Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların çözümüne yönelik istikşafi görüşmelerin sürdüğünü belirterek, Toplantılar artık daha çözüme odaklı olacak. Dışişleri bakanları ve başbakanlar da gelişmeleri takip edecek dedi.
DAVOS - Ali Babacan, Dünya Ekonomik Forumu için geldiği Davosta, gazetecilerle sohbet etti. Türk-Yunan ilişkilerini değerlendiren Babacan, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlisin ziyaretiyle iki ülke arasındaki sorunlu alanların yeniden ciddi bir biçimde ele alınacağını ve çözüme odaklı bir çalışma dönemine girildiğini söyledi.
Sorunun çözümü için iki ülke arasında güçlü bir ortak siyasal irade bulunduğunu anlatan Babacan, şöyle konuştu:
Bu hem Türk tarafında hem de Yunan tarafında var. Sorunu çözmek için tüm tarafların iradesi, isteği olmayınca çözmek mümkün olmuyor. Çoğu zaman da sorunların devamı taraflardan birisine yarıyor. Yunanistan ile sorunlu sahalarda pek öyle değil. Ege, karşılıklı olarak azınlık konuları, Kıbrıs var. Tüm bu konularda sorunun ortadan kalkması, çözüme ulaşması, hem onlar için hem de bizler için iyi olacak. Tarih var ortada, kolay değil. Bunların hepsi konuşulacak. Çok çalışmamız gerekiyor. Bir fırsat penceresi açılmış durumda ama bu pencere sonsuza dek böyle açık kalmaz. Yunanistanda farklı bir iklim oluşur, hükümet bugünkü çözüm iradesini kaybedebilir. Dolayısıyla fırsat penceresi açılmışken bunun çözümü konusunda hızlı bir ilerlemenin iyi olacağını düşünüyorum. Egede bir dizi sorun var. İstikşafi görüşmeler devam ediyor. Bu yeni dönemin ilk turu ve bu bakış açısıyla toplantı yapacağız dedik. Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanniyi aradım. Toplantılar artık daha çözüme odaklı olacak. Dışişleri bakanları ve başbakanlar da bizzat gelişmeleri takip edecek. İstikşafi görüşmelerin içeriğiyle ilgili artık siyasi düzeyde de karşılıklı konuşabileceğiz. Önceki dönemde teknik düzeyde karşılıklı arayış olmuştu. Bu diyaloğun olması önemli. Diyaloğun olması belki olası pek çok krizleri önlemiş. Ama bundan sonraki dönemde daha çözüme odaklı bir yaklaşımı önemsiyoruz. Yunan tarafında da bu iradeyi görebiliyoruz.
ERMENİSTAN İLE İLİŞKİLER 2008 yılının dış politika açısından çok önemli ve ilginç bir yıl olacağını belirten Babacan, 2007 yılının belki daha iç sorunlarla ilgilenmekle geçtiğini söyledi.
Babacan, bir soru üzerine Ermenistan ile ilişkilere de değindi. Ermenistanda şubat ayında seçimlerin yapılacağını hatırlatan Babacan, Ermenistana bakış açımız, burada yapılacak seçimden sonra daha diyaloğa ve işbirliğine açık, daha pozitif yaklaşımlara sahip olan bir hükümet olursa kuşkusuz sorunları daha rahat görüşürüz diye düşünüyorum dedi.
Babacan, Kıbrıs konusunda ödün vermediklerini dile getirerek, sorunu AB üzerinden çözmenin gerçekçi olmadığını, bunu, hem ABnin hem de diğer karşı tarafların gördüğünü vurguladı.
Egeyi bir barış denizi durumuna getirmeyi istediklerini anlatan Babacan, yanlışın başka bir yanlışla çözümlenemeyeceğini dile getirdi.
ORTADOĞU BARIŞ SÜRECİ Ortadoğu barış sürecine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Babacan, Annapolis toplantılarına sözü getirdi.
İsrail ile sürekli görüşüldüğünü ifade eden Babacan, şöyle devam etti:
Ortadoğu barış süreciyle ilgili politikalarımız çok açık ve net. Biz bu Annapolis sürecine belki de en fazla katkıyı yapan ülkelerden birisiyiz. Çünkü Annapolisin başarısı için ilgili tüm tarafların katılması ve desteği gerekiyor. Bazı ülkeler dışarda kalsa Annapolis o kadar başarılı olamazdı. Bir muhalefet cephesi oluşurdu. Biz bazı ülkelerin katılmasını sağlayarak bu konuda yapıcı katkıyı bütün dünyaya göstermiş olduk. Fakat Annapolis sürecinden sonra bazı gelişmeler oldu. Bir yandan süreçte eski yerleşim yerleriyle ilgili neler yapılacağı müzakere edilirken, yeni yerleşim yerlerinin tekrar yapılmasına başlandı. Sonra Filistindeki ikili yapı barış sürecinin önündeki en önemli engellerden biri. Mahmud Abbas, Filistinliler adına görüşmeleri sürdürüyor ama peki Gazze ne olacak? Ayrı bir yönetim var. Adeta ikiye bölünmüş bir Filistin söz konusu. Bu ikili yapı barış sürecinin önündeki en önemli engellerden biri. İşte son gelişmeler, Annapolis süreci için son derece zararlı. Bu olup bitenler, bir bakıma barış istemeyenleri güçlendiriyor, barış taraftarlarını zayıflatıyor.
Barış sürecini yürüten Mahmud Abbası zor durumda bırakıyor. Kuşkusuz, Gazzeden İsraili hedefleyen füzeler son derece yanlış. Ama öte yandan Gazzedeki halka yönelik operasyonlar da bir başka yanlış. Gazzenin ambargo, abluka altına alınması da yanlış.
Bugün Kuzey Irak ile politikalarımızı anlattım. Biz, PKKya yönelik mücadele veriyoruz ama her ne kadar Kuzey Iraka yönelik ambargo koyulması telkinleri olmasına karşın, biz kesinlikle oradaki halkı etkileyecek tedbir almadık.
Çünkü bu tür olaylarda halkı etkileyecek tedbirler almadık. Çünkü bu tür olaylarda eğer halkın günlük hayatını etkileyecek tedbirler alırsanız sadece size olan düşmanlığı büyütürsünüz ve bu bölgede halkın, size karşı olanların tarafına gitmesine sağlamış olursunuz. Dolayısıyla biz, Kuzey Iraka karşı halkın hayatını etkileyecek en ufak bir tedbir uygulamadık.
Gazzeye baktığımızda çok farklı bir tablo var doğrusu. İnsanlık adına ciddi bir tabloyla karşı karşıyayız. Bunu her görüşmemizde ifade ederiz. Görüşlerimize katılan olur, katılmayan olur, beğenen olur beğenmeyen olur. Ama Türkiyenin bu konudaki bakışı budur.