Çağımızın ruh sağlığı hastalığı: Depresyon
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Sağlık
Bayındır Hastaneleri Köşesi
Beslenme
Kalp-Damar Hast.
Genetik
Cinsellik
Stres
Kanser
AIDS
Sigara
Erkek Sağlığı
Kadın Sağlığı
Çocuk-Bebek Sağ.
Diğer Hastalıklar
Kuş Gribi haberleri
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
NTV Tarih
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Sağlık » Stres

Çağımızın ruh sağlığı hastalığı: Depresyon

Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Betül Girayalp, Türkiye’de depresyon ve anksiyete bozukluklarının 15-55 yaş arasında en yaygın hastalıklar içinde ilk beşte yer aldığını bildirdi.

 DİĞER HABERLER

AA
Güncelleme: 18:02 TSİ 01 Eylül 2007 Cumartesi

ANKARA - Psikiyatri Uzmanı Dr. Betül Girayalp, dünyada yaklaşık 450 milyon kişinin ruhsal sorunları bulunduğunu, bunların 20 milyonunun da bu sorunları nedeniyle yardım arayışında olduğunu söyledi.
Haberin devamı

Depresyonun, kişisel, ailesel, toplumsal ve sosyal kayıplara yol açabildiğini belirten Betül Girayalp, “Depresyon, maliyeti yüksek, doğru teşhis ve iyi tedavi ile tedavi başarısı yüksek bir psikiyatrik hastalıktır” dedi.

Depresyonun, kişinin kendisini suçlu, endişeli, değersiz hissetmesine neden olduğunu belirten Girayalp, “Hastalık, başkalarından uzaklaşma, uyku saatlerinin azalması veya artması, iştah kaybı, tekrarlayan ölüm düşüncesi, halsizlik, enerji veya cinsel istek kaybı, her zaman yaptığı faaliyetlere karşı ilgisiz olma, dikkat ve konsantrasyon güçlüğüyle belirginlik kazanır” diye konuştu.

Girayalp, depresyon tanısı konulabilmesi için, o kişinin iki hafta veya daha uzun süre boyunca, depresyon belirtilerinden en az 5 tanesini göstermesi gerektiğini ve bu belirtilerden birinin “çökkün duygu durum veya ilgi-istek kaybı” olması gerektiğini bildirdi.

“Deneyimlenen kaygı, korku, gerilim ve sıkıntı halinin, denetim dışına çıkıp kişinin işlevselliğini aksatması, anksiyete bozukluklarıdır” diye konuşan Girayalp, birçok kişinin, yaşamının bazı dönemlerinde stres ve kaygıyla birlikte depresif özellikler gösterebildiğini, bu tür davranışların depresyon olarak değerlendirilmemesi gerektiğini anlattı.

Girayalp, “çarpıntı, nefes alamama hissi, uyuklama ve karıncalanmalar, konversif tarzda bayılmaların” bedensel belirtiler olduğunu ifade ederek, depresyondaki kişilerde gürültüye, kalabalığa tahammülsüzlük, küçük şeylere öfkelenme, alınganlık, öfke patlamaları görülebileceğini ve alkol, sigara, kahve tüketimi ve madde kullanımının artabileceğini söyledi.

Depresyonda olan kişinin genellikle dışarıdan gözlemlenebildiğine dikkati çeken Girayalp, depresyondaki kişinin konuşmaya isteksiz olduğunu, konuşulanları anlamak için çaba harcadığını, sorulara kısa cevaplar verdiğini, yavaş, duraklayarak ve aynı ses tonuyla konuştuğunu vurguladı. Girayalp, depresyondaki kişilerin, genellikle yalnız olduklarını, sorunlar karşısında çözüm yolu aramak yerine kendilerini suçladıklarını ve yaşama karşı umutsuz olduklarını söyledi.

“İNTİHAR GİRİŞİMİ ORANI YÜZDE 15”
Depresyonda, yaşam boyu intihar girişimi oranının yüzde 15 olduğunu belirten Girayalp, kadınlarda intihar girişiminin, erkeklerde ise ölümle sonuçlanan intihar girişimlerinin daha fazla olduğunu bildirdi. Girayalp, depresyonda en korkulan komplikasyonun “intihar” olduğunu ifade ederek, “Yoğun ruhsal sıkıntı içinde olan hastalar hayatı yaşamaya değer bulmayabilir, intiharı tek kurtuluş yolu olarak görebilirler” diye konuştu.

İntihar düşüncesi olan hastaların, genellikle kullandıkları ilaçları yüksek dozda alarak intihar girişiminde bulunduklarını belirten Girayalp, intihar riski olan, geçmişinde yüksek dozda ilaç alarak intihar girişimi öyküsü olanlarda, yüksek dozda alındığında öldürücü olabilecek antidepresan ilaçların kullanılmaması gerektiğini kaydetti.

“KADINLARDA, ERKEKLERE GÖRE DAHA YAYGIN”
Girayalp, Türkiye’de yapılan psikiyatri çalışmalarına göre, tüm ruhsal bozuklukların, genellikle kadınlarda erkeklere göre daha yaygın olduğunu, yaşla birlikte ruhsal sorun ve bozuklukların yaygınlığının arttığını ve evli kadınlarda evli erkeklere göre daha yaygın görüldüğünü söyledi.

Genel olarak ruhsal bozukluk yaygınlığının kırsal kesimden kente doğru artış gösterdiğini belirten Girayalp, “Düşük sosyoekonomik kesimlerde ve öğrenim görmemiş kişilerde daha sık olduğu tespit edilmiştir” dedi. Girayalp, ruhsal hastalıkların önemli kısmının tedavi edilebildiğinin altını çizerek, hastaların toplum tarafından dışlanmalarının ve damgalanmalarının, ruh sağlığı sorunu olanların tedavi başvurusundan kaçınmasına yol açtığını söyledi.

Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) araştırmasına göre, 2020’de, gelişmekte olan toplumlarda ve özellikle kadınlarda depresyonun sık karşılaşılan bir ruh hastalığı olacağını ifade eden Girayalp, “Aynı araştırmaya göre, birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran yaklaşık her dört kişiden birinin başvuru nedeni ruhsal sorunlardır” diye konuştu.

“20 MİLYON İNSAN YARDIM ARAYIŞINDA”
Girayalp, insanların yüzde 25’inin yaşamlarının bir döneminde ruhsal hastalıklardan etkilendiğini belirterek, 75 yaşına gelmiş kişilerin yarıdan fazlasının, hayatının bir döneminde herhangi bir ruh hastalığı yaşadıklarını bildirdi.

Bugün dünyada yaklaşık 450 milyon kişinin ruhsal sorunları olduğunu kaydeden Girayalp, bunların 20 milyonunun da bu sorunları nedeniyle yardım arayışı içerisinde olduğunu söyledi.

“RUH SAĞLIĞI HASTANELERİ YETERSİZ”
Türkiye’de ruhsal hastalıkların sıklığına ilişkin yapılmış kapsamlı yeni bir çalışma olmadığını belirten Girayalp, “Mevcut çalışmalara göre en sık görülen ruhsal hastalıklar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de depresyon ve anksiyete bozukluklarıdır. Türkiye’de 15-55 yaş arasındaki en yaygın hastalıklar içinde depresyon ve anksiyete bozuklukları ilk beşte yer almaktadır” dedi.

Girayalp, Türkiye’deki ruh sağlığı hastanelerinin, yatak sayısı, teknik ve altyapı olanakları açısından Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında yetersiz olduğunu söyledi. Bu alanda çalışan psikiyatri uzmanı ve diğer sağlık personeli sayısının da ülke nüfusuna oranla oldukça az olduğunu savunan Girayalp, “Türkiye’de yüz bin kişiye düşen ruh sağlığı hekimi sayısı 1,6 dır. Bu sayı 3,6 olan dünya ortalamasının yarısı, Avrupa ortalamasının 6’da biri düzeyindedir. Çocuk ruh hekimlerinin oranıysa çok daha düşük” diye konuştu.

Girayalp, hastanelerin zaman zaman bakım kurumları şeklinde kullanıldığını öne sürerek, “Kronik hasta gruplarının takibinde belirli merkezlerin olmaması, tedavi ve sonrası tüm bakım ve izlemlerin hastanelerin bünyesinde yapılıyor olması, hem maliyet hem de hizmet anlamında ciddi sıkıntılar doğurmaktadır” dedi.

“TÜRKİYE’DE RUH SAĞLIĞI YASASI YOK”
Dünyada az gelişmiş birçok ülkede “Ruh Sağlığı Yasası” olduğunu belirten Girayalp, Türkiye’de bu konuda bir yasanın olmadığını bildirdi.

Girayalp, tedavi hizmetlerinin nitelik ve yaygınlığının artırılması, bu alandaki hizmetlere kolay erişilebilmesi, ruh sağlığına bakışın değiştirilmesi ve ruhsal sorunu olanların dışlanmasının önlenmesi için “Ruh Sağlığı Yasası”nın en kısa zamanda çıkması gerektiğini sözlerine ekledi.

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları