Mustafa Mutlu: İddialar durup dururken torbadan çıkmadı. Eyüp Belediye Başkanı, çarşaflıların adayı -ki o kara çarşaflıları da partiye bizzat Sevigen ve Gürsel Tekin getirmişlerdi çarşaf açılımı adı altında- aralarında pazarlık sonuçlanmayınca çok ilginç açıklamalar yaptı. Ben de aynı gün kendisiyle konuştum, Aracı 600 bin dolar ve o bir daire iddiasını ilk dile getiren kişiyim. Bu iddialar Sevigenin partiye kazandırdığı CHPli olmayan kişiler tarafından gündeme getirildi. Daha ilk iddialardan sonra sayın Sevigen hakkında o kadar çok benzer iddialar geldi ki, biz bunlardan çalışamaz hale geldik. Ben defalarca Sevigene çağrıda bulundum. Elimde 300e yakın böyle benzer suçlamalar var, bunlar doğrudur yanlıştır, alın bunları inceletin bir komisyona diye çağrı yaptım, hiçbir ses çıkmadı. Şimdi benden şunu istediler, bunu istediler diye olaya değişik bir boyut vermeye çalışıyor.
Oğuz Haksever: Ortaya atılan ilk iki iddianın kanıtlanmadığı vurgulandı. Ne dersiniz?
Mustafa Mutlu: Oradaki kanıtlar bizzat iddia sahiplerinin kendileri, yani her iki insan da benden para istendi diyor çeşitli vesilelerle. Bir tanesi Benden fatura istendi, o fatura karşılığı miktarında kim tarafından nasıl çekileceği hiçbir şekilde bana bildirilmedi. Ben de bu faturayı kesmeyi reddettim diyor. Dava açacağım dediği kişiler bunlar. Bu kişiler ellerinde belge varsa mahkemede vereceklerdir, bizden belge bekliyorsa yanlış yerden bekliyor.
Oğuz Haksever: İntikam amaçlı bir kampanya iddiası var. Size ne dersiniz?
Mustafa Mutlu: Çok çirkin buluyorum, günlerdir sürdürülen bir gazetecilik başarısı ortada. Star gazetesi geçenlerde öyle bir yayın yaptı, düne kadar birbirlerini karalayanlar bugün çıkar söz konusu olduğunda nasıl işbirliği yapabiliyorlar, bunu gösteriyor sadece bu. Siz gazetecinin böyle bir talepte bulunabileceğini düşünebiliyor musunuz? Hele hele böylesine bir yayın sürerken böyle bir şey olabilir mi? Ben gerçekten ne yapacağını bilemez halde olmasına bağlıyorum sayın Sevigenin.
Oğuz Haksever: Beşiktaştaki imar mesesinden bir kuruşluk çıkarım yoktur diyor sürekli.
Mustafa Mutlu: Ortada imzalanmamış bir sözleşme var ve bu sözleşmeyi de kendisi kabul ediyor. Diyor ki, Ben eğer dairemi satsaydım da o parayı bulsaydım, kar payı ortaklığına girecektim. Ondan sonra da bunun etik dışı olduğunu söylüyor. Etik dışı deyip de yumuşatmayın bu işi, bu işe bildiğimiz halk dilinde ahlaksızlık denir. Ve bunun faturası olmak durumunda. Tabi esas tartışmamız gereken konu, daha dün linç ettirmem diyen Deniz Baykalın bugünkü tablo karşısında ne düşündüğünü gerçekten çok merak ediyorum.
ALİ SİRMEN: YARIM AHLAKLI AZ PİLAV ÜSTÜ DÖNER GİBİ
Cumhuriyet gazetesi yazarı Ali Sirmen ise istifayla ilgili şunları söyledi:
Kendisi hiçbir rant elde edilmedi diyor. Sayın Baykal da bir rant elde edilmediğini söylüyor. Arsanın önceki sahibi Özhan Eren diyor ki; Burada 12 katlı inşaat yapabilecektik şu anda 25 katlı gökdelen var. Ben 8 yılda bunu sağlayamadım onlar 3 ayda belediyeden çıkarttı diyor. Şimdi bunları bir tarafa bırakalım. Benim çok merak ettiğim bir husus var. Sayın Sevigen acaba Recep Tayyip Erdoğanın imam hatipten arkadaşları ile emlak alım satım aracılığında ne arıyor? CHPnin her işi bitti, iktidarın programları hazırlandı, iş buraya mı geldi?
İkincisi hem Sevigen, hem de CHP lideri sayın Baykal bu olayda yasadışı bir şey yok diyor. Varsayalım ki rant yok ama her ikisi de bu olay etik değil diyor. Nasıl bir mantık bu, yarım bakirelik gibi mi? Sayın Baykalın açıklamasını dinlediğim zaman ben Baykalın ona arka çıkmadığı kanısına kapılmıştım. Çünkü Baykal bunun yasadışı bir tarafı olmadığını ama etik olmadığını söylerken herhalde bu istifayı bekliyordu. Baykal bu yapılan olayda Rant, yasadışı bir şey yok ama davranış etik de değil dedikten sonra istifayı istemeyip Sevigene sahip çıkmış olsaydı, Baykalın yarım ahlaklı az pilav üstü döner misali az ahlaksız bir genel başkan yardımcısı -kendisi söylüyor ben söylemiyorum- çalışmaktan beis görmüyor anlamı çıkardı.
Böyle bir durumda sayın Baykalın partisinin Kılıçdaroğlu aracılığıyla siyasete yerleştirmek istediği temiz siyaset kavramını parça parça hale getirir. Sevigenin istifa etmemesi demek -Sevigenin olayın etik olmadığını söylemesine dayanarak söylüyorum- böylelikle politikada yasal ahlaksızlık mubah anlamına mı gelecekti? O zaman CHPliler, Bizim etik dışılar öbürlerine göre daha yasaldırlar ve daha az ahlaksızdırlar mı diyecekti?
Şimdi Sevigen bu olayın etik olmadığını söylemiştir. Siyasette etik de çok önemlidir ve etik kurallarına uymadığı için istifa etmek zorunda kalmıştır. Yalnız istifa ederken kullandığı üslup biraz yavuz hırsız örneğini andırmaktadır. Doğrusunu isterseniz biraz daha üzgün ve yapılan bir diyelim ki suç değil bir yanlışı kabul ederek istifa etmiş olsaydı bu istifası hem kendisine daha fazla prim getirir hem de bu olayın telafisinde daha yararlı sonuçlar doğururdu.