Babahan: Doğan Grubu’nda yazarlar tek ses
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Türkiye
Yerel Seçim 2009
Ergenekon Davası
Politika
Dış politika
Genel
Polis - adliye
Yerel
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
NTV Tarih
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Türkiye » Genel

Babahan: Doğan Grubu’nda yazarlar tek ses

Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Babahan, NTV canlı yayınında “Başbakan sinirli, medya-Hükümet kavgası unutulur. Doğan Grubu’nda tüm köşe yazarları tek ses görüntüsü veriyor. Karar açıklandıktan sonra Deniz Feneri’nin üzerine gideceğiz” dedi.


 DİĞER HABERLER


NTV-MSNBC
Güncelleme: 16:11 TSİ 12 Eylül 2008 Cuma

İSTANBUL - Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan, Yazı İşleri programında Mirgün Cabas ve Ruşen Çakır’ın gündemle ilgili sorularını yanıtladı. Babahan, Deniz Feneri davasının kararı açıklandıktan sonra konunun üzerine gideceklerini söylerken, Doğan Grubu’nda tüm yazarların tek seslilik içerisinde aynı şeyleri yazdığı eleştirisini dile getirdi.

Haberin devamı

Mirgün Cabas: Siz Başbakan’ın geçen Cumartesi başlayan çıkışlarını neye dayandırıyorsunuz?

Ergun Babahan: Anladığım kadarıyla sayın Başbakan, bir defa son dönemde Türkiye’de yaşanan kapatma davası ve partisine yönelik girişimlerden dolayı sinirli. Bu son iddianamede Deniz Feneri olayında bazı gazetelerin buradaki yolsuzluk iddialarına Başbakan’ı bizzat karıştırma çabası içinde olduğu yolunda bir inanç oluşmuş kendisinde sanıyorum. O nedenle buna karşı sert bir tepki verdi. Bu tepkiyi verirken de daha önce çeşitli özel toplantılarda dile getirdiği, uçak yolculuklarında gazetecilere hep söylediği “medyanın iktidardan bazı talepleri olduğu, bu talepleri karşılanmadığındaysa muhalefet yaptıkları ya da bel altı vurmaya başladıkları” yolundaki inancını pekiştiren bir gelişmeydi sanıyorum bu. Bu noktaya aslında sadece Tayyip bey döneminde gelmedik, bizim uzun zamandır vurguladığımız gibi, önceki gün Yavuz Baydar’ın yazdığı gibi, benim ilk dönemde çok üstünde durduğum gibi, gazeteci kimliğiyle işveren kimliğinin birbirine karışmasından kaynaklanan sıkıntıların dışa vurumu için bir vesile oldu bu. Belki de hayırlı oldu, ne kadar insanları toplumun bir kesimini, biz medya çalışanlarını rahatsız etse de, huzursuz etse de Türkiye’de medyanın yeniden şekillenmesi için iyi bir fırsattır diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Peki buradan bu kavga bitecek mi, nasıl bitebilir, bitmezse ne olur, biterse ne olur? Biraz da geleceğe yönelik neler düşündüğünüzü, anladığım kadarıyla bunun hayırlara vesile olacağını düşünüyorsunuz, bundan sonraki seyri hakkında nasıl bir öngörünüz var?

Ergun Babahan: Başbakan bir iki defa daha bunun üzerinde durur ama bundan sonra kendi mecrasında unutulur gider diye düşünüyorum. Fakat sağlıksız bir ortam doğdu tabi. Her türlü eleştiride tekrar yeniden bir çıkar kavgası mı var, bir ilişkinin gölgesi mi düştü şeyi insanların kafasına takılacak. Ve bu her seferinde medyanın inandırıcılığına, itibarına vurulmuş yeni bir darbe olacak ne yazık ki. Hepimiz biliyoruz ki şu anda itibar inandırıcılık konusunda ciddi bir sıkıntı var Türkiye’de.

Mirgün Cabas: Az önce durumu özetlerden Başbakan’la Almanya’daki Deniz Feneri davasının ilişkilendirilmek istenmesinden kaynaklandığı tespitini yaptınız.

Ergun Babahan: Hayır Başbakan’ın öyle bir algılaması olduğunu tahmin ediyorum.

Mirgün Cabas: Peki siz olayın gelişimine bakarak gerçekten bir kasıt mı görüyosunuz yoksa gazetecilik refleksleriyle yapılmış ve mesleki açıdan sorgulanmaması gereken bir habercilik girişimi olarak mı değerlendiriyorsunuz bunu?

Ergun Babahan: Yani o medya grubuyla Başbakanın iş görüşmelerinin perde arkasını çok net bilmiyorum. Talepler nedir, ne gibi istekler olmuş, hangileri kabul edilmiş veya edilmemiş bilmiyorum. Zaten burada rahatsız edici olan insanların hem medya patronu, hem iş adamı kimliği taşıması ve Başbakanlığa kendi medya dışı ilişkilerini görüşmeye giderken hangi şapkasıyla gittiğini net bir şekilde ortaya koymaması. Bir de burada ortaya çıkan tabloda aynı gruba ait bütün gazetelerin ve köşe yazarlarının tek bir sesten, tek bir ağızdan, tek bir fikirden yola çıkıyormuş görüntüsü vermesi. Yoksa elbette her gazete, her yazar dilediğini özgürce yazabilmeli. Yolsuzluk varsa yolsuzluğu yazmalı, Başbakan da kendine yakın gördüğü insanlara yönelik suçlamalardan ya da eleştirilerden rahatsız olmamalı. Demokrasi dediğiniz böyle bir şey. Bizim medya olarak görevimiz yönetenleri denetleyebilmek. Yalnız Türkiye’de son dönemde bu işler fazla birbirine karıştı, demokratik sistem içinde bütün kesimler neredeyse yeniden yapılanma çabasına, kendini düzenleme çabasına girdi. İşte bankacılıkta görüyoruz. Dünyada kıyametler koparken Türkiye Derviş döneminde gerçekleştirdiği reformlar sayesinde bankacılık sistemini sapasağlam ayakta tutabildi. Aynı düzenlemeyi, aynı yenilenmeyi, çok sesliliği ne yazık ki medya da yaratamadık. Şu anda medya da çok büyük bir grupla diğer grupların bir çekişmesi var şeklinde bir görüntü var. Bu da sağlıksız bir tablo yaratıyor açıkçası.

Ruşen Çakır: Bu noktada Sabah’ın konumlanışını tekrar mercek altına alacak olursak, ilk gün bu olay patlak verdikten sonra sizin gazetenizden Nazlı Ilıcak, kısmen de Mehmet Barlas diyebiliriz -zaten Hıncal Uluç’u saymıyorum- bunlar Deniz Feneri olayında Hükümetle-Doğan Grubu arasında kavgada her iki tarafa da benzer mesafede durmaya çalışan yazılar yazdılar ve siz de bunu köşenizde örnek olarak gösterdiniz ve Sabah’ın bir artısı olarak gösterdiniz. Demin de Doğan Grubu gazetelerinde hiç aykırı ses çıkmadığı yolunda bir eleştiriniz oldu. Şunu söylemek istiyorum: Özellikle Sabah grubunun son dönemde Çalık Grubu tarafından alınmasıyla beraber bu gruba yönelik olarak bir takım kaygılar, acabalar oldu. Siz bu süreci nasıl atlattınız ya da atlatıyorsunuz?

Ergun Babahan: Yani benim Sabah’ta yaklaşık 20. senem bu. 2002’de yeniden yayın yönetmeni olarak döndüğümde çok sıkıntılı bir tablo almıştım. Yalnız şöyle bir okulda yetiştik biz, Dinç Bilgin’le birlikte geçtik bu süreçten. Köşe yazarlarının olabildiğinde serbest özgür yazması, köşe yazarlarına müdahale edilmemesi, gazetede çok farklı seslerin bir arada yaşaması ve bu köşelerdeki rekabetin okuru memnun etmesi. Yoksa her sayfada bir tane Hıncal Uluç olsa okurları çok rahatsız eden bir tablo ortaya çıkar. O nedenle biz gazete içinde farklı seslerin olmasından hem gerektiğinde gazete patronajını, gerektiğinde hükümeti, gerektiğinde medyayı eleştirebilen yazarlar olmasından çok memnunuz. Bunun bir sağlıklılık işareti olduğuna inanıyoruz. Gazetenin satış sürecinde elbette gazete içinde de kaygılar, acaba diyen arkadaşlar oldu. Oturduk yeni patronajla konuştuk, nasıl olduğunu anlattık.Onlar da işte bu Sabah’ın aynen devam etmesi gerektiğini, değerini ancak bu şekilde koruyabileceğini, liberal-demokrat çizgide bir gazete olarak yoluna devam etmesinin kendileri için en büyük güvence olduğunu söyledi. Bugüne kadar o yolda çabalıyoruz. Elbette bu dönem zarfında Ergenekon davası, kapatma davası gibi çok kritik olaylar yaşadık. Bunların bir takım yansımaları olmuştur elbette yayıncılık anlayışımıza. 27 Nisan muhtırasından başlayan süreçte Çalık grubu yokken bir siyaset izledik. 2002’den beri benzer siyaset izliyorduk. Hatırlarsanız o zaman daha “Anadolu ihtilali” manşetini biz atmıştık. Türkiye’de yeni bir dalganın geldiğini, yeni büyük bir değişim süreci yaşandığını gören, anlatan bir manşetti bu. Bu çizgide devam ettik biz. Türkiye’de iktidarların halk oyuyla gelip halk oyuyla gitmesi gerektiğine inanıyoruz. Patronumuzun işlerinin bizi ilgilendirmemesi, patronun kendi işini bizim kendi işimizi yapmamız gerektiğine inanıyoruz. İmkansız olan bir nokta, medya sahiplerinin sadece medya sahipliğiyle sınırlı kalması ama bugün geldiği büyüklüklerde bu artık çok mümkün görünmüyor. O zaman diyoruz ki medyayla diğer işleri arasında kalın bir çizgi çizilsin, kendisi ne iş yapıyorsa onu yapsın, biz de kendi işimizi yapalım. Başka türlü Türkiye’de sağlıklı bir yayıncılık anlayışına, itibara, güvenilirliğe kavuşamayacağız gibi görünüyor bana.

Mirgün Cabas: Bu az önce saydığınız konularda kapatma davası, Ergenekon, burada karşılaştırmalı okumalar yaptığımız zaman kimilerinin iktidardan yana diyebileceği kimilerinin yada sizin demokratik tavır diyebileceğiniz haberler ve yorumlar yaptığınızı görüyoruz. Ama örneğin Deniz Feneri davasını ele alalım. Deniz Feneri’yle ilgili ben sizde bir haber görmedim, ben mi atladım ya da görünmeyecek şekilde mi verilmiş. Örneğin siz bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz?

Ergun Babahan: Bu dava bizi aşan ve kavgaya dönüşen bir dava haline dönüştü. Aslında Deniz Feneri davasından ben de rakip gazetelerde okuyunca haberdar oldum. Çok bilgim yoktu, karar aşamasına geldiği için karar aşamasından sonra ayrıntılı bir şekilde Türkiye’deki ayakları dahil Sabah’ta da bunu okuyacaksınız. Şu anda fazla bir kafa kargaşası var. Türkiye’de bağlantıları var mı, Türkiye’deki sorumlular varsa bunların hepsinin üstüne gittiğimizi göreceksiniz. Çünkü bu kararda çok ayrıntılı bir şekilde sanıyorum ki Almanya’daki Deniz Feneri’yle Türkiye’de olduğu söylenen ve bir kısmı kabul edilen suçlamaların takipçiliğini yaptığımızı göreceksiniz.

Ruşen Çakır: Burada Ergenekon meselesinde medyanın tavrı konusunda bir tartışma olmuştu ve meşhur hani “Daha iddianame bile açıklanmadan yapılan yayınlar” deniyordu, kimileri, “biz işte iddianameyi bekleyelim” dendi ama bir çok yayın organı, sizin gazeteniz de daha iddianame yokken yine bu Deniz Feneri’nin olayına benzer bir şekilde itirafçılar ya da gizli tanıklar ya da bir takım sızdırma belgeler üzerinden çok da yayın yapıldı. Şimdi burada sanki şöyle bir şey oluyor, insanlar davalara karşı bir pozisyon alıyorlar gibi bir görüntü çıkıyor. Yani sizin Ergenekon’daki hukuki sürece gösterdiğiniz önem ya da verdiğiniz önemle bu Deniz Feneri’ne demin söylediğiniz arasında ben açıkçası bir çelişki görüyorum. Keza Hürriyet gazetesinin ya da Doğan grubu gazetelerinin Ergenekon meselesindeki hukuka saygı, işte suçsuzluk olayına gösterdikleri önemle şimdi göstermedikleri önem arasında gördüğüm gibi. Yani böyle bir sanki Türkiye’de medya gruplarının, gazetelerin, televizyonların davaları “kendilerinin hoşlarına giden davalar, hoşlarına gitmeyen davalar” gibi ayırıyor görüntüsü çıkıyor ben mi yanılıyorum?

Ergun Babahan: Deniz Feneri farklı çünkü duruşmalar başlamıştı, iddianame gerçi daha önce sızdırıldı ama artık Deniz Feneri’nde duruşma aşamasında. Ben o açıdan çok fazla bir sakınca görmüyorum oradaki yayıncılık anlayışında açıkçası. Ama kabul edelim ki gazeteler sonunda ideolojik birer yayın organıdır. Yani o tarafsızlık, objektiflik gibi parıltılı sözlerin ardında gazeteyi yöneten yapan insanların dünyaya bakışı, geçmişte biriktirdikleri değerler gibi bir sürü birikimler yapılır gazete. Bir günde oturup gazete sayfasının başına gazetenizi hazırlamazsınız. Belki bizde Türkiye’deki demokratik rejime yönelik bir takım oyunların çok ağır bedellerini gençlik yıllarımızda ödemiş olmanın getirdiği bir refleks gelişmiştir. Bu tip Türkiye’de demokrasiyi rayından çıkarma, insanları kim olduğu bilinmez faili meçhul cinayetlere kurban etme noktasında bir isyanımız, bir öfkemiz, artık bu işlerin olmaması, bu dosyanın kapanması yönündeki aşırı istekliliğimiz bizi o noktaya itmiş olabilir. Yani orada bir günlük, bir yıllık bir gazetecilik değil belki de bütün ömrün, bütün deneyimlerimizin, bütün Türkiye’de yaşananların, Hrant Dink’lerin, Uğur Mumcu’ların, Abdi İpekçi’lerin, Çetin Emeç’lerin kimler ve niçin öldürüldüğünün bir türlü ortaya çıkarılamamasına duyduğumuz birikmiş bir öfkenin dışa vurumu ve bu olayların artık Türkiye’de tarihe karışmasına yönelik bir ister bir talepte olmuş olabilir. Orada eğer bir şey varsa bizim üstümüzde, bir yanlışlık, bir hata, bundan kaynaklanıyordur ve bunu da açıkça kabul ederim.

 
NTV Haber paketine abone olmak için tıklayın

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları