Erdoğan, 23 Nisan haftası nedeniyle, 23 Nisan 1920nin anlamını hem bugün hem yarın için yeniden düşünmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum diyerek sözlerine başladı. Hala Atatürkün arkasına saklananların, milli milletin iradesini tehdit olarak algıladıklarını gördüğünü belirten Erdoğan, Bu Atatürke ve laiklik anlayışına en büyük haksızlıktır. Merak etmeyin size rağmen laikliğin güvencesi millettir. Laiklik millete malolmuştur dedi.
Bir demokraside muhalefetin, sadece milletle değil gerçeklerle de arasının giderek açılmaya başlaması halinde durup düşünmesi gerektiğini belirten Erdoğan, konuşmasını CHP lideri Deniz Baykala çatarak şöyle sürdürdü:

Baykaldan Erdoğana ağır sözler

Bazı muhalefet partilerinin gerçekçilik zemininden uzaklaşmasını, öncelikle halkla buluşabilecekleri mecraları bir türlü yakalayamamalarına bağlıyorum. Millete daha iyisini vaat etmek, iktidarı daha iyisini yapmaya zorlamak, eksikleri işaret ederek eleştirmek yerine, bugün muhalefet ne yazık ki her konuda bir ret cephesi haline gelmiştir. Tek yaptıkları, her yeniliğe, her değişikliğe, atılan her adıma, milletin hayrına mı şerrine mi olduğuna bakmadan karşı çıkmaktır. Bu anlayış, bana yar olmayanı, kimseye yar etmem anlayışıdır. İktidarın su içme ihtimali olan her kuyuya, zehir atma gayretidir bu. Yalnız, milletin bütün su kaynaklarını kirletmeye çalışanların, kendilerine sormaları gereken basit bir soru var; o su kaynakları yarın, onlara da lazım olmayacak mı? Öyle zannediyorum ki, ben kazanamayacaksam, herkes kaybetsin saplantısı, muhalefetin bu basit gerçeği bile görmesine engel oluyor.
SÜRREALİST SİYASET ÇİZGİSİ
Ana muhalefete; Gelin, bu saplantıdan kurtulun, diyorum. Kendinizi umutsuzluğa, çaresizliğe bu kadar kaptırmayın. Milletin sesine kulak verirseniz, sizin de kazanma şansınız olabilir. Kanaatimce muhalefet, ilk olarak milletle barıştıktan sonra ikinci olarak da son yıllarda giderek daha fazla küstüğü gerçekler dünyasıyla artık barışmalıdır. Muhalefetin içine kapandığı vehimler dünyasından çıkma zamanı artık gelmiştir. Çaresizlik ve umutsuzluğun ittiği bu fantastik dünya, sadece muhalefet partilerinin kendilerine değil, Türkiyeye, millete, memlekete zarar vermektedir. Ben hoşgörülerine sığınarak bu durumu, resim sanatındaki sürrealist akımlara benzetiyorum. Özellikle ana muhalefet partisinin, neredeyse tamamen sürrealist, yani gerçek-üstücü bir siyaset çizgisine kaydığını görüyoruz. Gerçeklere küsmenin kimseye faydası olmamıştır. Gelin bundan da vazgeçin.
BAYKALIN ARADIĞI ZATEN GERÇEKLER DEĞİLDİ Kİ
Bizim, kapatma davasını Sayın Cheneye şikayet ettiğimizi iddia ediyor. Baykal, kendisine bile yakışmayan bu iftirayı ilk ortaya attığında ABD sefareti kendi bakımlarından, Başbakanlık da yazılı bir açıklamayla bizim açımızdan bu iddiayı resmen yalanladı. En son gazetecilerin sorusu üzerine ABD Büyükelçisi, bizzat bunun doğru olmadığını söyledi. Peki, Sayın Baykal, bu gerçeği kabul etti mi, bununla barıştı mı, tezviratı bıraktı mı? Hayır... Çünkü aradığı zaten gerçekler değildi ki... Onun derdi, kafa karıştırmak, suyu bulandırmak, temiz suya zehir dökmek, atmak. Şimdi ne diyor, Bizzat Başbakan yalanlasın. Peki ben yalanlıyorum, inanacak mısın? Ben Cheney ile iki resmi tercüman ile birlikte görüşüyorum. Burada ya bu resmi tercümanlar, herhalde olmayan bir şeyi zat-ı şahanelerini gidip buldular, kendilerine ifade ettiler veya Sayın Dick Cheney zat-ı şahanelerini aradı, böyle böyle... Başbakan bana sizi şikayet etti dedi. Olay bu...
DÖNÜP DÖNÜP SENİ Mİ YALANLAYACAĞIZ
Biz yazılı olarak en başından yalanlamışız zaten. Başka işimiz yok, dönüp dönüp seni mi yalanlayacağız Sayın Baykal? İddia sahibi sensin, çık iddianı ispatla. Biraz hukukçuluğun da var galiba. Müdde-i iddiasını ispatla mükelleftir. Sana düşer bu iş. Yap bu işi. Yapamaz ki... Hayatında böyle bir şey yok zaten. Akşam başka sabah başka konuşur yapısı bu... Peki neye dayanarak bunu söylüyorsun? Hiç bir şey... O zaman niye konuşuyorsun? Bu doymak bilmez yalanlanma arzusundan vazgeç artık.
SENDE DE HİÇ SIKILMA YOK
Bizim, seni utandırmak gibi özel bir gayretimiz yok. Ama bakıyorum da sende de hiç sıkılma yok. Burada oyun oynamıyoruz, Sayın Baykal... Müsamere de yapmıyoruz. Ne istediğini bilmeyen çocuklar gibi, sızlanmayı bırak artık. İşine bak, ciddi ol biraz, ciddi... Tezviratı da bırak. Ülkeye bir faydan olsun. Ana muhalefet partisi liderine gerçeklerden bu kadar kaçmak, gerçek-üstü fantastik bir zihin dünyasına bu kadar sığınmak yakışıyor mu?
DÜNYA, SİZİN HALİNİZİ AYIPLIYOR, UYANIN ARTIK
Bizim AK Parti olarak, Türkiyenin itibarını, demokrasimizin saygınlığını artırmak için neler yaptığımız ortada. Sizin nerede durduğunuz, ne yaptığınız da ortada. Şimdi dünyadan gelen seslerin, içinde bulunduğumuz üzücü durumun sorumlusu biz miyiz, yoksa siz misiniz? Bunu da mı göremeyecek kadar ne yazık ki var ama görmeyen gözleriniz. Kulaklarınız da var ama duymayan kulaklarınız. Ağzınız var ama hakikati söylemeyen diliniz. Bu kadar mı, gerçekler dünyasına yabancılaştınız? Kafanızı daha ne kadar kuma gömülü tutacaksınız? Dünya, Türkiyeyi değil, sizin halinizi ayıplıyor, uyanın artık.
301. MADDE DEĞİŞİKLİĞİ
Bu değişiklik ihtiyacını ortaya çıkaran gelişmeler, hem ülke içinde hepimizi üzen hadiselerle sonuçlanmış, hem de uluslararası platformlarda Türkiyeyi zora sokmuştur. Bu değişiklik, kimilerinin iddia ettiği gibi, 301. maddeyi ortadan kaldırmıyor; orada tanımlanan suçu ceza hukukumuzdan çıkarmıyor. Herkesin artık bu yersiz vehimleri aşması, hepimizin bu ülkeye, bu ülkenin insanlarına, birliğine, beraberliğine, demokratik olgunluğuna inanması, güvenmesi gerekiyor. Bir defa 301. maddenin içinde, Türk Milleti ifadesi aynen var. Türklük değil de Türk Milleti ifadesi var. Allah aşkına nasıl olur da çıkıp meydanlarda bunlar Türk Milletini parçalıyor ifadesini, bu burada varken kullanabilirsiniz? Bu dürüstlük müdür? Bu, dürüst olmayan, doğru olmayan bir yaklaşım değil midir? Türkiye Cumhuriyeti yazarken şimdi Türkiye Cumhuriyeti Devleti yazıyor. Olay bu. Ne kaçırılmış, ne kaybedilmiş, nereden geri adım atılmış? Vaka ortada. Aynı şekilde hakaret ceza olmaktan çıkarılmıyor ki. Gene ceza. Ama eleştiri suç olmaktan çıkarılıyor. Olay bu.
KAFALARI BULANDIRMA MANTIĞI
Yetki noktasında, çeşitli müzakereler, istişareler sonunda hadi bir uzlaşma olsun denildi, sonunda bu da Adalet Bakanlığına böyle bir yetki verildi. Ne yetkisi? Kovuşturma değil, soruşturma yetkisi verildi. Yani o bu işe müsaade ederse, bu işle ilgili soruşturma başlamış olacak. Atılan adım, özgürlükler dünyasına yönelik olarak olumlu bir adım. Ama bunu istismar etmek suretiyle kötüye kullanma gayretleri, muğlak, yoruma açık ifadeler ne yazık ki kafaları bulandırma mantığıyla acaba biz buradan biraz oy çalabilir miyiz, devşirebilir miyiz? bu gayretlerin içine giren zihniyet. Gerek CHP gerek MHP, bunu hangi anlayışla halka anlatacak?