ve ben iktidarın yaptığı yanlışlara karşıyım,
protesto ediyorum.
Ömer
Laçiner: Bunu bir devlet kurumu söyleyemez efendim. Bir devlet kurumu bunu
söyleyemez. Yani devlet kurumunun bunu söylemesi bir anayasa ihlalidir, ağır
suçtur.
Necla
Arat: O zaman bırakalım sayın Laçiner, yuvadaki çocuklarımızda küçücük
yaşlardan itibaren beyinleri yıkanarak, koşullandırılarak yetişsinler.
Ömer
Laçiner: Efendim bu bir bahane olamaz. Kanun vardır memlekette, mahkeme vardır,
müeyyideler vardır. Bütün bunların kanunda karşılıkları vardır.
Necla
Arat: Bütün bunların nasıl delindiğini, aşıldığını, neler yapıldığını siz
benden iyi biliyorsunuz.
Ömer
Laçiner: Efendim bunlar yapılıyorsa gerekli kanuni düzenlemeler yapılır,
mekanizmada düzenlemeler yapılır.
Necla
Arat: Yapılmadığ ıçin reaksiyonlar var. Yapsın deniliyor işte yani iktidarda
olanlar bu yanlışları düzeltsin deniliyor.
Ömer
Laçiner: Eğer bu yolu açarsanız sayın Arat, bu yolu açarsanız artık devletten
söz edemezsiniz. Kurallar içinde bir devletten söz edemezsiniz. Kurumları olan,
kurumlarının birbirleriyle görevleri, yetkileri beliren devletten
bahsedemezsiniz.
Necla
Arat: Zaten kurumlar arasındaki bütün ilişkiler laçka olmuş durumda bugün.
Bugünkü iktidar bütün kurumlarıyla kavgalı halde, itiraz buraya da var.
Ömer
Laçiner: Eğer öyleyse bu devlet çökmüştür.
Necla
Arat: Uyum sağlanamıyor, yani barış ortamının sağlanması gerekiyor.
Ömer
Laçiner: Böyle bir şey olamaz, böyle bir şeyi kabul etmeniz mümkün değil.
Can
Dündar: Evet. Peki ben tekrar geleceğim size.
Ömer
Laçiner: Sözlerimi toparlıyorum. Bir şey daha, ben ufak bir şey söylüyorum.
Can
Dündar: Peki son bir toparlama cümlesi rica edeyim.
Ömer
Laçiner: Şimdi eğer bu olay şu anda biz geçici olarak biz şeyi durdurduk ama
önümüzdeki seçim sürecinde burada bugün işte seçimde de yine büyük oy alacağı
anlaşılan bir parti var. Şu anda yaşanan krizden Akp oy oranını artırarak
çıkacaktır.
Can
Dündar: Ona ikinci turda gelelim mi?
Ömer
Laçiner: Yok bir şey söylüyorum yani. Bu ileride görülecektir, hemen yakın
tarihde görülecek. Bunun üzerine benim endişem şudur ki; bu bölünme, bu yarılma
önümüzdeki seçim döneminde şu anda sakinleşmiş görülen gerilim aşırı derece
yükseltilecektir. Türkiye toplumunun önündeki çok büyük tehlike seçim döneminin
yani şu yaklaşan seçim döneminin son derece gerilimli büyük çatışmalar gebe ve
sadece de laik ve işte diğerleri arasında değil, başka çatışmalar devreye
sokularak Türkiye’de bir kaosa gitme ihtimalimiz vardır, bunu ileride
biraz daha açacağım.
Can
Dündar: Teşekkür ederim.
Necla
Arat: .... gelirse tabi haklısınız.
Can
Dündar: Zafer hocaya döneceğim tekrar. Şimdi aslında Ömer Laçiner’in
bıraktığı noktadan alırsak, yani önümüzdeki seçimde ciddi bir sıçrama da
yapabilir. Bu mağduriyet hissinin siyasetteki yeri konusuna biraz gelelim
istiyorum. Aslında bu bilinen bir şeydi, yani mağdur partilere genelde teveccüh
göstermiş kitleler diye ama bugün sayın Baykal açıklamasında bunun tersini
iddia etti, dedi ki; 12 Mart muhtırası mesela solu iktidara taşımıştır, 28
Şubat keza sola yöneltmiştir kitleleri diye. Bu bilinen klişeyi biraz tersine
çeviren ifadeler kullandı. Sizce bu anayasa mahkemesinin kararının ve bir
önceki burada konuştuğumuz muhtıranın etkisi seçimde ne olacaktır?
Zafer
Üskül: Bunun bir etkisi mutlaka olacaktır. Çünkü bu muhtıra Türk silahlı
kuvvetleri’nin siyasete beşinci doğrudan müdahelesi. Arada başarılı
olmayanlar da oldu. Sonradan öğrendiğimiz girişimler de olmuş ve muhtıranın
sonunda yeralan ifade eğer özlediğimiz gelişmeler olmazsa daha da etkili bir
müdahele gelecektir biçiminde yorumlanabilecek bir ifade. Dolayısıyla bunun bir
etkisi mutlaka olacak. Ancak seçimin sonucu ne olursa olsun tabloda çok büyük
bir değişiklik olması muhtemel görünmüyor. Şöyle ifade edeyim ben;
Korkut
Özal: Ne tablosu?
Zafer
Üskül: Seçim sonucundaki parlementodaki tablo. Sonuçta yine önemli bir yarıdan
çok fazla yüzde 60-65 dolayında bir sağ seçmenin tercihi ortaya çıkacaktır
muhtemelen. Seçim sisteminin yaratacağı sonuç nedeniyle de parlementoya bunun
yansıması çok daha yüksek düzeyde olacaktır. Adalet ve Kalkınma Partisi
seçimden birinci parti olarak çıkabilir ve bu seçim sistemi birinci partiyi her
zaman avantajlı kılan bir seçim sistemidir. Dolayısıyla yüzde 10 barajıyla
seçime gidilmesi beklenen çözümleri sağlamaktan uzak kalacak bir çözümdür bu
bir. İkincisi, anayasada cumhurbaşkanının nasıl seçileceğiyle ilgili sistemin
içinde kalan yeni sorunlar yaratmaya aday olmayan bir çözüm sağlanmadıkça
parlementoda oluşacak tablodan uzlaşmaya dayalı bir cumhurbaşkanı seçilmesi
ihtimali yine zordur, yeni bir kriz bizi bekleyebilir. Bir noktaya daha işaret
etmem gerekiyor. Türkiye’de halk 5 yılda bir ya da 4 yılda bir
oy’unu kullanıyor, onun dışında fazla müdahele olanağı yok, siyasal
süreçlerin sonucunda alınacak kararlara. Sayın İnönü çok iyi hatırlayacaktır,
92’de yerel yönetimlerle ilgili bir reforh hazırlığı yapılırken hiç
olmazsa yerel yönetim düzeyinde katılımcı demokrasinin mekanizmalarının
yaratılması önerilmişti ama ne yazık ki o zaman Demirel’e herhalde kabul
ettirilemedi bu. Belediye başkanlarının, meclis üyelerinin geri çağrılması,
halkın girişimi, meclise karar önermesi belediye meclislerinde alınan
kararların veto edilmesi gibi. Eğer bütün bunlar olabilse, çıkartılabilse yani
katılımcı demokrasinin mekanizmalarıyla temsili demokrasinin sakıncaları
giderilebilse işte o zaman belki Türk silahlı kuvvetleri’nin müdahelesine
gerek kalmadan halkın doğrudan siyasal sürece katılımıyla sorunların çözümü
sağlanabilecek. İşte o zaman sayın Arat’ın yürütücülüğü yaptığı
toplantıların önemi bir kez daha burada ortaya çıkıyor. Tabiki Laçiner’in
söylediği son derece doğru, toplum bu kesimden ibaret değil, öbür kesimler de
elbette kendi görüşlerini ortaya koyacaklar demokratik yollardan ve
mekanizmaları kullanacaklar. Uzlaşmayı istemek bir dilektir, bir temennidir.
Hepimiz isteriz keşke uzlaşsalar da bu sorunlar yaşanmasa ama uzlaşma
sağlanamadığı zaman hukuksal çözüm oylamadan geçer, başka çaresi yoktur.
Oylamanın sonucuna da demokrasilerde razı olmak gerekir. Siz oylamanın,
toplumun bir kesimi veya kamu yönetiminin bir kesimi hayır ben halkın seçtiği
temsilcilerin yaptığı oylamanın sonucuna razı değilim diyemez. Demokrasilerde
askeri müdaheleler kabul edilemez, muhtıralar kabul edilemez.
Can
Dündar: Bu daha büyük bir krize yol açacağı öngörüsüne ne diyorsunuz
Laçiner’in?
Zafer
Üskül: Şimti bütün mesele şu; ben umarım ki beklerim ki Adalet ve Kalkınma
Partisi önmüzdeki seçimlere bir inatlaşma düşüncesinin belirleyeceği bir
ortamda girmez. Bana göre Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yapması gereken;
toplumun endişe duyan kesimini rahatlatıcı bazı girişimlerde bulunmaktır. Bunun
yolu .....
Can
Dündar: Bakalım yapacak mı, izin verirseniz hemen bağlanalım ve sayın
başbakanın ....
Necla
Arat: İstenen de budur zaten.
Zafer
Üskül: Bunun yolunu sonra anlatayım.
Can
Dündar: Evet sayın başbakanın basın toplantısına bağlanıyoruz.
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Değer basın mensupları merkez yürütme kurulu
grupbaşkan vekilleri ve bakanlar kurulu mensubu arkadaşlarımla birlikte yapmış
olduğumuz toplantıyı az önce tamamladık. Bildiğiniz gibi anayasa
cumhurbaşkanlığı seçimleri birinci tur oylamasıyla ilgili kararını bu akşam
açıkladı. Anladığımız kadarıyla mahkemenin kısa kararı kendi ifadeleriyle de
yarın sabah Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına sunulacak. Bunu anayasa
mahkemesi başkanvekilinin ifadesinden böyle anladık. Toplantımızda anayasa
mahkemesinin açıklanan kararını ve bunun siyasi sonuçlarını bütün boyutlarıyla
değerlendirme fırsatını bulduk. Biz daha başından itibaren anayasal demokratik
süreçlere bağlı olduğumuzu ve mahkemenin kararını saygıyla karşılayacağımızı
ifade etmiştik. Gelinen noktada Ak Parti olarak bu kararı saygıyla
karşılıyoruz. Bununla birlikte yüce mahkemenin karar alma sürecinde yaşadığımız
gelişmeleri, özellikle de Chp Lideri sayın Deniz Baykal’ın oluşturulacak
kararı etkilemeye yönelik sözlerini mahkeme adına talihsizlik olarak
değerlendiriyoruz'. Öyle zannediyorum ki bu karar önümüzdeki süreçte hukuki
boyutlarıyla çokca tartışılacaktır. Netice itibariyle ortada bir karar vardır
ve uygulanacaktır. Cumhurbaşkanı seçimleri bu karar doğrultusunda Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nde yeni bir takvime bağlanacak ve süreç işleyecektir.
Bunun için meclis başkanlığımız yarın danışma kurulu’nu toplantıya
çağırmıştır. Bu süreçten ayrı olarak kararın siyasi sonuçlarını da değerlendirmiş
bulunuyoruz. Ak parti olarak ortaya çıkan bu yeni durumu mümkün olan en kısa
sürede aziz milletimizin takdirine sunmayı bir zaruret olarak görüyoruz. Zira
demokrasilerde millet iradesi esastır. Onun için hemen yarın sabahtan itibaren
ve öncelikle genel seçim tarihini öne almak için Türkiye Büyük Millet
Meclisi’ne başvuracağız. Burada tabi sağa sola bu işi çekmek bundan sonra
yok. Bizim öngördüğümüz seçim tarihi mümkün olan en yakın tarih olması
bakımından 24 Haziran veya 1 Temmuz tarihleri olabilir. Bu tarihleri de şu anda
burada açıklamış oluyorum. 24 Haziran olabilir, 1 Temmuz olabilir'ç Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nde alınacak karar doğrultusunda sandıklar kurulacak
ve milletimizin iradesi orada tecelli edecektir. Cumhurbaşkanlığı seçimi konusuna
gelince. Turlar Perşembe gününden itibaren yine devam edecek ve bizler ilk
turun neticesini görüp bunu tekrar değerlendireceğiz. Ancak burada da şunu
ifade etmek istiyorum; millete bu konuda da gidilmesinin geleceğe yönelik en
isabetli yol olduğuna inanıyoruz. Neden? Anayasa Mahkemesi'nin vermiş olduğu bu
kararla, bundan sonra parlamenter demokratik sistemin, karar, yasama organının,
kanunların çıkmış olduğu o kutlu çatı altında artık parlamenter demokratik
sistem artık bloke edilmiştir. Bu blokajdan kurtulmak için, azınlığın çoğunluğa
tahakkümünü ortadan kaldırmak için, gidilecek tek kapı egemenlik kayıtsız
şartsız milletindir, o zaman millete gidiyoruz ve cumhurbaşkanını millet
kendisi seçsin. Neyle? İki turlu seçim sistemiyle. Bu da şu anda almış olduğumuz
kararımızdır ve buna yönelik olarak her türlü adımı atmaya da hazırız.
Biliyorum burada da bazı engeller karşımıza çıkarılacak, bunları okuyorum ama
biz yasalar, başta anayasa olmak üzere neyi gerektiriyorsa bunu yapacak ve
cumhurbaşkanlığı seçiminde de eğer parlamentodan cumhurbaşkanı seçilemezse bu
konuyu da millete götürecek ve milletimizin cumhurbaşkanı seçmesini temin eden
yolu açacağız. Bugün de söylendi, 25 yaş ile alakalı olarak biliyorsunuz bundan
kısa bir süre önce parlamentomuzda çıkarılmış olan bir anayasa kararı vardı ve
bununla da ''25 yaş seçilme yaşı olsun'' diyerek bir adım attık. Tabi burada
böyle bir erken seçim demiyorum buna, seçimlerin öne alınması diyorum.
Seçimlerin öne alınması sebebiyle 25 yaş seçilme yaşı olmaktan çıkabilir ve bir
sonraki seçime kalabilir diye burada bir Anayasa değişikliğinin yapılması
gerekiyor. Öyle zannediyorum ki, herhalde dün buna evet diyen siyasi partiler
bugün de buna 'evet' diyeceklerdir. Bir geçici maddeyle bunu değiştirmemiz
gerekiyor ki, 25 yaş seçilme yaşı olarak bu seçimde gündemimizde olsun ve 25
yaşındaki genç arkadaşlarımız da parlamentoya girme şansını tercih etmiş
olsunlar. Tabi bir diğer adım o teklifi de yapıyorum, o da şudur; milletvekili
seçimlerinin 4 yıla alınmasına da biz hazırız. 4 yılda bir milletvekili
seçimine varız. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de 5 artı 5, buna da varız. Bunu da
getiriyoruz ama dediğim gibi millet bu seçimi yapacak. Bütün bu konularla
ilgili olarak milletimiz müsterih olsun. Ülkemizin siyasi birikimi bakımından sorunlarımıza
demokrasi içinde çözüm üretebilecek imkan ve aklıselime hamd olsun sahibiz ve
bütün derdimiz, bütün problemimiz, süratle milletimize gidiyoruz ve milletimiz
en güzel kararı, en isabetli kararı verecektir. Sürekli olarak bugünlerde
miting meydanlarını farklı bir şekilde bizim önümüze sürmek isteyenlere de
şöyle bir kaç cümleyle seslenmek istiyorum. Bir demokratik hakkın kullanılması
olarak saygım var ama oradan sürekli olarak yapılan farklı bazı yaklaşımlar
bizler için üzücüdür. Ben diyorum ki; bunun en güzel yeri çözüm olarak
sandıktır. İnanıyorum ki o meydanlardaki vatandaşlarım da tercihlerini zaten
sandıklarda en ideal şekliyle kullanacaklardır. Herhalde sandıklardan daha
güzel ikaz yeri yoktur diye düşünüyorum demokrasilerde ve bunu da zaten sandıklarda
hele hele şurada 60 günlük bir süre içerisinde yapacağız ve bugüne kadar yarın
grup konuşmamda da ifade edeceğim, bütün sivil toplum örgütlerimizle, değişik
platformlarda görüştüğümüz akademisyenlerle vs. bu konularda ülkenin gidişine
yönelik olumlu, olumsuz bütün kanaatleri dinleyen, bunlardan asla kaçınmayan
bir iktidarız biz ve öyle zannediyorum ki cumhuriyet tarihinde de bu tür
görüşmeleri bu kadar yoğun yapabilen bir iktidar olmamıştır. Bunu, kayıtlar
tescilli bir şekilde arşivlerine almıştır. Ben gösterdiğiniz ilgiye teşekkür
ediyorum ve sürecin hayırlı olmasını diliyorum.
Soru:
Sayın Erdoğan şimdi ilk tur oylamanın yani yenilenen ilk tur oylamanın 3
Mayıs’ta yapılması konusunda bir görüş ağırlık kazanmış durumda. Burada
da 367 sayısı çıkmazsa anayasa mahkemesinin aldığı karar gereğince geriye kalan
sürede takvimin tamamlanma olanağı ortadan kalkıyor? Bu durumda da siz hemen bu
seçimlerle birlikte ya da bunun akabinde cumhurbaşkanının halk tarafından
seçilmesi konusunu meclisten geçirebilecek misiniz? Bir de seçim kararı almış
bir parlementoya 5 artı 5 ve 4 yılda bir kararı çıkartabilecek misiniz? Yoksa
bu seçimden sonraki sürece yönelik bir adım mı?
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Arkadaşlar bizim şu anda millete gitme konusuda
yarından daha tezi yok. Biz yarın bu süreci başlatıyoruz, bizi izlemeye devam
edin.
Soru:
Efendim boşlukta bunları nasıl .....
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Boşluk yok, boşluk yok bak yarın başlıyor o süreç.
Soru:
Seçim kararı almış bir parlementoya cumhurbaşkanın .....
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Yarın danışma kurulu bunlarla ilgili toplanıyor ve
meclis çalışma takvimini belirliyor. Hatta bu süre içerisinde de çeşitli
yasaları da görüşme imkanını danışma kurulu da karara bağlayacak.
Soru:
Sayın Kanadoğlu’nun da şöyle bir iddiası var; cumhurbaşkanlığı seçimleri
devam ederken meclis başka bir konuda görüşme yapamaz, kanun çıkaramaz diye bir
iddiası var. Yani bu iddia geçerliyse şayet ......
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Bizim arkadaşlarımız da şu anda meclisimizde de
yaptıkları şeyler de çıkarabilir, görüşebilir.
Soru:
Sayın başbakan genel seçimde bu durumda iki sandık mı konulacak mı acaba, bir
referandum için, bir de genel seçim için?
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Bizim düşüncemiz öyle.
Soru:
Bunun teklifi o zaman yarın veya .....
Soru:
Yetişebilecek mi efendim yani bu değişiklikler?
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Yaptığımız çalışmalara göre yetişebilir. Yani yüksek
seçim kurulu’yla da arkadaşlarımız görüştüler, yetişebilir. Çünkü tarihimize
baktığımız zaman 41 günde bile yapılmış seçim var erken seçim olarak.
Soru:
Olağanüstü şartların getirdiği bir acil durum yaşıyoruz. Sizinde biraz önce
Türk milletine karşı bir uyarınız oldu müsterih olsunlar diye. Ekonomi
konusunda bu hükümetin alacağı bundan sonrası için bir paket ya da konuşulan
konu var mı?
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Arkadaşlar bu konuyla ilgili, ilgili bakanım dün
akşam bir çok televizyon kanallarında zaten açıklamalarını yaptı. Yani olayı
böyle çok fazla yerlere hiç çekmeye gerek yok. Yani biz şu anda ekonomide ayağı
yere sağlam basan bir ülke durumundayız. Yani bizi öyle ciddi manada
etkileyecek bir şey söz konusu değil. Tam aksine ben inanıyorum ki şöyle bir
kaç gün içerisinde atılacak bu adımlarla birlikte de bu piyasaların düzeldiğini
ve farklı bir şekilde olumlu istikamette geliştiğini de göreceğiz.
Soru:
Yeni süreçte cumhurbaşkanı adayı kim olacak efendim? Halka giderseniz
cumhurbaşkanı adayınız kim olacak?
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Müsaade edin de o da bizde kalsın artık.
Soru:
Efendim şimdi cumhurbaşkanlığı turlarına devam edeceğinizi söylediniz ama
ikinci turda da bulamadığınız taktirde gerçekten bu şekilde tamamlanmış olacak,
devam etme şansı olmayacak ama aynı zamanda çok geniş bir kapsamlı bir anayasa
değişikliğini de getirmek istiyorsunuz ki bu sizin meclise demokrasi paketiniz
gibi. Bu kadar desteği bulabilecek misiniz muhalefetten? Bir de Cumhuriyet Halk
Partisi’ne suç duyurusunda bulunacak mısınız?
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Biz çağrımızı yaptık. Şu anda yaptık, yarın da
yapacağız ve bu çağrımızla birlikte bu yürüyüşü başlatacağız ve bu yürüyüş
esnasında biz referandumu da göze alıyoruz, onu da söyleyeyim sizlere.
Gerekirse referanduma da gidebiliriz.
Soru:
Peki suç duyurusunda bulunacak mısınız efendim, ikinci sorum o’ydu,
Cumhuriyet Halk Partisi’ne?
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Şu anda yapılmış olan açıklamalarla aslında yargının
devrede olması gerekir, benim ayrıca suç duyurusunda parti olarak bulunmama
gerek yok. İlla birilerinin suç duyurusunda bulunması gerekmiyor, bunlar hepsi
medyanın önünde yapılmış olan, açık olarak yapılmış olan şeylerdir ve yargı
burada devreye girmesi gerekir.
Soru:
Anayasa değişikliğinin içinde cumhurbaşkanının yetkileriyle ilgili düzenleme de
yeralıyor mu?
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Şu anda tabi bu aceleye o getirilmez ama inşallah
milletimize cumhurbaşkanımızı seçtirdikten sonra bence önümüzdeki dönemde bu
konu ayrıca müzakere edilir, tartışılabilir, yetkileri üzerinde de gerekli
çalışmalar yapılır. Bu kadar kısa zamanı eğer bunu sıkıştırırsak burada bazı
yanlışlar geçmişte olduğu gibi yapılmış olur ki bu da ülkeyi sıkıntıya
sokabilir.
Soru:
Efendim mevcut cumhurbaşkanının hukuki durumu ne olacak? Yani erken seçim
kararı alınırsa mevcut cumhurbaşkanı devam mı edecek, yoksa yerine meclis
başkanı mı vekalet edecek, bu konuları araştırdınız mı?
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Arkadaşlar, şöyle onları da biraz siz araştırın.
Şöyle anayasa kitapçığını falan açın şöyle, orada hepsi açık net var.
Soru:
Sayın başbakan bu süreç Avrupa Birliği sürecini nasıl etkileyecektir?
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Değerli arkadaşlar ben bu sürecin tabiki Avrupa
Birliği sürecini Avrupa Birliği’nin yetkililerinden gazetelerde ve bazı
Avrupa Birliği üyesi ülke liderlerinin tabi bizleri telefonla arayıp
söylediklerinden dinliyoruz. Tabi bu gelişmeleri hoş karşılamadılar, fakat
Türkiye’deki demokratik sürecin başarıyla sürdürüldüğünü,
sürdürüleceğini. Nitekim bugüne kadar yapılmış olan seçimlerin teknik noktada
herhangi bir sıkıntı yaşamadığını, bunu kendilerine söyledik ve şu anda da
alacağımız bir öne alınmış seçim kararıyla inşallah normal sürece Türkiye
tekrar bu noktada da girecektir, hiçbir endişeniz olmasın dedik. Kaldı ki milletimiz
çağdaş, demokratik, uluslararası camianın kuruluşlarıyla bütünleşmiş ve
bütünleşmeyi de kabul etmiş, kabul eden bir ülke durumundadır, millet
durumundadır. Dolayısıyla bu süreci biz daha da güçlenerek inşallah
sürdüreceğiz, ben buna inanıyorum.
Soru:
Sayın başbakan iyi değerlendirmememiz söz konusu bu pakete destek anlamında?
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Değerli arkadaşlar zaten liderler turunu filan
yaptık, hepsinin kanaatlerini biliyoruz. Sadece şu anda bu konudaki
arkadaşlarımızı diğer siyasi partilerin de yetkilendireceği görevlendireceği
arkadaşlarla biraraya getirmek suretiyle bu çalışmaları yaptırıp bir neticeye
varırız. Evet herhalde başka soru yok, son soru.
Soru:
Efendim olay sıcaklığını biraz kaybetti ama genelkurmayın açıklaması üzerine
hiç konuşmadınız Türk demokrasisi bu açıklamadan yara aldı mı? Şahsi görüşünüzü
.....
Recep
Tayyip Erdoğan (Başbakan): Değerli arkadaşlar konuşmayı biliyorsunuz değil,
açıklamamızı hükümet sözcüsü arkadaşım yaptı ve biz bu tür özellikle devletin
en önemli kurumları arasında ki o günkü açıklamada da belirttiğimiz gibi bana
bağlı olan bir genelkurmay başkanlığı var ve biz bu sürece yönelik olarak
bunları gündemde tutmayı sevmeyiz ve bunlar yanlıştır. Bizim bu kurumlarımızı
zayıflatmak ülkemize kan kaybettirmektir. Ben sizlerden de bu sürece olumlu
katkılarda bulunmanızı özellikle isterim. Çünkü bir kan kaybı başlarsa bu kan
kaybının bedelini geçmişte olduğu gibi ülkemiz öder. Biz onun için ülkemize
asla böyle blir kan kaybında bulunmasına tahammül edemeyiz ve buna lütfen
sizler de müsaade etmeyin. Bunları da gündemden lütfen düşürün, düşürmekte çok
büyük faydalar var diyorum. Hepinize iyi geceler diliyorum.
Can
Dündar: Evet sayın başbakanı dinledik. Biraz önce burada konuştuğumuz konular
netleşti. Türkiye genel seçime gidiyor. Yarından itibaren süreç başlıyor. 24
Haziran veya 1 Temmuz’da seçim sandığını yetiştirmeye çalışacaklar ve
görünen o ki cumhurbaşkanını halkın seçmesi için bir anayasa değişikliği de
gündeme getiriliyor. Şimdi bundan sonra söz sandığın olacak ve tabi biz bu
açıklamaları kısa bir aradan sonra burada değerlendireceğiz. Başbakanın
deyimiyle bizi izlemeye devam edin.
Can
Dündar: Evet sayın başbakanın basın toplantısını programımızın içinde dinledik.
Bizde tam konuklarımızla bunları değerlendiriyorduk. Şimdi kısaca iki partinin
görüşlerini almak istiyoruz peşpeşe. Öncelikle Anavatan Partisi Genel Başkanı
sayın Erkan Mumcu telefon hattımızda. Sayın Mumcu’nun başbakanın
açıklamasına tepkisini alacağız hemen. Sayın Mumcu iyi geceler, programamıza
hoşgeldiniz.
Erkan
Mumcu: İyi geceler, iyi yayınlar diliyorum.
Can
Dündar: İzlediniz zannediyorum sayın başbakanın açıklamasını seçime gidiyor
Türkiye ve onunla birlikte bir zannediyorum anayasa değişikliği gündeme gelecek
ve cumhurbaşkanını halkın seçmesi önerisi gerekirse referanduma kadar gidecek.
Nasıl karşılıyorsunuz?
Erkan
Mumcu: Vallahi önce ben size sorayım, siz nasıl karşılıyorsunuz? Oradaki
konuklarınızın da değerlendirmesini rica ediyorum. Ben 2 yıldır bunu
söylüyorum, bunu söyleyebilmek için randevular talep ettim reddedildi,
mektuplar yazdım görmezden gelindi. Her grup toplantısında söyledim görmezden
gelindi. Türkiye bu 2 yılın öngörülmezliğinin bedelini ekonomisyle ağır ödedi,
en azından bir bedel ödedi ağır olmasa da. Sonunda Türk demokrasisi asker
vesayeti gibi görüntüye ne yazık ki muhatap oldu. Bütün bunlar olmasın diye
herşeyi yaptım, herşeyi yaptık ama sonuçta akıl galip geldiği için, sonuçta
Türk demokrasisi bir vites daha yükselme, Türk demokrasisi Avrupa normlarında
bir demokrasi olma standartına biraz daha yaklaştığı için mutluyum. Benim için
önemli olan Türkiye'nin kazanmasıydı. 354 kişilik grubuyla iktidar grubu, 150
küsur grubuyla ana muhalefet grubunun göstermediği sağduyu ve dirayeti Anavatan
Partisi’nin gösterdiğini bütün Türkiye görmüştür, herhalde herkesin gözü
önünde oldu. Demokratikleşme adına sadece halk seçsin değil, 10. ncu
demokratikleşme paketi içinde anayasa paketi içinde ne varsa hepsini, yani ön
koşul olarak söylemiyorum olmazsa olmaz diye söylemiyorum. Buna da evet, bundan
daha fazla demokrasiye de evet, yeterki demokrasi olsun. Biz herşeyi göze
almaya razıyız yeterki demokrasi olsun Türkiye’nin geleceği demokrasiden
başka bir yerde değil.
Can
Dündar: Siz nasıl bir, önümüzdeki sürecin nasıl işleyeceğini tahmin
ediyorsunuz? Yani bu 1 Temmuz’a kadar bu anayasa değişikliği netleşip o
yönde bir cumhurbaşkanını halka seçtirme yöntemi mümkün olur mu önümüzdeki
süreçte?
Erkan
Mumcu: Şimdi daha önce de bana süre geç denildiğinde ben hiçte geç olmayacağını
anlatmıştım. Şimdi tekrar ediyorum hiçte geç değil. 2 kez tekrarlanacak, 2 gün
arayla 2 gün tekrarlanacak bir anayasa değişikliğini istersek Pazartesi gününe
kadar tamamlayabiliriz. Bundan sonrası cumhurbaşkanının tutumuna bağlıdır.
Cumhurbaşkanımız yanlış hatırlamıyorsam 10 gün önce, 10 günde olmadı ama şu
geçtiğimiz 10 gün içinde bir gün zaten doğrusunun cumhurbaşkanını halkın
seçmesi olduğunu ve sürenin 5 yıla indirilmesi olduğunu kamuoyuna duyurmuştu.
Demek ki cumhurbaşkanımız bu konuda zaten bu yönde önceden görüş bildirmişti.
Yani bu yöndeki bir anayasa değişikliği cumhurbaşkanından benim anladığım
kadarıyla geri dönmeyecektir. Dolayısıyla bunun yani anayasada yapacağımız
değişikliklerin seçim kanunlarındaki uzantılarını da yapmak zorundayız hiç
şüphesiz. Yani seçimin nasıl yapılacağına dair seçim kuruluna yetki verme,
sürece dair bir takım kanunları da meclisten çıkaracağız, Türk demokrasisi bir
daha 80 yıldır yaşadığı cumhurbaşkanlığı krizlerini yaşamayacaktır ve artık
Türkiye’de milletime kutlu olsun, milletime hayırlı olsun. Artık
Türkiye’de millet yani cumhur kendi başını kendi iradesiyle seçecek.
Artık Fransız toplumundan daha geri bir toplum olmadığını, Amerikan toplumundan
daha geri bir toplum olmadığını, vergi verebildiği gibi, askerlik yapabildiği
gibi bu ülkenin her türlü yükünü omuzlayabildiği gibi cumhurbaşkanını
seçebilecek dirayetli, yetenekli olduğunu benim milletim gösterecek. Milletime
hayırlı uğurlu olsun.
Can
Dündar: Çok teşekkürler sayın Mumcu.
Erkan
Mumcu: Ben teşekkür ediyorum efendim, iyi yayınlar diliyorum.
Can
Dündar: Önümüzdeki süreçte kolaylıklar diliyoruz. Evet sizinle devam ediyorduk,
kaldığımız yerden devam edelim bu gelişme karşısında. Siz bunu tehlikeli
bulduğunuzu aslınrda söylüyordunuz, şimdi gerçek oldu. Program bir yarım saat
içinde Türkiye sağolsun sabah bambaşka bir gündem, yarım saat önceki bir gündem
şimdi bambaşka bir yere geldi. Ne diyorsunuz, 4 yılda bir seçim, 5 artı 5 gibi
formüllerden de sözetti başbakan.
Zafer
Üskül: Milletvekili seçiminin 4 yılda bir yapılmasını eskiden beri öneriyorduk
zaten. Bunun bu noktaya gelinmesini memnuniyetle karşılamak gerekir.
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi parlementer sistem içinde şu içinde
bulunduğumuz dönemde yaşanan sorunu ortadan kaldırabilir, doğrudur kısa vadede
bir çözüm gibi görünüyor. Ancak orta vadede, uzun vadede parlementer sistemin
işleyişinde son derece ciddi krizlerin doğmasına yolaçma riskini de beraberinde
taşıyor. Neden bu böyledir? Cumhurbaşkanını seçecek halk çoğunluğu ile onun
birlikte çalışacağı meclis çoğunluğunu seçecek halk çoğunluğunun farklı olması
halinde yani cumhurbaşkanının partisiyle mecliste çoğunluğa sahip olan partinin
farklı olması halinde meclisten kurulacak hükümetin, meclis içinden çıkacak
hükümetin cumhurbaşkanı ile birlikte çalışması son derece zorlaşacaktır. Çünkü
cumhurbaşkanı bende yetkiyi halktan alıyorum, senin bu açıdan benden üstünlüğün
yok, benim istediğim kabul edilecek biçimde bir çatışma içine girme riski
ortadadır. Sistem kendisine yeni bir risk ithal edecektir.
Can
Dündar: Teşekkürler hocam. İzin verirseniz 3 tane siyasetin deneyimli ismi var.
Peşpeşe onların kısaca bu konuda görüşlerini alayım bu sizin belirttiğiniz
kaygıya dair.
Zafer
Üskül: Ama şunu söylemek lazım; şimdi cumhurbaşkanını halk seçecekse sadece bu
mu değişecek, cumhurbaşkanının yetkileri ....
Can
Dündar: Bu bir paket mi olacak yoksa, evet.
Zafer
Üskül: Yoksa paket mi olacak? Cumhurbaşkanının yetkileri değişecek mi,
değişmeyecek mi, bütün bunların bilinmesi lazım.
Can
Dündar: Bunu da almamız lazım. Chp Genel Başkan Yardımcısı sayın Mustafa
Özyürek hattımızda. Sayın Özyürek siz nasıl karşıladınız başbakanın
açıklamasını?
Mustafa
Özyürek: Şimdi başbakan bir yandan diyor ki; 2 ay sonra parlemento seçime
gidecek. Zaten meclisin böyle bir karar almasına sayın başbakanın bu konuda bir
işaret vermesine gerek yok, 16’ına kadar cumhurbaşkanı seçilemezse yüksek
seçim kurulu uygun bir takvim belirleyerek erken seçime gidecek, bu
parlementonun görevi tamamlanmıştır. Görevi tamamlanmış olan bir parlementoya
4.5 yıldır yapamadığınız bütün görevleri yapacakmış gibi vaatlerde bulunmak
yanıltıcıdır, yanlıştır. Anayasa değişikliği süre olarak tekrar tekrar
görüşülen uzun vakit alan bir olaydır. O nedenle bu fiilen yetişmesi mümkün
değildir. Bunları niçin gündeme getiriyor? Geçen sefer de sayın Erkan
Mumcu’yu tatmin etmek, Akp’lileri turlara katılın, mecliste hazır
bulunun, biz işte anayasada her türlü değişikliği yapacağız, Erkan
Mumcu’nun geçmişte istediği bütün değişiklikleri paket halinde
getireceğiz demişlerdi. Fakat o Erkan Mumcu ve Akp’lilerin büyük
çoğunluğu turlara katılmayınca unutmuşlardı. Şimdi işte yeni takvim, yeni
takvime göre bir tur daha yapma şansı yakalayınca bu siyasi rüşveti gündeme
getiriyorlar. Bunun gerçekleşmesi şansı yoktur. Bir kere halkın seçmesi başkanı
bu bir bütünüyle başkanlık sistemine geçiştir. Bu çok ciddi tartışılması
gereken bir olaydır. Sadece cumhurbaşkanı seçiminde bir tıkanıklık yaşıyoruz
diye bunu halka seçtirmek işte Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gibi tam
başkanlık sistemi mi getireceksiniz, Fransa’daki gibi yarı başkanlık
sistemi mi getireceksiniz, bunun yanında bir senato düşünecek misiniz, Amerika
Birleşik Devletleri’nde olduğu gibi çeşitli eyaletlerin farklı yetkileri
mi olacak, yani o nedenle bizde halkın seçmesine şu ana kadar pek çok anayasa
hukukçusunun karşı çıkması Türkiye gibi çok lider yanlısı, çabuk yetkileri
eline alanın biraz diktatörlük şeklinde uygulamalara geçme temayülüne karşı
ciddi frenleri de yapmanız lazım. Bu ciddi tartışılacak bir olaydır. Sayın
başbakanın son anayasa mahkemesi kararının verdiği hüzünle, çaresizlikle çıkıp
medyanın önünde 5 dakikada yapılacak olaylar değildir, fiilen yetişemez.
İkincisi, bu konuların çok ciddi tartışılması lazım. O kadar anayasa
değiştirmek önemli, kolaysa niye gelin şu dokunulmazlıkları kaldırıverelim
değil mi yani çok zaten toplum da bunu bekliyor, alışkın. Bunlardan hiç bahis
yok, kendine göre işte 5 artı 5 getirecek, halka seçtirecek bunların hepsi
gündem değiştirme girişimleridir, fiilen mümkün değildir. Hem gerçekleşmez, hem
olmaz, hem de çok ciddi kapsamlı tartışmamız gereken konulardır, böyle ayaküstü
demeçlerle halledilecek bir iş değildir.
Can
Dündar: Sayın Özyürek bu bir siyasi rüşvetse Anavatan Partisi’nde sonuç
vermesini beklemez misiniz? Biraz önce sayın Mumcu sevinçle karşıladı kararı?
Mustafa
Özyürek: Evet evet işte göreceğiz, göreceğiz ama geçen sefer de bu siyasi
rüşvet gündeme geldi, o zaman dedi ki; çocuk mu kandırıyorsunuz, şu ana kadar
niye bir şey yapmadınız dedi. Şimdi süre daha kısalınca bu çocuk kandırma değil
de ne ise onu tabi sayın Mumcu tayin edecek, takdir edecektir ama size
kesinlikle söylüyorum ki bu anayasa değişikliklerini gerçekleştirecek bir
süresi bu meclisin yoktur. Eğer diyelim Mumcu katılacak, Anap katılacak ve
cumhurbaşkanı seçilecek ondan sonra biz bu anayasa değişikliklerini sağlayacak
yeterli süre tanıyacağız diyorlarsa o ayrı meseledir ama hem 2 ay sonra seçim
yapacağız, hem de bu anayasa değişikliklerini gerçekleştireceğiz. Bu bana göre
mümkün değidir, sadece gündem değiştirme taktikleridir. Bir de bu kadar
kapsamlı, önemli devletin düzenini değiştirmeye dönük değişikliklerin ayaküstü
yapılması ve ömrünü tamamlamış bir parlemento tarafından bu değişikliklerin
gerçekleştirilmesi mümkün de değildir, doğru da değildir. Artık bunlar olsa
olsa temennilerdir, yeni seçilecek meclis tarafından ele alınabilir.
Can
Dündar: Çok teşekkürler sayın Özyürek.
Mustafa
Özyürek: Ben teşekkür ediyorum, iyi yayınlar diliyorum.
Can
Dündar: Sayın Özal siz nasıl görüyorsunuz. Bir son dakika haberini biraz önce
duyurduk, size de bildireyim. Perşembe günü ilk tur oylama yapılacak ve aynı
gün seçim kararı açıklanacak.
Korkut
Özal: Şimdi tabi iki konu var. Bir cumhurbaşkanlığının 16 Mayıs’a kadarki
süreci var, onu herhalde 5 tane filan seçim günü olur zannediyorum.
Can
Dündar: Evet ilk Perşembe günü.
Korkut
Özal: O gidecek. Şimdi eğer orada şu son anayasa mahkemesinin aldığı karara
uygun bir şekilde, bir şekilde diyorum yani 367’yi de doldurarak, 367 de
rey alarak bir Abdullah Gül seçilebilirse cumhurbaşkanı seçilmiş olur, birinde
yani.
Can
Dündar: Böyle bir olasılık var yani o siyasi rüşvet.
Korkut
Özal: Yani şimdi burada benim gördüğüm sayın Mumcu’nun şu konuşması,
sonra sayın Özyürek’in oradaki şeyleri, mütaalaları buraya yöneliyor.
Yani burada cumhurbaşkanlık seçiminin burada neticelenmesi gibi bir şey diyor.
Şimdi şeye gelince, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi meselesi. Onu
benim anladığım hangi cumhurbaşkanı diye sormak lazım. Çünkü eğer bu
anayasamızdaki bu mevcut cumhurbaşkanıysa bu çok güçlü bir cumhurbaşkanı,
başkanlık sisteminden de çok güçlü. Dördüncü erk diyorum ben ona. Yasama var,
yargı var, bir de bunların hepsinde bunlara kumanda eden cumhurbaşkanlığı erki
var.
Can
Dündar: Peki seçilecekse Perşembe günü yeni bir cumhurbaşkanından mı
bahsediyor?
Korkut
Özal: Burada seçilerek giderse öyle seçilecek. Fakat benim anladığım aynen
sayın Gül bir tane daha yaptı böyle. Başbakan oldu, bir kaç sonra
başbakanlığını devretti. Şimdi sayın Gül burada bu yetkilerle bir cumhurbaşkanı
olmayacağını baştan beri düşünüyordu. Çünkü bu yetkilerin bir cumhurbaşkanında
toplanması demokrasiyle de kabiliyetle değil. Hiçbir demokraside bu kadar
yetkiler bir elde toplanmamıştır. Bir tabirle sayın Evren bunu bir yerde ifade
etti. Bir artık dedi aradabir ihtilal yapmayalım. Öyle bir makam ihtas edelim
ki orası herşeyi yapsın. Yani ihtilalin yapacağı müdaheleleri cumhurbaşkanının
yetkileri, nitekim bana göre şu son 4-4.5 senelik iktidarında Ak
Parti’nin ona en büyük muhalefeti, şiddetli muhalefeti cumhurbaşkanı
yapmıştır. Çok meşalelerini buzdolabına koymuştur, geçirtmemiştir, tayinleri
yapmamıştır yani böyle bir makamdır. Dolayısıyla benim gördüğüm şimdi eğer
seçilemezse ki olasılığı o görünüyor ama bakarsanız birdenbire küçük bir
olasılık gerçekleşir. O zaman daha iyi söyleyeceğim, önce değiştirilecek
anayasada ki bu çok zor değil. Anayasadaki yetkilerin bir kısmı parlementoya
gönderilir. Şu anda cumhurbaşkanının yetkilerin çoğunun parlementoya
gönderilmesi lazım. Onlar parlementer yetkilerdir yani, onu ancak parlemento
yapabilir. Bir kısmını da başbakanlığa gönderip bizim 1924 anayasasındaki gibi
Atatürk anayasasıdır. Tamamen ki bu anayasaya göre Atatürk, İnönü, Celal Bayar
hep cumhurbaşkanı olmuşlardır ve bir sorun çıkmamıştır. Temsili bir cumhurbaşkanıdır
aynen bugün Almanya’da olduğu gibi. Öyle bir cumhurbaşkanlığı yapılırsa o
zaman benim kanaatim onun seçimi de halka verilebilir ama iş başkanlık
sistemine geliyorsa, başkanlık sistemi bana göre çok ayrı bir konu. Nitekim
zannediyorum başbakana da sordular, o dedi biraz daha çok çalışmayı
gerektiriyor. Başkanlık sistemi belki 2 sene filan sürecek bir sürecin sonunda
çıkarılabilir.
Can
Dündar: Çok teşekkürler. Ben sayın Menderes’e ve sayın İnönü’ye bu
konuda görüşlerini soracağım ama önce Akp’ye dönelim, Nilgün
Balkaç’a soralım, Akp ne yapmak istiyor? Nasıl bir planlama yapıldı sence
Nilgün? Bu siyasi rüşvet iddiasını ortaya attı sayın Özyürek biraz önce
yayınımızda. Böyle bir pazarlık dönmüş olabilir mi önümüzdeki süreç için?
Nilgün
Balkaç: Önümüzdeki süreç için hayli hareketli günler bekliyor diyebiliriz, en
azından bunu açıklayabiliriz. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın MKYK
toplantısının ardından yaptığı açıklama, bu o açıklamanın satır başları
arasında çıkan sonuçları değerlendirirsek eğer. Neler vardı bunda, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan önemli açıklamalar yaptı, erken seçime gideceklerini
söyledi ve erken seçimin 24 Haziran ya da 1 Temmuz tarihinde olacağını söyledi.
Niye iki tarih verildi? Çünkü YSK’dan yarın karar beklenecek?
YSK’nın kararı doğrultusunda bu iki tarihten bir tanesi gerçekleşecek. 24
Haziran’da ya da 1 Temmuz’da Türkiye erken seçime gidecek ve
sandığa gidecek. Peki bunun öncesinde ne gerçekleşecek? Bunun öncesinde
cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu yapılacak Perşembe günü Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nde. Cumhurbaşkanlığı için seçim turları 3, 7, 11 ve 15
Mayıs olarak belirlendi. Ancak birinci tur yani 3 Mayıs’taki seçim
gerçekleşemezse ve 367 çoğunluk genel kurulda alınmazsa zaten turlar da tamamlanmış
olacak. İşte bu doğrultuda Ak Parti farklı bir strateji izleyecek. Yarın
danışma kurulu’nun toplanacağına daha önceki yayınlarımızda bildirmiştik.
Yarın saat 11’te danışma kurulu toplantısı yapılacak. Ancak danışma
kurulu toplantısında farklı bir karar alınacak. Bu karar doğrultusunda da
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde aynı
zamanda anayasal görüşmeler de, yasal görüşmeler de yapılacağına dair bir karar
alınacak. İşte bu karar doğrultusunda 3 Mayıs Perşembe günü önce erken seçim
kararı alacak Türkiye Büyük Millet Meclisi. Yarın belirlenecek tarih dediğimiz
gibi bunda baz olacak. Önce erken seçim kararı alınacak, ardından da birinci
tur için cumhurbaşkanlığı oylamasına geçilecek. Eğer bunda bir sonuç alınamazsa
zaten cumhurbaşkanlığı turları kendiliğinden bitmiş olacak. Peki bundan sonraki
süreçte ne olacak? Bundan sonraki süreçte de yine anayasa değişiklikleri için
çalışmalar yapılacak. 25 yaş için değişiklik teklifi bugün Türkiye Büyük Millet
Meclisi başkanlığına verilmişti. Bunun dışında da bir demokratikleşme paketini
daha önce Ak Parti açıklamıştı, birinci tur öncesinde açıklamıştı. Seçimlerin 4
yıla indirilmesi, cumhurbaşkanını halkın seçmesi, 5 artı 5 gibi içinde bazı
maddelerin olduğu bir anayasa değişiklik teklifi. Bu anayasa değişiklik
teklifiyle ilgili çalışmalar başlanacak. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu
konuyla ilgili yeniden muhalefet liderlerine gidilmeyeceğini söyledi. Partiler
arasında görüşmelerin yapılacağını söyledi. Uzlaşma komisyonu bu noktada
çalıştırılmaya çalışılacak. Çalışılmadığı taktirde Ak Parti bu değişikliği
Türkiye Büyük Millet Meclisi genel kurulu’na getirecek ve Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nde 330 oy aldığı taktirde Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nden çıkacak bu karar cumhurbaşkanlığına gidilecek. Peki
sonrasında ne olacak? Cumhurbaşkanının referanduma gitme hakkı var. İşte bu
hakkı da kullanacak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan referanduma da gidebiliriz
dedi. Bu olduğu taktirde seçimlerde iki sandık olacak halkın önünde. Bunlardan
bir tanesi siyasi partisini ve başbakanını liderini belirleyeceğiz sandık
olacak. Bir diğer sandık ise anayasa değişikliği için oluşturulacak sandık
olacak. Tabi anayasa değişikliğindeki ayrıntılar çok önemli ama eğer buradan
halktan evet oyu çıkarsa cumhurbaşkanlığı yeni iktidarla birlikte
cumhurbaşkanını halk seçecek. İki turlu seçimle olması benimseniyor ve iki
turlu seçimin Fransa örneği daha yakın gözüküyor. Bu da biraz yarı başkanlık
sistemine yakın bir sistem olarak gözüküyor. Şu anda beklenen anayasa
değişikliğinin içeriğindeki ayrıntılar ne olacak ve tabi yarından itibaren
anayasa komisyonu seçim takvimi için çalışacağı hızlı süreç olacak Can.
Can
Dündar: Çok teşekkürler Nilgün Balkaç. Bizim için aslında sürecin nasıl
işleyeceğini gayet net bir şekilde ortaya koydun, teşekkür ediyoruz. Sayın
Menderes’e dönmek istiyorum. Sayın Menderes kaygılar da var, sevinçte
var. Hem süreç rahatladı, önü açtı diyen bir görüş dinledik Erkan
Mumcu’dan. Hemen arkasından Zafer Üskül hoca bunun yaratabileceği
sakıncaları gündeme getirdi. Sizin yorumunuz nedir? Önümüzdeki sürecin önü mü
açıldı, yoksa gerçekten tehlikeler söz konusu mu sayın Üskül’ün söylediği
gibi?
Aydın
Menderes: Şimdi ben parti başkanlarının konuşmalarından çıkardığım sonuç şu;
özellikle de başbakan ve Akp genel başkanının konuşmasından çıkardığım sonuç
şu; bir diyalog sürecinin işleyeceği öngörülüyor ve dosyalar hazırlanıyor ve
bu karşılıklı olarak bu dosyalar ifade edilecek, bir takım istekler kendisini
ortaya koyacak. Önemli olan sandığın yolunun açık olmasıdır. Önümüzde böyle çok
kısa bir sürede seçim olacaksa bu kadar zamana radikal anayasa değişikliklerini
sığdırmanın ben çok faydalı, büyük bir faydası olacağını zannetmiyorum. Şimdi
sayın başbakanın çok fazla kullandığı hoşuna giden win win diyordu yani kazan
kazan diyordu. Şimdi bu Akp ile Chp için aşağı yukarı bir kazan kazan gibi
sonuçlanmış oldu. Türkiye’de genel bir rahatlık var. Millet darbe olacak
mı, olmayacak mı diye alaca karanlık kuşağından yaşamaktan kurtulmuş oldu,
gerilimler düştü, nasıl olsa sandık var, millet var bana gelecek diye toplum
bir huzur bulmuş oldu. Bu ortamın korunmasında fayda vardır. Armutun sapı ....
Can
Dündar: Sayın Menderes önümüzdeki süreçte merkez sağda bir biraraya gelme, bir
dayanışma, bir ittifak umudunu görüyor musunuz siz? Seçim ne getirecektir bu
koşullarda?
Aydın
Menderes: Şimdi tabi süreç tamamlanmadığı için bir şey söylemek istemem merkez
sağla ilgili, yani bütün partilerle. Özellikle de Anap zaten ayrı bir partidir,
onun hesabı kitabı kendisine göredir. Yalnız Doğru Yol Partisi bu seçimlerde
maalesef büyük bir hezimetle karşı karşıyadır. Millet Ağar’a soracaktır,
diyecektir ki; biz sizi yeter söz milletindir diyen bir siyasi misyon olarak
biliyorduk. Yanılmışız, siz yeter söz devletindir noktasına gitmişsiniz. Bizim
tanıdığımız kırat’la bu kırat’ın bir ilgisi kalmamış. Tez vakitte
bize bildiğimiz kırat’ı 46’tan gelen o kırat’ı geri getirin.
Yoksa bu işin sonu hezimettir diyecektir. Burada hiçbir başka sonuç
çıkmayacağını çok açık bir şekilde söyleyeyim. Kaldı ki sayın Baykal çıktı,
sonra bazı konuşmacılar mitingler söylediler, solda birleşsin sağda birleşsin.
Sol birleşsin ama sol sayın Baykal Chp’nin başında kaldığı müddettçe
nasıl birleşir onu bilmiyorum.
Can
Dündar: Onu sayın İnönü’ye soracağım birazdan.
Aydın
Menderes: Bu mitinglerden filan da Chp’ye çok fazla oy gitmez ama sağa
gelince Türkiye’de sağdaki seçmen nasıl birleşecek? Ne şekilde
birleşecek? Bunun hesabını kitabını kendisi yapar, bunun kararını kendisi
verir. Sayın Ağar daha bir kaç gün öncesine kadar seçim mahkemede olmaz,
mahkemede bitmez derken ne oldu da bir kaç gün içerisinde bu kadar değiştiğini
bilmiyorum çok zor durumdadır, eski de dostumdur ama çok zor bir durumda. Yani
bunun cevabını verebilmesi mümkün değildir tarihin önünde milletin önünde.
Can
Dündar: Teşekkür ederiz. Sayın İnönü’ye dönmek istiyorum. Aslında
devletle millet arasında sıkıştığını söyledi sayın Ağar’ın sayın
Menderes. Türk siyasetinin bitmez bilmez sorularından biri sol nasıl
birleşir’dir. Hani bu ne olacak bu memleketin hali gibi bir soru artık
ama size de defalarca sorulmuş bir şey ama sonuçta meydanlarda işte birleşin
sloganları artık hepbir ağızdan dile getirilir oldu. Belki birleşme değil, onun
çok umudu gözükmüyor ama bir ittifak umudu var mı sizce önümüzdeki seçimde?
Erdal
İnönü: Şimdi anladığım kadarıyla seçime gidiyoruz. O da bir şey değil, doğal
bir sonuç çıkardı başbakan. Hemen seçimi kazanacaklarını düşünmesi gerekir
muhalefet partilerin, soldaki partiler de, sağdaki partiler de. Bu arada şunu
söyleyeyim; sayın başbakanın konuşması içinde öngördüğü değişiklikler arasında
söylemediği bir şey var, ülke barajının yüzde 10’da daha aşağı bir düzeye
örneğin yüzde 5’e indirilmesi. Bu çok beklenen bir şey, bu konuyu ele
alsalar bence onu çabucak yapabilirler ama öteki konular bende kısa sürede
yapılacağını sanmıyorum. Seçim havasına girdikten sonra büyük millet
meclisi’nin o kadar değişiklilerle uğraşacağını sanmıyorum. Soldaki
partilerin ne yapacağını soruyorsunuz, bilmiyorum ama akıllarını başlarına alıp
şikayet ettikleri konuları düzeltmek için önümüzdeki seçimde başarı sağlayacak
bir yol tutmaları gerekir. Bunun için birleşmek şart değil, ittifakta şart
değil. Bir şekilde adayları ortak seçmenler seçim bölgesinde o zaman
seçmenlerin karşısına bir tek birisi çıkarsa soldaki partilerin desteklediği
hiç olmazsa başlıcalarının desteklediği bir liste gibi gösterebilirlerse onu
açıkça söylemekte şart değil ama onu sezdirirlerse o yeterli bir sonuç sağlar.
Seçimden sonra herkes yine kendi partisine dönebilir ama seçime muhakkak ki
kazanacak şekilde girmenin yolunu bulmalarını bekliyoruz. Mümkündür, isterlerse
yaparlar. Nasıl yapacaklarını bilmiyorum ama isterlerse yaparlar. Tekrar bunu
söylemek istiyorum.
Can
Dündar: Nasıl bir sonuç beklersiniz bu seçimden? Ne tahmin edersiniz?
Erdal
İnönü: Sayın başbakan kendinden çok emin görünüyor. Nasıl?
Korkut
Özal: Birleşirlerse başka, birleşemezlerse başka.
Erdal
İnönü: Onu diyecektim sayın başbakan kendinden çok emin görünüyor. Seçimi bir
kurtuluş diye söylüyor. Bunun doğru olmadığını göstermek muhalefet partilerine
düşen bir görev. Sanıyorum ki iyi sonuç almalarını beklenecek işaretler var.
İşte geçenlerde gördüğümüz bütün toplantılar, mitingler, Ankara’daki
toplantı, İstanbul’daki toplantı buradaki insanların söylediği şeyler var.
Bunları iktidar partisi karşılayamıyor. Hatta iktidar partisinden korktukları
için bunları söylüyorlar. Bu açıkça onlara bir fırsat veriyor muhalefet
partilerine. Bu insanıların isteklerine uyan bir birliktelik göstermeliler. O
isteklerin uyduğu herkesin kabul edeceği adaylar seçmeliler ve onu da
desteklemeliler. Böyle bir olanak var sanıyorum.
Can
Dündar: Evet. Peki o 1 milyonu aşan sandıkta ne yapacak? Oradaki birliktelik
ruhu sandığa yansıyacak mı? Bir siyasi oluşuma akacak mı diye birazdan sayın
Arat’a soracağız. Kısa bir aradan sonra, bizden ayrılmayın lütfen.
Can
Dündar: Son tura girdik, sizlerin yoğun ilgisi var. Galiba programımızın bugüne
kadar aldığı en fazla mesaja ulaştık bu gece. Bütün dikkatler tabi haklı olarak
siyasetin üzerinde. Dolayısıyla programımıza da yoğun bir ilgi var bu gece.
Bizde bu soruları aklınızdaki soruları konuklarımıza yöneltmeye ve onlardan
yanıtlar almaya çalışıyoruz. Sayın Arat, manzara biraz netleşmeye başladı.
Türkiye seçime gidiyor ve bir belki yarı başkanlık sistemi içinde bir
referandum hazırlığı gözleniyor. Büyük bir mitinge imza attınız ve yenileri
gelecek, belli ki onlar seçim sürecinde de etkili olmaya devam edecekler. Bu
hareket sizce sandıkta bir sonuca dönüşebilir mi? Yoksa orası bir koalisyondu,
amacına ulaştı. Bundan sonra herkes kendi partisine mi gidecek?
Necla
Arat: Şimdi şöyle söyleyeyim, önce bir küçük düzetme yapayım. Ben miting
düzenleme komisyonunun başkanıyım, tek başıma imza atmış değilim olaya.
Can
Dündar: Elbette. Ben siz derken zaten o komisyonu kastettim.
Necla
Arat: Evet çok sayıda örgüt ve örgüt başkanıyla birlikte çalıştık. Tabiki seçim
süreci içerisinde çalışmalar sürecek ama ben önce şunu ifade etmek istiyorum; 2
aydan kısa bir zamanda bu 4-4.5 yılda yapılmamış olan anayasa değişiklikleri
dahil, başkanlık seçimine gitme dahil nasıl gerçekleştirilecek? Hazırda bir
demokrasi paketi olduğu söyleniliyor. Onun uygulamaya sokulacağı ifade
ediliyor. Bu demokrasi paketinin içinde neler var? Kamuoyu bundan haberdar
değil. Bakın cumhurbaşkanlığına adaylık söz konusu olduğunda kamuoyundan adayın
son dakikaya kadar gizlenmesi inanılmaz bir aldı. Demokrasi bir açıklık rejimi,
olayların birarada görüşülmesi, tartışılması gerekiyor. Bu yapılmadan bu kadar
radikal, bu kadar önemli değişiklikleri 2 aydan kısa bir zamanda
gerçekleştirmeye çalışmak bir tabirimi mazur görün kapkaç siyaseti olur. Yani
demokrasiye yakışmaz herşeyden önce. Onun için ben doğrusu sizin kadar iyimser
bakamıyorum. Yani önümüzde yolumuz açıldı, herşey artık mükemmel düzeldi.
Can
Dündar: Ben o anlamda söylemedim, bir seçime gidiyoruz. Yani o artık belli,
dolayısıyla öyle bir açıklık hiç olmazsa dedim.
Necla
Arat: Seçime gidiyoruz ama yani aşılması gereken engeller ve zorluklarla
karşılaşacağız. Nitekim hukuki açıdan da sanıyorum tartışılması gereken yönler
var, bu kadar çabuk bu kadar büyük değişikliklerin yapılabilmesini ben mümkün
görmüyorum ve eğer tepeden inme yapılırsa da inanılmaz tepki alacağına
inanıyorum.
Can
Dündar: Meydan için ne diyorsunuz? Çağlayan hareketi bir siyasi hareket, sizi
bir siyasi lideri olarak belki ....
Necla
Arat: Hayır hayır böyle bir şey hiçbir zaman için düşünülmedi. Yeni bir oluşuma
şu anda gerek yok. Varolan oluşumların sayın İnönü çok iyi söylediler, akılları
başlarına toplamaları gerekir. Ben buradan belki son bir cümle olarak şunu da
söylemek istiyorum; sayın Baykal birleşme konusunda eğer çözüm üreten bir
yaklaşım benimsemezse cumhuriyet tarihi önünde herhalde sorumlu duruma
düşecektir. Çünkü halk mitingde dile getirilen önerilerin açıkçası somut bir
sonuca götürmesini istemektedir, beklemektedir.
Can
Dündar: Çok teşekkür ederim. Sayın Laçiner, bu mağduriyet hissini size de
sormak istiyorum. Bu seçimde oy’a dönüşür mü Akp lehine? Ne sonuçla
karşılaşırız?
Ömer
Laçiner: Ayrıca Akp bu seçime sadece mağduriyet hissiyle değil, bir de
mağruriyet hissiyle de giriyor. Çünkü ilk defa Türkiye tarihinde ordu
tarafından muhtıra dediği zaman sıkı durmuş, dik durmuş bir hükümet var.
Necla
Arat: Bu yok ortada, bir bildirge var sadece.
Ömer
Laçiner: Muhtıradır, bu yani olacak iş değil. Yani bu kadar tehdit ifade eden
tabirlerle koyarsanız bunun adı genelkurmay eli silahlı, Türkiye'nin silahlı
gücü tarafından böyle bir şeydir. Yani bu bir muhtıradır, bunu onlar da inkar
etmediler.
Can
Dündar: Peki bu his yani mağduriyet ve mahruriyet hissi ne sonuç yaratır
sandıkta?
Ömer
Laçiner: Evet. Benim tahminim şu; bir kere bu süreçte Dyp demin Aydın
bey’in de söylediği gibi parti olarak barajın üzerine çıkabilirdi, fakat
bu imkanı tamamen kaybetti. Şu anda zaten ilk belirtiler de öyle. Dyp
teşkilatlarının istifa ettiği, Akp’ye geçtiği falan ciddi şekilde
söyleniyor taşradan gelen haberler öyle. Akp’de bir yoğunlaşma olacak ve
Akp belki de ancak bizim tarihimizde bizim Demokrat Parti’nin ve
Ap’nin 65 seçimlerinde aldığı oy oranlarına yakın bir oy oranıyla
seçimleri kazanır.
Can
Dündar: Tek başına?
Ömer
Laçiner: Tek başına kazanır bir kere orası galiba şimdiden belli. Yalnız
alabileceği oy bir tek barajı aşma ihtimali olan şimdi halk partinin dışında
Mhp var. Eğer o da aşarsa yani yine buna benzer bir tablo oluşabilir yani.
Mhp’nin alabileceği yüzde 10-11 oy tabi dağılıma çok bağlı da, 40-50
milletvekili olarak Mhp’ye gelirse halk parti de aşağı yukarı fazla
olacağını sanmıyorum yani bugünkü şeyinde olur. Ne kadar halk partiye bir
yoğunlaşma olacak mecburen. Deniz Baykal’ın malum tutumu devam edecek, o
diğer partileri ezmek ve kendi bünyesi içine almayı devam edecek.
Necla
Arat: Edip etmeyeceğini bilmiyorum.
Can
Dündar: Belki Necla hanımın uyarısından sonra bu gece yani bu meydanların da
uyarısıydı çünkü.
Ömer
Laçiner: Sanmıyorum. Öyle olsa bile halk partinin zannediyorum seçimler
sırasında asıl kozu, bu gelişmeyi gördüğü oranda bu yani seçimlerin öncesinde
çıkan yani laik toplumla işte daha bir muhafazakar toplum arasındaki gerilimi
arttırıcı şeylere gidecektir. Yani o üsluba gidecektir. Cumhuriyet Halk
Parti’nin niçin sol sayıldığını ben çok uzun yıllardan beri soruyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi sol bir parti değildir, sosyal demokrat bir parti
değil. Yani dünyada bunların tanımları vardır, bu tanımlara uyan devlet
partisidir Cumhuriyet Halk Partisi’dir.
Can
Dündar: Peki bir sol parti çıkma ihtimali görüyor musunuz?
Ömer
Laçiner: Hayır şu anda yok. Eğer Adalet ve Kalkınma Partisi benim gördüğüm yani
kökten dinci olduğundan son derece şüpheliyim de kökten piyasacı olduğunu işte
sadece iktisadi büyümeye, toplumun iktisaden güçlü kesimlerinin daha fazla
avantaj sağlamalarını yönelik politikaları izlediğini biliyoruz. Türkiye
toplumunun ne işsizlik problemini çözdü, ne bir de ileride bunun faturası
ödeneceği gibi önümüzdeki dönemde görülecektir. Ciddi bir şekilde mesela Akp
kendi iktidarı döneminde iktisadi başarı söyleyebilir bilmem ne, istikrardan
bahsedilir ama Türkiye’nin çok ciddi bir asayiş sorununu büyütüldüğünü de
görmezden gelemez. İşsizlik büyüdü ve hiç azalmadı.
Can
Dündar: Buna rağmen oy alacak diyorsunuz?
Ömer
Laçiner: Oy alacak.
Can Dündar:
Neden?
Ömer
Laçiner: Çünkü o kesimler Türkiye'nin iktisaden mağdur olan kesimleri
çaresizlik içinde. Cumhuriyet Halk Partisi onların 5 senedir problemleriyle
ilgilenmedi. Cumhuriyet Halk Parti’ye oy vermeyeceklerdir. Akp ile
başkalarının arasında seçimler yapabilirler. Halk partinin şimdiye kadar biz
bir sosyal muhalefet yaptığını, bu kesimlerin dertlerini dile getirdiğini
görmedik, 5 sene içinde biz bunları yaşamadık. Böyle bir parti de değil.
Kadrolarıyla, kadro yapısıyla ve şu güne kadar ki yani hani yürüttüğü siyasi
mücadeleyle toplumun ezilen alt kesimlerinin sorunlarına sahip çıkmadı. Böyle
bir parti izlenimi vermedi, o bakımdan da Cumhuriyet Halk Parti’nin ben
yani seçimlerde şu yüzde 16-15 aldı, bu sıkıştırmalarla hadi yüzde 20 barajını
alsın. Çünkü başka alternatif olmadığı için birileri oraya yönelecekler ama
parlemento aritmatiğinde bu belki biraz 1-2 milletvekili fazlalığı belki olur
olmaz onu bilemiyorum ama Akp’nin yüzde 50’yi aşkın çoğunlukla
gelebileceğini çok kuvvetli ihtimal olarak bakıyorum.
Can
Dündar: Peki o koşulda Türk silahlı kuvvetleri’nin bu bildirge diyelim,
muhtıra diyelim o da oy’lanmış ve aslında bu Akp’nin alacağı oy
karşısında olmuş, konuçlanmış gibi durum olmayacak mı?
Ömer
Laçiner: Elbette. Yani bir de onun için mahruriyet hissine önem veriyorum.
Çünkü Deniz Baykal’ın geçenlerde bir açıklamasını gördüm, diyor ki, yani
şöyle bir şey söyledi; yani Türkiye’de muhtıra yemiş olan partiler dedi,
ondan sonraki seçimleri kaybediyor.
Can
Dündar: Evet, biraz önce bahsettik.
Ömer
Laçiner: Muhtıradan şey yaptı ama muhtıra karşısında direnemeyen partiler gitti
ama eğer 1970 seçimlerinde Ecevit 1969 seçimlerinde yüzed 27 oy almış olan
partisini birinci parti durumuna yükselttiyse darbeye direndiği için. Demirel
direnmediği için Demirel’in partisi bölündü. Şimdi Türkiye’de bütün
seçim tarihlerinde darbenin mağdruru olmuş ama bir şekilde de durmuş olan
partiler, biz bunu kabul etmedik diyen partiler ondan sonra yapılan seçimin
hepsinde galip geldiler. O bakımdan bu seçimlerde de Akp bu muhtıranın önünde
durabildiği için şimdiki konuşmasında da Recep Tayyip Erdoğan’ın baktık.
Ordunun bir çeşit hamiliğine de soyundu, yani üstüne varmayın fazla tamam falan
gibi böyle bir onu kan kaybetmesini istemeyiz falan gibi, böyle bir de üstten
konuşabildi. Bunlar sağ seçmen için hep şimdiye kadar bu devletten böyle darbe
yediğinde çekilme alışkanlığı olan bir parti için çok gurur veirci olaylar,
bunların etkisini çok önemli olduğunu göreceğiz.
Can
Dündar: Katılıyor musunuz Korkut bey?
Necla
Arat: Bekleyip göreceğiz.
Can
Dündar: Hemen sizden sıcağı sıcağına yorumunuzu alayım sağ politikayı iyi bilen
birisi olarak.
Korkut
Özal: Estağfurullah. Şimdi tabi burada şunu söyleyelim; 2002’de bu kadar
büyük bir ekseriyetle Ak Parti’yi iktidara getiren milletin ondan
beklediği sadece bir hükümet ol alternatifi değildi, değişimi getir dediler.
Ben bunu çok iyi biliyorum ve Ak Parti’nin de kendisinin hepimizin
herhalde computer’lerinde vardır, demokratikleşme ve atılım diye bir
manifestosu vardı. Manifestosunda da şu söylediğ şeylerin çoğu zikredilmiştir.
Anayasa değiştirilecek, seçim kanunu değiştirilecek, partiler kanunu
değiştirilecek. Fakat bunların bir kısmına el attıkları zaman, mesela yerel
yönetimler güçlendirilecek Avrupa’daki gibi. Bu konuşuldu ama şeyin
dediği gibi 92’de miydi o sizin söylediğiniz? Maalesef tepki gördü, çok
yanlış olarak ve Türkiye bugün Ankara’dan yönetilemeyen bir demokrasi
haline geldi. Onu değişim için seçtiler ve bana göre mesela köşk’te sayın
Sezer değil de Turgut Özal oturmuş olsaydı Ak Parti getirdiği şeylerin çoğunu
geçirebilirdi. Çünkü o da aynı şeyleri yaşamış bir insan. Fakat sayın Sezer
kesin olarak hepsinin önüne geçti, durdurdu ve bunun da arkasında tek şeyi
bugün halk partisinin savunmak durumunda olduğu bu şeydi. Şimdi bu seçime
gitmeye bu kadar hızlı karar verince bunlar hepsi gündeme gelecek. Şimdi şeyin
söylediği, en azından dedi bir hızlı demokratikleşme paketi. Ben Necla hanıma o
hususta söyleyeyim. Ben parlementoda çok şeyler yaptık.
Necla
Arat: Bir gecede 20 tane falan yasa birden geçirme.
Korkut
Özal: Burada eğer o paketi bir paket olarak verir, önüne de halk
cumhurbaşkanını seçecektir bayrağını çekerse o paketin o referanduma
gidecektir, ben köşk veya şey imzalamayabilir onu. O zaman referanduma gönderirler
ve onu da söyledi. Referanduma da razıyız dedi. Bunun manası şudur; onun
onaylanması da seçimde bir sandıkta olacak. O anayasa değişiklikleri doğrudan
doğruya halka gittikleri bir referandumla yapacaklar diye bir anlam çıktı
orada. Öyle olacağını zannediyorum ben ve onu yapabilirler ve onu yaparlarsa da
belki o da bana göre referandum evet çıkar oradan.
Can
Dündar: Buyrun Erdal bey.
Erdal
İnönü: Yok sayın Sezer’den bahsetti de değerli arkadaşım. Bence sayın
Sezer iyi etti, sayın cumhurbaşkanı bu bazı kararları veto etmekle iyi etti.
Necla
Arat: Fevkalade iyi etti.
Erdal
İnönü: O bakımdan yanlış anlaşılmasın ben aynı fikirde değilim. Niye etti?
Nitekim iyi ettiğini de görev süresinin sonuna geldiğinde halkın kendisine
gösterdiği büyük yakınlıkta, coşkuda görüyoruz. Yani halk sayın
cumhurbaşkanının yaptığı işlerden memnun. O bakımdan yanlış anlaşılmasın.
Korkut
Özal: Hangi halk?
Erdal
İnönü: Sayın cumhurbaşkanının gördüğü halk işte.
Korkut
Özal: Onu sormak lazım.
Can
Dündar: Biraz önce Ömer Laçiner’in söylediği noktaya geldik.
Korkut
Özal: Halk diyorsunuz ama hangi halk? Memnun olanlar var, bende aynı
katılıyorum. Mesela bazı konularda mesela laiklik mevzuunda o gün işte gerek
Ankara’da, gerek burada toplananların sırf laiklikle ilgili konuda onu
destekledikleri, onu onayladıkları kanaatindeyim ama bu demin Ömer bey’in
söylediği gibi Türkiye'nin çoğunluğu değil bu.
Erdal
İnönü: Yok yok laiklik Türkiye'nin çoğunluğu, laikliği destekliyor Türkiye'nin
çoğunluğu.
Korkut
Özal: Sandıklara gideceğiz, orada göreceğiz. Efendim laikliği eğer bugün
Amerika veya İngiltere anlamındaysanız zaten islam laiktir. Yani islam dininin
içinde büyük laiklik vardır zaten.
Erdal
İnönü: O tartışmaya girmeyelim.
Can
Dündar: Evet o tartışmamıza girmeyelim.
Korkut
Özal: Bir misal vereyim bakın. İslam Osmanlı zamanında 5 asır bütün o
coğrafyada 20 milyon ......
Can
Dündar: İzin verirseniz, bu saatte ona girmeyelim.
Korkut
Özal: Bir dakika efendim. Öbür dinlerin hepsine ufuk açmıştır, hiçbirine
karışmamıştır.
Erdal
İnönü: Ama kendi dindaşlarına eziyet etmiştir.
Korkut
Özal: Patrik gelmiştir mesela bakın İstanbul’u almıştır. İspanya’da
bütün müslümanları kesip atmışlardır o zaman katolikler. Fatih İstanbul’u
ondan daha evvel almasına rağmen buyur vazifeni yap devam et diye ....
Can
Dündar: Ama diyor Erdal bey başka bir şey söylüyor.
Erdal
İnönü: Başkalarına iyilik etmişiz de, kendi dindaşlarına eziyet etmiştir.
Korkut
Özal: Yok bizimkilere de edilmemiştir, yani bunları doğru konuşalım. Yani bugün
Osmanlı’nın bıraktığı intiba gidin Macaristan’a, öbür yerlere .....
Can
Dündar: Korkut bey Zafer hocaya bir söz vereceğim ama evet laiklik
tartışmamısına girmeyelim ama ....
Korkut
Özal: Yani suallerin cevabını verirken tabi bugün ben zannediyorum şu akşam şu
toplantıda gündeme gelen son 4.5 senenin gelmesi gereken konularıydı. Fakat ani
böyle gelişmeyle bunlar birdenbire geldiler.
Can
Dündar: Yine sonda anda.
Korkut
Özal: Ve onlar da buna hazırdılar. Bana göre seçimi de hızlı yapabilirler.
Çünkü seçim kurulu zaten bu sene seçim yapmak üzere her şeyi hazırladı.
Dolayısıyla seçim 41 günde biz yapmışız 1977’de.
Can
Dündar: Ona atıf yaptı. Biz inceledik 41 günde dediği siz misiniz?
Korkut
Özal: Tamam. Yani dolayısıyla ben söylediklerinin yarın muhatap ayrıntısını
grup konuşmasında söyleyecek. Ben buralara bakarken şu gözle bakıyorum; ben bu
partiyi hiçbir zaman tutmadım ama ülkemin çok iyi gelişmesini istiyorum.
Hayalimiz, biz bu poitikaya girmemizin temel nedeni şu ülkeyi bir yukarıya
götürelim.
Erdal
İnönü: Bizde onu istiyoruz.
Necla
Arat: Bizde öyle, bizde öyle.
Korkut
Özal: Ne oldu bakın, buyrun 50’den bu yana 4-5 defa asker müdahelesi
oldu.
Necla
Arat: 50’den bu yana hep iktidarsanız ama.
Korkut
Özal: Efendim?
Necla
Arat: Yani sağ paritler olarak 50’den bu yana iktidardasınız. Türkiye'nin
bugün büyük sorunları .....
Korkut
Özal: Bir dakika efendim, değiliz. Sağ parti, sol parti yok.
Necla
Arat: Ama iktidarda olanlar siz, bir defa hariç hep iktidardasınız.
Korkut
Özal: Siz o zaman askeri darbeleri onaylıyor musunuz?
Necla
Arat: Efendim ben onaylamadığımı söyledim. 27 Mayıs dışında kalanların iki
tanesini onaylamıyorum.
Korkut
Özal: O zaman bırakın. Eğer biz 5 defa darbe yemişsek, 3 resmi darbe, biri
postmodern darbe, sonu da şimdi duyuyoruz ki bazı darbe şeyleri çıkıyor.
Necla
Arat: O darbeler de durup dururken olmamış.
Korkut
Özal: Bunun bir yerinde bir yanlışlık var.
Erdal
İnönü: Var var.
Korkut
Özal: Bu yanlışlık halkta değil.
Necla
Arat: İktidarlarda.
Erdal
İnönü: İktidarda.
Korkut
Özal: İnsanlarda da değil.
Necla
Arat: Yanlışlar yapan iktidarlarda.
Korkut
Özal: Bu yanlış sistemde. Bana göre yani bu kadar askerin müdahele ettiği bir
başka demokrasi yok.
Necla
Arat: Ama sistemi yapan da yürüten de bizim Korkut bey, iktidar yürütüyor.
Can
Dündar: Erdal bey biraz iktidarda var sorun diyor, darbelere iktidar yolaçıyor.
Korkut
Özal: İktidarda derseniz o zaman kendileri de iktidar oldular, kendisi başbakan
yardımcısıydı.
Erdal
İnönü: O zaman olmadı böyle bir şey.
Korkut
Özal: Ne oldu batırdılar Türkiye’yi? Öyle bir batırdılar ki halen
çıkaramıyoruz dışarıya.
Necla
Arat: Yok hiç ilgisi yok.
Korkut
Özal: Yani ben rakamlar söylüyor.
Erdal
İnönü: Yok öyle şey.
Korkut
Özal: Türkiye'nin yüzde 40 milli gelirinin borcu bunlar bitirdiği zaman
2002’ye kadar geldi.
Erdal
İnönü: Vatandaş beni ne zaman görse siz niye bıraktınız gelin diyorlar.
Necla
Arat: Evet.
Korkut
Özal: Aman sizde gidin sandıkta geleceksiniz, gelin mi diyecekler evet.
Can
Dündar: Evet sandık verecek. Sayın Üskül’e söz vereceğim. Çok kısa bir
şey soracağım. Siz dediniz ki 1988’de Turgut Özal’a yapılan
suikastın arkasında onu köşk’e çıkarmama hesapları vardı. Bu suikasti
onunla ilişkilendirdiniz. Hatta Tayyip Erdoğan’ın kendine dikkat etmesi,
korumasını artırması gerektiğinden söz ettiniz bugünlerde. Bu ciddi bir bilgiye
dayanan bir şey mi, yoksa bir tahmin kaygı mı?
Korkut
Özal: Yani bugün Türkiye’de kimvurduya gittiği kanaati hakim olan bir
sürü insan vardır, öldürülmüşlerdir. Ben bunları saymayacağım. Bugün eğer Türk
kamuoyuna soracak olursanız Turgut Özal’ın öldürüldüğü kanaatinde olanlar
çok fazladır. Zehirlendiği, bilmem ne olduğu şeklinde. Eşref Bitlis paşanın
mesela tertibe kurban gittiği genel kanıdır.
Can
Dündar: Sizde de var o kanı değil mi?
Korkut
Özal: Efendim?
Can
Dündar: Sizde aynı kanaattesiniz?
Korkut
Özal: Ben eski bir içişleri bakanı olarak şunu söylüyorum; ben bir kanaatle
hareket etmem. Yalnız diyorum ki; bu olaylar ki Turgut bey’in rahmetlinin
olayı da böyledir. Çok iyi araştırılması gerekiyor. Bunları bu şekilde
bırakamazsınız. Yani bu memlekete cumhurbaşkanlığı yapmış bir kimse bir gün
sabahleyin küt diye gidiyor. Ondan sonra ailesi diyor ki; zehirlendi diyor.
Can
Dündar: Hayır siz suikastı daha çok kastettiniz. Yani suikast engellemeye
dönüktü diye.
Korkut
Özal: O suikast o zaman 1988 kongresinde yapıldı.
Can
Dündar: Evet yani onu diyorum, engellemek için.
Korkut
Özal: Ve orada hedeflenen kendisiydi ve o şekilde o kongrede onu temizleyip
önünü açmak istiyorlar. Çünkü ertesi sene cumhurbaşkanlığı seçimi vardı.
Can
Dündar: İşte onu engellemeye dönük bir şey olarak mı görüyorsunuz?
Korkut
Özal: Yani o da olabilir diyorum. Yani düşünen, bunları da düşünebiliyorlar.
Dolayısıyla bu gibi koşullarda olanların çok dikkatli korunması lazım. Bunu
herkes yapıyor. Mesela bugün Bush öylesine korunuyor ki seçilmiş bir
cumhurbaşkanı..
Can
Dündar: Hayır siz böyle bir kaygı taşıyor musunuz ya da bir istihbarata
dayanıyor mu?
Korkut
Özal: Ben burada aynı şeyi söyledim. Hatta bir defa sayın Erdoğan için
söyledim. Yani dikkat edilmesi lazım. Çünkü bu Türkiye'nin geçmişinde bunu ben
yurtiçinden de demiyorum, bazen yurtdışından da, unutmayın biz
Ortadoğu’nun en önemli devletlerinden biriyiz ve Ortadoğu’da bugün
Irak’ta dahil öyle problemler gelişiyor ki Türkiye'nin burada durumu çok
önem kazanıyor.
Can
Dündar: Sayın Üskül toparlayalım lütfen bu geceyi. Bir siyasi sizin yorumunuzla
bitirelim, buyrun.
Zafer
Üskül: Şimdi hukuki açıdan önce 1-2 şey söylemek isterim. Rejimin niteliğini
değiştirmeye aday anayasa değişikliklerinin bu kadar kısa bir süre içinde ve
toplumun geniş kesimlerince tartışılmadan gündeme getirilmesi ve geçirilmeye
çalışılmasını doğru bulmuyorum. Bu kadar önemli anayasa değişiklikleri
yapılacaksa bu uzun uzun tartışılmalıdır. Böyle bir anayasa değişikliğinin bu
mevcut anayasaya getirilecek bir yama olacağı gayet açıktır. Bu yama ek
sorunlar yaratacaktır. Türkiye'nin sorunu bu anayasaya yamalar getirmek değil,
doğru dürüst toplumun bütün kesimlerinin üzerinde uzlaşacağı demokratik bir
cumhuriyet kuracak bir anayasa yapmaktır, yeni bir anayasa yapmaktır. İktidarın
da, muhalefetin de bunun üzerinde durmasını beklemek gerekir bu bir. İkincisi,
seçim sistemi değiştirilebilir. Seçim sistemini değiştirmeden, barajı
düşürmeden yapılacak bir seçimin ben bugün yaşanan sorunlara çözüm getireceği
kanaatini taşımıyorum. Nasıl ki 25 yaşını dolduranlara aday olma olanağını
sağlamak için bir anayasa değişikliği düşünülüyorsa ki buna gerek yoktur bence,
anayasa değiştirilmeden de 25 yaşını dolduran aday olabilir bugünkü mevcut
hukukla. Baraj indirilebilir ve barajda yapılacak değişiklikliğin yapılacak ilk
seçimde uygulanabileceğine bir anayasa değişikliğini de eklemek mümkündür. Onun
dışındaki değişiklilerin toplumun tartışmasına sunulmadan yapılmasını doğru
bulmuyorum. Siyasi olarak baktığımızda önümüzdeki çok kısa süre içinde toplumda
varolan bu kutuplaşmanın siyasal partilere yöneleceğini beklemek doğrudur. Bu
kutuplaşma mevcut toplumdaki kutuplaşma siyasal açıdan Akp ve Chp’nin
etrafında bir yoğunlaşmayı getirecek gibi görünmektedir. Mhp’nin barajı
aşması ihtimali olabilir halen ama barajın çok altında kalması ihtimali de
olabilir. Mhp barajı aşarsa Akp birinci parti olma ihtimaline sahiptir büyük
ölçüde, tek başına hükümeti kuracak bir çoğunluğa sahip olabilecektir ama Mhp
barajı aşamazsa bu defa 3’te 2 milletvekilinin üzerinde bir çoğunluğa
sahip olabilme ihtimali vardır. Çünkü bu seçimde biraz önce sayın
Laçiner’in yaptığı bütün değerlendirmelere katılarak ona bir ek yapmak
istiyorum. Son dönemlerde yapılan bütün araştırmalar şunu gösteriyor;
müslümanım diyenlerin oranı yükselmiştir toplumda. Bu kişilerin ....
Can
Dündar: Kendini öyle tanımlayanların daha doğrusu. Yani hepsi müslümanım
diyordu belki de kendini müslümanım diye tanımlayan, evet.
Zafer
Üskül: Tabi tabi yani yapılan araştırmalarda bunu açıkça ortaya koyanların
oranının artığı gözlemleniyor. Bu kişilerin tabi, bunların içinde Cumhuriyet
Halk Partisi’ne de oy veren, Mhp’ye de oy veren elbette olabilir
ama muhtemelen onların büyük bir çoğunluğu oylarını Akp’ye
yoğunlaştıracaklardır. Dolayısıyla burada asıl sorun, sorunu çözecek olan çözüm
daha doğrusu barajın indirilmesidir ama barajın indirilmesi konusunda ne yazık
ki ne iktidar partisi, ne ana muhalefet partisi bir öneri getirmektedir. İkisi
de açıkça karşı olduğunu söylemektedir. Bir şeyi daha eklemek gerekir, Türkiye
demokratikleşmektedir. Son dönemlerde özellikle insan haklarıyla ilgili olarak
kağıt üzerinde bile kalsa, uygulamada sorunlar yaşansa bile anayasada ve
yasalarda çok önemli değişiklikler gerçekleştirilmiştir ama ana muhalefet
partisi 12 Eylül’ün anayasasına sahip çıkmanın peşindedir bugün. Bu
tutumla ana muhalefet partisinin bu toplumdan büyük bir oy desteğini almasını
beklemek şu anda mümkün görünmüyor bana. Tabiki herşey çok hızlı değişiyor
Türkiye’de. Bugün yapılan tahminler 3 gün sonra geçersiz hale de
gelebilir.
Necla
Arat: 24 saat sonra bile geçersiz hale gelebilir.
Zafer
Üskül: Bu mümkündür. Çünkü kesin bir şey söylemek mümkün değil.
Can
Dündar: Neyse hiç olmazsa bugün için bu tahminleri 12 itibariyle almış olduk.
Zafer
Üskül: Ben cumhurbaşkanlığı seçiminin ne olacağı konusunda şu anda herhangi bir
şey söyleyebilecek durumda hissetmiyorum kendimi. Yarın meclis cumhurbaşkanını
ay’ın 15’ine kadar seçebilirde. Bu da mümkündür. Çünkü böyle bir
varsayım tümüyle ortadan kaldırılmış değildir.
Can
Dündar: Bu da mümkün.
Zafer
Üskül: Bu da mümkündür.
Can
Dündar: Sayın Aydın Menderes biz söz istiyor, Ankara’ya bağlanacağız
sayın Menderes’e, ondan sonra kapatacağız. Buyrun sayın Menderes.
Aydın
Menderes: Sayın Dündar çok teşekkür ediyorum. Bugün söylenen sözler bugünde
kalacaktır. Şu parti bu parti tartışması bir seçim tahmini zamanı değildir. Ben
Akp’nin de arkasına aldığı rüzgarı kaybetmemek için büyük bir sağduyuyla
duracağı yeri bilerek hareket edeceği kanaatindeyim. Onun için önemli olan
gelinen bu nokta ve önümüz açıktır. Dün çok veciz bir ifade okudum, o ifade
aslında bugün yaşadığımız kriz dahil bütün zamanlarda ve buna benzer olaylarla
karşılaştığımız vakit de hiç unutmamamız gereken bir veciz, söz o da şudur;
önce meclis, sonra ordu. Bu da Atatürk’ün yoludur.
Can
Dündar: Çok teşekkür ederiz sayın Menderes. Bütün konuklarımıza teşekkür
ediyorum katıldıkları için. Aslında siyasette 24 saat uzun bir süredir sözünü
kanıtlayan bir gece oldu. Bütün gelişmeleri sıcağı sıcağını bizde izledik ve
yorumladık. Yarın yeni bir gün Türkiye için, yarın seçim kararı alınacak,
ertesi gün mecliste oylama var. Önümüzde gayet hareretli günler var ve bir
seçim belki bir referandum yaklaşıyor. Bu gece hepsini değerlendirme şansı
bulduk. Bu gece programımızın tekrarı var. Ayrıca metnini internet sitemizde
bulabilirsiniz. Önümüzdeki günlerde daha sık birlikte olacağımız anlaşılıyor.
Yeniden birlikte olmak dileğiyle efendim, hepinize iyi geceler diliyorum,
hoşçakalın.
|