Meclis ‘Türkçe sorunu’nu çözebilir mi?
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Türkiye
Yerel Seçim 2009
Ergenekon Davası
Politika
Dış politika
Genel
Polis - adliye
Yerel
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
NTV Tarih
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Türkiye » Politika

Meclis ‘Türkçe sorunu’nu çözebilir mi?

Türkçe’yi chat dili ve yabancı dillere karşı koruma amacıyla kurulan TBMM Araştırma Komisyonu, reklam metni yazarı, senarist ve edebiyatçıları da dinleyecek. NTVMSNBC ilgililere sordu; Türkçe sorunu var mı, TBMM’de çözülür mü? İşte yanıtları...

 DİĞER HABERLER

  GÜNCEL - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

NTV-MSNBC
Güncelleme: 15:51 TSİ 16 Şubat 2008 Cumartesi

İSTANBUL - TBMM Araştırma Komisyonu Başkanı Necati Birinci: Milletvekillerinin kelime kadrosu son derece zengin. Ağız özellikleri giderilebilir. Başbakan’ın üslubu duyguyu kuvvetlendirmek içindir. Biz yasak falan düşünmüyoruz. Teşvik düşünüyoruz. Hakkı Devrim: Ben olsam, önce kanun metinlerini doğru yazsınlar, derim. İmlâ kılavuzu kesinleşmemiş bir dil var mı dünyamızda? Türkçe’de yok. Fransa’daki gibi bir dil akademisi kurulmalı. Metin Celal: Türkçe’nin bozulduğu kesin. Ama Meclis karar verdi diye dilin düzeleceğini düşünmüyorum. Enis Batur: Fransa’daki modele gerek yok, eski TDK tekrar özel statüsüne kavuşturulsun. Siyasal otoriteyi bundan uzak tutmak lazım. İmlâ kılavuzuna ilişkin serzeniş bence cehaletten kaynaklanıyor. Necmiye Alpay: Meclis de herkes gibi dille ilgilenirse bu fena bir şey değil. 1980 öncesindeki Dil Kurumu da şimdiki de dili siyasallaştırıyor. Birbirini dışlayıcı politikalar yürüttü her ikisi de.
Haberin devamı

Necati Birinci (TBMM Araş.Kom.Bşk-AK Parti):
TBMM REKLAM YAZARI VE SENARİSTLERİ DE DİNLEYECEK
Komisyon 1 Ocak 2007’de kurulmuştu. 3 aylık çalışma yapılmış fakat Meclis seçim sath-ı mahalline girince tamamlanamamış. Araştırma Komisyonu yeniden kuruldu. Önceki Komisyon’un raporu hazır. Türkiye’nin önemli kurumları, dil bilimciler ve Türk dili edebiyatı uzmanlarıyla, TRT, RTÜK, Türk Dil Kurumu (TDK), bazı kurumların başkanları, bilişim sendikalarının başkanlarıyla görüşülerek rapor hazırlanmış. Bizim işimiz bu nedenle büyük ölçüde tamamlanmış gibidir. Rapor oldukça olgun. Ancak zaman darlığından belki, önceki Komisyon, reklam metni yazarlarını dinlememiş. Dille en çok oynanan alanlar, reklam alanlarıdır. Orada vurgu, bakanın dikkatini ürünün üzerine çekmek ve biraz belki esprili olabilmek endişesi var. Bu nedenle bizim için reklam yazarları önemli. Bir-iki senedir Türkiye’de dizi furyası var; senaryo yazarları da bu yüzden çok önemli. Bir de çok ünlü edebiyatçılar fazla dinlenmemiş. Tiyatro yazarlarını, oyuncularını, Türkiye’de önemli romancı, hikayeci, şair ve denemecileri; isim vermeyeyim şimdi; sizin de aklınızdan geçen isimler bunlar. Bu isimleri davet etmeyi düşünüyoruz.

GENÇLERİN ARGOSU YA DA GURBETÇİLERİN KARMA DİLİ
Türkçe çok sağlam bir dil. Avrupa dil bilimcileri söylüyor, dünya da bunu söylüyor: 2 bininci, 3 bininci yılına kalacak dört Avrupa dilinden birisi Türkçe’dir. Konuşma dili biraz bozulabilir. Ben İsmail Dümbüllü’yü sahnede seyretmiş biriyim. O dili öyle ezer, büzer konuşur ve vatandaşı güldürürdü... Çocukların da genç argosuyla Türkçe’ye yaklaşmamak lazım. O genç argosu, kısa konuşma... İngilizce dünyada ticaret ve ortak iletişim dile olarak yaygınlaşıyor, bu tabii bir şey. Bunlara dikkat etmek gerekir. Almanya’da Türkler arasında çok enteresan bir dil doğdu, Türkçe-Almanca karışık ve bunun edebiyatı da doğuyor. Ben tasfiyeci ve ırkçı değilim, arkadaşlarımız da öyle. Kanaatim, bir kelimenin dil içinde yüzde 30-40 bir frekansı, kullanım alanı varsa; o, o dilindir.

Milletvekillerinin Türkçe tartışmaları


BASINDA ‘DİL UZMANI’ VE DİPLOMALI SPİKERLER
Biz bu raporu Nisan ayında tamamlayıp Meclis’e veririz. Buralarda yasaklar falan düşünmüyoruz. Teşvik. Teşvik için de basına bazı tekliflerde bulunabiliriz. Mesela hiç bir gazetemizde dil uzmanımız yoktur. Varsa da tesadüfen çalışır ve başka bir işte çalışır. Mesela 100 bin tirajı olan gazetelerde 1 veya iki uzman çalıştırma zorunluluğu getirilebilinir. Spikerlerimizin hiç biri diplomalı değildir. Bunlara dikkat edeceğiz. 1994-1995’te Fransızlar Fransızca’yı Koruma Yasası’nı çıkardıktan bir kaç ay sonra TDK’da Türkçe’yi Koruma Yasası diye bir yasa hazırladı. Bir de o yasayı alacağız. Geçen seneki komisyonun raporunu ve TDK’nın Türkçe’yi Koruma Yasası’nı ele alarak bir sentez ortaya getireceğiz ve tavsiye niteliğinde taleplerimiz olacak. Asıl tavsiye edeceğimiz kurumlar MEB ve televizyonlarımız, RTÜK’tür.

VEKİLLER AĞIZ ÖZELLİKLERİ OLSA DA AKICI KONUŞUYOR
Milletvekili arkadaşlarımızın kürsüde konuşmada heyecanlar hariç atışmaların saptırdığı konuşmalar hariç, kelime kadrosu son derece zengin. Ama bazı ağız özellikleri olabilir. O da giderilebilecek bir şeydir. Türkiye’nin çeşitli yörelerinden gelen arkadaşlarımızın eğer özel dikkat göstermemişlerse dillerinde o yörelerden bazı ses özellikleri taşınabilir ama bu da eksiklik değildir. Önemli olan kelime kadrosu ve dilin akıcı şekilde kullanılmasıdır. Bizim arkadaşlarımız gerçekten olgun bir dil kullanıyorlar.

BAŞBAKAN’IN ÜSLUBU, DUYGUYU KUVVETLENDİRMEK İÇİN
Millete hitap ederken dili iyi kullanmak gerekir. Mart ayının sonunda AK Parti milletvekillerine “Siyaset Dili” diye bir konferansım olacak. Siyasetin özel bir dili vardır. Şimdi basın ona döndü. Aslında o, Başbakan’ın duygusu değil tavrıdır. Bir üslup şeklidir. Orada söylenenler bir duyguyu kuvvetlendirebilmek içindir. Kürsüden bir duygularınızı ifade edersiniz, bir de duygularınızı ifade edersiniz.

Hakkı Devrim (Radikal-Cihannüma köşesi yazarı):
ÖNCE KANUN METİNLERİNİ DOĞRU YAZSINLAR
Ben olsam, komisyona, orada kanun metinlerinin doğru yazılmasıyla meşgul olun derdim. Cumhurbaşkanı seçimi geliyor ve anayasamızın ifadesi yetmiyor. Mesele durup dururken giriftleşiyor. Bir araştırma komisyonu kurulmuş olması iyi niyetlidir, böyle bir meselenin olduğunun kabulü anlamına gelir, ama uzmanlarla irtibatları nedir, ne yapıyorlar, bilmiyorum. TBMM’nin Türkçe’nin durumu hakkında kendi kendine bir bakış edinmeye çalışması iyi bir şey. Bu yabancı kelimelerden şikayetin bir numaralı meselemiz olduğu kanaatinde değilim. Ben bu şikayeti dile getiren muhataba, “Sizin diliniz hangi devirde yabancı dilden bir kelime almadı?” diye soruyorum.

FRANSA’DAKİ GİBİ BİR DİL AKADEMİMİZ OLSUN
Ben öteden beri, bir dil akademimiz olsun, istiyorum. Diyorlar ki, TDK var. Bu denenmiştir, aldığı sonuç da belli. Bir çözüme gidildiği izlenimini taşımıyoruz hiçbirimiz. Dil meseleleri çözümsüz, çözülememiş meseleler olarak duruyor. “Ne yapmalı?” denirse, müthiş bir örnek var bence. Fransız Dil Akademisi çok ciddi bir örnek. Çok müstakil olduğu halde iktidarlar ile işbirliği yapabiliyor. Bizim böyle bir kurumumuz yok. Dil kurumunun başkanına toplantılarda rastladığımda soruyorum; “Siz orada 3 kişisiniz, diyorlar, doğru mu?” diyorum. “Hayır, iki kişiyiz” diyor. Sanırım yeterli paraları da yok.

İMLÂ KILAVUZU KESİNLEŞMEMİŞ TEK DİL
“Bir adam yürüyemiyormuş, evde yatıyormuş” desem, “Nesi var?” diye soruyorsunuz. Ben hep sorarım, edebiyatçılar da bana cevap vermiyorlar; “İmlâ kılavuzu kesinleşmemiş bir dil var mı dünyamızda?” diye. Türkçe’de kesinleşmemiştir. Geçerli olan iki dil kılavuzu var; ikisi de benim elimin altında. Mesela bana geçen gün birisi sordu; ‘Mevzubahis’ derken iki u mu, tek u mu? Açtım baktım, ikisinde de farklı. Bu sık sık başımıza geliyor. Yani henüz imlâ kılavuzu bile yapılmamış bir dildir. Türkçe gramer hâlâ tartışma halindedir. Bazı kelimeler isim mi, sıfat mı karar veremiyoruz. Yani çok ciddi toplu bir tedbire ihtiyaç var. Ufukta da böyle bir gayret belirtisi yok.

Metin Celal (Çevirmen-Yazar):

MECLİS KARAR VERDİ DİYE DİL DÜZELMEZ
Türkçe’nin bozulduğu kesin. Ama bu işte görevin Meclis’te olmaması gerekir. Bana çok saçma göründü bu. TDK diye bir kurum var. Bu kurumun görevi dildeki gelişmeleri izlemek ve yapılması gerekenleri yapmak. Meclis eğer bir şey yapacaksa, -12 Eylül 1980’de TDK özerkliğinden çıkarıldı, devlet yönetimine bağlandı-TDK’yı tekrar özerk duruma getirsinler. Bir akademi gibi çalışsın. Yazarlar, çevirmenler, dil bilimciler oraya üye olsun. Oradan öneriler çıkar; halk bunu uygular uygulamaz; bilemeyiz. Dili yapan da, bozan da halk sonuçta. Meclis karar verdi diye dilin düzeleceğini düşünmüyorum ben. Böyle bir şey mümkün değil.

ORTAK BİR İMLA KILAVUZUMUZ BİLE YOK
Türkiye’de ortak bir imlâ kılavuzumuz bile yok. Her kafadan ayrı ses çıkıyor. Devlet her yıl ders kitaplarındaki imlâ kurallarını değiştiriyor. Çanakkale birleşik mi yazılır ayrı mı, diye saçma sapan tartışmalara giriyoruz. Dilde bir düzen yok. Olmamasının sebebi de şu: Özerk bir kuruluşu aldılar, devlete bağladılar. Başına da memurlar getirdiler. Sonuçta da bu duruma geldi.

“KENDİNE İYİ BAK” DİYE BİR SÖZ YOK TÜRKÇE’DE
Dildeki bozulmanın sebebi televizyon, radyo yayınları ve özellikle internet. İngilizce çok hakim duruma geldiği için, çocuklar da yabancı dil ağırlıklı okullarda okuyunca, Türkçe’yi İngilizce gramer üzerinden düşünmeye başladılar. “Kendine iyi bak” diye bir söz yok Türkçe’de. Bu İngilizce’den direkt tercüme bir laf. İnternetin etkisi de şu; özellikle e-posta ve chat mesajlarından başlayarak Türkçe’deki sözcükler anlaşılmaz bir şekilde kısaltılmaya başlandı. Ve bunlar kuralmış gibi dile yerleşmeye başlıyor. Dil, halk konuştukça gelişen bir şey. Halk kullanırsa dil gelişir. Şimdiki kullanım, Türkçeleştirilmiş İngilizce şeklinde. Özellikle dizi film Türkçeleri ve internette kullanılan Türkçe nedeniyle dil bu hale geliyor. İngilizce’de adamın söylediği şeyi mot a mot Türkçe’ye çeviriyorlar. Süreç içinde o yerleşiyor, diğer filmlerde de kullanılarak yaygınlaşıyor. “Kendine dikkat et” falan denirdi eskiden.

Enis Batur (Şair-Yazar):
FRANSA’YA GEREK YOK, ESKİ TDK GETİRİLSİN
Benim bu konudaki görüşüm eski, yeni bir görüşüm yok. TDK’nın 1980’de kapatılmış olmasının bize çok büyük bir bedel çıkarmış olduğunu düşünüyorum. TDK, bana göre iyi bir modeldi. Etrafında bir sürü polemik doğmuş olsa bile doğru işler yapan bir kuruluştu. Sözlük çalışmaları, tarama çalışmaları, derleme sözlükleri, gramer çalışmaları... Bana öyle geliyor ki, TDK’nın üretimini insanlar göz ardı ediyorlar, yani farkında değiller. Eski dilcilerimiz üzerine; Agop Dilaçar üzerine Agâh Sırrı Levent üzerine araştırmalar yayınladılar, fişler doldurdular; bütün Anadolu tarandı, bütün yazılı metinler tarandı. Bunlar çok çok önemli çalışmalar. Yeni bir akademi fikrini gerektirmeyecek kadar önemli bir birikim var arkamızda. Ve aradan 27 yıl geçti, hâlâ böyle bir karışıklık ortamının içinde seyrediyoruz. Yapılması gereken şey, eski TDK’yı tekrar özel statüsüne kavuşturmak ve bağımsız çalışabilecek dilcilerin işlerini yapmasını sağlamaya yönelmek. Fransa Dil Akademisi veya başka bir model aramamıza gerek yok. Çünkü bizim kendi geçmişimizde sağlam ve doğru işler yapmış bir model zaten var.

SİYASAL OTORİTEYİ BUNDAN UZAK TUTMAK LÂZIM
Bana göre bunun yeri akademidir, yani üniversitedir. Üniversiteye gerçek anlamında özerklik verilebilseydi ve olanaklar tanınabilseydi, TDK gibi bir başka özerk kuruluşla üniversiteler arasında köprüler yaratılabilseydi, parlamentonun buna çözüm aramasına gerek kalmazdı. Bunlar parlamentoların işi değil bence. Daha çok özerk kültür dünyasının halletmesi gereken sorunlar. Parlamentolar şu ya da bu biçimde müdahale ettiğinde neler olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin gerçi çok normal bir dönemi değildi, Kenan Evren beyefendi diyelim, TDK’yı, Tarih Kurumu’nu iğdiş etmeyi başardı. Siyasal otoriteyi bundan uzak tutmak lâzım. Her zaman.

İMLÂ KILAVUZUNA İLİŞKİN SERZENİŞ CEHALETTEN
İmla kılavuzuna ilişkin böyle bir serzeniş bence cehaletten kaynaklanıyor. Fransa’dayım şu anda ve Fransa yazım kılavuzu sorunları açısından, insanların dillerini doğru ya da yanlış yazmaları açısından en problemli ülkelerden biri. Yazım devrimi yapmak istiyorlar yıllardır, yapamıyorlar. Çünkü yanlış yazıyorlar. Fransızca, okunduğu gibi yazılmadığı için çok ciddi sorunları var. Dolayısıyla sadece bize özgü bir sorun değil bu. Halledilmesi de çok güç bir sorun değil. Bu iş biraz ticari gerekçelerle sapıttı. Ömer Asım Aksoy’un yazım kılavuzu, sonuçta, Türk Dil Kurumu tarafından da onaylanmış, yazarlar tarafından da onaylanmış bir kılavuzdur. Niye onun yerine yediyüz kılavuz daha türedi. Neden herkes kural önerilerine girişti? Temel bir yapıt seçilir ve ona ayak uydurulur; bu kadar basit.

Necmiye Alpay (Yazar):
DİL KURUMU DİLİ SİYASALLAŞTIRIYOR
Meclis de herkes gibi dille ilgilenirse bu fena bir şey değil. Umarım bir katkıları olur.
Meclis de herkes gibi dille ilgilenirse bu fena bir şey değil. Umarım bir katkıları olur. 1980 öncesindeki Dil Kurumu da, şimdiki de dili siyasallaştırıyor. Birbirini dışlayıcı politikalar yürüttü, her ikisi de. Son dönemde her iki tarafta bir yakınlaşma var. İki taraf da inatlaşmadan doğan aşırılıklarını bir miktar törpülemiş durumda şu anda. Kapatılan TDK’nın mensupları sonradan Dil Derneği’ni kurdular, çalışmaya orada devam ediyorlar, ama olanakları çok daha kısıtlı. Bir de resmi TDK var. Aslında onun olanakları da kısıtlı ve sonuç olarak resmi olmanın üstünlüğünden yararlanıyorlar. İki taraf derken bu iki odağı kastediyorum. İkisinin de birbirine karşı olan aşırılıkları zaman içerisinde törpülendi, yakınlaştılar ama politiklikleri hâlâ devam ediyor. Fransız Dil Kurumu iyi bir örnek, çünkü dili siyasallaştırmıyor.

ÇÖZÜM İÇİN ÖZERK ÇABALAR GEREKİYOR
Türkçe’nin yabancılaşma, kötü kullanılma gibi sorunları var mı? Tabii ki var, olmamasına şaşmak gerekir. Çünkü ülkemizdeki eğitim sisteminin durumu ortada. İyi bir okuma-yazma eğitimi bile yok. Üniversite öğrencilerinin ilkokul düzeyinde bile Türkçe yazma alışkanlığı edinmediği bir sistemden söz ediyoruz. Dil denince eğitim, okuma yazma, yayın gibi sistemlerin bir arada düşünülmesi gerekiyor. Oysa kullanılan dile bakıp, yanlışçılık yapılıyor. Kötü bir benzetme ama, her hastalığa aspirin vermek gibi bir yanlışçılık yapılıyor Türkçe ile ilgili olarak. İmlâ sorunları çok fazla karmaşık. Türkçe ile ilgili olarak biraz daha karmaşık. Bana göre çözüm için özerk çabalar gerekiyor. Benim imlâ konusunda öteden beri savunduğum biçim özerk bir yapılanma. Eski ya da şimdiki TDK’nın değil, çok geniş bir çevreden, özellikle üniversitelerden, yazarlardan, dili kullananlardan oluşacak bir girişimdir. Sözlük, imlâ ve okuma-yazma sorunu; insanların yeterince okuyup yazmadığı gibi bir sorun var. Keşke TBMM de bu görüşlere ulaşsa, eğitimi de dikkate alsa. Önlemler getirse, soruna geniş ufuklu baksa.

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

Pınar  - Afyon
16 Şubat 2008, Cumartesi 21:23  
   Türkçe dillerin en güzeli.Bir bakın çevrenize Türkçe kadar kulağa huzur veren bir dil var mı?Lütfen dilimizi olması gereken hali ile kullanalım.Onun kıymetini bilmeyen o kadar çok insan var ki etrafımızda-ne yazık ki-.Bence bu ülkede yabancı dile önem verildiği kadar Türkçe ye önem verilseydi şayet bugün bu konuyu tartışır olmaz idik.

Kaan Fakılı  - Ankara
16 Şubat 2008, Cumartesi 16:23  
Türkçe akademisinden bahsetmişler. Türkiye"de zaten bir Türkçe akademisi var: TDK. TDK"deki uzman sayısı hakkındaki yasayı düzenlerlerse bu sorun çözülür kanımca. Çünkü şu an TDK"de 2 tane uzman var. Başkan Şükrü Bey ve yardımcısı Recep Toparlı. Mevcut yasada bir düzenleme yaparak bu uzman sayısını arttırabilirler. Bir de Türkçeyi yasalarla kurtarmak yerine teşvik ile kurtarmak daha önemlidir. Keza Türkçenin kurtarılacak bir yanı yoktur. Türkçeyi konuşanlar kurtarılmalıdır.

ugur soylu  - Yurt Dışı
16 Şubat 2008, Cumartesi 16:07  
SONUCTA Tukcemizin korunmasi icin cabalayanlarin tezleri tartisilir oldu;bunu duydugumda cok sevindim.Umarim dilimize son 50 yilda giren sozcukler cikarilir ve yerine bize ait olanlar kullanilmaya baslanir.Yurtdisinda buna cok dikkat ederek cevremdekilere ornek olmaya calisiyorum ve bu konuda hic bir odun vermiyorum. Basarilar Dilerim Ugur SOYLU ABD-FL

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları