Sorunun laiklik olmadığını, yaşam biçimindeki farklılık, başı açık veya kapalılık, içki içmek ya da içmemek olmadığını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
Türkiye bu tartışmalardan zayıflayarak değil, inşallah daha da güçlenerek çıkacaktır. Ben buna bütün kalbimle inanıyorum. Bu tartışmalarda bizim hareket noktamız asla husumet değildir, olamaz da. Ama gönül isterdi ki biz enerjimizi buralarda bu lüzumsuz şeylerle değil, biz bu enerjimizi dünya ile vermiş olduğumuz o rekabet mücadelesinde harcayalım.
Bizim görüşlerimizi paylaşan ya da karşı çıkanlar olabilir. Hiç kimseyle bizim husumetimiz olmadı, olamaz. Asla husumet duygularıyla hareket etmedik, bundan sonra da etmeyeceğiz. Kimseye kırgın değiliz. Olmaya da hakkımız yok. Çünkü siyaset yapıyoruz. Aslolan Türkiye için doğru olanı yapmaktır. Sakın kimse bu tartışmalardan umutsuzluğa, karamsarlığa kapılmasın. Türkiyenin geleceği aydınlıktır. Her neye inanırsa inansın, her nasıl yaşarsa yaşasın bütün vatandaşlarımız bizim için birdir, eşittir, kardeştir. Herkesin yaşam biçimine, tercih hakkına, siyasi görüşüne saygı duyuyoruz. Kimse bu konuda en ufak bir endişeye kapılmasın. Hiçbir tartışma bu gerçeği değiştiremez, bu hukukun önüne geçemez. Zira hukukun üstünlüğüne dört dörtlük inanmış bir iktidar iş başındadır. Sonuç ne olursa olsun bu gerçek asla değişmeyecektir.
HEPİMİZİN AİLESİNDE TERCİHLER FARKLI
Bazıları AK Parti hakkındaki kapatma davası böyle sonuçlanırsa şöyle olur, böyle sonuçlanırsa bir farklı olur diyerek türlü türlü fikirler üretiyor. Tekrar söylüyorum, hangi netice olursa olsun hiçbir netice bu noktada gerçeği değiştirmez, değiştirmeyecektir.
Demokrasi de laiklik de Türkiyenin değişmez ve değiştirilemez gerçekleridir, bunun aksi imkansızdır. Türkiyenin önünde başka bir seçenek yoktur. Kimse, kimseye inancını, ya da siyasi görüşünüzü dayatma hakkına sahip değildir. Benim birlikte siyaset yaptığım arkadaşlarım arasında benim gibi yaşayanlar olduğu gibi, farklı yaşam biçimlerini tercih edenler de var. Elbette olacaktır. Ne onlar benden rahatsız ne de ben onlardan rahatsızım. Onların tercihlerine bugüne kadar nasıl saygı duyduysam onlar da benim tercihlerime saygı duydular. Ve biz bu güçlü AK Partiyi böyle kurduk, güçlü Türkiyeyi de böyle kuracağız.
Tercih farklılıkları daima olmuştur. Herbirimizin hayatının içinde, ailesinde bu tercih farklılıklarnı görüyoruz. Buna kimsenin itirazı yoktur. Peki mesele nedir? Mesele Türkiyenin gerçek bir demokrasi ülkesi olup olmayacağı meselesidir. Türkiye bu tartışmaları geride bırakacak tecrübeye sahiptir. Bunu da gerçekleştireceğiz.
BUNA KATLANMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR
Bu süreçte gerilimler yaşayabiliyoruz. Bunları demokrasinin ilerlemesinin sancılarıdır. Biz birimize emanetiz. Hiç kimse tercihlerini birbirine dayatma hakkına sahip değil. Cumhuriyet kurumlarının başında bulunanlar olarak hepimizin sorumluluğu, rejimi geliştirmek ve azami derecede özen göstermek olmalı
Yargı şunu çok iyi tespit etmeliydi; Benim görev alanım bellidir. Onun dışına çıkmamam gerekir demeliydi. Şuna üzülüyoruz. Kapatma davası açılmış bir siyasi partiyle ilgili bir bildiri yayınlanırsa onu cevapsız bırakmak benim 16, 5 milyon seçmenime ihanet olurdu. Onu cevapsız bırakamazdım. Yargıtay Başkanlar Kurulu bu açıklamayı durumdan vazife çıkarmak suretiyle yaptı. Böyle bir yetkisi yok. Herkes işini yapmalı. Kendileri 138. maddeyi çiğniyor. Olamaz bu. Demokratik ülkede neticesi ne olursa olsun, buna katlanmak mümkün değildir.
ŞAHİN: GÜNDEM MEŞGUL EDİLİYOR
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin de Yargıtay bildirisinin ardından başlayan tartışmanın gündemi bu kadar uzun süre meşgul etmesinin doğru olmadığını söyledi.
Şahin, Yargıtay Başkanının kurumlar arasında bu tür gerginliklerin olmaması gerektiği yönündeki değerlendirmesine katıldığını belirtti.
Şahin, Gerek yasama, gerek yürütme, gerekse yargı organları millet adına yetki kullanmaktadırlar. Dolayısıyla devlet işlerinde küslük olmaz diye konuştu.