Türk şiirinin en büyük ozanlarından Nazım Hikmetin yeni bir şiiri bulundu. Eşi Pirayenin arşivinde Dört Güvercin adlı şiirin yanı sıra, yarıda kalmış üç roman taslağı da var. Taslaklar yakında Yapı Kredi Yayınları tarafından basılacak.
İSTANBUL - geldi dört güvercin suda yıkanmak için. Su mahpusane yalağındaydı. ve güneş güvercinlerin gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı. girdi dört güvercin yıkanmak için suyun içine. ve kederli toprakta dört insan baktı dört güvercine. Güvercinler hep beraber güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında uçabilirler. Durdurmaz onları demir ve duvar. güvercinlerin yumuşak kanatları var. Ve kanatlar Şimdi burda, şimdi damın üzerinde. İnsanların kanatları yok İnsanların kanatları yüreklerinde. Dört güvercin güneşe varmak için yıkandı, uçtu sudan.
FİŞEKÇİ: BÖYLE BİR ŞEY BEKLEMİYORDUK Nazım Hikmetin eşi Pirayenin torunu Kerem Bengünün elindeki arşivde ilk kez bulunan Dört Güvercin şiiri, Sözcükler dergisinin son sayısında yayınlandı. İlk kez yayınlanan şiirle ilgili olarak, derginin genel yayın yönetmeni Turgay Fişekçi duygularını şu sözlerle açıkladı: Böyle bir şey beklemiyorduk. Nazım Hikmetin bütün şiirleri yayınlandığını, artık yayınlanmayan hiçbir şiirinin olabileceğini tahmin etmiyorduk. Büyük bir sürpriz oldu. Bu şiiri 1938de İstanbul Tevkifhanesinde yazmış ve Pirayeye göndermiş. Sonra muhtemelen kendisi de unutmuş herhalde. Çünkü sürekli bir cezaevinden başka bir cezaevine gidiyor. Şimdiye kadar kitaplarda yer almaması böyle açıklanabilir sanıyorum. Fişekçi, edebiyat çevrelerini heyecanlandıran sürpriz şiir ve yarıda kalmış roman taslakları ile ilgili olarak NTVMSNBCye konuştu:
BİR ŞEY BULDUK, NEDİR BU?
Piraye, yazar Kemal Tahir ve Nazım Hikmet. 1940 Çankırı Cezaevi.
Nazım Hikmetin eşi Piraye Hanımla hayatlarının 20 yılı beraber geçti. 20 yılın yaklaşık 14 yılında Nazım Hikmet cezaevindeydi. Hem birlikte, hem ayrı ortak bir hayatları vardı. Bu süre içinde Nazım Hikmet çeşitli cezaevlerinden Pirayeye mektuplar dışında resimler, şiirler gönderiyordu. Yıllar boyu korumasında kaldı. Piraye Hanım bu anlamda çok muhafazakar bir kadındı. Nazım Hikmetten ayrıldıktan sonra dış dünyaya çok kapalı bir hayat sürdü. Kimseyle başka bir ilişkisi olmadı, elindeki eserleri de özenle korudu. Pirayeden sonra Pirayenin oğlu Mehmet Fuat bunların hepsini yayınladı. Nazım Hikmetin pek çok eserini Mehmut Fuat gün ışığına çıkardı. Memletketimden İnsan Manzaraları gibi çok sayıda eser, Piraye hanım sayesinde bugüne ulaştı. Yoksa bu eserler bugün olmayacaktı. Piraye Hanım 1995te, oğlu Mehmet Fuat 2002de öldü. Bugün Pirayeden kalanlar Mehmet Fuatın oğlu, yani Pirayenin torunu olan Kerem Bengünün elinde. Kerem Bengü ve eşi Zeynep Bengü, Pirayenin de oturduğu evde oturuyorlar. Zaman zaman evdeki bir takım evrakları elden geçiriyorlar. Ve bir ay kadar önce de beni çağırdılar, Bir şey bulduk, nedir bu? diye. Bunun Nazımın yayınlanmamış bir şiiri olduğunu anladım. Ve Sözcüklerde yayınlanması için onlardan izin alarak dergide yayınladım.
Y. KEMALLE FARKLI ZAMANLARDA DÜŞÜNMÜŞ GİBİ
Ayrıca bir takım defterler bulmuşlar. Bunlar da gene Nazım Hikmetin cezaevinde yazmaya başladığı üç ayrı roman. Piraye Hanım, Nazım Hikmete bir mektubunda yaklaşık olarak şöyle bir şey söylemiş: Sıkıldığında kendine bir defter al, yazmaya başla ve kendini rahatlat gibi bir öğüt. Her üç defterin girişinde tırnak içinde Pirayenin bu sözleri var. Nazım Hikmet bu romanları bir tür Pirayenin öğüdünü yerine getirmek için yazmış. Nazım bunları 20- 30 sayfa yazıp yarıda bırakmış. Bir tanesi çok ilginç. Adı, Zeytin ve İncir Adası. Bozcaada, Gökçeada gibi bir adayı anlatıyor. İçinde Rum kahramanlar var. Konu olarak son derece ilginç bir roman taslağı. Biliyorsunuz daha sonra benzer bir konuyu Yaşar Kemal işledi, Fırat Suyu Kan Akıyor Baksanada yine böyle bir ada anlatılıyor. İki yazar arasında böyle aynı şeyi daha önce Nazım Hikmet düşünmüş gibi bir izlenim doğdu bu romanı okuduğumuz zaman. Bu üç roman taslağını Nazım Hikmetin bütün eserlerini yayınlayan Yapı Kredi Yayınları yakında kitap olarak yayınlayacak.
Ne güzel şey hatırlamak seni ;
savaş ve ölüm haberlerinin içinden ,
Hapiste ,
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
Üstâd : Herkesin birbirine kardeşçe
bakacağı günler için çok çalıştın ...
Giderayak işlerin vardı ,
ve sen elinden gelenin fazlasını yaptın.
Demediklerini bırakmadılar sana,
vatan hâini yaptılar sonunda ,
sen memleketim dedin hep ,
çınarlarında kolan vurdum dedin,
memleketimi seviyorum dedin .
Afrika çocukları , bugün bizden
birilerini ülkelerinde gördüklerinde ne
diyorlar biliyormusun ?
Bakın ! Nâzım"ın ülkesinden geliyor
diyorlar.
Bu ne büyük bir bahtiyarlıktır üstâd ,
ruhun şâd olsun
erman altıntaş - Kayseri
25 Şubat 2008, Pazartesi 22:44
Ah üstat ah ne zaman mübarek
şiirlerini okusam gözlerim
doluyor.nedir benim üzerimdeki nazım
karakteri.oluryorya ne kadar süprizler
var hayatta keşke hiç dinemese dört
güvercindeki gibi...
gonca yılmaz - İstanbul
07 Şubat 2008, Perşembe 14:42
inanılmaz güzel bir şiir,deryada
katre...mevzu bahis nazımsa bu ummmanın
içinde savrulmak ne müthiş bir eylem,ne
mutlu bana bu büyük insan ülkemde
dünyaya gelmiş(sonra dünyanın insanı
olmuş)türk olmak farkını abuk
simgelerde arayanlara acıyorum zaman
zaman.o kadar cok sebebimiz var ki
bunun için,nazım dan başlarsak;)