İSTANBUL - Nazım Hikmet Vakfı’nın İstanbul’da Beyoğlu Ses Tiyatrosu’nda düzenlediği şiir ve müzik şölenine şarkılarıyla Esin Afşar, Mazlum Çimen, Onur Akın katıldı. Şiirlerle Rutkay Aziz, Altan Erkekli, Taner Barlas, Müslüm Çelik, Tülay Bursa, Turgay Fişekçi, Altan Gördüm, Küçük İskender, Nur Sürer, Nevzat Şenol ve piyanosuyla Aslıgül Ayas, Nâzım’ın doğumgününde yer aldı.
Gecenin sonunda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erkekli, Dünyanın tanıdığı ama benim ülkemde bir sürü insanın tanımadığı ve dizelerini bilmediği dünya şairinin 106. doğum yılını kutlarken, bugün hala onun mezarını ülkeme getirememenin acısını barış sever bir dünya insanı olarak yaşıyorum dedi.
Erkekli, bu akşam liselileri, üniversitelileri ve özellikle de oğlu Can Erkekliyi sahnede görmenin, kendisi için Türkiye Cumhuriyetinin aydınlık yarınlara gideceğinin kanıtı olduğunu ifade ederek, Nazım Hikmetle biz barışı, sevgiyi yaşamayı öğrendik. Tüm dünya onu öğreniyor, benim ülkem de öğrenecek diye konuştu. Anma gecesine, sanatçılar Tarık Akan ve Ferhan Şensoy da katıldı.
YAŞAM ÖYKÜSÜ
Hikmet Bey ve Celile Hanımın oğlu Nâzım Hikmet, 15 Ocak 1902de Selânikte dünyaya gelir. Babası Hikmet Bey, çeşitli illerde valilik yapmış olan Nâzım Paşanın oğludur. Osmanlı Hariciyesinde çeşitli memurluklarda ve Matbuat Umum Müdürlüğü görevinde bulunmuştur. Annesi Celile Hanım ise, dilci Enver Paşa ile Leylâ Hanımın kızıdır. İlk kadın ressamlarımız arasında anılan Celile Hanım, kültürlü, sanatçı ruhlu bir kadındır... Küçük Nâzım ilk eğitimini annesi ve sıkça şiirli toplantılar düzenleyen, kendisi de bir mevlevi sairi olan büyükbabası Nâzım Paşadan alır. Ve henüz on bir yasındayken ilk şiirini yazar...
Orta öğrenimini Galatasaray ve Nişantaşı Sultanilerinde gören Nâzım, 1915 yılında Bahriye Mektebine girer. 1918 yılında ilk kez bir dergide şiiri yayınlanır. Bu bir aşk şiiridir. Ancak, İstanbulun işgaliyle birlikte yerini yurtsever nitelikte şiirlere bırakır...
Mezuniyetine üç ay kala geçirdiği bir hastalık nedeniyle Bahriyeden ayrılır. Bir grup arkadaşıyla Anadoluya geçer. Ankara Hükümetinin görevlendirmesiyle arkadaşı Vâlâ Nurettin ile birlikte Boluda öğretmenlik yapar.
Daha sonra kısa aralıklarla iki kez Moskovaya gider. İlkinde iki yıl kalır. Rusyada gerçekleştirilen ihtilale tanık olur. Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi KTUVda ekonomi-politik öğrenimi görür. İkincisi ise küreğe konulma cezasının verildiği dava nedeniyle zorunlu bir göçmenliktir. Bu kez daha önce öğrenci olduğu Üniversitede çevirmenlik ve asistanlık yapar.
Ceza Yasasındaki değişiklik nedeniyle 1928 yılında ülkeye döner. Kısa bir süre cezaevinde kaldıktan sonra serbest bırakılır. Çeşitli gazete ve dergilerde yazıları, şiirleri yayınlanır. Kitapları basılır. Siyasal ve entellektüel yaşamda aktif bir rol üstlenen ünlü bir şairdir. Şiirleri ders kitaplarına girer, oyunları devlet tiyatrolarında oynanır ama koğuşturmalardan da kurtulamaz... Sık sık gözaltına alınır, yargı önüne çıkartılır. Onun etkileyici gücü ürkütmektedir kimi çevreleri...
Düzmece davalarla yaşamının on yedi yılı hapishanelerde geçer. 1950 yılında ulusal ve uluslararası düzeyde düzenlenen kampanyalar sonunda çıkarılan Genel Af Yasasıyla serbest kalır. Ne var ki yaşamına yönelik komplolar nedeniyle yeniden yurtdışına çıkar. Ve ölene dek yurduna, halkına, sevenlerine hasret şiirleri yazacağı göçmenlik yılları başlar...
Bu dönemde Uluslararası Barış Ödülü sahibi bir sanatçı olarak barış hareketi içinde aktif olarak yer alır. Dünya Barış Konseyi Başkanlık Divanına seçilir. Ünlü besteci Şostokoviçe, Şarlonun yaratıcısı Charlie Chapline ve Fransız Parlamentosu Başkanı Eduard Heriota Uluslararası Barış Ödülünü veren jürinin başkanlığını yapar. Cezaevi yıllarından kalan hastalıklar onu rahat bırakmaz ve acılı yüreği 3 Haziran 1963 günü sabahı Moskovadaki evinde durur. ...yazılarım otuz kırk dilde basılır / Türkiyemde Türkçemle yasak dediği şiirleri ancak ölümünden sonra basılır ülkesinde...