Bakan Günay, Yılmaz Güney’in de vatandaşlığı ile ilgili sorunlar varsa düzeltiriz dedi. Fatoş Güney ise kararın önemli olmayacağını, cenazesini kesinlikle Türkiyeye getirmeyi düşünmediğini açıkladı.
İSTANBUL - Nazım Hikmetten sonra oyuncu ve yönetmen Yılmaz Yılmaz Güneyin de vatandaşlığa iadesi gündeme geldi. Yılmaz Güney, 12 Eylül döneminde kendi dergisi Güneydeki yazılarından dolayı yaklaşık 100 yıla yakın ceza istemiyle yargılanıyordu. 1981de Isparta yarı açık cezaevinden izinli olarak ayrıldı ve yurtdışına kaçtı. Cezaevinden firar ettikten sonra Yolun kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivalinde ödül aldı. 1983te Kenan Evren döneminde vatandaşlıktan çıkartılan ve gerçek adı Yılmaz Pütün olan Çirkin Kral lakaplı Yılmaz Güney, son yıllarını Pariste geçirdi. 1984te mide kanserinden yaşamını yitiren Güney, Père Lachaise Mezarlığı’nda toprağa verilmişti. NTVMSNBCye konuşan Fatoş Güney, Yılmaz daha hayattayken, 1983 yılında Kenan Evren döneminde vatandaşlıktan çıkarıltılmıştı ve bu onu çok üzmüştü. Ama ben bunu hiç önemsemedim. Vatandaşlıktan çıkarılması da, alınması da benim için sadece kağıt üzerinde bir işlemden öteye geçemez dedi.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Nâzım Hikmetin vatandaşlığa iadesi ile ilgili kararnamenin ardından, Yılmaz Güneyin de vatandaşlığı ile ilgili sorunlar varsa düzeltiriz. Başbakan tabuları yıkma, yasakları kaldırma konusunda çok kararlı. Güneyle ilgili durum da buna dahil açıklamasını yaptı. Fatoş Güney, kendisine Bakan Günaydan bu konuda bir sinyal gelmediğini söyledi. Fatoş Güney, Yılmaz Güneyin vatandaşlığa yeniden alınması girişimi ile ilgili olarak, Bu noktadan sonra benim açımdan önemi olmayacak dedi. Şu anda Pariste bulunan Fatoş Güneyin NTVMSNBCnin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
KARAR YILMAZ GÜNEYİ ÇOK ÜZMÜŞTÜ Bakan Günayın, Yılmaz Güneyin vatandaşlığı ile ilgili sorun varsa hallederiz açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yılmaz daha hayattayken, 1983 yılında Kenan Evren döneminde vatandaşlıktan çıkarıltılmıştı ve bu onu çok üzmüştü. Ama ben bunu hiç önemsemedim. Yapılan benim için sadece kağıt üzerinde bir işlemden öteye geçemez. Benim için bu hiçbir zaman sorun olmadı. Çünkü ben bu işlemin kağıt üzerinde olduğuna hep inandım. Yılmaz Güney, mücadelesiyle, eserleriyle her zaman Türkiye insanının gönlünde yaşadı ve yaşıyor. Onun için benim herhangi bir girişimim olamaz. Ama kendileri eğer bir girişimde bulunacaklarsa bulunabilirler, bu onların sorunudur.
Yılmaz-Fatoş Güney Cannes'da.
Güneyin vatandaşlığa iadesiyle ilgili sizin herhangi bir girişiminiz olmuş muydu? Hayır, hiçbir girişimim olmadı. Sinemacılar gelişmeyi sevinçle karşıladı Yılmaz Güneyin yeniden vatandaşlığa alınması sizin için ne anlam taşır? Bu noktadan sonra benim açımdan önemi olmayacak.
CENAZESİNİ KESİNLİKLE ORAYA GETİRMEYİ DÜŞÜNMÜYORUM Nazım Hikmetle ilgili olarak, Güneyin de mezarının Türkiyeye getirilmesi konuşuluyor. Hayır, cenazesini kesinlikle oraya getirmeyi düşünmüyorum. Çünkü Türkiyede gerçek demokrasi daha yerleşmiş değil. Vatandaşlık meselesi de benim için sadece kağıt üzerindedir.
Yılmaz-Fatoş Güney ve oğulları Yılmaz.
Bakandan veya hükümet kanadından konuyla ilgili bir sinyal geldi mi? Hayır, hayır hiçbir sinyal gelmedi. Öyle bir girişimleri olursa tabii ona ben müdahale etmem, o kendi sorunları.
YILMAZ GÜNEYİN HAYATI KENDİ SİTESİNDE Yılmaz Güneyin www. yilmazgüney.eu sitesinde yer alan biyografisi şöyle:
Kültür Bakanı Günay, Nazım Hikmet'in ardından Yılmaz Güney'in de Türk vatandaşlığına alınması çalışmalarıyla ilgili olarak, "Geçmişte Türkiye'de yaşanmış her türlü rahatsızlığı gidermeye kararlıyız" demişti. Ancak Yılmaz Güney'in eşi Fatoş Güney, bakanlığın girişimine "Bu onların sorunu" diye karşılık verdi.
Yılmaz Güneyin gerçek adı Yılmaz Pütündür. 1937 yılında, Siverekin bir köyünde,topraksız bir ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. 10 yaşındayken evden kaçarak Adanadaki akrabalarının yanına gitti. Bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere Ankaraya gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçde bir yandan da hikayeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmazın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı. 16 Mart 1972 tarihinde hakkında açılan bir dava nedeniyle tutuklandı. Yapılan yargılama sonucu 10 yıl ağır hapis ve sürgün cezasına çarptırıldı. 1974 Eylülünde, bir cinayet olayına adı karıştı ve on dokuz yıl mahkum edildi. Cezaevindeyken GÜNEY adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. 13. sayıdan itibaren 12 Eylül darbesi sonucunda dergisi kapatıldı ve hakkında yazdıklarından ötürü 10 ayrı dava acıldı. İstenen ceza toplamı yüzyıl idi. 1981 Ekiminde izinli olarak çıktığı Isparta Cezaevine bir daha dönmeyerek yurt dışına çıktı.
SİNEMAYA BAŞLAĞI YILLAR Yılmaz Güney, 1959 yılında Atıf Yılmazın yönetmenliğini yaptığı Bu Vatanın Çocukları ve Alageyik isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır ve oynar. Karacaoğlanın Karasevdasında da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkum olur.
Çirkin Kral...
İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir Anadolu çocuğunun otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır. Bu dönemdeki en önemli Lütfü Akadın yönettiği ve kendisinin yazdığı bir film olan Hudutların Kanunudur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur.
SÜRGÜN YILLARI Yılmaz Güney 1972 yılında anarşistlere yardım ve yataklık yaptığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkum edildi. Yılmaz Güney içeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır. 1974te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevide kalan Yılmaz Güney aynı yıl Arkadaş filmini çekti. Yine aynı yıl Endişe adlı filmi çekerken Yumurtalık hakimini öldürmekten tutuklandı ve yargılama sonucu 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde yazdığı Zeki Ökten tarafından çekilen Sürü ve yurt dışnda ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından Yol çekildi.
12 Eylül döneminde kendi dergisi olan Güneyde yazdığı yazılardan dolayı yaklaşık yüz yıla yakın ceza istemiyle yargılanıyordu. 1981de Isparta yarı açık cezaevinden izinli olarak ayrıldı ve yurt dışına kaçtı. Cezaevinden firar ettikten sonra Yolun kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivalinde ödül aldı. Yurt dışına çıktıktan sonra Duvar filmini Fransada çekti.
1984 mide kanserinden ölen Yılmaz Güney, son yıllarını Pariste geçirdi.
Sn.Aydin Özmen"e tamamen katiliyorum;
gercekten demokrasi adina birseyler
yapilmak isteniyorsa sembolik adimlar
atilmamali, demokrasinin önündeki
engelleri kaldiracak adimlar
atilmalidir.Darbecileri yargilamak hem
günümüzün darbe sevdalilari icin
caydirici olacak hem de acili insanlarin
kaybini geri getirmese de adalalet
duygusunu geri getirecektir. Ayni
sekilde hükümetin Alevi acilimini da
göstermelik buluyorum;olay Madimak
otelinin kitapci veya müze olmasiyla
gecistirilmemeli, Sivas katliaminin asil
saniklari yargilanmali ve Alevi
vatandaslara kültürlerini özgürce yasama
hakki saglanmalidir.
ahmet turan - Ankara
08 Ocak 2009, Perşembe 11:05
Yanlış anlama olmaması için: "Düşünce
suçu" kavramına ben de karşıyım. Ancak
Yılmaz Güney düşünce suçundan
yargılanıyor olmasından yararlanmış,
Fransa kendisini bu gerekçeyle iade
etmemişti. Sayın Fatoş Güney bir yanda
onun "mücadelesi ve eserleri"nden
bahsederken diğer yanda öldürülen
savcının karısı ve çocuğunun
duygularını hiç düşündü mu acaba?
ebru ozzmer - Yurt Dışı
08 Ocak 2009, Perşembe 01:12
vatandasliktan cikarilmis dusunce
suclisu olarak 100 yil yemis eziyet
gormus ve yurt disinda hyata gozlerini
yummus guzel insan.ailesi tabiki tepki
gostermekte hakli dirisi ne hayir
gordu bu ulkede olusu gorsun ama
tabiki o guzel insan yasasaydi ne
isterdi oncelik o olmali .saygilar
yilmaz guneye