15 Ekim 2008de kaybettiğimiz Türkçenin en büyük şairlerinden Dağlarcanın ölmeden önce Haydar Ergülen için yazdığı şiir ve şakaya dönüşen süreci
Haydar Ergülen, Hayal dergisinin son sayısında kaleme aldı:
DUA EDİYORUM ONA BİR ŞEY OLMASIN DİYE
22 Ağustos 2008 Cuma günü aşağıda okuyacağınız e-postayı aldım. Dağlarca dedi ki... konulu, subject bölümünde böyle yazıyordu, bu iletiyi İnci Candan göndermişti. Kendisini tanımıyordum, adını da ilk kez bu vesileyle duyuyordum. İleti şöyleydi:
Sevgili Haydar bey,
Okuyucularınızdan biriyim. Sağlık çalışanıyım (Dr.) Bulunduğum hastanede (biliyorsunuzdur elbet) Fazıl Hüsnü Dağlarca yatıyor 1,5 aydır. Her gün yanına uğruyorum ve yardımcısının izin gecelerinde gönüllü bakıcısıyım. Geçen gecelerden birinde yanında sizin Düzyazı: 100 Yazı kitabınız vardı. Bütün gece ben okudum. Sabaha karşı uyandığında kendi ile ilgili bölümü ona da okudum. Aynen şöyle dedi: Onu kendim gibi, kendime yakın buluyorum. Dua ediyorum ona bir şey olmasın diye.
İşte böyle. Bilmeniz sizi sevindirir diye düşündüm.
İnci
DAĞLARCANIN ŞİİRİ O, BOŞLUĞU BİLE ÇOK DEĞERLİ.
 |
| Dağlarca'nın Ergülen için yazdığı kayıp şiirin akılda kalan iki dizesi: "Rüzgar kuru yaprakları sevmez/
dallar ayıp bir şey düşünmeden dişi kuşları severdi" |
Dağlarca 15 Ekim 2008de aramızdan ayrıldı. Ben 16 Ekimde Frankfurt Kitap Fuarına gittim, orada Dağlarca üstüne, önceden programlanmış bir panele katıldım 17 Ekimde. 20 Ekim Pazartesi günü Dağlarca için Süreyya Operasında düzenlenen anma töreninde hazır bulundum. Çıkışta bir hanım, elindeki Üvey Sokak kitabını gösterdi, kendisinin İnci Candan olduğunu söyledi. Törende çok ağlamış olduğu belliydi, çok da üzgündü. Birbirimize başsağlığı diledik. Elindeki kitap, benim Üvey Sokak adlı deneme kitabımdı, arkasında 3-4 kadar boş sayfa vardır. O sayfaları açtı, karşılıklı iki sayfada güzel bir elyazısıyla yazılmış bir şiir vardı, önce anlamadım, İnci hanımın yazdığı şiirler sandım. Değilmiş, Dağlarcanın belki de son şiiriymiş ve üstelik benim için yazılmış. Yani Dağlarca benim için bir şiir söylemiş ve İnci hanım da onu kitabın arka sayfalarına yazmış. Dağlarca biliyorsunuz uzun yıllardır yazamıyordu, söylüyordu, yardımcısı yazıyordu. Yine aynı yöntemi uygulamıştı. Ben çok üzgündüm ama öte yandan da çok şaşırmıştım. Aynı zamanda da Dağlarcanın bana bir armağan göndermesine, benim için, o gittikten sonra okuyacak olsam da, bir şiir söylemesine çok sevinmiştim. Bir an İnci hanımın kitabı bana vereceğini sandım, ama o bunu çok değerli bir hatıra olarak saklayacağını söyledi ve ben size şiiri yazar, e-posta adresinize gönderirim, yalnız Dağlarca şiiri söylerken anlayamadığım bir kaç kelime oldu, onların yerini boş bıraktım, belki siz tamamlarsınız... dedi. Yanlış yazmak istemem, tam böyle olmasa da buna benzer bir şey söyledi, İnci hanıma nasıl tamamlarım dedim, Dağlarcanın şiiri o, boşluğu bile çok değerli. Şu boşluğu asla dolmayacak klişesine de böylece ilk kez inandım.
Sonra vedalaştık, ben camiye, oradan da mezarlığa gittim.
Rüzgar kuru yaprakları sevmez
dallar ayıp bir şey düşünmeden dişi kuşları severdi.
ŞİİRİN ADI: SEVGİ UYKUYA BENZER
Aradan bir hafta kadar geçti, kısa bir mektup yazıp İnci hanıma yolladım, acaba vakit bulup şiiri yazabilmiş miydi, bana gönderebilir miydi, ertesi gün, 29 Ekim Çarşamba 2008 günü aldığım iletide aynen şunlar yazıyordu:
Ah sevgili Haydar bey,
bu satırları üzülerek ve utanarak yazıyorum.
Dağlarcayı uğurlama töreninin olduğu günden beri size durumu nasıl bildireceğimi düşünmekteyim. Sanki Dağlarcanın size yaptığı bir şaka gibi, benim aracılığımla yaptığı bir şaka sanki. (Kendi kusurumu hafifletmek için bir çaba sanki bu yazdığım).
O gün elimdeki kitap sizin Üvey Sokak kitabınızdı. Şiir de onun arka sayfasında idi. Düzyazı:100 Yazıdakileri okuduğumda çok beğendiğini görünce sonraki nöbet gecelerimden birinde de diğer kitabınızdakileri okumak istedimdi. Şiiri o zaman söyledi işte. O gün sizinle konuşma sonrası (-Süreyya Operasının önündeki karşılaşmadan söz ediyor-HE), ki hayli heyecanlı idim, hastanedeki randevularıma yetişmek için taksiye bindim ve kitabı inerken koltukta bırakmışım. İnip de anlayınca başımdan aşağı kaynar sular döküldü, ama olan da olmuş oldu. Başka söyledikleri de vardı o kitapta. O gece uyudu, uyandı, nasılsınız? dedim, bu gece yıldız gibiyim dediydi, örneğin bunu yazmıştım.
Şiirin adı Sevgi uykuya benzer idi, aklımda kalan iki dize var: Rüzgar kuru yaprakları sevmez/dallar ayıp bir şey düşünmeden dişi kuşları severdi.
Emaneti teslim edememenin sıkıntısıyla...
Umarım şoför bilir kıymetini, sizin kitabınız ve Dağlarcanın bilinmedik şiirleri var elinde...Dağlarca ve siz, bağışlayın beni lütfen...
Sevgiyle,
İnci
DAĞLARCA; O BÜYÜK ŞAKA!
Sizi bağışlamak ne haddime İnci hanım, içiniz rahat olsun, size kırılmadım. Ben asıl kendimi bağışlamadım. Neden mi? Dağlarcanın vedasının ardından bir gazetede başlığı aynen şöyle olan bir yazı yazmıştım: Dağlarca; o büyük şaka! Şaka gibi değil mi, ve yazının bir yerinde de şunları demiştim: Dağlarca: Çocuklar gibi doymak ve yetinmek bilmeyen, çocuklar gibi hırçın ve yine çocuklar gibi neşeli, muzip, dalgacı, şen...Büyük bir çocuktur Dağlarca, büyük bir şakadır!
Bana yaptığı bu son şakasının ardından, herhalde Dağlarcayı iyi tanıdığıma kimsenin şüphesi olamaz!

Dağlarca nasıl bir gezegene gitti?


Haydar Ergülen: Başka ödül almayacağım
