Atatürk’ten anılar
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Oscar
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
NTV Tarih
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Kültür Sanat » Edebiyat

Atatürk’ten anılar

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinin 70. yılında, yaşamı sırasında ve ölümününden sonra yazılanlarla ilgili yayınlar, onun Türk milletinin kalbinde nasıl eşsiz bir yer edindiğini gösteriyor.


 DİĞER HABERLER


AA
Güncelleme: 17:28 TSİ 11 Kasım 2008 Salı

ANKARA - “Milli Mücadele’nin en içten sesi” olarak nitelendirilen Gazeteci, Edebiyat Tarihçisi İsmail Habib Sevük’ün 1922-1939 arasındaki yazılarının yer aldığı 1939’da basılan “Atatürk İçin” adlı kitabı ile 1937 basımlı “O Zamanlar” adlı kitabından bazı anılar, “Atatürk’le Beraber” adıyla yeniden yayımlandı.
Haberin devamı

Gazeteci yazar Lütfü Tınç’ın hazırladığı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan bu yıl çıkan kitapta; Mustafa Kemal’in 13 Mart 1923’te başlayan ve 12 gün süren Adana, Mersin, Tarsus, Konya, Afyonkarahisar ile Kütahya’yı içine alan gezisini Anadolu Ajansı adına da izleyen İsmail Habib Sevük’ün yazılarında yer alan bazı anılar şöyle:

“MUSTAFA KEMAL”
Gezi sırasında Konya’da iken (20-22 Mart 1923) bir söylevinin okunmasından sonra, Muhtar Bey’in “Yaşasın Başkumandan” sözleri üzerine,
“- Neden Mustafa Kemal demiyorsun da Başkumandan diyorsun?” Muhtar Bey imalı bir edayla:
- Hele, diyor, ne olur ne olmaz, daha epey müddet şu ‘Başkumandanlık’ üzerinizde kalsın!
Deminden beri şakalaşıp duran Gazi, derhal kartallaşıvermişti:
Vay, sen beni Başkumandanlıktan mı kuvvet alır sanıyorsun?(Sesini tabiileştirerek) Dinle bak öyleyse sana bir anımı anlatayım: Hani ben Erzurum’da ordu müfettişliği nişanlarımı yakamdan atarak ‘ferdi millet’ kalmıştım ya? O zamana kadar emirlerimi dinleyen kumandan... (ismini söyleyecekti, söylemedi), ondan sonra verdiğim emirleri dinlememeye başlamasın mı! Makamına gittim: ‘Paşa, paşa dedim, size o emirleri bu yakadaki yıldızlar vermiyor, Mustafa Kemal veriyordu; o yine karşınızdadır, yazınız! Yazdı. Emir gideceği yere gitti. Fakat çıktıktan sonra aklıma gelmişti. Ya kumandan düğmeye basıp da ‘Posta, bunu dışarı çıkarınız’ deseydi. (Sesi yine heybetleşerek) Fakat diyemezdi, karşısında Mustafa Kemal var, diyemezdi.”

“KIRK ASIRLIK TÜRK YURDU” HATAY
Adana’da ise (15 Mart 1923 Pazar) geziyi izleyen İsmail Habib’in deyişiyle “Sağ tarafta matem timsalleri gibi serapa siyahlara bürünmüş bir sıra hanımın” arasından, Antakya ve İskenderun’dan geldiklerini gösteren iki pankart taşıyan dört kadın kafilenin önüne çıkar. Ve bu kadınların önünde duran Antakyalı kız, “ruhtan gelen ruha giden” bir nutuk söyler. İsmail Habib, o duygulu anları şöyle yansıtıyor:
“Bu sanki kelime şekline girmiş bir feryad, söz şekline girmiş bir hıçkırıktı. Söyleyen değil, inleyen o esmer kız, sanki vatandan ayrı kalan o beldelerin tekellüme gelmiş bir ruhu, o beldelerin ağlayan ve ağlatan bir maneviyetiydi. Paşanın gözü nemli, diğer bütün gözler ise hıçkırarak söyleyen kızın kirpiklerinden yuvarlanan katralar gibi, diğer bütün gözler, kadınile, erkeğile, ihtiyarile, gencile, zabitile, sivilile, hep ağlıyor, hep ağlıyordu. (...) Bu inleyen kıza Paşanın verdiği cevabı artık bütün cihan öğrendi: Kırk asırlık Türk yurdu ecnebi elinde kalamaz.”

İsmail Habib, anılarında hasta haliyle Hatay davasını sonuçlandırmak üzere on beş yıl sonra (19-24 Mayıs 1938) Atatürk’ün Mersin ve Adana’ya gezisini ise “Hatay! Hatay! Seni kurtaran aynı zamanda senin şehidin oldu” diye değerlendirir.

NAZIM’IN ŞİİRİNE DALDI GİTTİ
Adana’dan Mersin’e, oradan Tarsus’a geçilir. (17-18 Mart 1923) Tarsus Çağlayanı’nın karşısındaki fabrika bahçesinde; Gazi çok keyiflidir... İsmail Habib, çevresindekilerin ve Mustafa Kemal’in kendisinden bir şiir okumalarını istemeleri üzerine, beğendiği şiirleri yazdığı not defterinden -nedenini bilmeksizin- Nazım Hikmet’in “Kırk Haramilerin Esiri” (yazılışı 1920) adlı şiirini okur:
“Dikkatli dikkatli dinledi ve şiir bitince, ne beğenmek ne beğenmemek;
dakikalarca ve dakikalarca dalıp gitti. Anadolu kıyamının ilk dönemlerini sembolleştiren bu şiirde, vatanı temsil eden kahramanın bir kolu kesilir ve cellat öteki kolu da kesmek isterken, balta birdenbire esirin elinde parıldar. Şefin gözleri, belli, tek kollu o hayalete dalmıştı.
Tek kollu hayalet... Yahut ülke ülke parçalanan vatan... Neleri ve neleri düşünüyor? Belki daha üç dört gün önce, ‘Kırk asırlık Türk yurdu’ dediği ve karşı sahilden dağlarının silueti görünen Antakya’yı; belki doğduğu Selanik, belki o kadar iyi bildiği Türk Rumeli... Keşke okumasaydım.”

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları