Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dinkin öldürülmesinin üzerinden 2 yıl geçti. Sevenleri Agos Gazetesinin önünde, öldürüldüğü yerde düzenlenen törende buluştu. Dink ailesinin avukatlarından Bahri Belen 2 yılda yargı sürecinde gelinen noktayı NTVye değerlendirdi.
Bahri Belen şunları söyledi: 26 Ocaktaki davaya tetikçilerin davası diyoruz ve bu dava bana göre olağan seyrinde ilerliyor. Çünkü önce bir savcılık soruşturması vardı arkasında da dava açıldı. Şimdi sanıkların sorguları yapıldı, tanıklar dinleniyor ve belki de sonra keşif yapılacak. Bizim için önemli olan ölümünden bir yıl önce bu olayı haber almış Trabzondaki sivil ve askeri istihbarat güçlerinin bu konuda önlem almamaları ve bu cinayetin planlandığı gibi sonuçlanması.
Bu sorumlularla ilgili olarak bana göre iğneyle kuyu kazdık ama önemli bir noktaya gelindi. Önce Trabzonda iki astsubayla ardından da asıl bu olayın sorumluları olan onların komutanı ve diğer rütbeli subaylarla ilgili dava açıldı. Ama Trabzon polisinin bu olayı bir yıl önceden istihbaratını yapmış olmasına rağmen ve bu tetikçileri her gün gözlerinin önünde izleyebilmelerine rağmen hiç biriyle ilgili bu güne kadar bir yargı süreci başlatılamamıştı. Son Başbakanlık Teftiş Kurulunun verdiği raporların ardından, o günün Trabzondaki emniyet sorumlularından biri ve bugün Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı olan kişinin hakkında bir soruşturma açılabilmesi olanağı doğdu. Bunu Başbakan eğer İçişleri Bakanına gönderirse bu süreç başlayacak. Bunu önemli görüyoruz.

Gizli tanık davanın seyrini değiştirdi

En azından İçişleri Bakanlığı, bu emniyet mensuplarıyla ilgili soruşturma izni verdikten sonra onların görev yerlerinin değiştirilmesi hatta görevlerinin bir süre tatil edilmesi lazım. Çünkü sonuçta bu soruşturma süresince sorumlu olanların görevde kalmaları, soruşturmanın selameti için sağlıklı değil. Ve Hrantın cinayetinin aydınlatılması, Hrant gibi siyasal cinayetlere kurban gidenlerin gerçek faillerinin ortaya çıkması Türkiyedeki demokrasinin zorunlu koşulu. Bu cinayetler aydınlanmadan Türkiyede normalleşme, Türkiyedeki sivilleşme, Türkiyede gerçek anlamda demokrasi ve Türkiyede gerçek anlamda bir hukuk devletinden söz etme imkanı yok.
Bu konuda daha evvel yapılan soruşturmalarda memurların görevlerini yaparken işledikleri suçlarda soruşturmalarına ilişkin yasa nedeniyle soruşturmalar kapandı ve bu konuda İdare Mahkemesine yaptığımız itirazlar reddoldu ve yol kapanmıştı. Bu nedenle de iç hukuk yolları tüketildiği için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurduk. Bu yeni bir süreçtir. Bu mücadeleyle, emek verilerek elde edilmiş bir sonuçtur. En azından devlet artık bu konuda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek konusunda ciddi bir adım atmıştır diye düşünüyorum.
Umudumuzu hiç yitirmemeliyiz. Bunun için basının, kamuoyunun bu konuya duyarlılığının, ilgisinin sürmesi lazım. Çünkü basının ve kamuoyunun özellikle basının bu konuda çok özel bir konumu var. Çünkü Türkiyede bugüne kadarki bütün siyasi cinayetlerin hedefi gazeteciler, aydınlar, yazarlar, sendikacılar, muhalif siyasetçiler olmuştur. Ve bu cinayetler bugüne kadar aydınlatılabilseydi belki Hrant ölmeyecekti, Ahmet Taner Kışlalı ölmeyecekti, ondan evvel Uğur Mumcu ölmeyecekti.
Bu nedenle basının kamuoyuyla ilgili iletişiminin onun duyarlılığını sürekli kılmanın önemi var. Eğer bu devam ederse ve emniyetin bu konudaki sorumlularıyla ilgili dava açılması noktasına gelinirse ki bu çok önemlidir. Ve bu sadece basit bir ihmal veya görevi kötüye kullanma değildir o zaman Beşiktaştaki davanın da önü açılacaktır. Neden basit bir ihmal ve görevi kötüye kullanma değildir? Çünkü öldürüleceği konusunda bu kadar ciddi kanıt, veri ve bilgi bulunan bir olayda adeta göz yumup bu işi kolaylaştırmak, adeta bunu yapmak isteyenlerin önünü açarcasına failleri sahipsiz bırakmak, basit bir ihmal, basit bir görevi kötüye kullanma olarak telakki edilemez.
Hakkında dava açılmamışlarla ilgili çerçeveyi rahatça çizebiliyorum ama hakkında dava açılmış ve yargılaması sürenlerle ilgili delilleri ayrıntılı değerlendirmek istemiyorum. Elbette Osman Hayalla Yasin Hayalin kardeşiyle ilgili böyle bir dava yani tanıklıktan böyle bir dava aşamasına gelindiyse önemli dava açılmayı gerektirecek kanıtlar var. Evet dinlenmemiş tanıklar var, olay günü Hrantın öldürülmesi eyleminde Samastın tek başına olmadığını söyleyen tanıklar var. Bunlar dinlenecek. Bunlar, davanın içinde yargılanan, yargılanmayıp da başka türlü resimleriyle konumlarıyla teşhis edilebilecek kişiler varsa; o tanıklar dinlendikten sonra sanıyorum bir kaç tetikçi daha ortaya çıkacak. Ama asıl sorun bunları yönlendirenler bizim için.
Siyasi olarak Türkiyede bir süredir Santoro cinayeti, Hrant cinayeti, Malatyadaki kitabevi cinayeti, Hrantın öldürülmesinden evvel Trabzonda bildiri dağıtan insanlara linç girişimi, Eskişehirdeki linç girişimi; bir çatışma kültürünün, bir ırkçı yükselişin işaretini gösteriyor. Bu işaretlerin sonucunda hep bu ülke de olağanüstü dönemlere darbelere veya benzeri muhtıralara yaklaştığımızı gördük bu güne kadar. Bu siyasi tanımlamayı ve çerçeveyi ancak kalın hatlarıyla böyle çizebiliriz. Tabi bazıları diyor ki orada bu insanların bağlantılı olduğu kişiler BBP. Hatta Çorum olaylarının sorumlusu Hranttı diyen bir siyasi partinin milletvekili var. Geçenlerde konuştu. Bütün bunlarla Böyle bir parti acaba bu işin sorumlusu mudur? diye sorulabilir sorulmalıdır da. Ama bu partidir bunun sorumlusu demek benim için şu anda mümkün değil.
Sadece ihmaller değil sadece görevi kötüye kullanmak değil. Bizim tanımlamamıza göre burada ihmali aşan bir şey var. Yani bir belge var dosyada: İstanbul Emniyetine Hrantla ilgili cinayet haber verilmiş. Ve bildiğimiz bir şey var ve hatta bazı polis tanıkların söylediği bir şey var ki bu bilgiler aynı zamanda Ankaraya asıl ana İstihbarat Dairesi Başkanlığına bildiriliyor. Oradaki jandarma bilgileri Ankaradaki Merkez Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Dairesine bildiriyor ve buna rağmen İstanbulda Hrantla ilgili hiç bir tedbir alınmıyor. Ne gazetede ne de evinin önünde veya gidip geldiği yerlerde. Bu artık bir ihmal değil bu işe göz yumma, bu işin önünü açma, bu işe muvafakat etme gibi yorumlanabilir.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü nün ciddi bir sorumluluğu var zaten bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmak zorunda kaldık. Bu konu da sonuçta anlaşılacaktır.