İstanbul Barosu, Orhan Apaydın Konferans Salonununda Ergenekon Soruşturmasıyla ilgili basın açıklaması yaptı.
Baro Başkanı Muammer Aydın şöyle konuştu: Ergenekon soruşturmasıyla ilgili olarak ilk dönemlerde gözaltına alınan sanıklar için açılan kamu davası Silivride devam ederken, bir yandan da ne zaman sonlanacağı bilinmez ve anlaşılmaz hale gelen soruşturma zinciri, arama ve gözaltlılarla sürmektedir. Bir suç oluşumuna yönelik olduğu iddiasıyla başlatılan soruşturma bir türlü bitirilemeyen ucu açık gözaltılar ve tutuklamalarla devam etmektedir.
7 Ocak 2009 tarihinde gerçekleştirilen ve sürmekte olan arama ve gözaltıların Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Milli Güvenlik Kurulu, YÖK, Türk Silahlı Kuvvetleri gibi anayasal organların en üst noktalarında görev yapmış kişilere yönelik olması dikkat çekicidir. Har türlü bireysel ve örgütsel suç oluşumlarının hukuk düzeni içinde soruşturulması koşulları oluştuğunda tutuklama kararı verilmesi ve gerek görüldüğünde şüpheliler hakkında kmau davası açılmasının yasal bir zorunluluk olduğu tartışılmaz bir gerçektir.
Fakat bir suç oluşumu içinde oldukları istinadıyla anayasal düzeni rejimi ve ülkenin bölünmez bütünlüğü konusundaki duyarlılıklarını gerek görev önemlerinde gerekse emeklilik yaşamlarında özenle sürdüren kişilerin evlerinde ve çalışma mekanlarındaki aramalar ve sonrasındaki gözaltılar hukuk çerçevesinde değerlendirilmekte zorluk çektiğimizi kamuoyuna ifade etmek istiyoruz.
Gerçekten ceza muhakemesi kanununda bir suç isnadı ile karşı karşıya olan kişi bakımından ilke önce ifade için çağırılmalı yakalama ve gözaltı is istisnadır ve bazı şartlara bağlıdır. Nitekim CMKnın 145. maddesine göre ifadesi alınacak veya sorgusu yapılacak kişi davetiye ile çağırılır. Gelmezse zorla getirileceği bildirilir. Aynı kanunun 98. maddesine göre ise soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen ve ya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında yakalama emri düzenlenebileceği belirtilmektedir.
Görüldüğü gibi kanunda doğrudan gözaltı evri ya da kararı şeklinde bir müessese bulunmayıp gözaltı yakalamaya bağlı olarak devreye girebilecek bir müessesedir. Nitekim gözaltını düzenleyen 91.maddenin yukarıdaki maddeye göre yakalanan kişi cumhuriyet savcılığında bırakılmazsa soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebilir şeklinde hükümde bunu doğrulamaktadır. Üstelik aynı maddenin i,kinci fıkrasında açıkça gözaltına almanın bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediğini düşündürebilecek emarelerin varlığına bağlı olduğu da belirtilmektedir.
Yakalama da hemen ve doğrudan başvurabilecek bir tedbir olmayıp bunun için öncelikle kişinin ifade için çağırılması ve bu çağrıya rağmen gelmemesi ya da çağırılabilme imkanının bulunmaması gerekir. Hukuki durum bu denli açıkken ne yazık ki yapılan soruşturmada tıpkı önceki yakalama ve gözaltılar da olduğu gibi bu açık kurallara uyulmadığı ilgili yasal düzenlemelere aykırı hareket edildiği görülmektedir. Gerçekten dün gözaltına alınan kişilerin çoğu belirli bir mevki ve konumda olup belirli ikametgahları bulunan ve davetiye ile çağırılması mümkün kişiler olduğu halde CMKnın 145 ve bununla bağlantılı 98. maddesi atlanarak doğrudan yakalama kararı çıkarılmış ve gözaltına alınmışlardır.