Girişimler, anlaşmalar, arabuluculuklar çöplüğüolan Ortadoğuda kartlar yeniden karılıyor. Tarafların elinde birkaç güçlü kart var. Majorler ise saklı tutuluyor. Herkes karşısındakinin suratından oyunu okumaya çalışıp blöfünü görmeye çalışıyor.
İSTANBUL - Dohadan esen rüzgâr Lübnanda havaların durulmasını sağladı. Ankara, İstanbul üzerinden Şam-Tel aviv arasında yeni bir sürecin ilk adımına ön ayak oldu. Washington ılımlı yaklaştı ama işi yeni başkana havale etti. Tahran ise Lübnanda Hizbullah üzerinden el ettiği avantajla birlikte İsrail-Suriye arasındaki ilk adımı çok fazla önemsemedi. Girişimler, anlaşmalar, arabuluculuklar çöplüğü olan Ortadoğuda kartlar yeniden karılıyor. Tüm tarafların elinde birkaç güçlü kart var. Bu kartları destekleyecek majorler ise saklı tutuluyor. Oyun masası Ortadoğu olduğu için herkes karşısındakinin suratından oyunu okumaya çalışıp blöfünü görmeye çalışıyor. Çünkü oyunun sonucu o kadar farklı karta bağlı ki. Hatta bazı kartlar diğer oyuncunun elinde olduğundan bir diğerinin elini bağlıyor; yani elin bitmesi bir diğerinin elinden kartı çıkarmasına bağlı.
YA BİZDENSİN YA ONLARDAN Diplomasi ve güç dengesi tabii ki oyun masası gibi vülgarize edilecek bir durum değil; ya da bu basitlikte değil. Çünkü bölgedeki çıkar dengeleri insan hayatı, barış, istikrar, demokrasiden çok Ortadoğudaki güvenlik adı altında enerji ve petrol üzerinden kurulmaya çalışılan hâkimiyeti amaçlıyor. Bu yüzden denklem basit kurulurken çözüm çok karmaşık değişkenlere bağlı.
Denklemin bir yanında ABDnin ya bizdensiniz takımı: İsrail, Suudi Arabistan, Mısır, Lübnandaki 14 Mart Hareketi olarak bilinen Saad Hariri hükümeti, Dürziler Hıristiyan Marunilerin bir kısmı. Denklemin öte yanı ise ya onlardana ait: İran, Suriye, Hamas ve Lübnandaki Hizbullah, Emel ve Hıristiyanların diğer kısmı. İlk gruba göre kendileri özgürlükçü diğerler şer cephesi. İkinci gruba göreyse kendileri direnişçi diğerleri ABD çıkarlarını savunan işbirlikçiler. Bu tabloda mezhep ve din çatışmasından çok güç ve çıkarın öne çıktığını hemen söylemek gerekiyor.
HERKES TAVİZ PEŞİNDE İşte Ankaranın bu denklemin iki yanında bulunan İsrail ve Suriyeyi masaya oturtma niyeti önemli. Eğer bu niyet gerçeğe dönüşürse tablo da değişebilir.
İsrail ve Suriye arasındaki temel problem 1967de İsrailin işgal ettiği Golan Tepelerinden kaynaklanıyor. Golan, tepe olmaktan çok stratejik bir plato. Verimli bir toprak her şeyden önemlisi İsrailin su kaynaklarının % 40ı burada. 30 Yahudi yerleşim biriminde 20 bine yakın yerleşimci yıllardır kök salmış durumda. Suriye herhangi bir taviz vermeden 1967 öncesindeki tüm Golanı istiyor; İsrailin bu topraklardan kırpıntı yapacağı şüphesi ise güvensizliğin ana kaynağı.
Görüşmeler başlarsa İsrail bir süre sonra büyük bir ihtimalle su kaynaklarının bir bölümünün, örneğin Celile nehri kıyılarının kendilerinde kalmasını isteyecek, Suriye de buna hayır diyecektir. Ancak Suriyenin asıl amacı ABDnin tecritini aşabilmek ve ABD tarafından muhatap kabul edilmek. Eğer bu gerçekleşirse Suriye taviz verecektir. Öte yandan İsrail Suriyenin Hamas ve Hizbullahla ilişkisini kesmesini istiyor. Suriye belki Haması göz ardı edebilir ama tam istediğini elde etmeden Hizbullahla dolayısıyla Lübnanla bağını kesmez. Aksi halde elindeki en büyük kozu kaybeder. İsrail ise bir taşla iki kuş vurmak Suriye ve dolayısıyla Lübnan cephelerini kazanmak niyetinde.
Ancak İstanbuldaki girişimle aynı saatte Lübnanda tarafların anlaşması işlerin kolay ilerlemeyeceğinin de göstergesi.
LÜBNANDA ABD/İSRAİL YİNE KAYBETTİ Çünkü geçtiğimiz günlerdeki Lübnan krizinden Hizbullah galip çıktı ve taleplerini kabul ettirdi. ABD ve İsrailin planı yine ters tepti. Hizbullahın temsil ettiği muhalefet kabineye daha fazla bakan sokarak kararlarda veto hakkına sahip oldu. Ülkenin bazı küçük idare bölümlere ayrılarak dini temelli oyların dağılmasını önledi. Önümüzdeki yıl yapılacak seçimlerle ilgili düzenleme yapılmasını kabul ettirdi. Ayrıca silahını direniş dışında Lübnanın içinde kullanmayacağı taahhüt etti. Öte yandan kriz boyunca Beyrut sokaklarında silah kullanan, o güne dek bir Lübnan gücü olarak kabul edilen Hizbullah içerideki savaşa taraf olunca Şii bir örgüt olduğunu tescil etti. Tarafsızlığını kaybetti. Zaten çoktandır Lübnan da eski Lübnan olmaktan çoktan çıkmıştı.
TÜRKİYE DİKKAT ETMELİ! İran ise tüm bunları yakından seyrediyor. Suriyenin İsraile yakınlaşmasını biraz sitemkâr izlerken Lübnanda kazanmanın keyfini çıkardı. Tüm bunların sonucunda Filistin meselesi ikinci plana atıldı. İsrail Filistinde bir ilerleme sağlamaya niyetli olmadığından rotayı Suriye ve Golana çevirmiş durumda. Zaten Suriye ile konuşurken Filistin meselesinin buna dâhil edilmesini istemiyor. Suriye sorunun çözerse Filistin arkasından gelir diye düşünüyor. Ama bu bir yanılgı çünkü istenen Suriye de aradan çıktıktan sonra Filistinlileri istediklerin kolayca dikte ettireceğini biliyor. İsraildeki hükümet ise kendini kurtarma derdinde. Olmert yolsuzluktan başı dertte. Kamuoyu desteği yok. Yoklamada yüzde 70 karşı. Suriye ise İran çok güçlü hemen bağını koparamaz.
Bu işleri yürüten Türkiyede AKP hükümeti da önünün göremiyor. Kapatıldığı takdirde bu süreç ne olur bilinmez. Ama Olmert, Bush gibi topal ördeklerin bir ara olduğu bir resimde ilerleme nasıl sağlanabilir bilinmiyor. Heveslenmek için acele etmemek gerekiyor.
Süreç zor ve karmaşık. Türkiyenin çok dikkatli olması gerekirken ince bir çizgide yürüdüğünü bilmeli. Bir anda kendisini ABDnin Ortadoğuda çizmek isteğini hükümranlık tablosunun içinde bir bulabilir. Yani bu karmaşık tablonun içine çekildiği uyarısını yapmak zorunludur. Çünkü bölgede zemin kaydığı anda kimin kendisini nerede bulacağı belli olmaz. Türkiye ya bizdensin ya onlardan ikileminden kaçması gerekirken ABDnin kuyusuna düşme ihtimali her zaman mevcuttur.