Serra Yılmaz: Kanser söze dökülünce başlıyor
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Sağlık
Bayındır Hastaneleri Köşesi
Beslenme
Kalp-Damar Hast.
Genetik
Cinsellik
Stres
Kanser
AIDS
Sigara
Erkek Sağlığı
Kadın Sağlığı
Çocuk-Bebek Sağ.
Diğer Hastalıklar
Kuş Gribi haberleri
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
NTV Tarih
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Sağlık » Kanser

Serra Yılmaz: Kanser söze dökülünce başlıyor

“‘Kanser oldum’ dediğinizde insanların beden dili değişiyor; yalnızlaştırılıyorsunuz. Ben üzülmedim çünkü ilk hakikat; zaten yalnızız.” Kanseri yenen Serra Yılmaz o zorlu yolculukta kendisine eşlik eden duyguları NTVMSNBC’ye anlattı.


 DİĞER HABERLER


NTV-MSNBC
Güncelleme: 18:05 TSİ 12 Aralık 2008 Cuma

İSTANBUL - 17 yıl önce meme kanserine yakalanan ve başarılı bir tedaviyle hastalığı yenen, Mart 2009’a kadar sürecek olan “Annemle Biz Kanseri Yeneriz” kampanyasının yüzü, ünlü oyuncu Serra Yılmaz, 36 yaşında çıktığı yolculukta kendisini en çok insanların zorladığını söylüyor. “Mide bulantılarını, halsizliği, ağrıları ve acıları çabuk unutuyorsunuz ama insanların hissettirdiklerini unutamıyorsunuz. Önceden etrafınızda olanların bir anda uzaklaştığını görüyorsunuz. Bu, sanki üzerinizde ölümü taşıyormuşsunuz gibi bir duygu” diye konuşuyor. “İnsanların düşüncesizliğinin sınırsızlığı beni hep hayrete düşürmüştür ama hasta olunca bunu daha çok gördüm” diyen Yılmaz, “Annemle Biz Kanseri Yeneriz” kampanyasıyla bir taraftan meme kanserine dikkati çekiyor, diğer taraftan da başkalarının hastalığına tanık olanlara, yani kanserle birebir yüzleşmeyip ona dışarıdan bakanlara çarpıcı mesajlar veriyor.
Haberin devamı

Hem özel hem sosyal hem de iş hayatında zor günler yaşatacak olan kitle, Serra Yılmaz’ın kapısını, genç bir anne iken çalmış. Kitleyle yeni bir güne uyandığında tanışan Yılmaz o anı şöyle anlatıyor:
“Bir sabah yatakta gerinirken fark ettim. Elime geldiği anda kötü bir şey olduğu hissine kapıldım ama genelde koktuğumda yaptığım gibi şakaya vurdum. O zaman birlikte olduğum hayat arkadaşım, annesinde de böyle bir durum olduğu için biraz telaşa kapıldı ama ben yine dalgaya vurarak, ‘Benden böyle kolay kolay kurtulamazsın’ dedim. O gün rahmetli Prof. Dr. Üstün Korugan’la randevum vardı, ona gittim. Beni iyi bir cerraha yönlendirdi. Başarılı bir ameliyat geçirdim.”

HASTALIK SÖZE DÖKÜLDÜĞÜ AN...
“Kendinizi mutlu ve enerji dolu hissederken aniden karşınıza böyle bir şey çıktığı anda hayatınız değişiyor ve birden bire hasta statüsüne giriyorsunuz. Bu beni psikolojik olarak çok etkiledi, çünkü fiziksel olarak hastalık kendinizi kötü hissetmenize neden olmasa da artık siz sinsi bir hastalığın pençesine düşmüşsünüz ve o eşiği geçmişsinizdir. Yani hastalık söze döküldüğü an insan çok tuhaf oluyor. Ölüm her zaman için bir tabu ve yüzleşilmeyen bir konu olduğundan, insanlar öleceklerine inanmaz ve ölümün hep başkalarının başına geleceğini düşünür. Kanserde de aynı duygu oluşuyor; ben de aynı duyguyu yaşadım. Kendimi o kadar enerjik ve sağlıklı hissediyordum ki; işte, soğukta da dururum, yalınayak oraya da giderim, 20 kilometre de yürürüm modundaydım. Özelikle benim İtalyan ailemde böyle bir mitos vardı. Hep doğayla iç içe, sağlık açısından çok iddialı yetiştiğim için birden bire kanseri kendime hiç yakıştıramadım.”

ÜZERİNİZDE ÖLÜMÜ TAŞIYORMUŞSUNUZ GİBİ BİR DUYGU
Altı kür kemoterapi ve radyoterapi gören Yılmaz, hastalık sürecinde önemli fiziksel zorluklar yaşadığını söylüyor. “Beni en olumsuz etkileyen şey, insanların kanser hastalarına bakışı oldu” diyen ünlü oyuncu, başa çıkmaya çalıştığı bu sıkıntıları ve kendisini yoran yaklaşımları şöyle açıyor:

“Fiziksel zorluklar en kolay unutulan zorluklardır. Yani kendinizi nasıl kötü hissettiğinizi, nasıl midenizin bulanıp kustuğunuzu, halsizliğinizi, ağrılarınızı, acılarınızı çabuk unutuyorsunuz ama psikolojik sıkıntıları unutamıyorsunuz. Bence kanser sürecindeki en sıkıntılı şeylerden biri çevre. Çünkü özellikle ülkemizde insanlar tıp konusunda çok cahiller. Tıp konusundaki cehaletin şaşırtıcı kesimlerde olması daha da ilginç. Mesela adam mühendistir ama tıbbi cehaleti o kadar fazladır ki şaşırırsınız. O nedenle çevredekilere ‘Ben kanser oldum’ dediğinizde birden bire size karşı beden dilleri ve bakışları değişiyor ve bir anda sizden uzaklaştıklarını hissediyorsunuz. Sanki bulaşıcı bir şeymiş gibi. Bu durum sanki üzerinizde ölümü taşıyormuşsunuz gibi bir duygu yaratıyor insanda.”

DÜŞÜNCESİZLİĞİN SINIRSIZLIĞINI DAHA ÇOK GÖRDÜM
“İnsanlar bazen çok anlayışsız oluyorlar. Mesela bir arkadaşım telefonda, ‘Sana hormon tedavisi yapıyorlar mı?’ diye sordu. Ben ‘Hayır, çünkü hormon reseptörlerim negatif’ dedim. O da, ‘Aile dostumuz ikiz kardeşler kanserdi, hormon tedavisi yapılan yaşadı, yapılmayan öldü’ dedi. Şimdi, bu hasta insana anlatılır mı? İnsanlardaki düşüncesizliğin sınırsızlığı beni hep hayrete düşürmüştür ama hasta olunca bunu daha çok gördüm.”

İNSAN KANSER OLUNCA YALNIZLAŞIYOR
Araştırmalar, kanser hastalarının yaşadığı en önemli psikolojik sorunlardan birinin terk edilme ve yalnızlaştırılma korkusu olduğunu gösteriyor. Serra Yılmaz’ın parmak bastığı noktalar da araştırmaları destekler nitelikte:

“İnsanlar sizden uzaklaşıyor, çünkü hasta olmadan önce çok iyi vakit geçirdikleri insanla eskisi gibi iletişim kuramıyorlar. İnsan kanser olunca yalnızlaşıyor, ben de bunu çok hissettim. Aslında bu durumlara çok üzülmemek lazım çünkü hayattaki birincil hakikat; zaten yalnızız. Bu tür insanlara gülüyordum çünkü onları daha iyi tanıyordum.”

ÖLÜMLÜ OLDUĞUMUZ HASTALIKLA SOMUTLAŞIYOR
“En çok yaralandığım olay ise şuydu: Adına bir mülk sahibi olduğum çok yakınımdaki bir kişi, birden bire ölümlü olduğumun farkına varınca endişeye kapıldı. Sanırım ‘Serra ölürse ne olacak?’ diye düşündü ve çeşitli belgelerle durumu değiştirmek istedi. Oysa ki ben hep ölümlüydüm, ölümsüz doğmadım ama ölümlü olduğumun bir hastalıkla ortaya çıkıp somutlaşması onlara belki de bir önlem alınması gerektiğini düşündürdü.
Özellikle kemoterapinin etkileri sırasında da kelimelere dökmekte zorlandığım duygular yaşadım. Mesela akşam bir yere gidilecek ama ben katılamıyorum... Çevremdekiler; ‘Sen de çok nazlanıyorsun, abartıyorsun’ gibi laflar ederlerdi. Böyle şeyler insanı üzüyor. Sevindiğim tek şey, hastalığın özel ilişkimde bir yansımasının olmamasıydı. O zamanki hayat arkadaşımın çok büyük desteğini gördüm. Çok üzüldü, bana eşlik etmekte çok zorlandı ama çok iyi eşlik etti.”

BAZEN SÜRECİN UCUNU GÖREMİYORSUNUZ
“Beni üzen bir başka olaysa; vücudunuzda bir tümör var ama ameliyatla alındı, tümör alındığı anda aslında sağlıklı bir insansınız ama o hastalığı bertaraf etmek ve vücutta kalan bir şey varsa onu da yok etmek için yapılan tedavi sizi yine hasta ediyor. Yani tam ‘Kurtuldum, tümör artık yok’ dediğiniz anda başka bir süreç başlıyor ve sizi ileride bu hastalıktan korumak için yeniden hasta ediyorlar. Bunu kabul etmek zor oldu. Çünkü sürecin ucunu göremiyorsunuz ve ne kadar direnseniz de bir yerlerde ümidiniz kırılabiliyor.”

KENDİMİ SOKAKLARA ATTIM
Serra Yılmaz, iyice yorulup ümitsizliğe kapıldığı o kırılma noktasında sürecin ucunu görebilmek için kendisine bir hedef koymuş:

“Ehliyetim olmasına rağmen araba kullanmayı bilmiyordum ama çok istiyordum. İlaçlardan çok hırpalanınca bir ara pes edecek ve bu sevdadan vazgeçecek gibi oldum. Ama sonra tamamen ona saplandım ve sevdamdan vazgeçmemeye karar verdim. Bu adeta tedavimin bitmesi ve hastalığı atlatmış olmanın sembolü gibiydi benim için. Ve son kemoterapiyi görüp, ilaçların etkileri geçtikten sonra ilk yaptığım iş, bir hafta trafikte eğitim görmek ve kendimi şehrin sokaklarına atmak oldu. Yani kendime araba kullanma hedefini koydum, ona odaklandım ve sonunda hedefe ulaştım. Tabii ki ümitsizliğe kapıldığım anlar oldu ama öyle durumlarda öleceğime hiç inanmadım.”

Prof. İğci, Prof.Özmen: Duyarlılık arttı, ölüm azaldı

KANSER İNSANLARI ÖLÜMLE YÜZLEŞTİRİYOR
“Parmaklıklar Ardında dizisinde ortalık karıştığında sizin, yani dizideki Hayriye Abla karakterinin kanser olduğu dillendiriliyor ve ortam bir anda duruluyor. Oysa pnömoni ya da ülser olduğunuzu söyleseniz aynı etkiyi yapmazdı; sizce neden?” sorusuna Yılmaz’ın cevabı şöyle:

“Çünkü insanlar ‘kanser, eşittir ölüm’ diye görüyorlar. Gerçi AIDS çıktıktan sonra bu anlamda kanser prestijinden çok şey kaybetti çünkü o daha ölümcül olarak algılandı. Ancak sonradan çıkan ilaçlarla durumlar yine eşitlendi. Yine de insanların bilinçaltında hep ‘kanser, eşittir ölüm’ düşüncesi var. Çevrelerinde kanserli birini görmek insanları birden bire ölümle yüz yüze getiriyor, onları korkutan da bu bence. O yüzden dünya işlerinden biraz kopuyorlar.”

MESELÂ KAFANIZA BİR SAKSI DÜŞEBİLİR...
“Mesela çok matrak bir durum var, diyelim ki terminal, yani son aşamada olan kanser hastası bir arkadaşınızla berabersiniz. Sizinle onun arasında ayırt edici tek özellik şu: Onun süresi üç aşağı beş yukarı belli, sizinki belli değil. Ama siz onun yanından ayrıldığınızda, kapıdan çıkar çıkmaz ölebilirsiniz; mesela kafanıza bir saksı düşebilir... Yani ölmek için bin tane bahane var...”
Serra Yılmaz, kızı Ayşe ile.


KIZIM AYŞE’YLE BİZ KANSERİ YENERİZ
Yıllarca hastalığı hakkında hiç konuşmayan Serra Yılmaz, kızı Ayşe Yılmaz’la “Annemle Biz Kanseri Yeneriz” kampanyasının yüzü olmayı kabul etmelerinin nedenini, “Bir işe yarayacağı için kabul ettim” sözleriyle özetliyor. Kendisi gibi oyuncu olan kızının hastalığa tanıklığını ise şöyle ifade ediyor:

“Kızım o günlerde annesine bir şey olacak diye çok korktu, bütün süreci beraber yaşadık. Elinden geldiğince bana yardımcı oldu. Kampanyada da beraberiz ama o Fransa’da yaşadığı için fazla katılamıyor. Şu anda 29 yaşında ve Ocak ayında ilk mamografisini çektirecek. O da kontrol altında olmak durumunda çünkü ağır bir irsiyet durumu var. Babaannesi ve annesi meme kanseri oldu, anneannesi yumurtalık kanserinden öldü, bir halası rahim, bir halası da bağırsak kanserine yakalandı.”

İYİ OLMAYI İSTEMEK
“Bu hastalıkta erken teşhis çok önemli, kampanyayla buna dikkati çekmek istedim. Kanser geçirmiş insanlar arasında büyük bir dayanışma var. Kansere yakalandığımda daha önce bu hastalıkla tanışmış arkadaşlarımdan yardım gördüm. Mesela bir arkadaşım o günlerde bana, “İyi Olmayı İstemek” adlı bir kitap getirdi. Amerikalı bir radyoloğun kitabıydı, o kitaptan çok etkilendim. Kitabın önerdiği yöntemlerden biri de oturup düşünmek ve ‘Neden kanser oldum?’ sorusunun cevabını bulmaktı.”

KANSER SUÇLULUK DUYGUSUNDAN KAYNAKLANIYOR
Araştırmalar, içe atılmış ve bastırılmış yıkıcı duyguların kanser oluşumunda etkili olduğunu gösteriyor. Serra Yılmaz, ‘Neden kanser oldum?’ sorusunun, ‘suçluluk duygusu’ adı altında genellediği ve ‘özelim’ dediği cevabını bulduğunu söylüyor:
“O zaman çok düşündüm ve bir neden buldum. ‘Şundan dolayı kanser oldum’ dedim. Ama aradan yıllar geçti, bugün düşündüğümde o gün yaptığım değerlendirmenin hatalı olduğunu görüyorum. Tamamen başka bir nedenden kanser olduğumu, bunun büyük bir suçluluk duygusundan kaynaklandığını düşünüyorum.
Biri bana ‘Nedir o sebep?’ diye sordu. Ben yöntemi söylüyorum ama o yöntemde kendi hayatımın içinde ne buldum, o kimseyi ilgilendirmez, çünkü o benim özelim. Türkiye’de ve dünyada şu sırada her şey öylesine çığırından çıkmış durumda ve öylesine arlanmaz bir özel hayat teşhirciliği var ki insanlar böyle bir şeyi size sormakta beis dahi duymuyorlar. Oysa o çok bana ait bir şey. Ben hayatımda neden suçluluk duyuyorum, neden bunu düşündüm ve ne durumdayım kimseyi ilgilendirmez.”

SUÇLULUK DUYGUSU İNSANI ZEHİRLİYOR
Yılmaz’ın meme kanserine karşı kadınlara tavsiyesi ise şu: “Adet döneminden sonra kendi kendilerine meme muayenesini öğrenmelerini ve meme taramalarına katılmalarını öneriyorum. Ama her şeyden önemlisi olumsuz düşüncelerden uzak kalmaya çalışsınlar. Hakikaten suçluluk duygusu insan hayatını zehirleyen bir şey ama hayatta suçluluk duygusunu yükleyen o kadar çok şey var ki...”

YİNE GÜZEL ŞEYLER YAPMAK İSTİYORUM
Olumsuz duygularla yüzleşerek daha fazla hesaplaşılmaması gerektiğini vurgulayan Serra Yılmaz, son olarak geleceğe dair düşüncelerini ve projelerini “Bakalım, kısmet...” diyerek paylaşıyor:
“Türkmax’daki Temel İçgüdü programım devam edecek, İtalya’daki tiyatro çalışmam Ocak’ta beşinci yılını dolduracak. Bu arada 2009 yılında Fransa’daki Türkiye yılı için bir tiyatro projesinde yer alacağım. İtalya’da yeni bir uzun metrajlı film bitirdim, geçenlerde filmimin 10 dakikalık bölümünü izledim, çok heyecanlandım. Film, Mart ayında çıkabilir durumda olacak, muhtemelen İstanbul Film Festivali’ne de girecek. Genç bir kadın yönetmenin ilk uzun metrajlı çalışması olan filmin çok uzun bir ismi var: Viktorya Meydanı’nda Bir Asansör İçin Medeniyet Çatışması... Bundan sonra biraz Fransa’da çalışmak istiyorum; bu hafta Paris’e gidiyorum. Gelecekte de güzel şeyler yapmak niyetindeyim ama bakalım, kısmet...”

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları