Alev Alatlı: Tabi bunun çağ yangını olduğuna katılıyorum tabi,
katılmadığım şeyler var. Şimdi bir kere tarihin doğrusal yorumunu duyuyorum
şöyle. Yani bu bir doğrusal yani ve neredeyse determanist bir yorum.
Can Dündar: Determanist bir yorum ama aynı tariften sanki
bambaşka sonuçlara varıldığını görüyoruz.
Alev Alatlı: Evet ama yine de determanist. Yani özde determanist
bir yorum. Şimdi ben bu konuda daha çok Rus ekolünü tercih ederim. Yani bir
sarkaçtır tarihtir ve bu sarkaç Roma’dan bu yana sol ve sağ arasında
gider ve gelir. Bir asilleri tutar, bir köleleri tutar, bir asiller bir köleler
bu döner gelir ve hangi noktada, nasıl patlayacağı bence belli olan bir şey
değildir. Belki posmodern düşünceye yakınım, belki islami arka planımdan böyle
ama meseleyi daha holistik görmeyi tercih ederim, determanist değil. Şimdi
neresinden neyin patlayacağı ve bu ağacın hangi dalının ne tarafa gideceği
bence şu aşamada belirsizdir. O bağlamda kısmen katıldığım taraflar var tabi
Mehmet’in ama determanistlik ..... mümkün değil.
Can Dündar: Şu determanistliği yani izleyiciler için açmak
gerekirse yani belli koşulları belli sonuçları otomatikman yaratır gibi bir
şeye siz inanmıyorsunuz.
Alev Alatlı: Yani şunun gibi bir şeydir; işte efendim ne gibi,
işte ulus devletleri burjuvazi yarattı. Yani bu çok indirgenmiş tavır bu.
Efendim ama bir türlü şeyi söyleyemiyoruz; yeni dünya düzeninin tek kutuplu
dünyanın son tahlilde tamamen burada Anıl’a katılıyorum, emperyalistik
bir süreç olduğunu, hani öldür Allah’ı ağzımızdan çıkartmaktan korkar bir
halimiz var. Çünkü onun getirdiği diğer değerleri tırnak içinde yadsımak
durumunda kalacağız.
Can Dündar: Daha güncel ve somuta gidebilir miyiz? İlk turda
teorik çerçevemizi kurduk ama bugün Avrupa Birliği sürecinden örneğin
gidebiliriz, Kopenhag kriterlerinden gidebiliriz. Yani bu emperyalizm sizin
bakış açınızdan.
Alev Alatlı: Peki gelin şöyle bakalım; bakın ben bir Türküm, öyle
mi evet. Türk vatandaşıyım, dahası bu ülkeye ait bir sürü değerin yani kendi
kültürümün bana verdiği bir sürü değeri alan ve yücelten birisiyim. Böyle
olmaya hakkım var mı? Herkes kadar var. Şimdi önce insan ise ki bu yeni bir şey
değil hep önce insandı. Önce insan ise en azından benim insanımın sesinin
duyulacağı bir dünyaya doğru gidiyorsa dünya benim için bir ilerleme demektir.
Bakın sesinin duyulacağı diyorum, şey demiyorum dominant bir durumdan
bahsetmiyorum.
Can Dündar: Ama önce insan katılmıyor Mehmet Altan. Yani hani hep
öyle diyorusunuz önce millet daha ağır basan bir şeydi. Orada insan ....
Alev Alatlı: Yok yok önce millet dünkü çocuk yani. Bu önce millet
dediğiniz kaç senelik hikaye? Kaç yüzyıllık hikaye? Yok yok önce hep önce
insandı. Eğer şey yapmıyorsunuz aborjinlere bakın, kızılderelilere bakın
lütfen. Önce insan diyen kimseyi bırakmadılar ki ortada ama bu hep vardı. Bu
yoktu diye bir şey yok. Hepsini bir yana bırakın islamiyetin bizzati kendisi
önce insandır. Şimdi islamiyeti hiç tanımayan bir ............
Türkiye’nin başına musallattır, lütfen bunu kabul edin. Hiç tanımayan,
kendi halkını tanımayan, tanınmaya hiç niyeti olmayan, dahası bir şeyi
okumaktan aciz yani bir mesela islamiyette mezhepleri okumaktan aciz. Bakın
böyle bakarsanız şayet makara süresine vs. vs. yani herhangi bir kitabı okur
gibi okuyun kutsal kitabı. Bir şey göreceksiniz. İslamiyetin önce insanıdır,
her zaman önce insan olmuştur, her koyun kendi bacağından asılır lafı da bunun
sonucudur, tek bir bireydir. Batı bu birey kavramını aydınlanmayla ya geldi ya
gelemedi. Bakın sorumluluğu verdiğiniz, sorumluluğu veriyorsunuz, kendisinin
özgürlüğü veriyorsunuz vs. bu önce insansa zaten buydu. Şimdi burada tabirimi
maruz görün, eşeği kaybedip yeniden bulmaya benziyor. Nereden çıktı şimdi önce
insan ama benim bildiğim önce insan sloganını sol da kullanır, sağ da kullanır.
Yani kullanır Allah kullanır ama bu hep böyleydi, bu yeni bir şey değil. Önce
insan. Hangi insan? Sarışın, mavi gözlü, blue jean giyen bugüne bakın. Bunu
tutan belirli müziği dinleyen öyle mi efendim? Cinsel özgürlüklere herşeyden
çok prim veren bir insan tipi. Bu çiziliyor ve bu dayatılıyor. Şimdi bu
dayatılıyorsa önce insandan nasıl bahsedeceğiz Allah aşkına. Yani benim
muhafazakar olmaya hakkım yok öyle mi? Belirli biçimde giyinmeye hakkım yok.
Efendim adaleti özgürlüğe seçmeye hakkım yok. Bütün bu haklarımı tek tek benim
elimden alacaksınız, kendime Türk demeye hakkım yok. Çünkü daha geçen akşam bir
programdaydım. Senin genlerin farklı mı diyeverdi birisi ve kendisi bir hoca
bunu söyleyen. Yani düşünsenize genler hep işi o kadar adileştirdik ki artık
hoşgeldin Darwin geri dönüyoruz yeni baştan. Üstün ırk teorileri gelmeye
başladı. Bu geriye dönüştür. Görmüyor musunuz bu ortaçağa geri dönüş. Nefret
kanunları deyip duruyorum 1080’den itibaren. Bu nefret kanunları aldı
başını gidiyor. Amerika şey yaptı Clinton destekledi, döndü gitti
Kanada’ya, Kanada’dan Avrupa’ya atladı. Tık tık tık bu
gidiyor. Öyle bir noktaya gelindi ki şimdi ben kendi hakkımı müdafa edemeyecek
gibi köşeye sıkıştırıldım hapis cezasıyla cezalandırılacağım ki bu bize ikinci
dünya savaşı faşizmin gerisine attı.
Can Dündar: Fransa’nın son kararını kastediyorsunuz.
Alev Alatlı: Fransa olsa iyi, Avusturya bu. 2 gün sonra İsveç.
İsveç’te 2 defa geldi, üçüncüsünde geçecek ve çok iyi biliyorsunuz ki
Stockholm dünyanın en sıkı Ermeni lobilerinden bir tanesinin olduğu birliğin
yaşadığı ülkedir. Şimdi şu hale bakın siz, yani hinler gibi, göbelz gibi iki tane adam suçlu yakalanan iki tane adam, artık bu öyle mi? hiç değilse
bir Nurenbergde iki tane lafaizm verildi. Aman sevsinler, sevsinler.
Yani bu kadar kavga, bu kadar dövüş iki büyük dünya savaşı. Bana beyefendi
insanların beyninden bahsediyor. Eğer insanların gelişmiş beyninin sonucu şu
gördüğünüz durumsa yani kendinizin ya belge koysanız adamın önüne yasaktır ve
sizi hapise koyuyor. Şimdi bu mu beyinsel gelişme? Yani eğer buysa bırakın
milliyetçiliği, tamamen Anıl’a katılıyorum. Bu değil milliyetçilik bu
sonunda aşiretlere kadar bölünür. Ne olur? Oynarsanız kızma birader tekrar
geriye, birinci yere. Bu mağaraya geri dönüş.
Mehmet Altan: Yani iki cümle söylemem lazım. Açıklamamda eksin
kalsın istemem.
Can Dündar: Teşekkür ederim. Ama iki cümleyse sadece.
Mehmet Altan: Yani önce insan derken ilk defa Bill Gates örneği,
üretim ilişkileri açısından, katma değer ve üretim faktörü olarak yaratıcılığın
ve bilginin en büyük zenginlik yarattığını ve ilk defa sermaye sahibi ....
Alev Alatlı: Lütfen yapmayın Henry Pord var, yapmayın nereden Bill
Gates.
Mehmet Altan: Hayır başka bir şey söylüyorum.
Bilişim
çağının belki önemini vurguluyabilir.
Alev Alatlı: Ne farkeder ki.
Mehmet Altan: Bu açıda önce insan diyorum. Yani Bill Gates annesi
babası zengin olmayan, klasik kapitalist sistemin içinden gelmeyen fakat
bilgisi ile zengin olan bir unsur.
Alev Alatlı: Aman yarabbim. Burada kesmek zorundayım. Yani kavgaya
rağmen kesmek zorundayım, lütfen. Rakopel’in anasına babasına bakın, ...
Morgan’ının anasına babasına bakın, Pulman koltuklarını yapan adamın
anasına babasına bakın, bunların da hiçbir tanesi kapitalist soydan falan
gelmiyordu. Ne olur kimse kendini kandırmasın.
Mehmet Altan: Peki o zaman bilgi ekonomisinden ne anladığımı
söylüyorum. Çünkü iktisatçı olunca bir belki farklı.
Alev Alatlı: Kusura bakmayın bende master iktisatçısıyım.
Mehmet Altan: Peki şunu söyleyeceğim o zaman. Bilgi ekonomisi
dediğimiz şey en güzel bunu benim çok tekrarladığım ve iyi izah ettiğini
düşündüğüm kumu örneği veriyor. Yani bir tarım ülkesiyseniz kumu daha katma
değer katamadığınız için olduğu için ihraç ediyorsunuz, 5 cent kazanıyorsunuz.
Eğer sanayi dönemindeyseniz doğa üstündeki egemenliğiniz biraz daha geliştiği
için buna bir şekilden kumdan, silusyumdan cam yapıyorsunuz, 1 kilo camı 1
dolar 7 cente ihraç ediyorsunuz. Sanayi sonrası topluma ulaşmışsanız, Bill
Gates ile simgeleşen, aynı kumdan Laptop yapıyorsunuz, bilgisayar ve
1.500-2.000 dolara satıyorsunuz. Buradaki bütün temel girdiler kumdur ama bunu
zenginleştiren bilgidir.
Alev Alatlı: Sonunda ozon tabakasında delik açıyorsunuz.
Can Dündar: Ömer Laçiner’e sözü vereceğim. Teorik gidiyoruz
ama biraz güncel konulara değinmemiz lazım. Yani özellikle Fransa’nın son
kararından sonra bu konu gündeme geldi. Orhan Pamuk’un ödül alması bir
başka dalga yarattı. Türkiye’de sevinemediğini gördük insanların hani
Nobel ödülüne. Dolayısıyla böyle bir şey buradan çıktı. Biraz güncel boyutuyla.
Ömer Laçiner: Yani nokta nokta olarak şu ilk iki son sorunuzu da
şey yapayım. Orhan Pamuk konusunda bir tarafız sayılır yani. Orhan Pamuk benim
üyesi olduğum mensup olduğum yayınevinin, birikim ve iletişimin yazarıdır.
Can Dündar: Biraz onun için oradan açtım konuyu.
Ömer Laçiner: Yani onun için de tabiki yani Orhan Pamuk’un
böyle bir uluslararası saygın bir ödül alması, dünyada bundan daha önemli bir
ödül yok. Nobel ödülü filanca yerde yanlış yapılmıştır, şu etmiştir bu etmiştir
ama Orhan Pamuk Türkiye’nin kalburüstü 2-3 tane romancısından biridir ve
hakederek almıştır bunu. Türkiye’nin bundan iftihar etmesi lazım.
Türkiye’nin şu andaki ortamında bunun tabi sevinmemesi o milliyetçilerin
hesabını verebilecekleri bir şey. Bu nasıl bir kendi toplumunda ....
Can Dündar: Yazdıklarından çok söyledikleriyle ilişkilendirildiği
için bir tepki doğdu.
Ömer Laçiner: Efendim Orhan Pamuk’un sözcüklerinin de
zamanında kimler tarafından manipule edildiğini gördük. Orhan Pamuk bir soru
sordu. Şimdi biz burada hinlerden daha kötü mötü falan diyoruz başkalarına ama
bizim ülkemizdeki kendi yasalarımıza kalkıpta mertçe karşı çıkamıyoruz. O
yasalar Türkiye’de. Orhan Pamuk buralarda mahkemelerde sürünüyor. Hepimiz
süründük o mahkemelerde. Şimdi elaleme laf söylerken bunu yapalım. Fransa
ayıptır yaptığı. Gerçekten burada söylenen doğrudur tabi. Yani kalkıpta
herhangi bir fikri şu veya bu fikri mahkeme kararıyla önceden
yasaklayamazsınız. Bu Fransa’nın yaptığı büyük ayıptır, kendi kendine
ayıptır. Bunun yani uzun boylu analiz edilecek bir tarafı da yok. Büyük bir
gaf, büyük bir işte ne bileyim yani bir şey yapmışlardır yani. Buna söylenecek
hakikaten lafım bittiği yer, savunulacak bir tarafı yok. O bakımdan biz ne
yapıyoruz? Yani Fransa’ya çuvaldızı batıralım da bir de iğneyi kendimize
batıralım. Bizleri burada soykırım vardır anlamına gelebilecek lafları
söylendiği için insanlar mahkemelerde. Aynı şey değil mi?
Alev Alatlı: Kim mahkemede Allah aşkına.
Ömer Laçiner: Çok var.
Alev Alatlı: Çok bırakın.
Ömer Laçiner: Bakın var, herkes var. Hırant orada, biz yargılandık.
Bırakın bunu, bırakın şimdi ermeni soykırımı meselesini. Kürt lafını yazınızda
kullandınız diye mahkemelerde süründük biz. Sadece bir tek kürt lafını. Şu son
10-15 seneye bakmayalım. Yani şu anda yani hani kürt mürt diyoruz ya kimse,
savcılar yakamıza yapışmıyor. Eskiden bu dosdoğru kürtçe konuşmak değil, kürt
lafını telaffuz ettiğiniz vakit TRT nasıl haber verdi, sizler şeysiniz.
Irak’taki kürtlerden bile kürt diye bahsetmedi, peşmerge, meşgerme gibi
adlar kullandılar. Yani bunları ne çabuk unutuyoruz ve bunlardan biz herhangi bir
şekilde özür de dilemedik. Şimdi eğer konu bunlarsa buralara gidilecekse yani
ayrı bir mevzu. Şimdi ben daha yani konuya odaklanalım diyorum. Bu
milliyetçilik mevzusuna, şu küreselleşme milliyetçiliği. Şimdi tabiki yani
esasında ben Mehmet Altan’ın dediği gibi bir üretim tarzlarında devrim
oldu dünyada 1980’li yıllardan beri. Bilgi teknolojileri, uzay
teknolojileri, genetik teknolojisi bunlar dünyada hayatı çok değiştirdiler,
bütün üretim sistemlerini değiştirdiler, insanların önüne çok büyük olanaklar açtılar
ama bu olanaklar iki şekilde kullanılabilir. Ben çok özetle söylüyorum, eğer
bugün bu ikinci sanayi devriminin bu dalgası dünyada hem büyük işte efendim
Bill Gates’ler, onlar, bunlar işte efendim bilimle ondan sonra ya da
yaptığı buluşlarla kolay da zenginleşebilen belirli bir üst tabaka yaratıyor
ama öbür tarafta korkunç bir de işsizlik yaratıyor. Bugün artık batı
toplumlarının kendilerinde bile gitgide büyüyen bir işsizlik var, üçüncü
dünyayı saymıyorum. Bir takım insanlar bu endüstrilerin şu anda dümenindne
bulunanlar, bunlar belki Amerika’da, Avrupa’da falan odaklanmış
olan belli bir sermaye grubu. Bunlar geçmişte gördüğümüz emperyalistlerden çok
daha korkunç işler yapabilecek noktadalar. Yani bunlar belki de Afrika’yı
feda edecekler. Afrika’da insanlar ölür, bizim başımıza gelenlerin 5
beteri oraya gelecek, böyle bir şey var. Yani bugünün teknolojisi insanlığın
önüne böyle bir imkanda yani görebildiğimiz faşizmlerin en faşizmini de
getirebilir, en korkunç ırkçı bir düzeni getirecektir orada. Bir takım insanlar
bugünkü üretim sistemlerine uymadı diye katledileceklerdir. Bunları 20 sene
sonra belki bunları göreceğiz. Irak’I bu kadar acımasızca katleden bir
Amerika yarın Afrika’yı, mafrikayı siler götürür.
Can Dündar: Bu milliyetçilikten bağımsız bir şeyden
bahsediyorsunuz.
Ömer Laçiner: Bu bağımsız. Bu kendisi gibi belirli bir toplum, bir
çeşit bir kozmopolit ırkçılığı bu. Yani kendilerini doğal olarak daha üstün,
daha yetenekli gören, bunları ille Amerikalı olmayabilirler. Bunların işte bir
kaç Türkle olur, bir kaç İranlı da olur, bir kaç Rus olur, Çinli olur, o olur,
bu olur.
Can Dündar: O zaman Anıl Çeçen’e katılıyor musunuz? Yani bu
daha çok küreselleşmeyle karşıtları arasında bir mücadele.
Ömer Laçiner: Tamam küreselleşme. Bizim bunu görüyor olmamız bizim
bütün bir manzaradaki öteki imkanları görmememiz anlamına gelmez. Bir ikincisi
de buradan geriye çekilerek savunamayız kendimizi. O zaman bu bilimin
imkanlarını yeni büyük insanlığı yaratabilecek bir şekilde bütün kıtalara
yayılmış yani milliyetçiliği aşan bir persfektifle bunları bir şekilde büyük
insanlığın bu eşit, adil bir düzenini kurabilecek şekilde bu imkanları
kullanarak ama, yine bu beyin enerjisini, bu yaratıcı gücü kullanarak, o
insanları bu gücün bu vasfın sahipleri, kullanıcıları haline getirterek.
Çiftçiyi çiftçi olarak, işçiyi fabrikasında bugünün söylenen doğrudur. Artık
büyük fabrikalarda yaratılan şey insanlığın büyük geleceğini hazırlayacak
gitgide gerilen şeyler bunlar. O bakımdan yepyeni bir tasarıma ihtiyacımız var
bizim. Milliyetçilik ve milli devleti savunma burada tamamen bir mevziide geri
çekilerek savunmadır. Bunun gerisindeki sahipleri anlıyoruz ama bununla şimdi
artık akıl almaz imkanlara da sahip olan, akıl almaz imha araçlarına da sahip
olan bu total büyük küresel güce karşı siz müdafaa edemezsiniz. Milliyetçiliğin
bize verdiği çözümler, milli devlet savının bize verdiği çözümler geçici olmaya
mahkumdurlar. Siz çağın bu olanaklarını yakalayarak ve insanlığın öbür
parçasıyla birleşerek yapacaksınız. Son bir şey daha söylüyorum.
Can Dündar: Son olsun lütfen.
Ömer Laçiner: Milliyetçiliği burada ciddi şekilde eleştiriyoruz.
Şundan dolayı eleştiriyoruz; çünkü dikkat edin, biz konuştuğumuz zaman
Ermeniler, Yunanlılar falan, filan diye konuşuyoruz. Halbuki orada burada sizin
buradaki kaygılarınızın aynı kaygılarını duyan insanlar var. Onlar da işsiz,
onlar da bu küresel saldırının altında ama bunları kalkıpta eski şeyleri
koruyarak, eski siyasi, sosyal, hukuki formları koruyarak direnemezsiniz.
Hiçbir şeyde direnilmemiştir. Köylüler endüstriyel devrim sırasında büyük
zarara uğradılar, köylüler yani küçük köylüler ama köylü olarak kaldıkça da ona
diremediler, yok ettiler onları. Onun için biz bu çağın genetiğiyle,
bilgisayarlarıyla, uzay teknolojisiyle, bilmem ne bütün bunların bize getirdiği
imkanlardan yararlanarak biz tek tek her bireyi insanlığın bu yaratıcı gücüne
sahip ve onun kullanıcıları haline getirten ve öylece insanların arasında
toplulukların arasında eşit ilişkiler kuran bir modeli düşünmek zorundayız.
Onun içinde bizim hudutlar aşırı bir dile ihtiyacımız var. Milliyetçilik bizi
kapatıyoır.
Can Dündar: Teşekkür ederim.
Ömer Laçiner: O bakımdan da bizim burada söylediğimiz yani tabiki
burada ...
Can Dündar: Son cümleyi alayım lütfen.
Ömer Laçiner: Milliyetçilik gerekçeleri olarak söyledikleri ya da
milli devlet gerekçesi olarak söyledikleri şeylerin haklı olabilir bu olgular
ama bunlardan hareketle siz böyle bir çözüm yaptığınızda haklı gerekçeden kısır
bir çözüme varmış olursunuz.
Can Dündar: Teşekkür ederim. Yine kısa bir ara vereceğiz. Aslında
çok önemli bir noktaya geldik. Çünkü son konuşmalarda daha çok ortaya çıkan
görüş; ortada bir milliyetçiler ve karşıtlarından ziyade küreselleşme ve
karşıtları gibi bir mücadelenin olduğu ama buna karşı verilecek savaşımın
milliyetçilik üzerinden yapılıp yapılamayacağı noktasına geldik. Orhan
bey’e söz vereceğim, Anıl bey’e söz vereceğim. Tekrar birlikte
olacağız son turda görüşmek üzere.
|