Enver Paşanın, 93 Harbinde Doğu Anadoluda kaybedilen Kars, Batum, Artvin ve Ardahanı da geri almak ve ardından Kafkasyaya yönelmek amacıyla, Türk ordusuna, insan boyunu aşan karla kaplı Allahuekber Dağları üzerinden Sarıkamışa doğru harekete geçme emri ile başlayan trajedi, harekata katılan üst düzey komutanların anılarında ortaya çıkıyor.
Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Haluk Harun Dumanın danışmanlığında Salih Koralp tarafından yapılan yüksek lisans tez çalışmasında ortaya çıkan Sarıkamış Harekatı ile ilgili üst düzey komutanlara ait anılarda, henüz bıyığı bile terlememiş, yaşları 12-13 olan çocukların da bulunduğu Türk askerinin, karlara gömülerek şehit oluşu, tüm imkansızlıklara rağmen emre itaatkarlığı, bayrak sevgisi, vatanı uğruna neler yapabildiği anlatılıyor.
KÖPRÜLÜ ŞERİF BEYİN ANILARI
Doğu Cephesinde savaşa katılan Kurmay Yarbay Şerif Köprülü İldenin anıları, Sarıkamış Harekatında Enver Paşanın taarruz planlaması ve zamanlamasına yöneltilen eleştirilerle birlikte Türk askerinin verilen emirleri yerine getirebilmek için ölüm yolculuğuna sırt çevirmeden çıktığını gösteriyor.
Köprülü Şerif Beyin anılarında, Sarıkamış Harekatıyla ilgili öne çıkan ifadelerden bazıları şöyle:
Sarıkamış bize büyük bir ibret olduğu kadar tarihimize parlak bir sahife-i şereftir. Tarihlere şan olsun ki büyük bir Türk ordusu cahil ve divane kumandanın ihtirasıyla yüksek dağlar üstünde kara kışın tipisiyle, asırdide düşmanın güllesi ve kurşunlarıyla uğraşa, cenkleşe istiklal-i milli uğruna kamilen mahvoldu da bir neferi arka çevirmedi. Sarıkamışta hiç panik olmamıştır.
Türk askerinin tüm imkansızlıklara ve sıkıntılara rağmen emre itaatin en üst düzeyde olduğunu gösteren İldenin anılarında, Sarıkamışta bir alay cephesinde, birçoğu karlara gömülerek ve bir kısmı da bir kurşun sıkamadan düşman güçlerinin ateşiyle şehit düşen birlikteki son 3-4 askere Enver Paşanın verdiği saldırın emri karşısındaki cevabı anlamlı bulunuyor.
İldenin, anılarında, Enver Paşanın soğuk havanın etkisiyle uyuşuk bir şekilde bekleyen alay cephesindeki sağ 3-4 askere Ne bekliyorsunuz? Saldırın diye emir vermesi üzerine, askerlerin, Şimdi saldıracağız, Paşa Hazretleri şeklindeki cevabına yer verilerek emre itaatin en üst düzeyde olduğuna vurgu yaptığı ifade ediliyor.
Sarıkamış Harbinde İhtiyat Süvari Kolordusunda görev yapan Aziz Samihin Büyük Harpte Kafkas Cephesi Hatıralarında da önemli bilgiler yer alıyor.
Samihin hatıralarında, silahları, giyimleri ve hareketleri dikkat çekecek ölçüde farklı olan ve iklim koşullarına uymayan giysileri ve yalın ayaklı Türk askerinin durumu hakkında ise Şimdiye kadar görmüş olduğum aşair efrat ve zabitan, inzibat ve kıyafet-i askeriye ve kabiliyet-i harbiyeden mahrum ve kısmen paçavralar giyinmiş halktan ibarettir ifadesi dikkati çekiyor.
TUĞGENERAL ZİYA YERGÖK
Sarıkamış dramına şahit olan üst düzey komutanlardan Tuğgeneral Ziya Yergökün anılarında da savaşın bilinmeyen birçok yönüyle ilgili bilgi verilirken, Sarıkamış Harekatında Allahuekber Dağlarındaki felaket de gözler önüne seriliyor.
Askerlerin, metrelerce kar birikintisi içinde bata çıka Sarıkamışa doğru yol alırken, Allahuekber Dağlarında verdiği mücadeleyi anlatan Yergökün, savaşta doğa koşularına karşı verilen mücadelenin boyutuyla ilgili ifadesi şöyle:
Ağır kış koşulları nedeniyle harekatın ilk gününde Türk ordusu felç olmuştur. Türk askerine düşman güçlerinin top ve tüfeğinin verdirdiği kayıp, ağır kış koşullarının verdirdiği kaybın 10da 1i kadardır.
Soğuktan donarak şehit olan ve donmak üzereyken gördüğü askerlerin durumuyla ilgili bilgi de veren Yergök, bir anısında, şöyle anlatıyor:
Ayaklarımın üşüdüğü bir sırada hem ısınmak hem de ormanlarda olup biteni anlamak üzere yakındaki bir ormana gittim. Keşke gitmez olsaydım. Dolaştığım yerlerde can çekişmekte olan birçok yaralıya rastladım. Bunlardan bazıları sönmek üzere olan bir ateşin başında yatıyor, bazıları da çamların dibinde ah, of ediyor. Bazıları da 2-3 kişi bir arada, kaputlarına sarılı vaziyette, son dakikalarını yaşıyordu. Beni gördüklerinde aman Efendim sen bilirsin, bizi buradan kaldır. Donacağız diye sızlanıyorlardı. Bazıları da bir lokmacık ekmek istiyorlardı. Yanlarına gittim ve yüzlerini okşadım. Askerleri şimdi gider sedyecileri bulur ve sizi buradan kaldırtırım diyerek teselli ettim. Şimdi bu aciz erlerden farkım yaralı olmamamdır. Yoksa sedyeci nereden bulacağım. Savaşmakta olan birkaç eri işinden alıkoyacak değilim ya...
RUS KURMAY BAŞKANI PİETROROVİÇİN GÜNLÜĞÜ
Prof. Dr. Bingür Sönmez ve Reyhan Yıldızın Ateşe Dönen Dünya: Sarıkamış adlı eserinde de Sarıkamış Harekatı sırasında Rus Kurmay Başkanı Pietroroviçin kaleme aldığı bir günlüğündeki ifadeler de Türk askerinin kurşun sıkamadan donarak şehit olduğuna işaret ediliyor.
Pietroroviçin günlüğünde, Sarıkamış Harekatında Türk askerinin durumuyla ile ilgili şu bilgilere yer verdiği belirtiliyor:
Allahuekber Dağlarındaki Türk müfrezesini esir alamadım. Bizden çok evvel Allahlarına teslim olmuşlardı. İlk sırada diz çökmüş 5 kahraman... Omuz çukurlarına yasladıkları mavzerleri ile nişan almışlar. Tetiğe asılmak üzereler ama asılamamışlar. Kaput yakaları, Tanrının rahmetini o civan delikanlıların yüreklerine akıtabilmek istercesine semaya dikilmiş kaskatı. Hele bıyıkları, hele hele bıyıkları ve sakalları, her biri birer füturat oku gibi çelik misali. Dinmiş olmasına rağmen şu kahredici tipinin bile örtüp kapatamadığı gözleri, apaçık.
10. KOLORDU ASKERİ İRFANOĞLU İSMAİL EFENDİ
Prof. Dr. Sönmezin eserinde, ayrıca askerlikten muaf olmasına rağmen orduya gönülü olarak katılan 10. Kolordu askeri Rizeli İrfanoğlu İsmail Efendinin anıları da kolordu askerlerinin Allahuekber Dağlarında yaşadıklarına şöyle, tanıklık ediyor:
Harekatın ilk gecesinde yaylanın Kuran sesi ile inlediğini çok iyi hatırlıyorum. Herkes ölmek üzere olduğunu biliyordu. Kan kaybından, soğuktan öleceklerini biliyordu. Yani askerimiz henüz şehit olmamış, yarı mevcudu Kuran okuyordu. Mahşer gibi. Ne var ki gece yarısından sonra Kuran sesleri kesildi. Çünkü yaralıların hepsi öldü. Kolordu şehit oldu. Asker dondu. Sadece Kuran okunuyor. Ağlamak yok. Çünkü ağlamak demek bir ümit beklemek, bir ışık beklemek demektir. Herkes öleceğini biliyor. Gece yarısından sonra ses kesildi. Artık kolordunun sustuğunu ben de anladım. Ben yaralanmamıştım. O düzlükte, karanlıkta yaralanmamıştım. Soğuktan donabilirdim. Aklıma geldi ki yaralıların arasına gireyim. Şehit olan bazı askerlerin kaputlarını alarak üst üste giyerek sabahı buldum. Sonra sabah olunca benle birlikte bir kolordudan 10 kişi kaldığımızı anladık.
Sarıkamış Harekatına katılan ve Ruslara esir düşen Albay Arif Bartının anılarında ise savaşta 29. Tümen 3. Alay Sancağını taşıyan askerlerden Er Tevfikin mektubunda, sancaklardan ayrılışını, aşığın sevgilisine olan vedasına benzetir:
Ne yazık ki geceleri zifiri karanlıklar içinde karlardan kapanmış yolsuz dağlardan, fırtına ve soğuktan, bahusus düşmanın eline geçmekten korkarak nihayetsiz sıkıntı ve ihtimamlarla yerine teslim edilen bu sancakların acı akıbetini öğrenmek, uğurlarında nefsini feda edecek bir fert için ne elim bir duygudur. Maşukası Leylayı kaybeden Mecnunun duyduğu acıdan daha elemli değil de nedir