Fehmi Koru bugünkü yazısında AK Partililere Cumhuriyet gazetesini dikkatle izlemelerini söylüyor, Karargah Cumhuriyet gazetesi. Ergenekonun karargahı kasdettiğimi sanmayın, AK Partiyi ne pahasına olursa olsun durdurma çabasının karargahı diyor.
Yine ağzı olanın konuştuğu o bildik dönemlerden birine girdik. Ak Partinin aleyhine kapatılma davası açılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya Anayasa Mahkemesine başvurdu ya, o noktadan itibaren herkes Ak Parti yönetimine akıl verme yarışında.
Kimi Değiştirin şu yasaları, siz de rahat edin, âlem de derken, kimi Aman ha, sakın diyor ve ekliyor, Centilmenliğe aykırı, belki de suç. Birini dinlese Ak Partililer derhal yasal mevzuatta değişikliğin peşinde koşmaları şart, diğerini dinleseler kaderlerine razı olmaları gerekecek... Hangisini yapsınlar?
Aslında önce Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü? sorusuna cevap bulmak zorunda Ak Parti. Bazılarının dediği gibi Avrupa Birliği sürecine samimiyetle sahip çıktıkları için AB üyesi Türkiyede üstünlüklerini kaybedecek bürokrasinin son hamlesi olabilir mi bu girişim? Öyleyse, AB sürecine daha sıkı sarılmak mı, yoksa mümkün olduğu kadar uzak durmak mı çaredir?
Kimileri Sebep Ergenekon diyorlar. İlhan Selçuk böyle diyenlerle alay ediyordu dün: İş geldi nereye dayandı?.. / Yargıtay Başsavcısı, AKP iktidarına demiş ki: / - Sen Ergenekon davasını açar mısın?.. / - Açarım... / Başsavcı köpürmüş: / - Ya öyle mi, ben de seni kapatmak için dava açarım...
Vallahi ben uydurmadım, gazeteler yazıyorlar, Başbakan RTE ve yardımcıları: / - Biz Ergenekon çetesini çökerttik, AKP davası ondan açıldı diyorlarmış...
Böyle düşünüyorsa Başbakan ve etrafındakiler, elbette alayı hak ediyorlar. Oysa Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günayın ilk gün seslendirdiği kuşkudan da, görüştüğüm Ak Partililerin anlattıklarından da farklı bir tablo çıkardım ortaya.
Şöyle düşünün: Kıskacın tamamlanmakta olduğunu, çok yakında öteki örgüt üyelerinin yanına götürülmek üzere olduğunuzu biliyorsunuz... Elinizde dolaylı şantaj yapmaya yarayabilecek bir güç var. Bu gücü süreci bir an önce başlatmak üzere kullanır mısınız, kullanmaz mısınız? Ergenekon yüzünden diyenler böyle bir mantıktan hareket ediyorlar.
Acaba kime/kimlere kadar uzanacaktı Ergenekon operasyonu? Sebep Ergenekon diyenler, bu noktada, okuduğunuz mukadder soruyu soruyorlar...
Şapkasından tavşan çıkarmasıyla ünlü eski politikacı Hüsamettin Cindoruk da katılmış Ak Partiye akıl verenler kervanına... NTVde çıktığı bir programda söylediklerini Can Dündar özetledi dün. Milliyet yazarının Cindoruku tanıtan dokunaklı satırlarını ıskalamanızı istemem:
Bir siyasetçiden çok, siyasetin zorlu patikalarını arşınlamış bir bilge gibi konuştu. / 27 Mayısı, Yassıadayı, 12 Martı, 12 Eylülü görmüştü. / Politik duyargaları müdahalenin ayak seslerini herkesten önce duyabilecek kadar gelişkindi. / Şimdi hisleri onu kaygılandırıyordu. O yüzden iktidara, özellikle de Erdoğana ağabey tavsiyesi verir gibi konuştu: / Ben sizin kesimden geliyorum, muhafazakâr, dindar bir adamım; ama devlete, devletin kurallarına, cumhuriyete de saygılıyım, bağlıyım dedi.
Herhalde Ben sizin kesimden geliyorum cümlesi sizin içinizde de tuhaf duygular uyandırmıştır; bende öyle bir etkiye sebep oldu da. NTVye çıkmadan önce, Tayyip Erdoğana hangi konularda öğüt vereceğini, halaoğlu Emin Çölaşan ve muhterem eşleri Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan ile birlikte belirlemiş olabilirler. Hüsamettin Cindoruk, 1991 DYP-SHP koalisyonunun kurulmasını, Emin-Tansel Çölaşan çiftinin evinde Hikmet Çetinle yürüttüğü pazarlık sonucu sağlamıştı çünkü...
Tayyip Bey Türk siyasetinin duayeni ve Abdullah Gül cumhurbaşkanı seçilmesin diye bulunan 367 formülünün mucidi Hüsamettin Cindorukun öğütlerini dikkate alacaktır herhalde.
Ak Partililere benim de bir tavsiyem var: Şu günlerde Cumhuriyet gazetesini dikkatle izlemeliler. Hürriyet veya Milliyet, hatta Vatan önemli değil bu süreçte, onlar Vur kaç ekibi; karargâh (Ergenekonun karargâhını kast ettiğimi sanmayın, Ak Partiyi ne pahasına olursa olsun durdurma çabasının karargâhı), Cumhuriyet gazetesi...
Şu satırları haftanın ilk günü Cumhuriyetin başyazı sütununda okudum: Yüksek mahkemenin vereceği kararın ne olacağı elbette bilinemez; ancak Türkiyenin lâik Cumhuriyet olarak İslâm dünyasındaki olumsuz gelişmeler karşısında ayakta kalabilmesini elbette yalnız hukukla ve davalarla sağlamak mümkün değildir.
Bilinenlerin tekrarı olan yazı sanki bu cümleyi kayıtlara geçirmek için kaleme alınmış gibiydi. Yalnız hukukla ve davalarla sağlamak mümkün değildir cümleciği ufukta başka sürprizlerin bizi beklediğini akla getiriyor.
Dilin kemiği yok aslanım sen cindoruk
yarın ben maocuyum ama konjüktür gereği
böyle görünüyorum derse ona da
inanacakmısın onun ağababası demirelde
ben şuyum ben buyum ben oyum derken
girmedik kılık bırakmadığını ne çabuk
unuttun!
Cengiz Poyraz - İstanbul
24 Mart 2008, Pazartesi 12:29
Fehmi Koru"ya katılıyorum.İlhan Selçuk
önce cumhuriyete atılan bombaların
hesabını neden sormuyor,buna cevap
versin.Tabi iş ulusalcı-darbeci
ergenekon çetesine ordan da kendisine
geleceği için olabilir mi acep?.
Yaşar Kayabaş - Artvin
22 Mart 2008, Cumartesi 01:21
Sayın Fehmi Koru; Hüsamettin Cindoruk
bende sizeden geliyorum derken
muhafazakar ,merkezci demokrat vede
dininede bağlı biri olduğunu söylemiş.
Sizde buna gülerek siz kim biz kim
demek istiyorsunuz. Ozaman soruyorum;
bunlarıda kabul etmiyorsanız, Siz
yoksa Şeriatçımısınız? Yoksa bu R.T.E
didlinden düşürmediği; Uzun ince bir
yol dediği bu yolmudur? Şayet yolunuz
buise yolun sonu hiçde aydınlık
gözükmüyor benden söylemesi.