Erkek çocuk baskısı ölüm getiriyor
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Sağlık
Bayındır Hastaneleri Köşesi
Beslenme
Kalp-Damar Hast.
Genetik
Cinsellik
Stres
Kanser
AIDS
Sigara
Erkek Sağlığı
Kadın Sağlığı
Çocuk-Bebek Sağ.
Diğer Hastalıklar
Kuş Gribi haberleri
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
NTV Tarih
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Sağlık » Kadın Sağlığı

Erkek çocuk baskısı ölüm getiriyor

Güneydoğu’da ailelerin baskılarına dayanamayan kadınlar erkek çocuk için fazla doğum yaparak hayatlarını riske atıyor. Erkek çocuk doğurmadığı için aşağılanan ve fazla doğum yapmak zorunda kalan çok sayıda kadın var.


 DİĞER HABERLER

  SAĞLIK - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

AA
Güncelleme: 18:28 TSİ 03 Ocak 2008 Perşembe

DİYARBAKIR - Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Yalınkaya, bölgede erkek çocuk doğurmak için kadınların çok doğum yaparak hayatlarını riske attığını söyledi. Bölgede kadınların statüleri, doğurganlık, anne ve bebek ölümleri ile ilgili çeşitli çalışmalar yürüttüğünü belirten Yalınkaya, erkek çocuk isteğinin, erkek egemen toplumlarda daha yaygın olduğunu ifade etti.
Haberin devamı

Yalınkaya, gelişmemiş toplumlarda kadının iki görevinin bulunduğunu, bunlardan birinin “çocuk yapmak” diğerinin ise “erkeğine hizmet etmek” olduğunu kaydederek, “bir kadın bu iki görevi yerine getirmediği takdirde eşi, eşinin ailesinin gözünde ve içinde bulunduğu toplumda değersiz adeta işe yaramaz duruma düşmektedir” dedi.

KADININ SOSYAL STATÜSÜ
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bu tür olaylara çok sık rastlanıldığını belirten Yalınkaya, şöyle dedi:
“Erkek çocuk doğurmadığı için aşağılanan, fazla doğum yapmak zorunda kalan çok sayıda kadın var. Eğer her şeye rağmen bu kadınlar erkek çocuk doğuramazsa ya boşanmaya ya da sosyal güvencesi olmadığı için kumaya razı olmaktadır. Hatta nadiren de olsa erkek çocuk için öncülüğü yapıp eşine kız istemeye giden kadınlar bile var. Kadın, hele hele hiç çocuk doğurmamış veya çocuk sahibi olamamışsa, bunu bir kötü kader kabul ederek eşinin her şeyine boyun eğmek zorunda kalmaktadır.”

ERKEĞE BAĞLI AMA KADIN SORUMLU
Bölgede erkek çocuğu olmadığı için eğitim düzeyi ne olursa olsun kişilerin toplumsal baskıdan nasibini aldığını da kaydeden Yalınkaya, “eğitimli kişiler arasında bile iki kızı olan çiftler, iki erkek çocuğu olanlara göre daha fazla üçüncü çocuk yapma eğilimindedirler. Erkek çocuğu olmadığı için eşi sürekli doğum yapan hatta 7-8 kız çocuğu olan üniversite hocaları da vardır” dedi. Yalınkaya, kız ya da erkek çocuk doğurmanın tamamen erkeğin eşey hücresine bağlı olduğunu söyledi. Toplumda, erkeğin bu konuda sorumlu tutulmadığını belirten Yalınkaya, şunları söyledi:

“Kız ya da erkek doğurmak tamamen erkeğin eşey hücresine bağlıdır, yani kadının bunda hiçbir olumsuz rolü yoktur. Ancak bizim toplumlarda erkek hiçbir şekilde sorumlu tutulmaz. Eğer erkekten kaynaklanan bir kısırlık söz konusu ise bunun kadından sakladığına zaman zaman tanık oluyoruz. Çünkü burada erkeğin ve ailesinin gururu söz konusudur. Erkek çocuğun olmamasından erkek sorumlu tutulmamaktadır. Bunu ya bilmiyorlar ya da bilmek istemiyorlar. Bazılarına anlatılsa bile işlerine gelmediği için duymak istemezler. Bir kadın erkek çocuk doğurmazsa eşi ve eşinin ailesi tarafından aşağılanmakta ve hatta boşanmaya zorlanmaktadır. Bu kadınlar çaresizlikten daha çok doğum yaparak, daha çok risk almaktadırlar.”

Yalınkaya, birçok ailenin erkek çocuğu, soy ağacının devamı için istediğini belirterek, “Erkek adamın erkek çocuğu olur” sözüyle toplumsal bir baskının söz konusu olduğunu kaydetti. Erkek çocuğa kalıcı sermaye gözüyle, kız çocuğa ise er ya da geç evden ayrılacak gözüyle bakıldığını anlatan Yalınkaya, “dini faktörler de etkili oluyor. Dini yönden daha radikal olanlar daha çok çocuk yapma eğilimindedirler. Eğitimliler arasında da bu durum değişmemektedir. Burada ‘veren rızkını da verir’ mantığı egemendir. Düşük sosyo-ekonomik düzeye sahip bireyler arasında bu daha yaygındır” dedi.

ANNE VE BEBEK ÖLÜMLERİ
D.Ü Tıp Fakültesi Hastanesi’nin farklı servislerinde her ay 2 annenin gebelik nedeniyle yaşamını yitirdiğini kaydeden Yalınkaya, “doğurganlık arttıkça anne ve bebek ölümleri de artıyor. Her ay gebelik nedeniyle hastanemizin değişik servislerinde yaklaşık iki anne ölmektedir. Bölgemizde hala anne ölümlerinin en önemli nedenleri yüksek tansiyonlu gebelikler ve doğum kanamalarıdır. Yine zamanında yapılacak uygun tıbbi müdahale ile bu ölümlerin yüzde 90’ından fazlası önlenebilmektedir” diye konuştu. Yalınkaya, sorunun çözümünde en etkili yolun sosyal refahın artması ve eğitim düzeyinin yükseltilmesi olduğunu sözlerine ekledi.

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

BERNA  - Artvin
10 Ekim 2008, Cuma 20:57  
BİR OĞLUM BİRDE KIZIM VAR. KIZ ÇOCOĞUNU HİÇBİRŞEYE DEĞİŞMEM.KEŞKE BİR KIZIM DAHA OLSA AMA GARANTİ VEREMİYORUM.

hulya  - Ankara
21 Mayıs 2008, Çarşamba 16:42  
2 tane kızım var.bana 10 tane erkek çocuk verseler değişmem.Allah herşeyin hayırlısını versin.kız yada erkek diye ayrım yapmak kadar saçmalık varmı acaba başka yerde????????????

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları