Ruşen Çakır: Diyelim ki Ergenekon örgütünde bir bir numara var. Bu ne anlama geliyor?
Ergun Babahan: Bu hep dönüp dolaşıp soğuk savaş sonrası ve öncesi NATO üyesi ülkelerde kurulan yasadışı yani devlet içindeki örgütlenme modeline dayanıyor. Komünizme karşı ABD tarafındaki ülkelerin muhtemel bir işgale karşı hazırlık için bir organizasyon yapılmış. Bu organizasyonun PKK ile mücadelede devreye girdiği olmuş, 28 Şubat döneminde girmiş, belki 12 Eylülde de vardılar, bilemiyoruz. Kamuoyunu psikolojik olarak bir takım gelişmelere hazırlamak, gerekirse bunun için eylemler yapmak büyük bir organizasyon gerektiriyor. Eğer dava dosyasında bizim Sabahta bastığımız şema doğruysa tek bir numaraya bağlı bir şey değil. Yani işte bir üniversite-medya ayağı başkanı gibi bir şey vardı hatırlarsanız ama onlar başka bölümlerle de ilişki içinde. Biraz aslında tam bakınca eski yasadışı hücre tipi çalışan sol örgütlerde benzeyen, bazen birbirlerini bilmeden tanımadan çalışan insanlar. Eğer doğruysa böyle bir organizasyon var.
ASKER AYAĞI YOKMUŞ GİBİ DAVRANILIYORDU
Mirgün Cabas: Bu işin sonlandırılması için eksik parçaları tamamlayacak bir operasyon mu oldu yoksa acaba daha da içinden çıkılmaz hale mi getirdi ne diyorsunuz?
Ergun Babahan: Şimdi 25-30 yıllık bir yapının, 28 Şubatta gittikçe güçlenen bir organizasyonun bu kadar karmaşık olması normal. Medyası var, üniversitesi var, askeri var, eylemleri var doğruysa. İşte Üzeyir Garih cinayeti deniyor, Malatya deniyor, Danıştay deniyor, bir sürü eylemle de ilintili olduğu öne sürülen bir örgüt. Benim aslında beklentim AK Parti kapatma davası sonrası bu işin biraz savsayacağı şeklindeydi. Yani daha fazla üzerine gidilebilecek bir operasyon olmaktan çıkmış gibi geliyordu bana. Aslında bu çapta olması bir sürpriz oldu. Burada dikkat çekici olan seninde söylediğin gibi ilk kez çok sayıda aktif görev yapan askere uzandı iş. Yani hiç böyle bir şey varsa polis ayağı vardı, yargı ayağı, medya ayağı, üniversite ayağı vardı. Asker ayağı hiç yokmuş gibi davranılıyordu, daha çok emekliler üstünden gidiyordu soruşturma. Bence en çarpıcı olan tarafı, aktif olarak bilfiil görev yapan üst rütbeli subaylara kadar uzanmış olması bu soruşturmanın.
DANIŞTAY BASKINI SORGULANMAYACAK MI?
Ruşen Çakır: İtirazlar, karşı çıkışlar var soruşturmaya. Bunlar tamamen mesnetsiz mi?
Ergun Babahan: Şimdi bu itirazları seslendirenlerin şu gerçeği görmeleri lazım: Türkiyede en kritik noktalarda işlenen cinayetler, faili meçhuller, Hrant Dink cinayeti, Danıştay baskını, darbe günlükleriyle ortaya çıkan iki ciddi darbe girişimi. Olayın abartıldığını filan söyleyenlerin Türkiyenin yakın geçmişinin karanlık yönlerine bakmasında fayda var. Yani Türkiyeyi biz son 20 yılı, 30 yılı pir-ü pak, hiçbir kirli işin olmadığı bir ülke olarak göremeyiz. Yani kim o zaman Danıştay baskınının hesabını soracak? Bir mahkeme diyor ki irticacı bir baskın. Sonra bakıyoruz ki faillerin çok değişik, Ergenekonda zanlı olan insanlarla irtibatları var. Yani bunun üstüne gitmeyip soruşturulmayacak mı? Burada önemli olan, cevap verilmesi gereken soru bu. Usulde hata olabilir ama Türkiye bu Danıştay baskınını Kim yaptı, niye yaptı, kimler tarafından kullanıldı? sorgulamayacaksa neyi sorgulayacak.
GENELKURMAYA BİLGİ VERİLMİŞTİR
Benim tahminim, eğer normal prosedür işlediyse askerler gözaltına alınırken Genelkurmaya bilgi verilmiştir. Bu kadar üst düzeyde emekli de olsa subaylarla aktif görevde olan subayların gözaltına alınmasıyla ilgili somut bilgi verilmiştir. Aksi halde subay eşliğinde ya da askerlerin yardımıyla gerçekleşmezdi bu gözaltılar. Tamamen boş mudur bilemiyorum ama savcı bir takım bilgiler, belgeler sunmuştur Genelkurmaya diye düşünüyorum.
Ruşen Çakır: Gözaltına alınanlar askerken mi yaptıklarından dolayı yoksa emekli olduktan sonra mı yaptıklarından dolayı Ergenekon soruşturmasına sokuluyor. Özellikle Tuncer Kılınç, bence gerçekten çok büyük kırılma noktası.
Ergun Babahan: Bir de siyasi iktidara karşı bir oluşum içinde olmaktan mı neden dolayı olduğunu bilmiyoruz. Henüz o konuda da net bir açıklama yok.
SABAHTAKİ KOD ADI İPEK MANŞETİ
Bugün gazetesinde dün yayınlanan Tuncay Güneyin JİTEM elemanı olduğunu gösteren belgeyi görmedim. Biz Sabahta Güneyin MİT elemanı olduğunu gösteren haberimizde bir şeyi saklamak için küçültmedik o bölümü, büyütüp okunabilir hale gelsin diye gazetecilik tekniği kullandık. İkinci olarak, ertesi gün MİT yaptığı açıklamada Güneyin örtülü bir şekilde tasfiye edilen departmanla bağlantılı olduğunu açıkladı. Ayrıca biz orada daha somut bilgilerde yayınladık. Tuncay Güneyin kimler tarafından nasıl Türkiyeden çıkartıldığını, nereye götürüldüğünü, nerede ağırlandığını, daha sonra Londrada onunla ilgili kimlerin bir toplantı yaptığını isimleri kodlayarak verdik. O günkü bizim gazetenin haberi çok detaylıydı ve ben Tuncay Güneyin sadece MİTle değil başka bir takım istihbarat örgütleriyle de bağlantılı olabilecek biri olduğunu düşünüyorum zaten.
GEREKİRSE AVRUPADAN GÖZETMEN GETİRİLSİN
Ruşen Çakır: Hem Susurluku hem Ergenekonu aynı ciddiyette ele alanlar da var. Birisini savunup birinin ciddi olmadığını düşünenler de var.
Ergun Babahan: Bu Ergenekondur, Susurluktur bilmiyorum ama devlet içinde örgütlenmiş, kendilerinin hukukun ve sistemin üstünde gören, Türkiyenin çıkarını en iyi kendilerinin bildiklerine inanan ve bu amaçla her türlü eylemi yapmaya kendilerine haklı gören bir grup insan var. Yani bunu biliyoruz. Burada bizim temenni edeceğimiz tek şey, hukuk dediğimiz sistemin yara almadan bu olayın siyasi bir baskı olduğuna inanan insanları ikna edecek bir şekilde işlemesini sağlamak. Yani insanlara bağımsız adil yargı güvencesi vermeden gerekiyorsa Avrupadan gözetmenler getirerek bu duruşmalar sürecinde güvencenin sağlanması lazım. Yoksa dava sonuçlanıp mahkumiyetler de çıksa görülüyor ki Türkiyede bir çok insanın kafasında Bu siyasi karardır yorumu olabilecek.