CHP 1 Mayısta İstanbulda yaşanan olaylarla ilgili olarak Başbakan Tayyip Erdoğan hakkında gensoru önergesi verdi. Önergede Erdoğanın Türkiyeyi dikta rejimine sürüklediği öne sürüldü.
ANKARA - CHP Grup Başkanvekilleri Hakkı Suha Okay, Kemal Kılıçdaroğlu ve Kemal Anadolun imzasıyla sunulan gensoru önergesinin gerekçesinde, gerekçesinde, toplantı ve gösteri özgürlüğünün; bireyin düşüncesini ifade etmesinin yolu olduğu için düşünce ve ifade özgürlüğünün, toplulukların faaliyetini içerdiği için de kolektif özgürlüğün konusu olduğu belirtildi.
Bu açıdan toplantı ve gösteri hakkının, temel insan hakları çerçevesinde değerlendirilen bir hak olduğu vurgulanan gerekçede, 1 Mayıs 1977 tarihinde Taksimdeki kutlamalar sırasında yaşanan ve 37 yurttaşımızın ölümüyle sonuçlanan kanlı provokasyonun, Taksim Meydanını işçi ve sendikalar için önemli kıldığı bilinen bir gerçektir denildi.
Gerekçede, işçi ve sendikaların, bugüne kadar hala karanlıkta kalan bu kanlı provokasyonu anmak ve belleklerde saklı tutmak için 1 Mayısı Taksimde kutlamayı talep ettiği savunularak, şu görüşlere yer verildi: Bu talepler AKP hükümetince, 1 Mayıs kutlamalarının Taksimde gerçekleşmesi durumunda provokasyon olacağı, diğer alanlarda kutlanması durumunda ise provokasyon olmayacağı iddia edilerek, inandırıcı olmayan bir söylemle yanıtlanmıştır. Kaldı ki, Ankara Sıhhiye Meydanındaki kutlamalarda da olayların çıkması, bu iddianın ciddiyetsizliğini ortaya koymuştur. Kutlamaların Taksimde yapılmasının engellenmesi için hiçbir haklı ve ciddi sebep ortaya konmadığından, siyasi iktidarın aldığı karar toplantı ve gösteri hakkının özünü sakatlayan bir uygulama olarak ortaya çıkmıştır. Yaşanan süreçte Sayın Başbakan inandırıcı olmayan ve temel özgürlükleri sakatlayan bu söylemin ardına saklanmış ve İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürünün tehditkar, süreci sabote eden ve tırmandıran açıklamalarının arkasında durmuştur. Okullar tatil edilmiş, kara ve deniz araçlarının seferleri durdurulmuş, güzergahları değiştirilmiş, 165 ülkede bayram olarak dayanışma içinde kutlanan 1 Mayıs, İstanbul için korku günü ilan edilmiştir. Sonuç olarak; 1 Mayıs 2008 günü sabah erken saatlerde DİSK Genel Merkezinin ablukaya alındığı, ardından Genel Merkez binasına can güvenliğini hiçe sayarak biber gazı ile müdahale yapıldığı, hastaneye, hastaları ve yakınlarını etkileyecek şekilde biber gazı bombaları ile müdahalede bulunulduğu, yeni plastik mermilerin deneme amaçlı olarak göstericilere karşı kullanıldığı, yerde yatan savunmasız yurttaşlara coplarla ve tekmelerle saldırıldığı, kutlamaya katılan yurttaşlarımıza tazyikli su, cop ve biber gazı ile sert müdahalelerin yapıldığı, görevli basın mensuplarının bile yaralandığı, insan haklarıyla bağdaşmayan görüntüler ortaya çıkmıştır.
Gerekçede, siyasi iktidarın talimatlarıyla hareket eden güvenlik güçlerinin, bu eylemleriyle 1 Mayısın Taksimde kutlanmasının engellemesi amacının ötesine geçildiğini, orantısız güç kullanıldığı bir tablonun ortaya çıktığı belirtilerek, Bu durum, Türk Ceza Yasasının 256. maddesinde düzenlenen Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlilerinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması hali çerçevesinde ele alınması gereken bir durumken, Başbakan tarafından Devlet burada üzerine düşen görevi yapmıştır ifadeleri ile değerlendirilmiştir denildi.
DİKTA REJİMİNE SÜRÜKLER Böylece sendikaların barışçıl kutlama iradesi ve taleplerinin, siyasi iktidarın provokasyonu sonrasında şiddet görüntülerinin ortaya çıkması ile noktalandığı vurgulanan gerekçede, şöyle denildi: Siyasi iktidarın bazı sendikaların yaptığı toplantıları açıkça desteklemesi, bu sendikaların dışında yapılan kutlamalara karşı sert önlemlere başvurması tek tip toplum yaratma arayışlarını ortaya koymaktadır. En temel insan hakkı olan toplantı ve gösteri hakkının bazı sendikalara tanınmamasının altına siyasi iktidarın meşruiyetinin sorgulanacağı kaygısı vardır ki, bu da Türkiyeyi dikta rejimine sürükler. Bu gerekçelerle, Başbakan Tayyip Erdoğan hakkında, Anayasanın 98 ve 99uncu, İçtüzüğün 106. maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ve talep ederiz.
Kanun derki Taksim"de miting yapmak
yasak! O zaman kimse Taksim"de
toplanamaz eğer bu ülkede kanunlar,
yasalar çalışıyorsa. Emniyet yetkilileri
ve vali açıklama yaptılar, Taksim"de
yürüyüşe izin vermeyeceğiz diye. Bu
ısrar niye? Orantısız güç meselesine
gelince de, 1 Mayıs"ta görevli polisler
Amerikan Polisleri olsaydı, esas o zaman
görürdük orantısız gücü. Türk Polisi ile
Amerikan Polisini karşılaştırınca arada
büyük fark olduğunu görürsünüz polis
hakları açılarından. Son yıllarda
polisimizin bi otoritesi bile kalmadı.
Saygılar tüm görüşlere...
Berk Pir - Yurt Dışı
07 Mayıs 2008, Çarşamba 16:44
Sn. Baykal herhalde Turk Milleti"ni
saf zannediyor. Olaylarin buraya
gelmesi icin harcadigi cabayi
gormedigimizi sanmasin, kendisi
soyledi birakin gecmis korkulari diye.
Bunu soylerken bile sopalari tornada
hazirlattigini ve akli sira kargasa
cikartip `bak hukumet soyle boyle`
deme kaygisinda oldugunu bilmedigimizi
sanmasin. Muhalefet degil baska birsey
bu Sn. Baykal
Aykutalp - Ankara
07 Mayıs 2008, Çarşamba 15:59
Polise kaldırım taşını söküp atan,
yanında molotof kokteyli taşıyan,
yüzünü maske ile örtenler toplumsal
barış yanlısı değilmi? Polis gerekeni
yapmıştır, o gösterilerin içerisinde
bir sürü suçsuz insanda var biliyorum.
Ancak riski zaten
kabullenmişlerdir,hamama giren terler.