Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Oscar
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
NTV Tarih
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Kültür Sanat » Filmler

Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı

İngiliz yazar J.K. Rowling’ın fenomen roman serisi “Harry Potter”ın merakla beklenen yeni sinema filmi “Zümrüdüanka Yoldaşlığı”, bu hafta ülkemizde gösterime giren tek yapım.

Filmin başrollerini Daniel Radcliffe, Rupert Grint, Emma Watson, Helena Bonham Carter, Robbie Coltrane, Warwick Davis, Ralph Fiennes, Michael Gambon, Brendan Gleeson, Richard Griffiths, Jason Isaacs, Gary Oldman, Alan Rickman, Fiona Shaw, Maggie Smith, Imelda Staunton, David Thewlis, Emma Thompson ve Julie Walters paylaşıyor.
 DİĞER HABERLER

Güncelleme: 10:58 TSİ 10 Ağustos 2007 Cuma

İSTANBUL - Haftanın tek yeni filmi gösterime girdiği her ülkede yüksek bir gişe başarısı hedefleyen ve bu hedefine de büyük ölçüde ulaşan Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı. Serinin 5. filmi Sihir Bakanlığı’nın içinden bir komplo yürüten Lord Valdemort’un Hogwarts Büyücülük Okulu’nu ele geçirme çabalarını anlatıyor. Bu büyük komployo karşı çıkmak da elbette kahramanımız Harry Potter’a ve en yakın arkadaşları Ron ve Hermione’ye düşüyor.

Haberin devamı

Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’nda beşinci yılını bekleyen Harry Potter için yaz uzun ve yalnız geçmiştir. Nefret verici Dursley ailesiyle birlikte yaşamak zorunda oluşu bir yana, ne sınıf arkadaşlarından ne de en yakın dostları Ron Weasley ve Hermione Granger’dan tek bir mektup almıştır. Ayrıca, kimseden, kötü kalpli Lord Voldemort’la yüzleşmesine ilişkin tek bir kelime duymamıştır. Gelen tek mektup da hiç umduğu türde değildir; Harry’nin okul dışında ve bir Muggle olan iğrenç kuzeni Dudley’nin yanında yasadışı sihre başvurduğu için Hogwarts’tan uzaklaştırılmak üzere olduğunu bildirmektedir. Bunu yapma nedeninin iki Ruh Emici’nin nedeni belirsiz ve açıklanamayan saldırısına karşı kendini savunmak olması önemli değildir.

Harry’nin tek umudu, genç büyücünün temelli gitmesini istemek için kendince sebepleri olan Sihir Bakanı Cornelius Fudge’ın yönettiği kurmaca mahkemede kendini savunmaktır. Harry, büyük ölçüde Hogwarts’ın emektar müdürü Albus Dumbledore’un müdahalesiyle suçsuz bulunarak Fudge’ı çok üzer, ama ilk kez okuluna dönerken kaygılı ve huzursuzdur. Harry büyücülük camiasının büyük kesiminin, kendisinin Valdemort’la son karşılaşma hikayesinin düpedüz yalan olduğuna ikna edildiklerini ve haysiyetinin sorgulanmakta olduğunu görür.

Kendisini dışlanmış ve yalnız hisseden Harry, yakında yaşanacak sinsi olayların habercisi gibi görünen kabuslar görmeye başlar. Daha da kötüsü, akıl danışmaya en çok ihtiyaç duyduğu Profesör Dumbledore, kafası karışmış ve incinmiş genç büyücüye karşı birden bire tuhaf bir şekilde mesafeli davranmaya başlar.

Bu arada, Fudge, Dumbledore’a göz kulak olmak ve Hogwarts öğrencilerini, özellikle de Harry’yi kontrol altında tutmak amacıyla okula yeni bir Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmeni atar: Kendini olduğundan farklı gösteren Profesör Dolores Umbridge. Fakat Profesör Umbridge’in “Bakanlık onaylı” savunma sihri dersi, genç büyücüleri, tehdidi altında bulundukları Karanlık Güçler’e karşı tamamen çaresiz bırakır. Böylece, Hermione ve Ron’un teşvikiyle, Harry dizginleri ele almaya karar verir. Kendilerine “Dumbledore’un Ordusu” adını veren küçük bir öğrenci grubuyla gizlice görüşmeye başlayan Harry onlara kendilerini Karanlık Sanatlara karşı nasıl savunacaklarını öğreterek, bu cesur genç büyücüleri yakında geleceğini bildiği olağanüstü savaşa hazırlar.
David Heyman ve David Barron'ın yapımcılığını, Lionel Wigram'ın yönetici yapımcılığını gerçekleştirdiği filmi David Yates yönetti. J.K. Rowling'in aynı adlı kitabına dayanan filmin senaryosunu Michael Goldenberg kaleme aldı.


Yönetmen: David Yates
Senaryo: Michael Goldenberg
Görüntü Yönetmeni: Slawomir Idziak
Eser: J. K. Rowling
Müzik: Nicholas Hooper
Yapımcı: David Heyman, David Barron
Yapım Tasarımcısı: Stuart Craig
Kurgu: Mark Day
Kostüm Tasarımcısı: Jany Temime
Yaratık Efektleri Süpervizörü: Nick Dudman
Özel Efektler Süpervizörü: John Richardson
Görsel Efektler Süpervizörü: Tim Burke
Oyuncular: Daniel Radcliffe (Harry Potter), Rupert Grint (Ron Weasley), Emma Watson (Hermione Granger), Helena Bonham Carter (Ölü Yiyici Bellatrix Lestrange), Imelda Staunton (Dolores Umbridge), George Harris (Kingsley Shacklebolt), Natalia Tena (Nymphadora Tonks), Kathry Hunter (Bayan Figg), Evanna Lynch (Luna Lovegood), Robbie Coltrane, Ralph Fiennes, Michael Gambon, Brendan Gleeson, Jason Isaacs, Gary Oldman, Alan Rickman, Maggie Smith, Emma Thompson, Julie Walters, David Thewlis, Fiona Shaw, Richard Griffiths, David Bradley, Robert Hardy, Mark Williams.


Vizyondaki filmlerin gösterim yerleri ve zamanları...
Filmin kamera arkası ekibinde görüntü yönetmeni Slawomir Idziak, yapım tasarımcısı Stuart Craig, kurgu uzmanı Mark Day, kostüm tasarımcısı Jany Temime ve besteci Nicholas Hooper yer alıyor.


YAPIM HAKKINDA

YENİ BİR DÜZEN
Hogwarts Okulu’ndaki beşinci yıl, sadece Harry Potter için değil, sınıf arkadaşları için de bir dönüm noktası oluşturur. Artık çocuk olmadıkları için, genç birer yetişkin olmanın getirdiği seçimler ve zorluklarla karşı karşıyadırlar… ve tabi bunların beraberinde getirdiği sonuçlarla. Lord Voldemort’un dönüşü ve arkadaşı Cedric Diggory’nin ölümüyle mücadele eden Harry belki de diğerlerinden daha çabuk büyümek ve hiç ummadığı sorumluluklar almak zorunda kalır.

Harry Potter dünyasına ilk kez giren yönetmen David Yates, “Bu hikayenin öğrencilerin olgunlaştığı, her şeyin daha karmaşık olduğu bir dönemde geçmesi benim için heyecan verici. Bu hikaye isyanı ve yetişkinliğin sınırlarını anlamakla ilgili; dünyanın ne kadar zor olabileceğini ve bazen nasıl kendi dünyanızı yaratmanı gerektiğiyle ilgili. Özetle, bu filmin hikayesi J.K. Rowling’in kitaplarına koyduğu tüm sihir ve eğlence ile daha önceki filmlerde yer alan müthiş ve inanılmaz şeylerin bir bileşimi; ayrıca, biraz daha karmaşık konu ve fikirler içeriyor ve yetişkinlere daha çok hitap eden şeylere deyiniyor”.

Tüm Harry Potter filmlerinin yapımcısı David Heyman, beşinci film için İngiliz televizyonunun ödüllü yönetmeni Yates’i seçmesindeki etmenin bu filmin hikayesinin içeriği olduğunu söylüyor ve bunu şöyle açıklıyor: “Siyasi bir film olmayabilir ama büyücüler dünyasındaki siyasi oyunlar filmde önemli rol oynuyor. David’in bunun üstesinden başarıyla gelebileceğini düşündük ki öyle de oldu. Malzemeye büyük bir tutkuyla yaklaştı ve karakterlerin duygusal yolculuğunu da çok iyi hissetti. Tüm görselliğine rağmen, bizlerin ve izleyicilerin filmde aslen karakterlerle bağ kurduğunu kavradı”. Heyman açıklamalarını şöyle sürdürüyor:
“Çocukların ona, onun da çocuklara kucak açışı bizim için gerçekten büyük bir ödüldü. Karakterleri gibi, oyuncular da büyüyor. David ise onlara yaşıtlarıymış gibi davrandı. Oyuncularımızın karakterleri çok iyi tanıdıklarını bildiği için her zaman fikirlerine başvurdu ve rollerine, daha önce yapmadıkları şekillerde, kendilerinden çok şey katmalarını istedi. Bu, onlar için de bizim için de heyecan vericiydi”.

Harry Potter rolünü bir kez daha üstlenen Daniel Radcliffe bu konuda şunları söylüyor:
“David’le çalışmaya bayıldım. Harika bir insan; çok yumuşak bir tonda konuşuyor. Buna rağmen, daha önce hiçbir filmde bu kadar zorlanmamıştım. Bunun nedeni kısmen hikayenin içeriği, kısmen de David’in yönetim stili. Asla aza razı olmadı; hep daha derine inmemi istedi ki bu benim de tam olarak gerekli olduğunu düşündüğüm şeydi. O harika bir yönetmen”.

Harry’nin en iyi arkadaşı Ron Weasley rolündeki Rupert Grint de bu görüşe katılıyor:
“David çok usta bir yönetmen. Daha önce çalıştığımız tüm yönetmenlerden oldukça farklıydı çünkü çok rahat bir tavrı vardı, ama her zaman harika önerilerde bulundu”.

Harry’nin sadık dostu Hermione Granger’ı canlandıran Emma Watson ise arkadaşlarının sözlerine şunları ekliyor:
“Gerçekten müthiş bir deneyimdi çünkü David bizim karakterler hakkında söylediklerimize kulak verdi. Beşinci kezdir bu karakterleri canlandırdığımız gerçeğine saygı duydu. Filmin geçmişine, Dan ve Rupert’la paylaştığımız ilişkiye takdirle yaklaştı çünkü bu Harry, Ron ve Hermione arasındaki dostluğa büyük katkı sağlıyor. David gerçekten de tüm karakterlerde gerçekçilik arıyor”.

Yates öncelikle ekibin bir başka yeni ismi senarist Michael Goldenberg’ün yazdığı senaryo üzerinde çalıştı. “David Heyman bu işin bir parçası olmamı istediğinde büyük sevinç ve heyecan duydum” diyor Goldenberg ve ekliyor:
“Bir Harry Potter filminde çalışmanın güzel yanı, onun sizden daha büyük bir şey olması; dolayısıyla, egonuzun yolunuza çıkması gibi bir şey söz konusu değil. Klişe olduğunu biliyorum, ama böylesine muazzam bir fenomene dönüşmüş bu şeyin parçası olmak ve beyaz perdeye aktarılmasında rol oynamak sihirli bir şeydi; kelimenin tam anlamıyla büyük bir sorumluluk hissettim. David Heyman bunu eğlenceli kıldı ki bir Harry Potter filmi de öyle olmalı; ve Jo (J.K. Rowling) da inanılmaz tatlıydı ve olabilecek en iyi filmi yapmamız için bize esneklik sağlamak konusunda son derece cömertti. David Yates hikayenin her anını gerçekliğe dayandırmaya kararlıydı. Bence sihirli olan bir şeyi daha da sihirli kılan buydu”.

Goldenberg açıklamalarını şöyle sürdürüyor:
“Elbette, kitabın ruhuna sadık kalmak çok önemliydi. Özellikle bu hikaye Harry’nin yolculuğuyla çok yakından ilgili. Harry’nin rüştünü ispat etmesini ve her şeyin ilk başta göründüğü gibi siyah-beyaz olmadığını fark edişini konu alıyor…belki de idealize ettiği yetişkinler sandığından daha kusurlu ve insaniler. Bu temaları sadece Harry aracılığıyla değil, Ron ve Hermione aracılığıyla da irdelemek istedik. Tüm çocuklar Hogwarts’a ilk geldikleri zamankinden çok daha karmaşık bir dünyayla yüz yüzeler”.

“Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı”nda Harry’nin serüveni, Dursley ailesiyle birlikte geçirdiği bitmek bilmez bir yaza daha katlanmak zorunda kalışıyla başlar. Bu dönemi daha da çekilmez kılan şey, en yakın arkadaşlarından kopmuş hissetmesidir çünkü bilinmez bir nedenle Ron ve Hermione koca bir yaz boyunca ona hiç mektup yazmamıştırlar; bu hem incitici, hem de, özellikle de bir önceki yılın çalkantılı ve trajik olaylarını düşünülecek olursa, tuhaftır.

Yapımcı Barron bu konuda şunları söylüyor:
“Zavallı Harry. Yaşadığı onca şeyden sonra, Little Whinging’de kimseden hiçbir haber alamayınca kendini uzaklaşmış hissediyor. Herkesin onu dışladığını düşünüyor; Ron’un, Hermione’nin, hatta Dumbledore’un bile. Sanırım, bunun üzerine bir de ergenliğin normal stresi eklenince, Harry için durum biraz katlanılmaz bir hâl alıyor. Bu, Harry’nin daha önce görmediğimiz bir yönü. Geçmişte olduğu kadar aklı başında görünmüyor… ama bunun için geçerli nedenleri var”.

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, çekilmez zorba Dudley Dursley’nin, favori hobisi olan Harry’ye sataşmak için yalnış zamanı seçtiği söylenebilir. Ama iki gencin çatışması birden bire ve hiç beklenmedik şekilde iki Ruh Emici’nin saldırısıyla bölünür. Harry’nin ikisinin de hayatını kurtarmak için bir Patronus büyüsü yapması gerekir. Aradan birkaç dakika geçmemiştir ki Privet Drive’ye gelen bir mektup, Harry’ye yasadışı sihir kullandığı için Hogwarts’tan uzaklaştırıldığını haber verir; bu hüküm Dursley’leri çok sevindirirken, Harry’yi umutsuzluğa sürükler.

Ama hâlâ umut vardır. O gece, aralarında Alastor ‘Deli-Göz’ Moody, Kingsley Shacklebolt ve bana-Nymphadora-deme Tonks’un da bulunduğu bir grup Seherbaz (Kara büyücü avcıları) Harry’nin kapısına gelip, Dumbledore’un, Sihir Bakanlığı’nda resmi bir temyiz duruşması ayarladığını söyleyerek, genç büyücüyü apar topar götürürler.

Fakat ilk önce gizli bir yere uğramaları gerekmektedir. Burada, Harry, Little Whinging’deki inzivası sırasında pek çok şey olup bittiğini öğrenir. Harry, Grimmauld Meydanı 12 numaraya geldiğinde, ki burası orada olduğunu bilmeyenler için var olmayan bir yerdir, arkadaşları Ron ve Hermione’yle bir araya gelir. Zümrüdüanka Yoldaşlığı ile de ilk kez orada tanışır. David Heyman, Zümrüdüanka Yoldaşlığı için şunları söylüyor: “Dumbledore tarafından öncelikle, Voldemort’un temsil ettiği kötülüklere karşı savaşmak için kurulmuş olan gizli bir örgüt. Gizlice buluşuyorlar. Bunun nedenlerinden biri, Sihir Bakanı Fudge’ın Dumbledore’u bir tehdit olarak algılaması ve Voldemort’un dönüşüyle ilgili hikayeleri bastırmaya çalışması. Ama Yoldaşlık üyeleri Voldemort’un yandaş toplamakta olduğunu ve gücünün günden güne arttığını biliyorlar”.

Harry, annesiyle babasının da Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nın ilk üyelerinden olduğunu ve şu anki örgüt üyeleri arasında Molly ve Arthur Weasley’nin, Remus Lupin’in, Severus Snape’in ve şaşkınlık ve memnuniyetle karşıladığı Sirius Black’in de bulunduğunu öğrenir. Sirius Black, toplantılar için ailesinin evini Zümrüdüanka Yoldaşlığı’na açmıştır. David Yates, “Sirius dışarı çıkamıyor çünkü hâlâ aranan bir mahkum. Yardım etmek için yapabileceği çok az şey var; bu yüzden evini Yoldaşlık’a hediye ediyor” diyor.


“Harry Potter ve Azkaban Tutsağı”ndan sonra Sirius Black rolünü bir kez daha üstlenen Gary Oldman, “Sirius yanlış yere suçlanmış ve senelerce Azkaban’da hapis yatmış olmanın etkisinden kurtulamamış bir adam. Genç Yoldaşlık günlerine yürekten bağlı. Bazı açılardan, Harry ile ilişkisi geçmişi yeniden yaşamak gibi. Harry babası James’e çok benziyor. James Sirius’ın en yakın arkadaşıydı; bu nedenle, Sirius, Harry’nin vaftiz babası ve bu görevi çok ciddiye alıyor. Harry ve Sirius gittikçe güçlenen özel bir ilişki paylaşıyorlar”.

Radcliffe ise, “Harry için de aynı şey geçerli” diyor ve ekliyor:
“Sirius, Harry’de James’in genç hâlini görüyor; Harry de Sirius’la ilişkisi sayesinde babası hakkında daha çok şey öğrenmek istiyor”.

Harry, Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nı da geçmişle bağlantı kurmanın bir yolu olarak görüyor. “Resmi olarak Yoldaşlık’ın üyesi değil, ama şimdiden kendini fazlasıyla onun bir parçası olarak görüyor çünkü arkadaşlarından pek çoğu bu örgütte görev alıyor. Bunun onun için anlamı elbette büyük; ne de olsa anne babası Yoldaşlık’ın ilk üyelerinden. Dolayısıyla, örgüt hem Harry açısından duygusal anlamda çok önemli, hem de Voldemort’a karşı savaşabilmesinin bir yolu”.


BAKANLIK DURUŞMALARI
Yine de, Harry’nin Voldemort’la savaşmayı düşünebilmesinden önce, tekrar Hogwarts’a kabul edilme sorununu çözmesi gerekmektedir. Harry, Sihir Bakanlığı’ndaki duruşmada davranışlarını savunmak zorundadır. Yapım tasarımcısı Stuart Craig, Bakanlığın büyük holünün dekorunu, “Fudge’ın Sovyet tarzı propaganda posteri” olarak tanımlıyor.

Tasarımcı, Bakanlığın, insanların ve büyücüler tarafından gönderilen memoların koridorlarda uçuştuğu bir yer olmasına karşın, “aynı zamanda bürokratik bir yer” olduğunu da söylüyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “İngiltere’de, hükümet binaları genellikle 19. yüzyıl Viktorya tarzıdır ve dekorasyonları çok güzeldir. Bakanlık yer altında olduğu için, yaptığımız ilk şeylerden biri Londra’nın en eski metro istasyonlarını ziyaret etmekti; bunların bir çoğunda dekoratif seramik fayanslar abartılı biçimde kullanılmıştı. Karışıma bunu da ekledikten sonra, tünelli bir yeraltı dünyası hazırladık, çünkü tünelsiz bir yeraltı yapısı olmazdı, ve cilalı siyah seramik fayansla dekorasyonu tamamladık; görsel açısından oldukça ilginç bir yer oldu. Öte yandan, bu dekorasyon (görüntü yönetmeni) Slawomir Idziak için tam bir meydan okumaydı çünkü fayanslar ışığı fazlasıyla yansıtıyordu”.

Harry Potter filmleri için bugüne kadar inşa edilmiş en büyük set olan Bakanlık holü 76 metre uzunluğunda ve 36 metre eninde. Burayı kaplamak için her biri tek tek yerleştirilen 30.000 fayans kullanıldı. Öte yandan beyaz perdede, hol, görsel efektler sayesinde, olduğundan daha büyük görünecek.

Harry, Bakanlığa, Bayan Weasley eşliğinde, misafir kapısından girer. Londra’nın merkezindeki bu kapı çok geçerli nedenlerden ötürü sıradan bir telefon kulübesi şeklindedir. “Sihir Bakanlığı’nı Muggle’ların bakanlıklarının altına yerleştirmenin eğlenceli olacağını düşündük; bu yüzden, telefon kulübesini Savunma Bakanlığı’nın çok yakınındaki bir kaldırıma kurduk. Dolayısıyla, Muggle’lar bilmese de, İngiliz Savunma Bakanlığı’nın altında Sihir Bakanlığı uzanıyor” diyor Craig gülümseyerek.

Yates ise bu konuda şunları söylüyor:
“Harry Potter’ın en eğlenceli öğelerinden biri, büyü dünyasının bizim Muggle dünyamızla yan yana var olması. Bazen yanımızdaki ev ya da ayaklarımızın altında, ama tabi eğer bakmak için vakit ayırırsanız. Aslında, iki dünya çoğu zaman biz fark etmeden birbirine dokunuyor”.

Harry’nin duruşmasında, Dumbledore ve sıradışı bir görgü tanığı sayesinde, işler Fudge’ın planladığı gibi gitmez. Harry hakkındaki tüm suçlamalar düşer, ama Harry duruşmadan sonra Dumbledore’la konuşmaya çalıştığında, bu çok sevdiği akıl hocası, göz temasında bile bulunmaktan kaçınarak hızla Harry’nin yanından uzaklaşır.

Albus Dumbledore rolünü bir kez daha üstlenen Michael Gambon bu konuda şunları söylüyor:
“Harry, Dumbledore’u kendi güvenli limanı olarak görüyor, ama bu filmde güvenli limanında da suların biraz çalkantılı olduğuna tanık oluyor. Dumbledore’un gücü ciddi anlamda tehdit altında, ama bu durum onu daha insani kılar, öyle değil mi? Bu sayede karakterin farklı bir katmanını daha ortaya çıkarma imkanı bulmak ilginç bir deneyimdi”.

Hâlâ Dumbledore’un soğuk tavırlarının etkisinden kurtulamamış olan Harry, Hogwarts’a geri döner. Ama onu ve sınıf arkadaşlarını bekleyen sınav, bugüne dek gördükleri hiçbir şeye benzemeyecektir.


PEMBE ARTIK YENİ SİYAH
Hogwarts’a dönüşünde, Harry hem şüpheli bakışlar, hem de The Daily Prophet gazetesinin Harry’nin soyadını Potter’dan “Plotter”a (entrikacı) çevirerek attığı başlık ve Lord Voldemort’un dönüşüyle ilgili yalan söylediği suçlamasıyla karşılaşır. Kendini yalnız ve dışlanmış hisseden Harry, Ron ve Hermione’nin yardım ve destek önerilerine bile ayak diretir çünkü yaşadıklarını kimsenin anlayamayacağını düşünmektedir, en yakın arkadaşlarının bile.

Daniel Radcliffe bu durum için şunları söylüyor: “Belki kendini biraz şehit gibi hissediyor ama bence Harry’yi ilgi çekici şeylerden biri bu; mükemmel değil. Kusurları olan bir karakter; onu böylesine insani bir karakter yapan da bu. Gerçekten iyi biri, ama çoğu kez kendinden emin olamıyor ki bir çok insan bununla özdeşleşecektir”.

Yates, “Bu, Harry’nin hayatında ilginç bir dönem çünkü Sihir Bakanlığı’nın gazetesi ‘The Daily Prophet’ta yerden yere vuruluyor. İnsanlar da okuduklarına inanmaya başlıyorlar. Bu yüzden, Hogwarts’a döndüğünde, Harry orasını daha önceki yıllarda olduğu kadar aşina ve güvenli hissetmiyor. Kendini dışlanmış hissediyor. Şimdi böyle kalmaya devam etmek ile okul yıllarında pek çok şeyi atlatmasına yardımcı olan dostlarına sıkı sıkıya sarılmak arasında karar vermesi gerekiyor. Her iki yöne de kayabileceğini düşündüğünüz anlar oluyor; zaten hikayenin duygusal merkezini de, özellikle de Harry için, bu oluşturuyor” diyor.

Yönetmen açıklamalarını şöyle sürdürüyor: “Oyuncu olarak Dan açısından da ilginç bir yolculuktu çünkü karakteri için karmaşık bir oyunculuk gerekiyordu. Dan’in harika yönlerinden biri korkusuz ve çok kararlı oluşu. Tekrar üzerine tekrar aldığımız sahneler vardı ve her seferinde daha iyisini yapmak için gözlerindeki kararlılığı görebiliyordum. Onun bu yönünü çok seviyorum; mutlaka, ortaya koyabileceği en iyi performansa ulaşmak istiyor”.

Hogwarts’ta yeni okul yılının başında öğretmen kadrosunda yeni bir isim var: Yeni Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmeni Profesör Dolores Umbridge. Ödüllü aktris Imelda Staunton’ın canlandırdığı Profesör Umbridge baştan aşağı pembeler giyen, yüzünde önceden çalışılmış bir tebessüm bulunan ve gerçek kişiliğini örten tatlı bir ses tonuna sahip bir kadındır.
Yates, “Fudge, koltuğunda gözü olduğuna inandığı Dumbledore konusunda paranoyak düşünceler beslemekte; bu yüzden, en güvendiği komutanlarından biri olan Dolores Umbridge’i kendi gözleri ve kulakları olması için Hogwarts’a yerleştiriyor. Umbridge görevinin oradaki tüm gereksiz kişileri ayak altından çekip, Hogwarts’ı çok düzgün ve geleneksel bir öğretim yuvası hâline getirmek, ve öğrencilerin Bakanlığın öngördüğü çerçeve içinde kalmalarını sağlamak olduğuna karar veriyor ki bunun sonucunda korkunç bir değerler çatışması ortaya çıkıyor” diyor.

Barron da bu görüşü paylaşıyor: “O kesinlikle kuzu postu giymiş bir kurt. Göründüğü kadar ‘pembe’ olmaktan çok uzak. Bence Fudge onu oraya göndererek ne yaptığının pek farkında değil. Umbrigde’in gerçekten neler yapabileceğini Bakan’ın bildiğinden emin değilim”.

David Heyman’ın görüşleri ise şöyle: “Her şey kontrol altında olmalı, düzen çok çok önemli. Neyin nasıl olması gerektiğine dair neredeyse faşist görüşlerinin dışında kalan her şey onun dünyasında var olma şansına asla sahip değil. Öğrencilerinin beyinlerinin ilhamla değil, Bakanlığın fikir ve görüşleriyle doldurulması gerektiğine inanıyor”.

Hogwarts öğrencileri Dolores Umbridge’in gözlerini diktiği tek hedef değildirler. Öğretmenler de onun utanç verici saldırılarından paylarını alırlar. Emma Thompson’ın canlandırdığı Kehanet öğretmeni Sybill Trelawney, Umbridge’in onu bir an bile düşünmeden işten çıkaracağını öngöremez; Warwick Davis’in canlandırdığı Büyü öğretmeni Flitwick de Umbridge’in standartlarının altında kalır. Alan Rickman’ın canlandırdığı Profesör Severus Snape ve Maggie Smith’in canlandırdığı Profesör Minerva McGonagall gibi en saygın öğretmenler bile pembe giysili Baş Teftişçiye söz geçiremezler. Umbridge’in acımasız iktidar uygulamalarından herkes nasibini alır. Hatta Müdür Albus Dumbledore bile.

Heyman, “Umbridge’in esas amacı Dumbledore’un kuyusunu kazmak ve Bakanlık adına okulun kontrolünü ele geçirmek. Hiçbir şey onun yoluna çıkmamalı. Ve Imelda bu rolü gülümseyerek oynadı” diyor.

Staunton ise bu konuda şu yorumu yapıyor: “Öyle pek çok insan var. Dıştan bakıldığında sevimliler ama yüzeyin altında pek çok şey olup bitiyor. Böyle bir rolü üstlenmek çok hoştu. Dolores’in yanlış bir şey yaptığını düşündüğüne bir an olsun inanmıyorum. En iyi olanı yaptığına inanıyor. Elbette bu tür insanlar her zaman en korkutucu olanlarıdır çünkü diğer tarafın bakış açısını görmezler. Taviz yoktur”.

“Imelda, karakteri yedi yuttu” diyor Yates ve ekliyor: “Müthiş bir komedi zamanlaması olan, inanılmaz yetenekli bir aktris. Umbridge’i asla karikatürize etmeden gerçekten karmaşık bir kadın yapmayı başardı”.


Karakterin kitapta tanımlandığı şekle bakarak, Staunton, kendisine Umbridge rolü verilmesine alınabilirdi. “Kitapta çok çirkin ve kurbağa suratlı biri olarak betimleniyordu; dolayısıyla, insanlar bana ‘Bu rolde harika olacaksın’ dediklerinde’, ben de ‘Öyle mi, çok teşekkür ederim’ yanıtını veriyordum” diyor aktris gülerek ve ekliyor: “Ama bu rolün bana teklif edilmesi harika bir şeydi çünkü bu rol bir mücevherdi ve o dünyanın bir parçası olmak da cennette olmak gibiydi… bu arada, 12 yaşındaki kızımın gözünde statümün yükseldiğini de eklemeliyim”.

Staunton, karakterinin görünümünü belirlemek için kostüm tasarımcısı Jany Temime’le de yakın bir çalışma içine girdi. Aktris bu konuda, “Pek de hoş biri olmayan, biraz yuvarlak bir karakter olan bu kadını yaratmak çok eğlenceliydi. Çok sivri yanlarının olmasını istemedim. Yumuşak ve sıcak biri gibi görünmesi önemliydi ama tabi ne yumuşaktı ne de sıcak”.

Umbridge’in yumuşaklığını fiziksel olarak da desteklemek için, Temime, “Gerçekte çok zayıf olduğu için Imelda’nın giysilerini bol vatkayla destekledik” diyor. Tasarımcı, ayrıca, Umbridge’e yumuşaklık ve sıcaklık havası vermek için, kostümlerinde yumuşak ve tüylü kumaşlar kullandı.

Öte yandan, kostümlerin rengini kitap belirledi: Pembe, daha pembe ve en pembe. “Onu her görüşümüzde farklı bir pembe tonunda” diyor Temime ve ekliyor: “Güç kazandıkça, renk daha da güçleniyor ve koyulaşıyor, ta ki kıyafetleri en koyu kiraz tonuna ulaşana dek”.

Bu renk şeması, Umbridge’in ofisine de taşındı. Stuart Craig ve ekibi burayı pembenin tonlarında dekore etti ve danteller, kadife ve küçük süs eşyaları kullandılar. Mobilyalarda Fransız tarzını tercih ettiler. Craig mobilyanın, sahibinin gerçek kimliği hakkında belirgin ipuçları veren bu tarzı için, “kıvrımlı ama belli bir keskinliğe de sahip” diyor. Ofisteki en belirgin özellik, duvarlardaki üzerinde yavru kedi resmi bulunan 200 tabak. Bu kediciklerin bazıları ise sesli ve hareketli.

Umbridge’in ders yaptığı sınıf ise, aksine, çok ciddi. Bu durum öğretmenin, öğrencileri son derece kısıtlayan, hatta onlara verdiği tedavi ders kitaplarına da yansıyan ders verme stiliyle de uyumlu. Rupert Grint bu konuda, “Umbridge’in bir Karanlık Sanatlara Karşı Savunma hocası için çok tuhaf bir öğretme tekniği var. İlerlemenin teşvik edilmemesi gerektiğine ve bizlerin pratik yapmaktansa teori öğrenmemiz gerektiğine inanıyor ki bir büyü okulu için bu çok komik”.

Emma Watson da aynı görüşü benimsiyor: “Bunlar gerçekten Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersleri değil çünkü öğrencilerin sihir kullanılmasına izin verilmiyor. Hermione gibi istekli bir öğrenci için, bu durum suratına tokat yemekten farksız. Orada öğlece oturup aptal muamelesi görmeye katlanamıyor; kan beynine sıçrıyor çünkü öğrenmek onun için her şey demek. Harry, Ron ve Hermione için her zaman güvenli ve istikrarlı bir yer olan Hogwarts, ilk kez güvenli değil. Korkutucu ve tehlikeli”.

Tehlikeli çünkü öğrenciler savaşmaya ve kendilerini savunmaya hazırlanmıyorlar… özellikle de Karanlık Lord’un tekrar ortaya çıktığı bir dünyada.


DUMBLEDORE’UN ORDUSU
Profesör Umbridge, Hogwarts’ta gitgide artan gücünü kullanırken, yeni ve her biri bir öncekinden daha katı kararnameler gelmektedir. Hemen hemen her gün, yeni bildiriler Hogwarts’ın taş duvarlarına asılarak, Umbridge’in düzene aykırı bulduğu ne varsa yasaklamaktadır. Ama okulu mengene gibi sıkan kuralları öğrencilerin onun otoritesine bir şekilde meydan okuma kararını daha da güçlendirdiği için, Umbridge’in tüm planları geri teper.

Yates, “İlginç olan, yüzde yüz kontrol elde etmeye çalışırken, Umbridge’in sonunda bunun tam tersini başarması” diyor.

İlk harekete geçen ve arkadaşlarını dizginleri kendi ellerine almaya yönlendiren kişi Hermione olur. Watson bu konuda, “Büyüleri öğrenmedikleri sürece kendilerini savunamayacaklarını biliyorlar. Ayrıca, Bakanlık, Voldemort’un döndüğünü inkar ediyor ama öğrenciler bunun doğru olduğunu da biliyor. Harry’ye inanıyorlar; dışarıda karanlık ve korkutucu bir şeyin olduğunun farkındalar. Bence bu yüzden, Hermione hayatında ilk kez isyan etme ihtiyacı hissediyor. Kendilerine söylenen her şeyi yapmanın pek de işe yaramadığını ilk kez fark ediyor. Her zaman otoriteye inanamazsınız; bazen kendinize inanmanız gerekir” diyor.

Hermione ve Ron’un yüreklendirmesiyle, Harry, öne çıkıp Hogwarts öğrencilerine Karanlık Sanatlar’a karşı kendilerini korumaları için gerekli büyüleri öğretme sorumluluğunu kabul eder. Radcliffe’in, “İlk başta Harry isteksiz, ama her zamanki gibi sinir bozucu olsa da bu konuda haklı olan Hermione tarafından ikna ediliyor” diyor gülerek ve ekliyor: “Bu yüzden yeraltına iniyoruz ve Dumbledore’un Ordusu’nu kuruyoruz. Harry öğretmenleri oluyor; edindiği bilgileri öğrencileri eğitmek ve onlara savaşmayı öğretmek için kullanıyor. Konuya bakış şekli şöyle: Yaklaşmakta olan bir savaş ve gittikçe büyüyen bir tehlike var. Umbridge bize yapmamız gerekenleri öğretmiyorsa, savaşmak için çağrıldığımızda hiç şansımız olmaz”.

David Heyman, Harry’nin öğrencilikten öğretmenliğe geçişinin karakterin gelişiminde kritik bir dönüm noktası olduğunu belirtiyor: “Harry’yi hikayenin başında biraz dışlanmış biri olarak görüyoruz; insanların ona güvenmediğini, inanmadığını düşünerek kendini artık oraya ait hissetmiyor. Ama sonunda oraya ait olduğunu keşfediyor. Hatta sadece ait olmakla kalmadığını, onun peşinden gitmeye istekli insanlar olduğunu görüyor. Bu gerçekten güçlü ve dokunaklı bir şey: Harry kendini grup içinde bile dışlanmış hissetmekten sıyrılıp, o grubun lideri oluyor. Üstelik, geçmişteki bazı hocalarından bile daha iyi bir öğretmen”.

Yumuşakça konuşan, başka bir dünyadan gelmiş gibi görünen, biraz tuhaf bir kişiliği olan ama başkalarının onun hakkındaki düşüncelerinden hiç etkilenmeyen Luna Lovegood bu grubun üyeleri arasındadır. Bu karakter “Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı”nda ilk kez seyirciyle buluşuyor; rolü canlandıran aktris Evanna Lynch de bu rolle oyunculuğa adım atıyor.

Luna’nın benzersiz nitelikleri, bunu oyuncu seçmelerinde en zorlu rol hâline getirdi. Casting yönetmeni Fiona Weir ve yapımcılar düzinelerce aktrisle görüştüler ama hiçbiri Luna için hayal ettikleri gibi değildi. İngiltere’nin dört bir yanından gelmiş 15.000’den fazla umut dolu genç sıraya girip, saatlerce ama saatlerce halka açık seçmelere katılabilme fırsatını kullanmak için beklediler. Bunlardan biri de, ateşli bir Harry Potter hayranı olan, Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nı okuduktan sonra Luna karakterine aşık olan Evanna Lynch’ti. “Onu hemen sevdim” diyen Lynch, şöyle devam ediyor: “Çok sıkı bir karakter çünkü herkese karşı dürüst, kendine de. Eğlenceli, özgür ruhlu, kendini hayatın akışına bırakmış biri; bu yüzden herkes onun biraz yarım akıllı ve aptal olduğunu düşünüyor, ama öyle değil. Kendince gerçekten zeki ve bilge biri ve içgörüleri çok güçlü”.
Lynch, kitapta bu karakteri okurken onunla arasında hemen bir bağ hissetti, hatta Luna’nın diyaloglarını kasede kaydedip, değerlendirilmeleri için gönderdi. Kısa süre sonra, halka açık seçmelerin yapılacağını öğrendiğinde, “Gitmem şarttı… bu benim kaderimdi” diye düşündüğünü söylüyor. Babasını onu seçmelere götürmeye ikna eden Lynch, Güney İrlanda’daki evinden yola çıktı ve kendisiyle aynı tutkuyu paylaşan ama aynı özgüvenden yoksun binlerce adayla aynı sıraya girdi. “Gergin değildim çünkü Luna olmak benim için doğaldı” diyor genç aktris.

Yapımcılar da aynı görüşü paylaştı. David Barron bu konuda, “Fiona Weir 15.000 kızın hepsiyle görüştü ve sonunda seçenekleri 29’a indirdi. Onları DVD’ye kaydedip bize gönderdi. Özellikle bir kızın izlenmeye değer olduğunu belirtti ama hangisi olduğunu söylemedi. Dokuzuncu adaya gelmiştim ki Fiona’yı aradım ve ‘O kız dokuz numara olmalı’ dedim. Öyleydi. Evanna’ydı. Tek kelimeyle müthişti” diyor.

Heyman’ın yorumu ise şöyle: “Evanna ile rol için değerlendirdiğimiz diğer kızlar arasındaki fark, diğerlerinin Luna’yı oynayabilecek olmalarıydı, ama Evanna Lynch, Luna’nın ta kendisiydi”.

Jany Temime, Lynch’in, karakterinin kostümüne dahi katkıda bulunduğunu belirtiyor: “Bazı ayrıntılar hakkında çok netti. Ona kırmızı turp şeklinde küpeler yaptım, o ise bunların portakal olması gerektiğinde ısrar etti. Karakterini o kadar iyi tanıyordu. Luna’nın kostümleri, bireysel zevkleri ve özel ilgi alanları olan bir kızı yansıttı, ama çevresindekilere ayak uyduramayacak kadar da farklı değil”.

Dumbledore’un Ordusu’nun bir diğer üyesi olan Neville Longbottom (Matthew Lewis) da, sınıf arkadaşlarına uyum sağlamakta kendince sorunlar yaşamaktadır, ama grubun tamamen gizlice talim yapabileceği mükemmel yeri, İhtiyaç Odası’nı keşfettiğinde cesaretini kanıtlamış oluyor. Odanın isminden de anlaşıldığı gibi, burası sadece ona ihtiyacı olan kişilere görünen, ihtiyaç duyulan şekli alan ama dışarıdakiler için görünmez olan bir yerdir.

Stuart Craig burası için, “İhtiyaç Odası’na standart, nötr bir hava verdik. Duvarlar aynadan olduğu için gerçek yerin nerede bitip, yansımanın nerede başladığını belirlemek imkansız. Burası sizi ve ihtiyacınızı size geri yansıttığı için aynaların uygun olduğunu düşündüm. İhtiyaç Odası, romanda olduğu gibi, kitaplara, yastıklara ya da Ölüm Yiyen kuklalarına gereksinim duyulduğunda bunları kendiliğinden ortaya çıkarıyordu” diyor.

Öte yandan, bir film seti olduğu için, aynalı odanın da kendince gereksinimleri vardı. Craig bu konuda şunları söylüyor: “Elbette, aynalar bu seti muazzam zor bir yer hâline getirdi çünkü aynalar sadece oyuncuları değil, kameraları, çekim ekibini ve ışıkları da yansıtıyorlar… Her çekimde sürekli olarak aynaların açılarını değiştirdik ve bazen de yansımayı yok etmek için matlaştırıcı sprey kullandık”.

Kaygılardan birini en aza indirgemek için, Craig ve görüntü yönetmeni Slawomir Idziak yere inşa edilen ızgaraların altından aydınlatma yapacak dahice bir yer altı ışıklandırma sistemi tasarladılar. Bir ara bu sistem planlandığı gibi çalışmayacak gibi göründü çünkü Craig’in deyişiyle, “insanların ayakkabılarının altını da çok talihsiz biçimde aydınlattı”. “Sonunda ayakkabıların altını siyah kadifeyle kapladık ve çekimde yer almayanların ve çekim ekibindeki herkesin mavi galoş giymesini sağladı ki setin zeminine toz taşımasınlar çünkü yeraltındaki ışıklandırmanın görünmemesi için zeminin siyah olması gerekiyordu” diyor Craig.

ÖKSEOTU
Hogwarts’ta Noel tatili için derslere ara verilince, Harry’nin yeraltı sınıfı da isteksizce tatile girer. Ama herkes farklı yerlere giderken, bir kişi geride kalır: Katie Leung’in canlandırdığı sevimli Cho Chang. Genç kızın gözleri Harry’nin gözleriyle ilk olarak “Harry Potter ve Ateş Kadehi”nde buluşmuştur. Aralarında bir çekim olduğu halde, ilişkileri Lord Voldemort’un dönüşünden sonraki ilk kurbanı Cedric Diggory’yle bağlantılarından dolayı karmaşık bir hâl almıştır. Fakat her ikisi de kalplerindeki şeyi bildikleri için, İhtiyaç Odası tepelerinde bir ökseotu belirmesini sağlar ve Harry Potter hayranlarının sabırsızlıkla beklediği şeyin, Harry’nin ilk öpüşmesinin gerçekleşmesine fırsat verir.

“Biraz gergindim çünkü Katie’nin gergin olduğunu biliyordum” diyor Radcliffe ve ekliyor: “Bunun nedeni sadece öpüşme değil, Cho ile Harry arasındaki karmaşık ilişki. Ama birkaç kez yaptıktan sonra, büyük bir olay olmaktan çıktı. Güzeldi. Eğlendik”.

Leung ise bu konuda, “Çok gergindim çünkü beyaz perdedeki ilk öpüşmemdi, ama David Yates harikaydı. Tam olarak ne istediğini bize söylediği için öpüşme daha az tedirgin edici hâle geldi” diyor ve gülerek ekliyor: “İlk başta biraz rahatsızlık verici olsa da, Daniel benim işimi kolaylaştırdı ve her şey çok yolunda gitti. Gerçekten keyif aldım… ve Daniel gerçekten çok iyi öpüşüyor”.

Yates de, “Dan ile Katie’nin kendilerini olabildiğince rahat hissetmelerini istedik; bu yüzden seti boşalttık ve olabildiğince samimi bir ortam yaratmaya çalıştık” diyor.

Yönetmenin hazırlıkları iki oyuncuya yardımcı olmuş olabilir, ama Harry Potter filmleri boyunca Daniel Radcliffe’in büyümesine tanık olan bir çok çekim ekibi üyesinin heyecanını azaltmaya pek katkısı olmadı. Heyman bu konuda, “Çoğumuz Daniel’ı 10 yaşından beri tanıyorduk; gözümüzün önünde büyümüştü; onu seviyor ve korumak istiyorduk. Ve orada ilk beyaz perde öpüşmesini izliyorduk. Çok tuhaftı. Sürekli olarak, ‘Bunu izliyor olmamalıydım’ diye düşünüyordum” diyor gülerek ve ekliyor: “Ama mükemmeldi. Bence izleyiciler için de yumuşak ve güzel bir an olacak”.

Heyman sözlerini şöyle sürdürüyor: “Harry Potter filmlerinde görev almanın en güzel yanlarından biri çocukların büyüyüşünü izlemek ve yeteneklerinin geliştiğini görmek. Hepsi de harika birer genç insan oldular; meraklı, kibar, hassas ve zekiler. Bence bu filmde izleyeceğiniz performanslar insan ve oyuncu olarak ne kadar geliştiklerinin göstergesi”.

TÜM YARATIKLAR BÜYÜKTÜR, O KADAR KÜÇÜK DEĞİL
Sınıflar tekrar derse başladığında, Umbridge isyancı öğrencilerin izini sürüp, yıkıcı faaliyetlerine son vermeye her zamankinden daha kararlıdır. Uzun zamandır acı çeken hademe Argus Filch’le şansı hiç yaver gitmez; Umbridge, bu yüzden, Harry’nin baş düşmanı Draco Malfoy’un liderliğindeki Slytherin Evi öğrencilerini kendisi için casusluk yapmakla görevlendirir. Umbridge’in Teftiş Mangası’na dahil olarak artı puan kazanmaya, üstelik bunu Harry Potter’ın tepesine binerek yapmaya fazlasıyla istekli genç Malfoy rolünü yine Tom Felton üstlendi. Öte yandan, iktidara yükselişine kimse engel olamadığı için, Umbridge, artık Hogwarts’ta olmaması gerektiğini düşündüğü kişileri sır olarak tutma ihtiyacı da hissetmemektedir.

Kendisinin de Hogwarts’tan atılmasının bir an meselesi olduğunu bilen Anahtarların ve Toprakların Bekçisi Rubeus Hagrid, Harry, Ron ve Hermione’den özel bir yardım talebinde bulunur. Yokluğunda, beş metre boyundaki yarı üvey kardeşi Grawp’a göz kulak olmalarını ister.

Grawp’u beyaz perdeye taşımak tasarım, hareketsel kavrama, görsel efektler ve Tony Maudsley adlı aktörün yeteneklerinin bir bileşimini gerektirdi. Heyman bu konuda, “Grawp’un dikkatini çok kısa süre odaklayabilen çok masum biri olması gerektiğini düşündük. Rolü Tony Maudsley’ye verdik. O ve David Yates hareketsel kavrama tekniğiyle Grawp’un gelişimi için birlikte çok uzun zaman harcadılar” diyor.

Yates ise şunu ekliyor: “Tony Maudsley role gerçekten çok iyi uyum sağladı ve her hareketini mantık ve akılla birleştirdi; dolayısıyla, ortaya çıkan karakter daha çok görsel efektlerin bir ürünü olsa da, Tony ona bir kalp ve ruh kazandırdı”.

Grawp’un yüreği, görür görmez Hermione’ye aşık oluşundan anlaşılabilir. Genç kız bundan ister istemez gururlanır. “Hermione için, Grawp’un tatlı bir yanı var” diyor Emma Watson ve ekliyor: “Hermione’ye karşı zaafının olması çok şirin; görünüşe göre, onun üzerinde kontrol sahibi olan tek kişi Hermione ki bu oldukça komik. Onun büyük ölçüde özel efektlerle yapıldığını biliyorum, ama bir şekilde onu çok gerçekçi kılmayı başardılar. Tıpkı bir yavru köpek gibi bakıyordu; ona aşık olmaktan kendimi alamadım”.

Yaratık ve Makyaj Efekti Tasarımcısı Nick Dudman sette oyuncularla karşılıklı “oynaması” için Grawp’in tam boyutlu bir kafa maketi, ayrıca görsel efekt ekibinin bilgisayara tarayabilmesi için 3 boyutlu bir model hazırladı. “Saçı, gözleri, dişleri tasarlamamız gerekiyordu çünkü tüm bunların kontrolü bize aitti” diyor Dudman.

“Grawp’la sahneler harikaydı” diyen Rupert Grint, yüzünde bir tebessümle sürdürüyor sözlerini: “Sette devasa bir omuz ve kafa vardı ve tamamının orada olmadığını nerdeyse unutuyordunuz. Bunlar en sevdiğim sahnelerden bazılarıydı çünkü Grawp, Hermione’ye ilgi duyup onu havaya kaldırınca, Ron kıskanıyor ve arkadaşını kurtarmaya çalışıyor. Bir devi yenip kahraman olmak istiyor ama bunun nasıl sona erdiğini tahmin edebilirsiniz sanırım. Eğlenceliydi çünkü beni uçurduğunda tehlikeli sahnelerde yer alma imkanı buldum”.

Hagrid, Grawp’u Yasak Orman’ın derinliklerinde, At-İnsanların yaşadığı yerde saklıyor. Görsel Efekt Amiri Tim Burke’nin başını çektiği görsel efekt ekibi, Dudman ve tasarım ekibiyle birlikte çalışarak, ilk olarak “Harry Potter ve Felsefe Taşı”nda karşımıza çıkan bu asil yaratıkların yaratımını gerçekleştirdi. Burke bu konuda şunu söylüyor: “İlk filmde At-İnsanlar vardı, ama sanırım izleyiciler onların o zamandan beri çok yol kat etmiş olduklarını görecekler. Yarı at-yarı insan bileşimi değiller. Kendi üstlerinde birer varlıklar”.

“Güçlü, gururlu ve toprakları konusunda çok korumacı orman yaratıkları olan At-İnsanlar, aynı zamanda Profesör Umbridge’in nefret ettiği her şeyi temsil ediyorlar çünkü Umbrigde onları kırma bir soy olarak görüyor” diyor Heyman.

Harry Potter dünyasına yeni eklenen bir diğer yaratık türü de iskelet kanatlı Testral’lerdi. At özellikleri taşısalar da kesinlikle at olmayan bu yaratıklar at ile ejderhanın ilginç bir karışımını andırmaktalar ve sadece ölüme birinci derecede tanıklık etmiş kişiler tarafından görülebilirler. Cedric’in ölümüne tanık olan Harry, kendilerini Hogwarts’a taşıyan faytonları çekenlerin Testral’ler olduğunu ilk kez görür. Küçük bir çocukken, annesinin ölümüne tanık olmuş olan Luna Lovegood da onları görebilmekte ve bu zarif yaratıkları dostları kabul etmektedir.

Testral’ler öncelikle görsel efekt departmanı tarafından hayata geçirildilerse de, Dudman ve ekibi bu yaratıkların tam boyutlu bir maketini hazırladılar ki yapımcılar onları bulundukları çevreye göre görselleştirebilsinler. Dudman bunu şöyle açıklıyor: “Bir Testral’in kanatları arasındaki mesafenin 9 metre olduğunu söylemek kolay, ama bu tam olarak ne anlama geliyor? Sete nasıl uyacak ve aktörlerle oranı ne olacak? Ayrıca, Testral’ler siyah olduğu ve geceleri ortaya çıktıkları için, dokularının nasıl olacağını ve siyah üzerinde siyahı renk şemasında tam olarak ne şekilde belirleyeceğimizi epeyce tartıştık”.

Harry ve Luna dışında herkes için görünmez olsalar da, Testral’ler, Dumbledore’un Ordusu’nun genç büyücülerini cesaretlerini, ve cephanelerine yeni kattıkları her büyüyü sınayacak olan ilk savaşlarını yapacakları yere götürmekte yeri doldurulamaz bir görev üstlendiler.

SAVAŞ SAFLARI
Lider olarak yeni bulduğu özgüvene ve öğretmeni Umbridge’e meydan okumasına karşın, Harry hâlâ kabuslar görmektedir. Daha da korkutucu olan, artık kabuslarının gerçek olayların habercisi olmasıdır. Ama Dumbledore’u esas endişelendiren, Harry’nin kabuslarının sadece rüyadan ibaret olmayıp, Voldemort’un Harry’nin zihnini kendisine karşı kullanma araçları olma ihtimalidir. Dumbledore, Profesör Snape’i Harry’ye Zihinbend Sanatı’nı öğretmekle görevlendirir. Harry, bu sayede, beynine girmeye çalıştığında Karanlık Lord’un çabalarına karşı koyabilecektir. Bu dersler Harry’nin de Snape’in de tahmin etmediği şekilde acı verici ve aydınlatıcıdır, ama bir fayda sağlamazlar çünkü Voldemort’un zihni genç büyücü için fazla güçlüdür.

Harry korkunç bir kabustan uyanır. Duruşma için Bakanlığa gittiğinde gördüğünü hatırladığı bir kapının ardından Sirius’a saldırıldığını görmüştür. Aslında kabusun onu Bakanlığa çekmek için kullanılan bir tuzak olma ihtimalinin farkındadır ama bu riski göze alacaktır. Sirius artık onun tek ailesidir.

Harry oraya yalnız gitmeyecektir. İlk baştaki itirazlarına rağmen, Dumbledore’un Ordusu’ndan beş cesur arkadaşı ona katılır: Hermione, Ron, Neville, Luna ve Weasley kardeşlerin en küçüğü Ginny. Eğer Harry, Sirius’ı kurtarmak için her şeyi tehlikeye atmak istiyorsa, onlar da arkadaşlarının yanında olmak için her şeyi tehlikeye atmaya razıdırlar.

Sihir Bakanlığı’ndaki Gizem Departmanı’na vardıklarında, altı genç büyücü Kehanet Salonu’na yönelirler. Burası görünüşe göre her biri birer cam küreye konmuş ve sonra da sıra sıra uzanan raflarda dosyalanmış sayısız kehanetle dolu, uçsuz bucaksız bir odadır. Stuart Craig orijinal planlarının “gerçekten 15.000 cam küre yaptırıp bunları cam raflara yerleştirmek” olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Orası toz ve örümcek ağlarıyla kaplı kristal bir saray gibi görünecekti. Ama sonra, rafların kırılması durumunda, çekim için tek bir şansımız olacağını fark ettik. Rafların yenisini hazırlatmak ve küreleri yerleştirmek haftalar sürerdi”. Pratik olma düşüncesi ağır bastı ve tüm sekans yeşil perde önünde çekildi. Böylece Kehanet Salonu, bir Harry Potter filminde tamamen bilgisayarda yaratılmış ilk set oldu.

Harry, birden bire Kehanet Salonu’nu daha önce gördüğünü hatırlar, ama numaralandırılmış raflar arasında gezdikleri sırada esas büyük keşfi yapan kişi Neville olur: Cam kürelerden birinin üzerinde Harry Potter yazdığını görür.

Kehanetin, kendisi ile Lord Voldemort arasındaki bağlantının anahtarı olduğunu bilmeyen Harry küreyi eline alır… ve tuzak kendini gösterir. Başlarında hain Lucius Malfoy’un yer aldığı Ölü Yiyen’ler genç büyücülerin etrafını kuşatır. Lucius rolünü bir kez daha üstlenen aktör Jason Isaacs, “O anda, Lucius’ın medeniyet maskesi sonsuza dek düşüyor. Savaş safları belirleniyor ve o noktadan sonra hangi tarafta olduğunu anlamamak mümkün değil” diyor.

Lucius’ın müttefiklerinden olan, Sirius’ın sadist kuzeni Bellatrix Lestrange, Azkaban Hapishanesi’nden yeni kaçmıştır ve Karanlık Lord’un sadık bir yandaşıdır. Neville’in anne babasına, Sirius’ın “ölümden beter” şeklinde nitelediği Kadavra Laneti’ni yapıp akıllarını yitirmelerine neden olan odur. Lestrange’ın ortaya çıkışı Neville’e orada olmak için yeni bir neden verir. Neville rolünü tüm Harry Potter filmlerinde üstlenen aktör Matthew Lewis bu konuda şu yorumu yapıyor: “Neville kendisinin bile sandığından daha cesur olduğunu fark ediyor. Bu karakteri, dövüşebileceğini, hele hele Ölü Yiyenlere karşı savaşacağını asla düşünemeyeceğiniz bir çocuktan, ailesinin intikamını almak için mücadele edecek bir adama dönüştürmek tek kelimeyle inanılmazdı”.

Harry Potter kadrosuna ilk kez katılan Helena Bonham Carter, kötü kalpli Bellatrix Lestrange rolünü üstlenmekten büyük keyif aldığını söylüyor. “Biri size Harry Potter filminde yer alma teklifi getirirse, kabul etmek zorundasınız. Bu rolde gerçekten çok eğlendim. Bellatrix’nin kişilik bozukluğu olduğuna hiç kuşku yok” diyor aktris gülerek ve ekliyor: “Aslında kötü olmaktan zevk alıyor. Bence Lord Voldemort’a aşık; onun için 14 yıl hapis yatmaya gönüllü olmuş bir kadın. Şimdi hapisten çıktı ve eskisinden daha da fanatik”.

Altı genç büyücü canlarıyla başlarıyla savaşır, değnekleriyle henüz yeni öğrendikleri büyüleri yapmaya çalışırlar. Ama daha deneyimli Ölü Yiyen’lere rakip olmaları mümkün değildir. Gençler tam ölümün eşiğine geldiklerinde, Zümrüdüanka Yoldaşlığı içeri dalar. Lider konumundaki Sirius Black, Malfoy’a, “Vaftiz oğlumdan uzak dur!” diye emreder.

Savaş başlar. Tehlikeye rağmen, hatta belki de o yüzden, Sirius bundan keyif alıyor gibi görünmektedir. Gary Oldman bu konuda, “Sirius önce 12 yıl hapis yattığı sonra da Grimmauld Meydanı’nda saklandığı için çok sıkılmış durumda. Ellerini kirletmek için sabırsızlanıyor ve şimdi bu fırsatı yakalıyor. Tıpkı eski günlerdeki gibi” diyor.

Senarist Michael Goldenberg Zümrüdüanka Yoldaşlığı ile Ölü Yiyen’ler arasındaki kilit öneme sahip savaşı senaryoya aktarmanın kendisi için en zorlu görev olduğunu belirtiyor: “Kitapta olan şeyin özünü yakalamak ve bunu beyaz perdeye aktarmak çok hassas bir denge kurmayı gerektiriyordu. Tehlike unsurunun gerçekten hissedilmesini istedik; yani herkesin başına her şey gelebilirdi ve herkes yaşayabilir ya da ölebilirdi. İzleyicileri koltuk kollarına yapıştıran şey budur”.

Savaş sekansını sahnelemek için, David Yates, koreograf Paul Harris’ten, eskrimi andıran bir değnek-değneğe dövüş tasarlamasını istedi. “David benden, değneklerle savaşmanın kurallarını oluşturmamı istedi; bu daha önceki filmlerde olmayan bir şeydi” diyor Harris ve ekliyor: “Büyünün yapılabilmesi için belli bir hareket yelpazesi ve pozisyonlar belirlememi istedi, ama bunların tamamen Harry Potter dünyasına özgü olması gerekiyordu”.

Harris temel hareket yelpazesini belirlemenin yanı sıra, oyuncularla çalışarak onların bireysel tarzlarını da oluşturdu. Bu konuda, “Örneğin, Jason Isaacs’in çok resmi ve yalın bir stili var; oysa Gary Oldman’ınki çok daha ‘sokak’ tarzı ki bu onun karakterine çok uygun” diyor.

Savaş hararetlenince, zaferler ve trajediler de yaşanır ve tüm bunlar Albus Dumbledore ile Lord Voldemort arasındaki büyük gösteriyi hazırlar. “Voldemort ile Dumbledore arasındaki savaşın destansı ve organik olması gerekiyordu. İzleyicilerin kendilerini savaşın ortasındaymış gibi hissetmelerini istedim; bu yüzden, mümkün olduğu ölçüde el kameraları kullanmaya çalıştık” diyor Yates.

Bunun iki güçlü büyücü arasında geçen bir savaş olduğu gerçeğini aklından çıkarmayan görsel efekt amiri Tim Burke, şunu ekliyor: “David Yates her şeyi, ateş, su, kum gibi temel elementler düzeyinde tutulmasını teklif etti... Bu hem çok mantıklı hem de şaşırtıcı ölçüde çarpıcıydı”.
Yönetmen sözlerini şöyle sürdürüyor: “Finalde Dumbledore ile Voldemort arasındaki büyük savaş şu ana kadarki beş hikayenin de finalini oluşturuyor. Harry’nin merkezinde yer aldığı, iyi ile kötü arasındaki bu savaşı en görkemli şekilde sunabilmeliydik”.

“Sonuç olarak uğruna savaştıkları şey Harry’nin ruhu” diyerek yönetmeni onaylayan David Heyman, şöyle devam ediyor: “Tüm bunların ortasında, hikayenin başında arkadaşlarının arasında bile kendini tamamen dışlanmış ve yalnız hisseden Harry, nihayet hayatındaki insanlar tarafından kendisine paha biçilmez ve yeri doldurulamaz bir hediye verildiğini görüyor”.
Daniel Radcliffe ise, “Harry fark ediyor ki Voldemort’un yandaşları ve gücü olsa da, sonuçta Harry’nin sahip olduğu şeye asla sahip olamayacak. Bu, arkadaşlarının gerçek ve koşulsuz sadakati” diyor.

Heyman aktörün sözlerine şunu ekliyor: “Harry’ye annesi ve arkadaşları tarafından verilen, Voldemort’un asla sahip olamayacağı bir şey var: Sevgi”.

Yates sözlerini şöyle noktalıyor: “‘Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı’ bazı karmaşık ve uğraş gerektiren temaları ele alıyor, ama bence en çarpıcı yanı arkadaşlığın gücü ve sadakati”.

OYUNCULAR HAKKINDA
* DANIEL RADCLIFFE (Harry Potter)
J.K. Rowling’in en çok satan roman dizisine dayanan tüm filmlerde canlandırdığı genç büyücü Harry Potter rolüyle ünlenen Radcliffe, bu yılın başında tiyatroda ilk büyük rolünü üstlendi: Peter Shaffer’ın ödüllü oyunu “Equus”ta Alan Strang’i canlandırdı. Londra West End’de otuz yıldan sonra ilk kez sahnelenen oyunu Thea Sharrock yönetti. Oyunun diğer başrol oyuncusu Tony Ödüllü aktör Richard Griffiths’ti.

Radcliffe, yakında, Rod Hardy’nin yöneteceği Eylül 2007’de gösterime girecek olan bağımsız Avustralya filmi “December Boys”da rol alacak.

Radcliffe, bu yaz, David Haig’in yazdığı ve oynadığı, Brian Kirk’ün yönettiği ITV draması “My Boy Jack”i çekecek. Rudyard Kipling’in Birinci Dünya Savaşı’ndan dönemeyen 17 yaşındaki oğlu Jack’in hikayesini anlatan filmin diğer önemli oyuncuları Kim Cattrall ve Carey Mulligan.

Geçtiğimiz yıl, Radcliffe, HBO dizisi “Extras”da Ricky Gervais rolüyle konuk oyuncu olarak yer aldı.

* RUPERT GRINT (Ron Weasley)
Harry Potter’ın en yakın arkadaşı Ron Weasley rolünü tüm Harry Potter filmlerinde üstlenen genç oyuncu, ilk profesyonel oyunculuk denemesini bu filmlerle yaşamış olsa da, doğal yeteneği kendisine eleştirmenlerin ve izleyicilerin olumlu eleştirilerinin yanı sıra, En İyi Çıkış Yapanlar dalında İngiliz Eleştirmenler Ödülü adaylığı getirdi. Ayrıca, İngiltere’nin önde gelen film dergisi Empire kısa süre önce Grint’i ve Harry Potter’daki rol arkadaşları Daniel Radcliffe ve Emma Watson’ı tüm serideki performanslarından ötürü prestijli Olağanüstü Katkı Ödülü’yle onurlandırdı.

İlk “Harry Potter” filminde rol aldıktan sonra, Simon Callow ve Stephen Fry’la birlikte Peter Howitt’in yönettiği “Thunderpants”te genç ve çılgın bir profesörü canlandıran aktör, elbette son olarak “Harry Potter and the Chamber of Secrets/Harry Potter ve Sırlar Odası”nda ve “Harry Potter and the Prisoner of Azkaban/Harry Potter ve Azhaban Tutsağı”nda ve “Harry Potter ve Ateş Kadehi”nde Ron Weasley rolünü üstlendi. Grint, 2006’da, Julie Walters ve Laura Linney’yle birlikte Jeremy Brock’un ünlü bağımsız filmi “Driving Lessons”da rol aldı.

Rupert, Ron Weasley rolüne seçilmeden önce okul tiyatrosunda ve yerel bir tiyatro grubunda yer alıyordu. Bu dönemde rol aldığı tiyatro yapımları arasında, gangster Rooster rolünü üstlendiği “Annie”, bir “Peter Pan” versiyonu ve Rumplestiltskin rolünü canlandırdığı “Grimm Tales” bulunuyor .

Film setlerinde olmadığı zamanlarda genç aktörü golf sahalarında bulmak mümkün.

* EMMA WATSON (Hermione Granger)
Harry Potter ve Ron Weasley’nin uzun zamandır arkadaşı olan çalışkan Hermione Granger rolündeki Watson, serinin ilk filmi “Harry Potter ve Felsefe Taşı”yla profesyonel oyunculuğa adım attı ve En İyi Genç Kadın Başrol Oyuncusu dalında Genç Sanatçılar Ödülü’ne layık görüldü. Hermione olarak bugüne dek kazandığı ödüller arasında En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında iki yıl üst üste kazandığı AOL Ödülü (“Harry Potter ve Sırlar Odası” ve “Harry Potter ve Azkaban Tutsağı”), Broadcast Sinema Eleştirmenleri Birliği tarafından dağıtılan iki Eleştirmenlerin Seçimi adaylığı (“Harry Potter ve Azkaban Tutsağı” ve “Harry Potter ve Ateş Kadehi”), Total Film dergisinin oylarıyla kazandığı En İyi Performans Ödülü (“Harry Potter ve Azkaban Tutsağı) bulunuyor.

Watson, ayrıca, İngiltere’nin önde gelen film dergisi Empire tarafından rol arkadaşları Daniel Radcliffe ve Rupert Grint’le birlikte tüm serideki performanslarından ötürü prestijli Olağanüstü Katkı Ödülü’yle onurlandırdı.

Watson oyunculuk ile okul faaliyetleri arasındaki dengeyi korumaya devam ediyor ve spor yaşamını da sürdürüyor. Aktrisin hobileri arasında seyahat etmek, dans etmek ve şarkı söylemek bulunuyor.

* HELENA BONHAM CARTER (Bellatrix Lestrange)
“Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı”da Sirius Black’in kuzeni, Ölü Yiyen Bellatrix Lestrange’i canlandıran Bonham Carter, gerek Amerika’da gerek anavatanı İngiltere’de çok çeşitli filmlerde, televizyon ve tiyatro projelerinde yer aldı. Yılın ilerleyen günlerinde, Tim Burton’ın Stephen Sondheim müzikalinden uyarladığı “Sweeney Todd” adlı filmde Johnny Depp’le kamera karşısına geçecek olan aktris, Bayan Lovett rolünü üstlenecek. Aktris daha önce de Depp’le birlikte, yine Burton’ın yönettiği “Charlie and the Chocolate Factory”de oynadı.

Bonham Carter, 1997’de, Henry James romanına dayanan romantik dönem draması “The Wings of the Dove”daki performansıyla Oscar, Altın Küre, BAFTA ve Sinema Oyuncuları Locası ödüllerine aday gösterildi. Ayrıca, Los Angeles Sinema Eleştirmenleri, Broadcast Sinema Eleştirmenleri, National Board of Review ve Londra Sinema Eleştirmenleri gibi organizasyonlardan En İyi Kadın Oyuncu dalında ödüller aldı.

İlk filmi olan Trevor Nunn yönetimindeki “Lady Jane”in çekimlerinin son gününde, James Ivory aktrise “A Room with a View”da başrol teklif etti. Bu, E.M. Forster uyarlamalarında üstleneceği bir dizi rolden ilkiydi ve Bonham Carter’a uluslararası ün getirdi. Bunun ardından, Charles Sturridge’in yönettiği “Where Angels Fear to Tread” ve James Ivory’nin yönettiği “Howard’s End” geldi.

Bonham Carter’ın ilk dönem çalışmaları şöyle özetlenebilir: Başrolünü Mel Gibson’la paylaştığı, Franco Zeffirelli’nin yönettiği “Hamlet”; Kenneth Branagh’nın yönettiği ve oynadığı “Mary Shelley’s Frankenstein”; Woody Allen’ın yönettiği “Mighty Aphrodite”; tekrar Trevor Nunn’la kamera karşısına geçtiği “Twelfth Night”; David Fincher’ın yönettiği, başrollerinde Brad Pitt ve Edward Norton’ın yer aldığı “Fight Club”; Tim Burton’ın yönettiği “Big Fish” ve bilimkurgu aksiyon “Planet of the Apes”. Aktris, ayrıca, “Carnivale”, “Novocaine”, “The Heart of Me” ve “Till Human Voices Wake Us” gibi bağımsız filmlerde de rol aldı.

Bonham Carter, 2005’te, Tim Burton’ın yönettiği “Corpse Bride”da ve Oscar ödüllü “Wallace & Gromit in The Curse of the Were-Rabbit”te seslendirme yaptı. Aynı yıl, Aaron Eckhart’la birlikte bağımsız canlı aksiyon filmi “Conversations with Other Women”da rol aldı.

Bonham Carter televizyondaki çalışmalarıyla da ödüller kazandı: Televizyon filmi “Live From Baghdad” ve mini dizi “Merlin”deki performansıyla Emmy ve Altın Küre adaylıkları; mini dizi “Fatal Deception: Mrs. Lee Harvey Oswald”daki Marina Oswald portresiyle Altın Küre adaylığına layık görüldü. Aktris, ayrıca, İngiliz mini dizisi “Henry VIII”te Anne Boleyn’i, BBC televizyon filmi “Magnificent 7”da da dördü otistik olan yedi çocuk annesi bir kadını canlandırdı.

“Woman in White”, “The Chalk Garden”, “House of Bernarda Alba” ve “Trelawny of the Wells” aktrisin tiyatro çalışmalarından sadece bir kaçı.

* ROBBIE COLTRANE (Rubeus Hagrid)
Hogwarts’un bakıcısı, yarı zamanlı öğretmen, ve Harry, Ron ve Hermione’nin yakın arkadaşı sevilen karakter Rubeus Hagrid rolüyle tekrar Harry Potter hayranlarıyla buluşan Coltrane, İngiltere’nin en tanınan ve sayılan film ve televizyon yıldızlarından biri. Aktör 30 yılı aşkın kariyeri boyunca pek çok ödül aldı. Coltrane’in renkli film kariyeri 40’ın üzerinde film içeriyor. Bunların arasında yakın dönem filmlerinden, Matsui rolünü üstlendiği “Ocean’s Twelve”, ve elbette “Harry Potter and the Sorcerer’s Stone/Harry Potter ve Felsefe Taşı”, “Harry Potter and the Chamber of Secrets/Harry Potter ve Sırlar Odası”, ve kendisine BAFTA ve En İskoç Sineması En İyi Erkek Oyuncu ödüllerinin yanı sıra, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Londra Film Eleştirmenleri Ödülü adaylığı getiren “Harry Potter and the Prisoner of Azkaban/Harry Potter ve Azkaban Tutsağı” ve “Harry Potter ve Ateş Kadehi” bulunuyor.

Aktörün diğer yakın dönem çalışmaları şöyle sıralanabilir: “Alex Rider: Operation Stormbreaker”; “Provoked: A True Story”; Steven Soderbergh yönetimindeki “Ocean’s Twelve”; “Van Helsing”; Allen ve Albert Hughes’un yönettiği “From Hell”; James Bond filmleri “The World is Not Enough” ve Valentin Zukovsky’yi canlandırdığı “GoldenEye”; Warner Bros. Pictures yapımı “Message in a Bottle”; “Buddy”; “The Pope Must Die”; “Henry V”; “Let it Ride”; “Absolute Beginners”; “Defense of the Realm”; “Mona Lisa”; ve 1991 Evening Standard İngiliz Film Ödülleri’nde Peter Sellers Komedi Ödülü’nü kazanmasını sağlayan “Nuns on the Run” ve daha nicesi.

Coltrane’in belki de en çok, uluslararası başarı kazanan, olağanüstü popüler televizyon dizisi “Cracker”da üstlendiği Fitz rolüyle tanınmaktadır. Fenomen hâline gelen başarılı drama üç sezon boyunca muazzam sayıda ödül kazandı. Bunların arasında 1995 ve 1996 olmak üzere En İyi Drama Dizisi dalında iki tane BAFTA Ödülü, Kraliyet Televizyon Derneği En İyi Drama Ödülü, 1993 Yayın Basını Locası En İyi Dizi Ödülü ve 1991 En İyi Film ya da Mini Dizi dalında ABD CableACE Ödülü bulunmakta.

Coltrane sert, amansız polis psikoloğu Fitz rolüyle bireysel olarak da çok sayıda ödül aldı. İnanılmaz bir şekilde, En İyi Erkek Televizyon Oyuncusu dalında BAFTA Ödülü’nü üç yıl arka arkaya (1994, 1995, 1996) kazandı. Aktörün bu rolle aldığı diğer ödüller şunlardır: 1993 Yayın Basını Locası En İyi Televizyon Erkek Oyuncusu Ödülü; 1994 Monte Carlo Televizyon Festivali’nde Gümüş Su Perisi Ödülü; 1994 Kraliyet Televizyon Derneği En İyi Erkek Performansçı Ödülü; FIPA En İyi Erkek Oyuncu Ödülü ve bir En İyi Film ya da Mini Dizide En iyi Erkek Oyuncu CableACE Ödülü.

Coltrane son olarak müthiş popüler dizi “Frasier”ın final bölümünde rol aldı. Aktör, bunun öncesinde de, eleştirmenlerin beğenisi kazanan iki bölümlük ITV dizisi “The Planman”e oyuncu ve baş yapımcı olarak imza atmıştı.

Coltrane dikkatleri ilk kez, 1978’de Traverse Tiyatrosu ve Hampstead Tiyatrosu’nda sahnelenen “Slab Boys”la çekti. Bunun ardından, 1980’lerin başında “Alfresco”, “A Kick Up the Eighties”, “Laugh? I Nearly Paid My Licence Fee” ve “Saturday Night Live”da rol alarak komediye adım attı.

Daha sonra “13 Comic Strip”in yıldız oyuncuları arasına katılan aktör, “Blackadders III” ve “Blackadder’s Christmas Carol” başta olmak üzere çok sayıda televizyon yapımında rol aldı ve Tony Smith’in yönettiği “Tutti Frutti”deki Danny McGlone portresiyle En iyi Erkek Oyuncu dalında BAFTA’ya aday gösterildi.

Coltrane 2006 yılında Dramaya Hizmetlerinden dolayı Yeni Yıl Onur Listesi’nde yer alarak OBE ile ödüllendirildi.

* WARWICK DAVIS (Profesör Filius Flitwick)
Tüm Harry Potter filmlerinde canlandırdığı Profesör Filius Flitwick rolünü bir kez daha üstlenen Davis, kısa süre önce, Ricky Gervais’nin yazdığı ve oynadığı, ayrıca Daniel Radcliffe’in de konuk oyuncu olarak yer aldığı hit HBO dizisi “Extras”ın bir bölümünde rol aldı. Aktörün diğer çalışmaları arasında, “The Chronicles of Narnia”; “Murder Rooms”; Steve Cogan’ın Vahşi Korku’ya sadakatini gösterdiği “Dr. Terrible’s House of Horrible”; “Carrie & Barry”; “The Fitz”; “Gulliver’s Travels”; “The 10th Kingdom” ve “Snow White: The Fairest of Them All” sayılabilir.

İngiliz tiyatrosunun deneyimli isimlerinden olan Davis, “Snow White”, “Peter Pan” ve “Aladdin”in bir çok yapımında oynadı.

Ancak Davis daha çok sinema çalışmalarıyla tanınıyor. Sinema kariyeri Star Wars filmi “Return of the Jedi”de üstlendiği Wicket rolüyle başladı. Bu rolü alması büyükannesinin radyoda kısa oyuncu arandığında dair bir anons duymasıyla oldu. Aktörün bir sonraki filmi “Labyrinth”ti. Bunun ardından, aktör, özellikle kendi için yazılmış, uluslararası başarı kazanan “Willow”da başrol üstlendi.

Davis, birkaç yıl önce gösterilen başarılı biyografik yapım “Ray”de, Ray Charles’ın ilk program yaptığı caz kulübünün Protokol Müdürü Oberon’ı canlandırdı. Aktörün diğer filmleri arasında “Leprechaun” ve beş devam filmi, “Star Wars: Episode I - The Phantom Menace”, “A Very Unlucky Leprechaun”, “The White Pony”, “The New Adventures of Pinocchio” ve “The Hitchhiker’s Guide to the Galaxy” sayılabilir.

Davis, şu sıralar, hit film “The Lion, The Witch and The Wardrobe”un devamı olan “The Chronicles of Narnia: Prince Caspian”da görev alıyor.

* RALPH FIENNES (Lord Voldemort)
Filmde edebiyatın en korkutucu karakterlerinden biri olan kötü kalpli Lord Voldemort’u canlandıran Fiennes, bu rolü ilk kez 2005 yapımı “Harry Potter ve Ateş Kadehi”nde üstlenmişti.
Fiennes 2005 yılında gösterime giren altı filmde rol aldı: Fernando Meirelles’in İngiliz Bağımsız Sinema Ödülü, Evening Standard İngiliz Sinema Ödülü ve Londra Sinema Eleştirmenleri Ödülü ve BAFTA adalığına layık görülen “The Constant Gardener”; James Ivory’nin yönettiği “The White Countess”; “The Chumscrubber”; Martha Fiennes imzalı “Chromophobia”; ve Oscar ödüllü animasyon filmi “Wallace & Gromit in The Curse of the Were-Rabbit.”
İki kez Oscar adayı olan Fiennes ilk adaylığını Steven Spielberg’ün 1994 yapımı En İyi Film dalında Oscar ödüllü filmi “Schindler’s List”le kazandı. Aktörün filmdeki tüyler ürpertici Nazi Komutanı Amon Goeth portresi kendisine Altın Küre adaylığı, BAFTA Ödülü, ayrıca, Sinema Eleştirmenleri Ulusal Derneği, New York, Chicago, Boston ve Londra Sinema Eleştirmenleri gibi eleştirmen gruplarının En İyi Yardımcı Oyuncu dalında ödüllerini getirdi. Fiennes ikinci Oscar adaylığını 1997’de bir diğer En İyi Film Oscarlı, Anthony Minghella imzalı “The English Patient”la kazandı. Aktör, bu rolle de Altın Küre ve BAFTA adaylıklarının yanı sıra, Beyaz Perde Oyuncuları Locası Ödülü adaylığına layık görüldü.

Fiennes kısa süre önce, yakında gösterime girecek olan “In Bruges”ı tamamladı. Aktörün diğer filmlerinden bazıları şöyle sıralanabilir: “Red Dragon”; Neil Jordan’ın yönettiği “The End of the Affair” ve “The Good Thief”; David Cronenberg imzalı “Spider”; (aynı zamanda yönetici yapımcısı da olduğu), Martha Fiennes’in yönettiği “Onegin”; Istvan Szabo imzalı “Sunshine”; başrolünü Jennifer Lopez’le paylaştığı “Maid in Manhattan”; animasyon müzikal “The Prince of Egypt”; “The Avengers”; “Oscar and Lucinda”; “Strange Days”; Robert Redford’ın yönettiği “Quiz Show”; ve ilk filmi olan “Emily Brontë’s Wuthering Heights”.

Drama Sanatları Kraliyet Akademisi’nden mezun olan Fiennes kariyerine Londra sahnelerinde başladı. Michael Rudman’ın Ulusal Kraliyet Tiyatrosu’na katılan aktör, daha sonra iki yıl da Royal Shakespeare Company’de (RSC) görev yaptı. Fiennes, 1994 yılında, Jonathan Kent’in yapımcısı olduğu “Hamlet”te başrol üstlendi. Prodüksiyon Broadway’de sahnelendiği sırada Tony Ödülü’ne layık görüldü. Kent’le “Ivanov”un Londra prodüksiyonunda tekrar birlikte çalışan aktör, oyunun Moskova gösterimlerinde de rol aldı. Fiennes, 2000 yılında, “Richard II” ve “Coriolanus”un başrollerinde Londra sahnelerine geri döndü. 2002’de, Ulusal Kraliyet Tiyatrosu’nda sahnelenen, Christopher Hampton’ın yönettiği “The Talking Cure”da Carl Jung’u canlandırdı; ertesi yıl da RSC’de Ibsen’in “Brand”inde başrol oynadı. 2005’te Deborah Warner’ın “Julius Caesar” uyarlamasında başrolü üstlenen aktör, son olarak yönetmen Jonathan Kent’le tekrar bir araya gelerek Brian Friels’in “Faith Healer”ında rol aldı. Oyun Broadway’e geçmeden önce, Dublin’deki Gate Tiyatrosu’nda sahnelendi. Oyundaki performansıyla, Fiennes, Tony Ödülü’ne aday gösterildi.

* SÖR MICHAEL GAMBON (Albus Dumbledore)
Hogwarts Okulu’nun bilge ve saygın müdürü Albus Dumbledore rolünü bir kez daha üstlenen Gambon daha önce “Harry Potter ve Azkaban Tutsağı” ve “Harry Potter ve Ateş Kadehi”nde de bu karakteri canlandırmıştı.

Gambon kırk yılı aşan kariyeri boyunca tiyatro, sinema ve televizyon yapımlarındaki çalışmalarıyla sayısız ödül kazandı: Robert Altman’ın yönettiği “Gosford Park”taki oyuncu arkadaşlarıyla Beyaz Perde Oyuncuları ve Eleştirmenlerin Seçimi ödüllerine layık görüldü. “Perfect Strangers”, “Longitude”, “Wives and Daughters” ve “The Singing Detective” adlı televizyon filmleriyle dört kez BAFTA TV Ödülü kazandı. “The Singing Detective”, ayrıca, Royal Televizyon Society (RTS) Ödülü’ne, aktör de bu filmdeki çalışmasıyla RTS ve Broadcast Press Guild Ödülü’ne layık görüldü. Gambon, bunların yanı sıra, HBO filmi “The Path to War”daki Başkan Lyndon Baines Johnson portresiyle Emmy ve Altın Küre’ye aday gösterildi. Aktör, 1998 yılında, Kraliçe 2. Elizabeth tarafından tiyatroya katkılarından ötürü sör unvanıyla ödüllendirildi.

Kısa süre önce 2007 Sundance Film Festivali’nde galası yapılan Jake Paltrow filmi “The Good Night”ta ve başrollerini Matt Damon ve Angelina Jolie’yle paylaştığı Robert De Niro imzalı drama “The Good Shepherd”da rol alan Gambon’ın ufuktaki sinema projeleri ise “Brideshead Revisited” ve “My Boy”.

İrlanda doğumlu Gambon kariyerine Dublin’deki Edwards-MacLiammoir Gate Tiyatrosu’nda başladı. 1963’te, Laurence Olivier’ın yönettiği National Theatre Company’nin ilk oyuncuları arasında yer alan aktör, daha sonra “Othello”yu oynadığı Birmingham Rep’e geçti. Gambon’ın çok sayıdaki tiyatro çalışmaları şöyle özetlenebilir: Simon Gray imzalı “Otherwise Engaged”; Alan Ayckbourn’un “The Norman Conquests”, “Just Between Ourselves” ve “Man of the Moment” adlı oyunlarının Londra galası; “Alice’s Boys”; Harold Pinter’ın “Old Times”ı; “Uncle Vanya”nın başrolü; ve başrolünü Jack Lemmon’la paylaştığı “Veterans Day”. Aktör, 1987’de, pek çok ödül kazandı. Bunlardan biri Londra’ta tekrar sahnelenen, Arthur Miller’ın “A View From the Bridge” adlı oyunundaki performansıyla En İyi Erkek Oyuncu dalında kazandığı Olivier Ödülü’ydü.

Gambon, Royal National Tiyatrosu’nda da, pek çok önemli rol üstlendi. Bunların başlıcaları şöyle sıralanabilir: Harold Pinter’ın “Betrayal” ve “Mountain Language” oyunlarının galası; Simon Gray imzalı “Close of Play”; Christopher Hampton’ın yönettiği “Tales from Hollywood”; Alan Ayckbourn’un üç önemli oyunu “Sisterly Feelings”, (aktöre Olivier Ödülü kazandıran) “A Chorus of Disapproval” ve “A Small Family Business”; David Hare’in West End ve Broadway’de de sahnelenen oyunu “Skylight”; Lee Evans’la başrolünü paylaştığı “Endgame”, ve Falstaff rolünü üstlendiği “Henry IV, Parts I and II”. Akötrün yakın dönem açlışmalarından bazıları ise şöyle: Kendisine Evening Standard Ödülü getiren “Volpone”; Nicholas Hytner yapımı, Almeida’da sahnelenen “Cressida”; Patrick Marber yapımı, West End’de sahnelenen “Caretaker”; ve Stephen Daldry yapımı, The Royal Court Tiyatrosu’nda sahnelenen “A Number”.

“The Omen”; Wes Anderson imzalı “The Life Aquatic”; “Sky Captain and the World of Tomorrow”; “Sylvia”; “Open Range”; “The Insider”; Tim Burton’ın yönettiği “Sleepy Hollow”; “The Last September”; “Dancing at Lughnasa”; “The Gambler”; “The Wings of the Dove” ve “The Cook, The Thief, His Wife & Her Lover” aktörün beyaz perde çalışmalarından bazıları. Gambon, HBO’nun Mike Nichols imzalı ödüllü mini dizisi “Angels in America”da da rol aldı.

* BRENDAN GLEESON (Alastor ‘Deli-Göz Moody)
İlk olarak “Harry Potter ve Ateş Kadehi”nde canlandırdığı Alastor ‘Deli-Göz Moody rolünü bir kez daha üstlenen Gleeson, şöhret basamaklarını tırmanmaya Jim Sheridan’ın yönettiği “The Field”la başladı ve “Far and Away” ve “Into the West”teki küçük rollerle devam etti. Gleeson, Hollywood’un dikkatini başrolünü Mel Gibson’ın üstlendiği “Braveheart/Cesur Yürek”teki Hamish rolüyle çekti. Aktör bunun ardından Neil Jordan filmleri “Michael Collins” ve “The Butcher Boy”un yanı sıra, John Boorman’ın yönetici yapımcısı olduğu bağımsız film “Angela Mooney”de rol aldı.
1998 yılında, Boorman, Gleeson’ı gerçek bir İrlanda halk kahramanı olan Martin Cahill’i canlandırdığı biyografik yapım “The General”da yönetti. Bu performansıyla, Gleeson pek çok ödül kazandı. En İyi Erkek Oyuncu dalında Londra Sinema Eleştirmenleri bunlardan biriydi. Aktör daha sonra “The Tailor of Panama”, “In My Country” ve “The Tiger’s Tail”de de John Boorman’la çalıştı.

Aktörün diğer kayda değer sinema çalışmaları şöyle sıralanabilir: John Woo’nun yönettiği “Mission: Impossible II/Görevimiz Tehlike II”; Steven Spielberg’ün yönettiği “Artificial Intelligence:AI/Yapay Zeka”; John Boorman’ın yönettiği “The Tailor of Panama” ve “Country of My Skull”; Danny Boyle’ın yönettiği “28 Days Later/28 Gün Sonra” ve Martin Scorsese’nin yönettiği “Gangs of New York/New York Çeteleri”; Anthony Minghella imzalı “Cold Mountain”; Wolfgang Petersen’ın yönettiği “Troy”; M. Night Shyamalan’ın yönettiği “The Village”; Ridley Scott imzalı “Kingdom of Heaven”; Neil Jordan imzalı “Breakfast on Pluto” ve “Black Irish”.

Gleeson şu sıralar 2007 Kasım ayında gösterime girecek olan, Robert Zemeckis imzalı “Beowulf”un seslendirmesinde görev alıyor. Aktör, yakında, başrollerini Colin Farrell ve Ralph Fiennes’le paylaşacağı, Martin McDonagh’nın yöneteceği “In Bruges”, ve Thaddeus O’Sullivan’ın yöneteceği, HBO televizyon filmi “Churchill at War”la seyirci karşısına çıkacak.

Gleeson tiyatroda da pek çok yapımda rol aldı. “King of the Castle”, “The Plough and the Stars”, “Prayers of Sherkin”, “The Cherry Orchard” ve Gaiety Tiyatrosu’nda sahnelenen ve Chicago Tiyatro Festivali’nde de gösterilen “The Paycock” bunlardan sadece bir kısmı. Aktör, 2001 yılında, Dublin’deki The Peacock Tiyatrosu’nda gösterilen, Wilson Milam’ın yönettiği Billy Roche oyunu “On Such as We”yle tiyatroya döndü.

* RICHARD GRIFFITHS (Vernon Dursley)
Daha önce “Harry Potter ve Felsefe Taşı” “Harry Potter ve Sırlar Odası” ve “Harry Potter ve Azkaban Tutsağı”nda da üstlendiği, Harry’nin Muggle amcası Vernon Dursley rolüyle bir kez daha karşımıza çıkan Griffiths, son olarak Daniel Radcliffe’le birlikte West End’te tekrar sahnelenen Peter Shaffer yapımı, ödüllü oyun “Equus”ta rol aldı. Griffiths, geçen yıl, Nicholas Hytner’ın sinemaya uyarladığı “The History Boys”da çizdiği Hector portresindeki başarısıyla En İyi Erkek Oyuncu dalında BAFTA adayı oldu. Aktör, aynı oyunun Ulusal Tiyatro’da sahnelenen, Hytner’ın yönettiği, Londra açılışında da aynı rolle En İyi Erkek Oyuncu dalında Olivier Ödülü’ne layık görülmüştü. Griffiths, daha sonra, oyunun yurtiçi ve yurtdışı turnelerinde de yer aldı; Broadway gösteriminde ise Bir Oyunda En İyi Erkek Başrol Oyuncusu dalında Tony’yle ödüllendirildi.

Griffiths’ın rol adlığı bazı filmler ise şöyle sıralanabilir: Roger Michell’s “Venus,” Richard Eyre’ın yönettiği “Stage Beauty”; Roland Joffe imzalı “Vatel”; Tim Burton filmi “Sleepy Hollow”; Peter Chelsom’ın yönettiği “Funny Bones”; “Guarding Tess”; “Blame It on the Bellboy”; “The Naked Gun 2½”; “King Ralph”; “Withnail & I”; “A Private Function”; Hugh Hudson imzalı “Greystoke: The Legend of Tarzan”; Michael Apted filmi “Gorky Park”; Richard Attenborough imzalı “Gandhi”; Milos Forman’ın yönettiği “Ragtime”; Karel Reisz filmi “The French Lieutenant’s Woman”; ve Hugh Hudson’ın Oscar ödüllü filmi “Chariots of Fire”.

İngiliz televizyon seyircisinin, belki de en iyi, BBC televizyon dizisi “Pie in the Sky” ve “Hope & Glory”den tanıdığı Griffiths’in diğer televizyon çalışmaları şöyle özetlenebilir: “Bleak House”; “The Brides in the Bath”; “Gormenghast”; “In the Red”; “Ted & Ralph”; “Inspector Morse”; “Mr. Wakefield’s Crusade”; “Goldeneye: The Secret Life of Ian Fleming”; “The Marksman”; “Casanova”; “The Cleopatras”; “Bird of Prey”; ve “Nobody’s Perfect” serisi.

Başarılı bir tiyatrocu olan Griffiths, kısa süre önce “Heroes”un West End yapımında rol aldı. Aktör, Royal Shakespeare Company’yle ise “The White Guard”, “Once in a Lifetime”, “Henry VIII”, “Volpone”, ve “Red Star”da oynadı. Aktörün diğer önemli tiyatro çalışmaları arasında, “Luther”, “Heartbreak House”, “Galileo”, “Rules of the Game”, “Art”, “Katherine Howard” ve “The Man Who Came to Dinner” bulunuyor.

* JASON ISAACS (Lucius Malfoy)
İlk olarak serinin ikinci filmi “Harry Potter ve Sırlar Odası”nda, sonra da “Harry Potter ve Ateş Kadehi”nde canlandırdığı Ölü Yiyen Lucius Malfoy rolündeki Isaacs, kısa süre önce, Catherine Keener, Jennifer Aniston, Joan Cusack ve Frances McDormand’la birlikte rol aldığı, 2006 Sundance’te gösterilen “Friends with Money” adlı komediyi tamamladı.

2006 sonbaharında, Isaacs üç saygın projede üç bambaşka karaktere büründü: BBC’nin altı bölümlük komplo-gerilim dizisi “The State Within”de Washington DC’de mahsur kalan İngiliz Büyükelçisi Sör Mark Brydon’ı canlandırdı. Showtime’ın hit dizisi “Brotherhood”da İrlanda asıllı Amerikalı gangster Michael Caffee’yi oynadı. Leo Regan’ın yazıp yönettiği, Channel 4 televizyon filmi “Scars”da, hasta ruhlu ve tehlikeli Londralı Chris olarak seyirciyle buluştu. Bu film röportaj kayıtlarından alınmış gerçek monologlar aracılığıyla şiddetin neden ve sonuçlarını irdeliyordu.
Isaacs, Rodrigo Garcia’nın “Nine Lives”ında Robin Wright Penn’le oynadığı yürek yakan romantik, “Chumscrubber”da canlandırdığı ezik köylü baba (her iki filmin galası da Sundance 2005’te yapıldı), ve Donal Logue’un “Tennis Anyone”ındaki komik, şovenist ve homofobik (eşcinsellerden korkan) film yıldızı tiplemesiyle, neslinin en çok yönlü oyuncularından olduğunu kanıtladı. Aktör, televizyonda da, NBC yapımı “The West Wing” dizisinde alaycı bir foto muhabirini canlandırdı.

Isaacs, Mel Gibson’la birlikte rol aldığı “The Patriot”ta Albay William Tavington olarak spotları üzerine toplayışından beri kesintisiz çalışıyor. Bu performansı aktöre Londra Sinema Eleştirmenleri Cemiyeti Ödülü adaylığı getirdi. Ertesi yıl, Keanu Reeves ile Charlize Theron’ın başrollerini paylaştığı “Sweet November/Kasım’da Aşk Başkadır”da ise sansasyonel, askısız, payetli bir elbiseyle izleyici karşısına çıkan aktörü bunun ardından Ridley Scott’ın başarılı savaş draması “Black Hawk Down”da üstlendiği küçük kafalı Yüzbaşı Mike Steele rolünde tanımak neredeyse imkansızdı. Isaacs, daha sonra, Nicolas Cage ile birlikte John Woo’nun 2. Dünya Savaşı draması “Windtalkers”da, acı tatlı romantik komedi “Passionada”da, ve Jackie Chan’le birlikte aksiyon komedi “The Tuxedo”da rol aldı. Isaacs’in P.J. Hogan’in yönettiği “Peter Pan”deki ikili performansı (Kaptan Hook ve Bay Darling) eleştirmenlerce ayakta alkışlandı.

Aktör, arkadaşı Paul Anderson’la da bir çok film yaptı. Bilimkurgu gerilim “Event Horizon”, “Soldier/Asker” ve İngiliz kült filmi “Shopping” bunlardan bazıları. Keskin gözlü sinemaseverler aktörün küçük bir rolle katkıda bulunduğu şu filmleri de hatırlayacaklardır: Anderson’ın yönettiği “Resident Evil”, Rob Bowman’ın yönettiği “Elektra” ve Mike Figgis’in deneysel filmi “Hotel”in jeneriği. Isaacs’in ilk sinema filmi Jeff Goldblum ve Emma Thompson’ın başrollerini paylaştığı “The Tall Guy”dır.

Liverpool doğumlu Isaacs, hukuk eğitimi aldığı Bristol Üniversitesi’ndeyken 20’yi aşkın tiyatro yapımında yönetmen ve/veya oyuncu olarak yer aldı. Londra’daki prestijli Central School of Speech and Drama’dan mezun olan aktör, yüksek finans dünyasında geçen hit İngiliz dizisi “Capital City”de iki sezon boyunca rol aldı. Bunu Lynda La Plante’ın yönettiği mini dizi “Civvies” izledi.
Isaacs, tiyatroda da, eleştirmenlerin büyük beğenisini kazanan Ulusal Kraliyet Tiyatrosu yapımı, Pulitzer ödüllü “Angels in America - Parts 1 & 2”de Louis rolünü canlandırdı. Aktör, ayrıca, Kraliyet Saray Tiyatrosu, Almeida Tiyatrosu, King’s Head ve beş kez de Edinburgh festivalinde dolu salonlara oynadı. Isaacs, kısa süre önce, tiyatroya dönerek Lee Evans’la birlikte West End’de tekrar gösterilen Harold Pinter oyunu “The Dumb Waiter”da rol aldı. Oyun, Trafalgar Stüdyoları’nda gösterildiği Şubat ve Mart 2007’de eleştirmenlerin beğenisini topladı.

* GARY OLDMAN (Sirius Black)
“Harry Potter ve Azkaban Tutsağı” ve “Harry Potter ve Ateş Kadehi”nden sonra bir kez daha Harry’nin vaftiz babası Sirius Black rolünü üstlenen Oldman, şu sıralar Batman filmi “The Dark Knight”ta ilk kez “Batman Begins”de canlandırdığı Teğmen James Gordon rolüyle sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.

Aktör oyunculuk kariyerine 1979’da Londra Tiyatrosu’nda başladı. 1985-1989 arasında sadece Londra’da Royal Court Tiyatrosu’nda çalıştı. 1985’te, “The Pope’s Wedding”teki performansı sayesinde, Time Out Magazine tarafından verilen En İyi Yeni Oyuncu Ödülü’nü aldı. Aynı yıl, Londra Eleştirmenleri Grubu’nun En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü Sör Anthony Hopkins’le paylaştı.
1986 yılında, Oldman ilk önemli sinema filmi “Sid and Nancy”de rol aldı ve punk rock efsanesi Sid Vicious portresiyle En Umut Vaat Eden Yeni Yetenek dalında Evening Standard İngiliz Sinema Ödülü’ne layık görüldü. Aktör, ertesi yıl, Stephen Frears’ın yönettiği “Prick Up Your Ears”daki İngiliz oyun yazarı Joe Orton rolündeki performansıyla da Londra Sinema Eleştirmenleri En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı.

O zamandan bu yana günümüzün en saygın ve çok yönlü oyuncuları arasına giren Oldman, hem büyük hitlerde hem de başarılı bağımsız filmlerde rol aldı. Aktörün ilk dönem çalışmaları şöyle özetlenebilir: Nicolas Roeg imzalı “Track 29”; “Criminal Law”; “Chattahoochee”; Tom Stoppard’ın yönettiği, kendisine En İyi Erkek Oyuncu dalında Independent Spirit Ödülü adaylığı getiren “Rosencrantz & Guildenstern Are Dead”; “State of Grace”; “Henry & June”; Lee Harvey Oswald’ı canlandırdığı Oliver Stone filmi “JFK”; ve başrolünü üstlendiği, Francis Ford Coppola imzalı “Dracula”.

Oldman daha sonraki filmlerinde de unutulmaz performanslar sergiledi. Bu filmlerden bazıları şöyle: Tony Scott’ın yönettiği “True Romance”; “Romeo is Bleeding”; Luc Besson filmleri “The Professional” ve “The Fifth Element”; “Immortal Beloved”; “Murder in the First”; Roland Joffe imzalı “The Scarlett Letter”; Julian Schnabel’in yönettiği “Basquiat”; Wolfgang Petersen’in yönettiği “Air Force One”; “Lost in Space”in sinema uyarlaması; ve Ridley Scott imzalı “Hannibal”.
Oldman, 1995 yılında, menajer ve yapım ortağı Douglas Urbanski’yle birlikte yapım şirketi The SE8 Group’u kurdu. Şirket Oldman’ın ilk yönetmenlik denemesi olan ve yine kendisinin yazdığı “Nil by Mouth”un yapımını gerçekleştirdi. 1997 yılı 50. Cannes Film Festivali’nin açılışına davet edilen film, En İyi Kadın Oyuncu dalında Kathy Burke’e ödül getirdi. Ayrıca, Oldman da bu çalışmasıyla En İyi İngiliz Filmi ve En İyi Senaryo dallarında BAFTA Ödülü’ne, 1997 Edinburgh Uluslararası Film Festivali Channel 4 Yönetmenler Ödülü ve En İyi İlk Film dalında Empire Ödülü’ne layık görüldü. Oldman’ın yönetici yapımcılığını üstlendiği SE8 Group filmi “The Contender” ise iki dalda Oscar adayı olmakla kalmadı, aktöre En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Beyaz Perde Oyuncuları Ödülü adaylığı getirdi.

Oldman’ın televizyon çalışmaları arasında yer alan, hit komedi dizisi “Friends”de konuk oyuncu olarak canlandırdığı alkolik aktör portresi Emmy adayı oldu. Aktör, bunun öncesinde de Mike Leigh’in yönettiği “Meantime” ve Alan Clarke’ın yönettiği “The Firm” adlı televizyon filmlerinde rol almıştı.

* ALAN RICKMAN (Severus Snape)
Tüm Harry Potter filmlerinde üstlendiği gizemli İksir öğretmeni Severus Snape rolünü bir kez daha üstlenen Rickman, Aralık 2007’de gösterime girecek olan, Tim Burton’ın sinemaya uyarladığı Stephen Sondheim müzikali “Sweeney Todd”da Yargıç Turpin rolünü oynayacak.
Rickman, 1988’in hit aksiyon filmi “Die Hard”da rol almadan önce de ülkesi İngiltere’de ünlü bir tiyatro oyuncusuydu. O yıldan bu yana, aktör, sinema ve televizyondaki çalışmaları için pek çok ödül aldı.

Rickman, 1992’de, “Robin Hood: Prince of Thieves”deki Nottingham Şerifi rolüyle En İyi Yardımcı Ekek Oyuncu dalında BAFTA Ödülü kazandı. Aynı yıl, bu ve Anthony Minghella filmi “Truly, Madly, Deeply”deki performansıyla Evening Standard İngiliz Sinema Ödülü ve Londra Sinema Eleştirmenleri Ödülü’nün yanı sıra, Stephen Poliakoff’un yönettiği “Close My Eyes” ve “Quigley Down Under”la da Londra Sinema Eleştirmenleri Ödülü’ne layık görüldü. Aktör daha sonra da Ang Lee imzalı “Sense and Sensibility” ve Neil Jordan imzalı “Michael Collins”daki başarısıyla BAFTA adayı oldu.

HBO yapımı “Rasputin”deki gizemli Rus keşişi rolüyle, Rickman, 1997 Emmy, Altın Küre, ve Olağanüstü Erkek Başrol Oyuncusu dalında SAG ödüllerine layık görüldü. Aktör kısa süre önce de HBO filmi “Something the Lord Made”deki başrolüyle Emmy adayı oldu.

Rickman’ın diğer önemli filmleri arasında “Nobel Son”, “Perfume: The Story of a Murderer”, “Snow Cake”, “Love Actually”, “Blow Dry”, “Galaxy Quest”, “Dogma”, “Judas Kiss”, ve kendisine 1994 Montreal Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu unvanı getiren “Mesmer” sayılabilir.

1997 yılında, Rickman, Macdonald’ın aynı adlı orijinal oyununa dayanarak Sharman Macdonald’la birlikte senaryosunu kaleme aldığı, başrolünü Emma Thompson’ın oynadığı “The Winter Guest”le yönetmenliğe adım attı. Venedik Film Festivali’nin resmi seçimine dahil olan film Altın Aslan Ödülü’nün yanı sıra iki ödül daha kazandı ve daha sonra gösterildiği Chicago Film Festivali’nde En İyi Film seçildi. Rickman, aynı senaryonun, West Yorkshire Playhouse ve Londra Almeida Tiyatrosu’nda sahnelenen tiyatro versiyonlarını da yönetti. Rickman, ayrıca, West End tiyatro oyunları “Wax Acts” ve “My Name is Rachel Corrie”nin yönetmenliği üstlendi ve bunlardan ikincisiyle En İyi Yeni Oyun ve En İyi Yönetmen dallarında Tiyatroseverlerin Seçimi Ödülü’ne layık görüldü.

Rickman, Drama Sanatları Kraliyet Akademisi’nde öğrenim gördükten sonra, iki sezon boyunca Royal Shakespeare Company’de (RSC) görev aldı. Aktör, 1985’te, “Les Liaisons Dangereuses”da Vicomte de Valmont rolünü, 1987’de de, aynı rolün Broadway versiyonunu üstlendi ve performansıyla Tony adayı oldu. Rickman, kısa süre önce de, Noel Coward imzalı “Private Lives”ın başarılı West End yapımında rol alarak Variety Club Ödülü, Olivier Ödülü ve Evening Standard adaylığına layık görüldü. Sonrasında Broadway’de de sahnelenen oyunda
Rickman ikinci kez En İyi Erkek Oyuncu dalında Tony adayı oldu.

* FIONA SHAW (Petunia Dursley)
“Harry Potter ve Felsefe Taşı”, “Harry Potter ve Sırlar Odası” ve “Harry Potter ve Azkaban Tutsağı”ndan sonra bir kez daha, oğlu Dudley’yi şımartan, Harry’nin teyzesi Petunia Dursley’yi canlandıran Shaw, bu yılın başında, Anthony Hopkins ve Ryan Gosling’le birlikte başarılı suç-gerilim filmi “Fracture”da rol aldı. Aktris, geçtiğimiz yıl, romantik komedi “Catch and Release” ve Brian De Palma imzalı “The Black Dahlia”da kamera karşısına geçti. Yakında komedi macera “The Other Side”da rol alacak aktrisin diğer önemli filmlerinden bazıları şöyle sıralanabilir: “Close Your Eyes”; “The Triumph of Love”; “The Last September”; “The Avengers”; “The Butcher Boy”; “Anna Karenina”; “Jane Eyre”; “Persuasion”; “3 Men and a Little Lady”; “Mountains of the Moon”ve “My Left Foot”.

Başarılı bir tiyatro oyuncusu olan Shaw, kısa süre önce Londra’da tekrar gösterime giren “Medea”daki performansıyla Evening Standard Ödülü kazandı. Yapımın New York’taki gösterimi Shaw’a Obie Ödülü’nün yanı sıra Tony adaylığı getirdi. Aktris, daha öncesinde, “As You Like It”teki Rosalind performansıyla da Olivier Ödülü kazanmıştı. Shaw’un kazandığı diğer ödüllerden bazıları şöyle: “The Good Person of Sichuan” ve “Electra”daki performansıyla Olivier ve Londra Eleştimenler Ödülü; “Hedda Gabler”daki başrolü için Londra Eleştimenler Ödülü; Stephen Daldry imzalı “Machinal”daki performansı için Olivier ve Evening Standard Drama ödülleri; ve T.S. Elliot imzalı “The Waste Land”deki hüner dolu performansı için New York Eleştirmenler Ödülü.

Shaw, ayrıca, Ulusal Kraliyet Tiyatrosu’nda, Royal Shakespeare Company’de ve ülkesi İrlanda’nın çeşitli tiyatrolarında sahneye çıktı. Aktris, ayrıca, “The Waste Land”in dünya turunda yer aldı.

Shaw, “The Waste Land”, “Hedda Gabler” ve “Richard II”deki rollerini BBC için tekrar üstlendi. Aktrisin televizyon çalışmaları arasında kısa süre önce gösterilen ABC mini dizisi “Empire”ın yanı sıra, “The Seventh Stream”, “Mind Games”, “Gormenghast”, “RKO 281”, “Seascape” ve Danny Boyle imzalı “For the Greater Good” sayılabilir.

Shaw, 2000 yılında, Fransa’da Sanat ve Edebiyat Ataşesi oldu ve ertesi yıl da Yeni Yıl Onur Listesi’nde CBE Ödülü aldı.

* MAGGIE SMITH (Minerva McGonagall)
Her Harry Potter filminde olduğu gibi, bu filmde de Hogwarts’ın Profesör Minerva McGonagall’ını canlandıran Smith, gerek meslektaşlarının, gerek halkın saygısını kazanan ve başarıları çok sayıda ödülle taçlanan bir aktris olarak, hiç kuşkusuz dünyanın en büyük tiyatro ve sinema oyuncularından biri. İki Oscar ödülü bulunan Smith bunlardan ilkini 1969 yapımı “The Prime of Miss Jean Brodie”deki unutulmaz performansıyla kazandı. Aynı performans, aktrise, BAFTA Ödülü ve Altın Küre adaylığı da getirdi. On yıl sonra, aktris ikinci Oscar’ını Altın Küre, Evening Standard ödülleri ve BAFTA adaylığıyla birlikte “California Suite”taki rolüyle kazandı. Smith, kısa süre önce de, Robert Altman’ın yönettiği “Gosford Park”taki performansıyla Oscar, Altın Küre ve BAFTA adayı oldu ve oyuncu kadrosundaki arkadaşlarıyla birlikte, Beyaz Perde Oyuncuları ve Eleştirmenlerin Seçimi ödüllerini paylaştı.

Smith, ayrıca, ilk oyunculuk denemesi olan “Othello”yla Oscar adaylığı, “Travels with My Aunt” ve “A Room with a View”la BAFTA ve Altın Küre ödülleri kazandı. Aktrisin layık görüldüğü diğer ödüller şöyle özetlenebilir: “A Private Function” ve “The Lonely Passion of Judith Hearne”la BAFTA; “The Lonely Passion of Judith Hearne”la Evening Standard Sinema Ödülü; ve kısa süre önce HBO filmi “My House in Umbria”yla kazandığı Emmy Ödülü.

Smith oyunculuğa 1952 yılında Oxford Üniversitesi Drama Kulübü’nde tiyatroyla başladı ve profesyonelliğe New York’ta “The New Faces of 1956 Revue”yla adım attı. Üç yıl sonra, Old Vic Company’ye katıldı ve burada “The Private Ear” ve “The Public Eye”la En İyi Kadın Oyuncu dalında 1962 Evening Standard Ödülü kazandı. 1963’te Ulusal Tiyatro’ya katılan Smith, Laurence Olivier’nin yönettiği “Othello”da Desdemona’yı canlandırdı. Aktrisin diğer kayda değer Ulusal Tiyatro çalışmaları arasında “Black Comedy”, “Miss Julie”, “The Country Wife”, “The Beaux Stratagem”, “Much Ado About Nothing” ve “Hedda Gabler” sayılabilir.

Smith’in beyaz perdede yıldızlaşmasını ve Oscar kazanmasını sağlayan film 1969 yapımı “The Prime of Miss Jean Brodie”ydi. Günümüz sinemaseverleri aktrisi “Harry Potter”daki rolünün yanı sıra, “Divine Secrets of the Ya-Ya Sisterhood”, “The First Wives Club”, “Sister Act”, “The Secret Garden” ve Steven Spielberg imzalı “Hook”taki performanslarıyla tanıyor. Smith’in diğer önemli sinema çalışmaları arasında “Becoming Jane”, “Ladies in Lavender”, “The Last September”, “Washington Square”, “Richard III”, “The Missionary”, “Death on the Nile”, “Murder by Death” ve “The Honey Pot” bulunuyor.

Smith, kariyeri boyunca, Londra ve New York tiyatrolarında sahneye çıkmaya devam etti. “Lettice and Lovage”daki performansıyla Tony Ödülü, “Night and Day” ve “Private Lives”daki performanslarıyla da Tony adayı olan aktris, “Virginia” ve “Three Tall Women’daki oyunculuklarıyla da Evening Standard Drama Ödülü kazandı.

Smith, ayrıca, televizyon filmleri “Suddenly, Last Summer”la Emmy Ödülü, “David Copperfield”le Emmy Ödülü ve BAFTA TV Ödülü’ne aday oldu. Aktrise BAFTA TV Ödülü adaylığı getiren diğer televizyon filmleri ise “Memento Mori”, “Mrs. Silly” ve (kendisine Royal Televizyon Society Ödülü de kazandıran) “Talking Heads”dir.

1990 yılında İngiliz Sinema Enstitüsü’nden aldığı DBE Ödülü’yle “Dame” payesiyle (bayanlara verilen, şövalyeyle eşdeğer bir asalet unvanı) onurlandırılan aktris, 1993 yılında da Gümüş BAFTA Yaşamboyu Başarı Ödülü’ne layık görüldü.

* IMELDA STAUNTON (Dolores Umbridge)
Harry Potter kadrosuna Hogwarts’ın acımasız ölçüde hırslı yeni Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmeni olarak katılan Staunton, 2004’te, Mike Leigh draması “Vera Drake”te başrol oynadı. Filmdeki çarpıcı performansı gerek eleştirmenlerin gerek izleyicilerin büyük beğenisini kazandı. Staunton bu çalışmasıyla En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar, Altın Küre ve and Beyaz Perde Oyuncuları (SAG) Ödülü’ne aday oldu. Ayrıca, aynı dalda BAFTA Ödülü, Evening Standard İngiliz Filmi Ödülü, İngiliz Bağımsız Film Ödülü, Avrupa Sinema Ödülü ve 2004 Venedik Film Festivali Ödülü’ne layık görüldü. Staunton pek çok eleştirmen grubu tarafından da Yılın En İyi Kadın Oyuncusu ilan edildi. New York Eleştirmenleri, Los Angeles Sinema Eleştirmenleri, Londra Eleştirmenleri, Toronto Sinema Eleştirmenleri, Chicago Sinema Eleştirmenleri ve Ulusal Sinema Eleştirmenleri Derneği bunlardan sadece bazıları.

Staunton’ın son dönem çalışmaları arasında başrolünü Hilary Swank’la paylaştığı Richard LaGravenese imzalı gerçek yaşam draması “Freedom Writers”, ve başrolünü Emma Thompson’la paylaştığı, Kirk Jones imzalı fantezi komedi “Nanny McPhee” bulunuyor. Aktrisin diğer sinema çalışmaları ise şöyle özetlenebilir: Stephen Fry’ın yönettiği “Bright Young Things”; başrolünü Andie MacDowell’ın paylaştığı, John McKay yönetimindeki “Crush”; John Madden’ın Oscarlı filmi “Shakespeare in Love” (filmin oyuncu kadrosu bu filmdeki performanslarıyla Olağanüstü Kadro Performansı dalında SAG Ödülü aldı); Trevor Nunn’ın yönettiği “Twelfth Night”; Ang Lee’nin yönettiği “Sense and Sensibility”; Kenneth Branagh filmleri “Peter’s Friends” ve “Much Ado About Nothing”; Beeban Kidron’ın yönettiği “Antonia & Jane”. Aktris, ayrıca, hit film “Chicken Run” başta olmak üzere bir çok animasyonda seslendirme yaptı.

Londra sahnelerindeki performansları için ödüller alan Staunton, “A Chorus of Disapproval”, “The Corn is Green” ve “Into the Woods”la üç kez Olivier Ödülü kazandı. Aktris, “Uncle Vanya”, “The Wizard of Oz” ve “Guys and Dolls”la da aynı ödüle aday gösterildi. “There Came a Gypsy Riding”, “Calico”, “The Beggar’s Opera”, “The Fair Maid of the West”, “They Shoot Horses, Don’t They?”, “Habeas Corpus”, “Travesties”, “Electra”, “A Little Night Music”, “Mack and Mabel” ve “She Stoops to Conquer” aktrisin zengin tiyatro repertuarında yer alan oyunlardan sadece bir kaçı.
Staunton, ayrıca, “Cranford Chronicles”, “The Wind in the Willows”, “My Family and Other Animals”, “A Midsummer Night’s Dream”, “Fingersmith”, “Cambridge Spies”, “David Copperfield”, “Citizen X” ve “The Singing Detective” gibi televizyon filmleriyle İngiliz televizyon seyircisinde iz bıraktı. Aktrisin rol aldığı çok sayıdaki diziden sonuncusu “Little Britain”dır.

2006 yılında, Staunton, Yeni Yıl Şeref Listesi’nde OBE Ödülü’ne layık görüldü.

* DAVID THEWLIS (Remus Lupin)
Filme eski Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmeni Remus Lupin olarak katılan Thewlis, Mike Leigh’nin yönettiği “Naked”la uluslararası ün kazandı. Filmin kilit rolündeki bu güçlü performansıyla, 1993 Cannes Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu adayı olmanın yanı sıra, Londra ve New York Sinema Eleştirmenleri ile Evening Standard Sinema Ödülleri komitesi tarafından En İyi Erkek Oyuncu seçildi. Aktör, bunun öncesinde, “Life is Sweet”te ve televizyon projesi “The Short and Curlies”de yine Leigh’le birlikte çalışmıştı.

Son 20 yılda 30’un üzerinde filmde rol alan Thewlis’in çalışmalarından bazıları şunlardır: Beeban Kidron’ın yönettiği “Vroom”; Paul Greengrass imzalı “Resurrected”; Louis Malle filmi “Damage”; David Jones’un yönettiği “The Trial”; Caroline Thompson’ın yönettiği “Black Beauty”; Agnieszka Holland filmi “Total Eclipse”; Mike Hoffman imzalı “Restoration”; Rob Cohen’in yönettiği “Dragonheart”; John Frankenheimer’ın yönettiği “The Island of Dr. Moreau”; Jean-Jacques Annaud filmi “Seven Years in Tibet”; Coen kardeşlerin imzasını taşıyan “The Big Lebowski”; Bernardo Bertolucci’nin yönettiği “Besieged”; Peter Hewitt imzalı “Whatever Happened to Harold Smith?”; Richard Donner filmi “Timeline”; Ridley Scott’ın yönettiği “Kingdom of Heaven”; “All the Invisible Children”da Jordan Scott’ın yömettiği bölüm; Terrence Malik imzalı “The New World”; Michael Caton-Jones’un yönettiği “Basic Instinct 2: Risk Addiction”; ve John Moore imzalı tekrar yapım “The Omen”.

Kısa süre önce bağımsız yapım “The Inner Life of Martin Frost”un başrolünü üstlenen aktör, şu sıralar, Mark Herman’ın yönetmeni, David Heyman’ın da yapımcısı olduğu “The Boy in the Striped Pyjamas”da rol alıyor.

Oyunculuğun yanı sıra, yazarlık ve yönetmenliğe de yönelen Thewlis, “Hello, Hello, Hello”daki çalışmasıyla En İyi Kısa Film dalında BAFTA’ya aday oldu. Aktör, son olarak, 2003 yapımı bağımsız film “Cheeky”ye yazar, yönetmen ve oyuncu olarak imza attı.

Thewlis’in rol aldığı televizyon filmlerinden bazıları şöyle: “Dinotopia”, “Endgame”, “Dandelion Dead”, ödüllü “Prime Suspect 3”, “Black and Blue”, “Journey to Knock”, “Oranges Are Not the Only Fruit”, “Skulduggery” ve “The Singing Detective”. Aktör, “A Bit of Do” adlı dizide de tekrarlayan bir rol üstlendi.

Sinema ve televizyonun yanında, tiyatroyla da ilgilenen Thewlis’in rol aldığı tiyatro oyunları ise şöyle özetlenebilir: Sam Mendes’in yönettiği, Kraliyet Ulusal Tiyatrosu’nda sahnelenen “The Sea”; Royal Court’ta sahnelenen “Ice Cream”; Greenwich’teki Regal’de sahnelenen “Buddy Holly”; Farnham’da sahnelenen “Ruffian on the Stairs/The Woolley”; Kings Head’de sahnelenen “The Lady and the Clarinet” .

* EMMA THOMPSON (Sybill Trelawney)
İlk kez “Harry Potter ve Azkaban Tutsağı”nda üstlendiği Sybill Trelawney rolünü bir kez daha üstlenen Thompson, son olarak, büyük övgü toplayan komedi-drama “Stranger than Fiction”da oynadı. Senaryosunu da yazdığı hit aile filmi “Nanny McPhee”de neredeyse tanınmaz halde olan aktris, şu sıralar, “Nanny McPhee”nin devam filminde çalışıyor. Thompson ayrıca başrolünü Michael Gambon’la paylaştığı “Brideshead Revisited”ın ve Dustin Hoffman’la birlikte kamera karşısına geçtiği romantik drama “Last Chance Harvey”nin çekimlerini sürdürüyor.

Aktris ve senarist olarak günümüzün en çok ödül alan yeteneklerinden olan Thompson, 1993’te, Oscar, Altın Küre, BAFTA ve Evening Standard Sinema ödüllerini sildi süpürdü; ayrıca, En İyi Kadın Oyuncu dalında New York ve Los Angeles Sinema Eleştirmenleri, Sinema Eleştirmenleri Ulusal Derneği ve National Board of Review ödüllerini de Merchant Ivory draması “Howards End”deki performansıyla kazandı. Thompson ertesi yıl iki filmle Oscar ve Altın Küre adayı oldu: Birinci olarak En İyi Kadın Oyuncu dalında James Ivory filmi “The Remains of the Day”le, ki bu performansıyla BAFTA adayı da oldu, ikinci olarak da En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Jim Sheridan filmi “In the Name of the Father”la. Aktris, “The Remains of the Day” ve Kenneth Branagh imzalı “Much Ado About Nothing”le Evening Standard Sinema Ödülü’ne layık görüldü.

1996’da, Thompson, bir kez daha iki ayrı yapımla Oscar adayı oldu, ve gerek Ang Lee imzalı “Sense and Sensibility”deki oyunculuğuyla, gerek Jane Austen’ın kitabından uyarladığı senaryoyla Oscar’a layık görüldü. Thompson böylece hem oyunculuk hem de senaryo dalında Oscar alan tek kişi olma onuruna erişti. Amerika ve Büyük Britanya Yazar localarının yanı sıra, New York, Los Angeles, Boston, Londra ve Broadcast Sinema Eleştirmenleri’nden de En İyi Uyarlama Senaryo ödüllerine layık görülen Thompson, Altın Küre ve Evening Standard Sinema Ödülü ve BAFTA adaylığına da hak kazandı. Aktris, filmdeki rolüyle de, BAFTA ve National Board of Review Ödülü’ne layık görüldü; ayrıca, Altın Küre ve Beyaz Perde Oyuncuları Ödülü’ne aday gösterildi.
Thompson’ın son dönemde aldığı ödüller ise şöyle sıralanabilir: Richard Curtis’in yönettiği “Love Actually” ile Evening Standard Sinema Ödülü, Empire Ödülü, Londra Sinema Eleştirmenleri Ödülü ve BAFTA adaylığı; televiyonda, Mike Nichols’ın yönettiği 2003 HBO mini dizisi “Angels in America”daki çoklu rolleriyle Emmy ve SAG adaylığı (Thompson ve Nichols bunun öncesinde HBO filmi “Wit”te de birlikte çalışmıştı); Margaret Edson’ın aynı adlı oyununa dayanarak senaryosunu Nichols’la birlikte yazdığı “Wit”le, ortaklaşa kazandıkları Humanitis Ödülü ve Emmy adaylığı; aynı filmle, oyucu olarak kazandığı Emmy, Altın Küre ve SAG adaylığı; sitkom “Ellen”daki müthiş komik performansıyla layık görüldüğü Emmy Ödülü.

Thompson’ın eğlence dünyasının içinde doğduğunu söylemek mümkün. Aktrisin babası Eric Thompson tiyatro yönetmeni ve yazarı, annesi Phyllida Law ise aktris. Cambridge’te İngilizce okuyan Thompson, okulun Footlights komedi grubuna katılma teklifi aldı. Cambridge’in sadece kadınların rol aldığı ilk sahne gösterisi “Women’s Hour”ın ortak yönetmenliğini yapan Thompson, henüz öğrenciyken BBC yapımı “Friday Night, Saturday Morning”le televizyona adım attı.

1980’ler boyunca İngiliz televizyonunda sık sık görülen Thompson, Hugh Laurie’yle televizyon filmi “The Crystal Cube”da ve tekrarlayan rolüyle “Alfresco” adlı dizide yer aldı. Aktris, 1985 yılında, Channel 4’dan kendi televizyon özel gösterimi “Up for Grabs”i yapması için teklif aldı. Ayrıca, 1988’de kendi yazıp oynadığı BBC dizisi “Thompson”a imza attı.

Tiyatro faaliyetlerini hep sürdüren aktris, “A Sense of Nonsense”in İngiltere turnesinde rol aldı; kendisinin kaleme aldığı “Short Vehicle”la 1983 Edinburgh Festivali’nde seyirciyle buluştu; 1985’te “Me and My Girl”le önce Leicester, ardından da Londra West End’de sahneye çıktı; ve 1989’da da Lyric Tiyatrosu’nda sahnelenen “Look Back in Anger”da rol aldı.

Aynı yıl komedi filmi “The Tall Guy”la, ve Katherine rolünü üstlendiği, Kenneth Branagh’nın ilk yönetmenlik denemesi olan “Henry V”le sinemaya adım attı. Aktrisin önemli filmlerinden bir kaçı şöyle sıralanabilir: Branagh’nın yönettiği “Dead Again” ve “Peter’s Friends”; Ivan Reitman’ın yönettiği “Junior”; Christopher Hampton imzalı “Carrington”; Alan Rickman filmi “The Winter Guest”; ve Mike Nichols imzalı “Primary Colors”.

* JULIE WALTERS (Bayan Weasley)
“Harry Potter ve Felsefe Taşı” “Harry Potter ve Sırlar Odası” ve “Harry Potter ve Azkaban Tutsağı”ndaki anaç Bayan Weasley rolünü bir kez daha üstlenen Walters, sonbaharda bağımsız film “Becoming Jane”le sinemaseverlerin karşısına çıkacak. Aktris, ayrıca, yakında Meryl Streep’le birlikte, “Mama Mia!” adlı müzikalin sinema versiyonu için kamera karşısına geçecek.

İki kez Oscar adayı olan Walters, ilk olarak sinemaya adım attığı 1984 yapımı “Educating Rita”nın başrolüyle Oscar’a aday gösterildi, ayrıca, BAFTA ve Altın Küre Ödülü’ne layık görüldü. Aktrisin ikinci Oscar adaylığı Stephen Daldry’nin yönettiği “Billy Elliot”la geldi. Filmde Billy’nin bale öğretmenini canlandıran aktris, aynı zamanda, BAFTA, Empire, Evening Standard Sinema Ödülü ve Londra Sinema Eleştirmenleri Ödülü kazanmakla kalmadı, Altın Küre, Avrupa Sinema Ödülü ve iki dalda (En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve Öne Çıkan Oyuncu Kadrosu dallarında) Beyaz Perde Oyuncuları Ödülü’ne aday gösterildi. Walters, “Personal Services” ve kendisine Variety Club Ödülü getiren “Stepping Out”taki performanslarıyla da BAFTA adayı oldu.

Walters ‘ın diğer önemli sinema çalışmalarından bazıları şöyle sıralanabilir: Başrolünü Harry Potter’daki oğlu Rupert Grint’le paylaştığı “Driving Lessons”; “Wah-Wah”; “Calendar Girls”; “Before You Go”; Roger Michell imzalı “Titanic Town”; “Girls’ Night”; “Intimate Relations”; “Sister My Sister”; “Just Like a Woman”; “Buster”; ve Stephen Frears imzalı “Prick Up Your Ears”.
Walters, İngiliz televizyonunda da pek çok yapımda rol aldı. Kısa süre önce, 2002, 2003 ve 2004 olmak üzere üç yıl üst üste BAFTA TV Ödülü kazandı. Kendisine bu ödülleri getiren yapımlar sırasıyla, “Strange Relations”; aynı zamanda aktrise Royal Televizyon Society Ödülü de getiren “Murder”; Broadcasting Press Guild Ödülü de almasını sağlayan dizi “The Canterbury Tales”dir. Aktris bunun öncesinde de BAFTA TV Ödülü’ne dört kez aday gösterilmişti: 1983’te mini dizi “Boys From the Blackstuff”la; 1987’de “Victoria Wood: As Seen on TV” adlı diziyle; 1994’te televizyon filmi “The Wedding Gift”le; ve 1999’da “Dinnerladies” adlı diziyle. Walters’ın diğer televizyon çalışmaları arasında “The Ruby in the Smoke”, “Ahead of the Class”, “The Return”, “Oliver Twist”, “Jake’s Progress”, “Pat and Margaret”, “The Summer House”, “Julie Walters and Friends”, “Talking Heads” ve “The Birthday Party” sayılabilir.

Aynı zamanda başarılı bir tiyatro oyuncusu olan Walters, 2001 yılında Arthur Miller oyunu “All My Sons”daki performansıyla Olivier Ödülü kazandı. Aktris, bunun öncesinde Sam Shepard imzalı “Fool for Love”daki oyunculuğuyla da aynı ödüle aday gösterilmişti. Londra sahnelerine “Educating Rita”da canlandırdığı ve daha sonra beyaz perdeye de taşıdığı rolle adım atan Walters, “Jumpers”, “Having a Ball”, “Frankie and Johnny in the Clair de Lune”, “When I was a Girl I Used to Scream and Shout”, Tennessee Williams’ın yazdığı “The Rose Tattoo” gibi oyunlarda ve “Acorn Antiques” adlı müzikalde de rol aldı.

Walters, ayrıca, 2006 yılında ilk romanı “Maggie’s Tree”yi yayımladı.

* ROBERT HARDY (Cornelius Fudge)
“Harry Potter ve Sırlar Odası”, “Harry Potter ve Azkaban Tutsağı” ve “Harry Potter ve Ateş Kadehi”nden sonra bir kez daha karşımıza Sihir Bakanı Cornelius Fudge rolüyle çıkan Hardy, altmış yıldan uzun süredir yer aldığı çok çeşitli sinema, televizyon ve tiyatro çalışmalarıyla İngiltere’nin en saygın karakter oyuncularından biri oldu. Son olarak aile filmi “Lassie”de rol alan aktörün çok sayıdaki sinema filmlerinden bazıları şöyle sıralanabilir: “The Gathering”; David Yates’in yönettiği “The Tichborne Claimant”; “An Ideal Husband”; “Mrs. Dalloway”; Ang Lee imzalı “Sense and Sensibility”; Kenneth Branagh’nın yönettiği “Mary Shelley’s Frankenstein”; David Hare filmi “Paris by Night”; “The Shooting Party”; “Yellow Dog”; Richard Attenborough’nun yönettiği “Young Winston”; Martin Ritt’in klasikleşmiş gerilimi “The Spy Who Came in from the Cold”; ve çeşitli Fransız filmleri.

Hardy’nin belki de en iyi bilinen televizyon çalışması yedi sezon boyunca rol aldığı “All Creatures Great and Small” adlı dizidir. Aktör, bu dizideki rolüyle BAFTA TV Ödülü’ne aday gösterildi. Mini dizi “Winston Churchill: The Wilderness Years”da çizdiği Winston Churchill portresiyle de BAFTA TV Ödülü adayı olan ve Broadcasting Press Guild Ödülü kazanan aktör, 1988 yılında, mini dizi “War and Remembrance” ve televizyon filmi “The Woman He Loved”da olmak üzere Churchill’i iki kez daha canlandırdı. Hardy, kısa süre önce, 2006 yapımı televizyon filmi “Marple: The Sittaford Mystery”de ünlü devlet adamının kimliğine bir kez daha büründü. Aktörün 80’in üzerindeki televizyon projeleri arasında “Death in Holy Orders”, “Lucky Jim”, “The Falklands Play”; “Bertie and Elizabeth”; “Shackleton”; “The Lost World”; “The 10th Kingdom”; “Gulliver’s Travels”; “Jenny’s War”; “The Far Pavillions”; “Edward the King”; “The Gathering Storm”; “Elizabeth R”; ve “Hot Metal” ile “Mogul” adlı diziler sayılabilir.

Hardy tiyatroya 1949 yılında Stratford-upon-Avon’daki Shakespeare Memorial Tiyatrosu’nda adım attı. Aktörün başarılı tiyatro kariyeri boyunca rol aldığı oyunlardan bazıları şöyle: “Much Ado About Nothing”; “The River Line”; “Camino Real”; “The Rehearsal”; “A Severed Head”; “The Constant Couple”; “Habeas Corpus”; “Dear Liar”; “Body and Soul”; ve Winston Churchill rolünü bir kez daha üstlendiği, Paris’te Palais des Congres’de sahnelenen Fransız yapımı “The Man Who Said No”.

Hardy, ayrıca, televizyon filmi “The Picardy Affair”in, radyo oyunu “The Leopard and the Lilies”in ve iki BBC “Chronicle” belgeselinin yazarı ve ortak yönetmeniydi. Hardy, “Longbow” ve “The Great War-Bow” adında, ortaçağ savaşlarını konu alan iki de kitap yazdı.

* DAVID BRADLEY (Argus Filch)
Serinin tüm filmlerinde olduğu gibi, yine Hogwarts’ın hademesi Argus Filch karakterini canlandıran Bradley, İngiltere’nin en seçkin tiyatro oyuncularından biri olarak, uzun zamandır Royal Shakespeare Company (RSC) ve Ulusal Tiyatro üyesidir.

Bradley, 1991 yılında, Ulusal Tiyatro’da sahnelenen “King Lear”da canlnadırdığı saray soytarısı rolüyle Olivier Ödülü kazandı. Aktör, 1993 yılında da, “Hamlet”te canlandırdığı Polonius, “Henry IV, Part II”da canlandırdığı Shallow rolleriyle de Clarence Derwent Ödülü’ne layık görüldü. Shallow portresiyle aynı zamanda Olivier Ödülü’ne de aday olan Bradley, kısa süre önce Ulusal Tiyatro’da sahnelenen 2006 yapımı “Henry IV, Parts I and II”yla yine Olivier Ödülü’ne aday gösterildi.
Aktörün RSC bünyesinde rol aldığı tiyatro oyunları şöyle sıralanabilir: “Titus Andronicus”, “The Tempest”, “Julius Caesar”, “The Alchemist”, “Dr. Faustus”, “Cymbeline”, “Three Sisters”, “Twelfth Night”, “Tartuffe” ve “The Merchant of Venice”. Bradley’nin Ulusal Tiyatro bünyasinde rol aldığı oyunlar da aynı ölçüde önemli. “The Night Season”, “The Mysteries”, “The Homecoming”, “Mother Courage”, “Richard III”, “Measure for Measure”, “The Cherry Orchard”, “‘Tis Pity She’s a Whore” ve “The Front Page” bunlardan sadece bir kısmı. West End izleyicileri ise Bradley’yi “Uncle Vanya”, “Britannicus”, “Phedre” ve “Funny Peculiar” gibi oyunlarda seyretme imkanı buldular.

Aktörün beyaz perdedeki çalışmaları arasında, “Hot Fuzz”, “Red Mercury”, “Exorcist: The Beginning”, “Nicholas Nickleby”, “The Intended”, “This is Not a Love Song”, “Gabriel & Me”, “Blow Dry”, “The King is Alive”, “Tom’s Midnight Garden” ve “Left Luggage” bulunuyor.

İngiliz televizyon izleyicisinin yakından tanıdığı bir sima olan Bradley, mini dizi “The Way We Live Now”da David Yates’le çalıştı. “Sweeney Todd”, “Mr. Harvey Lights a Candle”, “Blue Dove”, “The Last King”, ”“The Mayor of Casterbridge”, “Murphy’s Law”, “Sweet Dreams”, “Vanity Fair”, “Our Mutual Friend”, “Reckless”, “Our Friends in the North” ve “Martin Chuzzlewit” gibi televizyon filmlerinde de rol alan aktör, bir çok dizide konuk oyuncu olarak yer aldı ve “A Family at War” adlı dizide sürekli bir rol üstlendi.

* MARK WILLIAMS (Arthur Weasley)
“Harry Potter ve Sırlar Odası”, “Harry Potter ve Azkaban Tutsağı” ve “Harry Potter ve Ateş Kadehi”nde olduğu gibi, yine Weasley ailesinin reisi Arthur Weasley’yi canlandıran Williams, Oxford Üniveristesi’nden mezun olmasından itibaren, sinema, televizyon ve tiyatro çalışmalarıyla İngiliz seyircisinin tanıdığı bir isim oldu. Aktörün sinema çalışmaları şöyle özetlenebilir: Michael Winterbottom imzalı “Tristram Shandy: A Cock and Bull Story”; Metin Hüseyin’in yönettiği “Anita and Me”; Peter Hewitt filmi “The Borrowers”; Stephen Herek’in yönettiği “101 Dalmatians”; Karen Adler imzalı “Fever”; Gabriel Axel filmi “Prince of Jutland”; Clare Peploe imzalı “High Season; British Sinema Enstitüsü yapımı “Out of Order”; ve Michael Hoffman’ın yönettiği “Privileged”.
İngiliz televizyon izleyicisi Williams’ı belki de en çok, dört sezon boyunca ve Noel özel bülümünde yer aldığı BBC TV dizisi “The Fast Show”dan tanıyordur. Aktörün daha yeni dönem televizyon çalışmaları arasında “Carrie & Barrie” adlı dizi ile televizyon filmleri “The Rotters’ Club” ve “Viva Blackpool” bulunuyor. Yakında, Jane Austen’ın “Sense and Sensibility”sinden uyarlanacak olan televizyon projesinde yer alacak olan Williams, “Red Dwarf”, “Stuff”, “Bottom”, “Harry Enfield”, “Tumbledown”, “Making Out”, “Kinsey”, “Bad Company”, “Hunting Venus” ve “Happy Birthday Shakespeare” adlı yapımlarda rol aldı. Aktör, ayrıca, “Jumpers for Goalposts” adlı yarışma programının sunucu ekibindeki isimlerden biriydi.

2002 yılında, Williams, “Industrial Revelations with Mark Williams” adında 10 bölümlük Discovery Channel dizisini, 2004’te “On the Rails with Mark Williams” ve 2005’te “More Industrial Revelations with Mark Williams”ı çekti. Aktörün yönettiği son belgesel olan dört bölümlük Sky One yapımı “Big Bangs”di. Williams, ayrıca, Channel 4 sitcom’u “Festival”ın yönetmenliğini, yine Channel 4 sitcom’u “In Exile”ın da ortak yönetmenliğini gerçekleştirdi.

Tiyatroya da önem veren Williams, üç yıl boyunca, Mikron Theatre Company’yle birlikte bir mavnayla (bir tür kargo gemisi) turneye çıktı. Aktörün tiyatro çalışmaları şöyle özetlenebilir: Başrolünü üstlendiği, Royal Court Tiyatrosu tarafından Genç Yazarlar festivalinde sahnelenen “William”; Ulusal Tiyatro’da sahnelenen “Fanshen”; Cheek by Jowl Theatre Company’nin sahnelediği “Doctor of Honour”; Greenwich Tiyatrosu’nda sahnelenen “The City Wives Confederacy”; “Moscow Gold”; “Singer”; Royal Shakespeare Company’nin sahnelediği “A Dream of People” ve “As You Like It”; West End’de sahnelenen “Art”; ve Royal Court Tiyatrosu’nda sahnelenen “Toast”. Aktörün 1988 yılında rol aldığı “The Fast Show Live on Stage” kapalı gişe oynadı. 2002 yılında ise, “The Fast Show Live on Tour” tüm İngiltere’de büyük başarı elde etti.

* TOM FELTON (Draco Malfoy)
Tüm Harry Potter filmlerinde olduğu gibi, yine Harry Potter’ın baş düşmanı, Slytherin evi öğrencisi Draco Malfoy’u canlandıran Tom, beyaz perdede ilk kez, Peter Hewitt’in yönettiği 1996 yapımı “The Borrowers”daki Peagreen rolüyle seyirciyle buluştu. Tom 1999’da, “Anna & the King/Anna ve Kral”da Jodie’s Foster’ın filmdeki oğlu Louis’i oynadı.

Genç aktör, ayrıca, iki hit İngiliz dizisinde de rol aldı: James rolünü üstlendiği “Bugs”, ve Tom’un Thomas Ingham rolünü üstlendiği ve başrollerini Clive Owen’la paylaştığı “Second Sight”. İki BBC radyo piyesinde de yer alan Tom, “The Wizard of Earthsea”da Ioeth, “Here’s to Everyone”da Hercule rollerini üstlendi.

Sekiz yaşından beri profesyonel oyunculuk yapan Tom, 1995’te popüler birkaç televizyon reklamıyla dikkatleri üzerine topladı.

Tom, ayrıca, hevesli bir sazan avcısı ve fırsat buldukça balık avına gidiyor.

* MATTHEW LEWIS (Neville Longbottom)
Harry Potter’ın sadık dostu Neville Longbottom karakterini tüm Harry Potter filmlerinde canlandıran Matthew beş yaşında amatör bir drama kulübüne katıldığından beri oyunculuk yapıyor. Neville rolünü oynama hakkını memleketi Leeds’te halka açık yapılan seçmelerde kazanan Matthew, “Heartbeat”, “City Central”, “Where the Heart Is”, “Sharpe”, “Emmerdale”, “Dalziel and Pascoe” ve “Some Kind Of Life” gibi televizyon dizilerinde de rol aldı.

Lewis kamera önünde çalışmadığı zamanlarda, kısa hikayeler okumak ve yazmaktan keyif alıyor. Genç oyuncu şimdilerde sinemacılığa da ilgi duymaya başladı.

* EVANNA LYNCH (Luna Lovegood)
Sinemaya bu filmde canlandırdığı, Harry Potter’ın özgür ruhlu yeni arkadaşı Luna Lovegood karakteriyle adım atan Lynch’in hikayesi peri masallarını andırıyor. Ateşli bir Harry Potter hayranı olan Lynch, Harry Potter and the Order of the Phoenix’i okur okumaz Luna karakterine yakınlık duydu. Hatta cesurca bir adım atıp, rol için seçmelere katılma umuduyla, yapımcılara bir demo kaset hazırlayıp gönderdi. Daha sonra Ocak 2006’da Londra’da halka açık seçmelerin yapılacağını öğrendi. Babasıyla birlikte Dublin’den uçarak, Luna rolü için umut besleyen 15.000 genç kızla birlikte sıraya girdi. Fakat Lynch’in farkı, gerek casting yönetmeni gerek yapımcılar tarafından hemen anlaşıldı ve Luna rolü kendisine verildi.

İrlanda-County Louth’taki evinde ailenin kedisi Luna ve yavru kedisi Dumbledore’la zaman geçirmekten keyif alan Lynch, hiç oyunculuk eğitimi almamış olsa da yerel drama kulübünün aktif bir üyesi. Genç kız modern dans, bale ve çağdaş dansı seviyor. Mücevher tasarımı da hobileri arasında yer alan Lynch, kendisi ve arkadaşları için yüzük ve küpeler yapıyor.

* KATIE LEUNG (Cho Chang)
İkinci kez Harry Potter’ın ilgi duyduğu, Ravenclaw evi öğrencisi Cho Chang’i canlandıran Katie, “Harry Potter ve Ateş Kadehi”nde Cho’yu canlandırmadan önce herhangi bir oyunculuk deneyimine sahip değildi. Babası tesadüfen Çin televizyonunda halka açık seçmelerin yapılacağına dair ilanı gördü. Leung, 5.000 genç kızın katıldığı seçmelerde Harry Potter’ın hoşlandığı Cho rolünü oynamaya hak kazandı.

Katie büyük bir müzik meraklısı ve R&B, Pop, Rock, Hip Hop başta olmak üzere her türlü müziği seviyor. Genç kız, ayrıca, piyano da çalıyor.

* HARRY MELLING (Dudley Dursley)
Harry Potter ve Felsefe Taşı”, “Harry Potter ve Sırlar Odası” ve “Harry Potter ve Azkaban Tutsağı”nda olduğu gibi, yine Harry’nin şımarık Muggle kuzeni Dudley Dursley’yi canlandıran Melling, sinemaya Harry Potter filmleriyle adım attı.

Ulusal Gençlik Tiyatrosu’nun üyesi olan Melling, burada “The Master and Margarita”, “The Merchant of Venice” ve “Watch Over Me Three”de rol aldı. Genç aktör, ayrıca, Stephen Poliakoff’un yönettiği BBC yapımı “Friends and Crocodiles”da genç Oliver’ı canlandırdı.
Okulda drama, İngilizce ve sanat dersleri alan Melling, bir süre önce yazdığı kısa oyunun Londra Fringe’de sahnelenmesi için çalışıyor.


YAPIMCILAR HAKKINDA
* DAVID YATES (Yönetmen)
Daha önce televizyon çalışmalarıyla ön plana çıkan ödüllü yönetmen Yates, ilk BAFTA TV Ödülü’nü başrollerini Matthew Macfadyen ve Miranda Otto’nun paylaştığı bir dönem draması olan BBC mini dizisi “The Way We Live Now”la kazandı. Yates 2003’te yönettiği drama dizisi “State of Play”le BAFTA TV Ödülü’ne aday gösterilmenin yanı sıra Olağanüstü Yönetim Başarısı dalında Büyük Britanya Yönetmenler Locası (DGGB) Ödülü’ne layık görüldü. Proje, ayrıca, Broadcasting Basın Locası Ödülü, Royal Televizyon Society (RTS) Ödülü, ve En İyi Dizi dalında Banff Televizyon Festivali Rockie Ödülü kazandı.

Ertesi yıl iki bölümlük karanlık drama “Sex Traffic”le bir kez daha BAFTA TV Ödülü kazanıp, ikinci kez de DGGB adayı olan Yates’in seks trafiğine cesur bir bakış sunan bu çalışması başka ödüllere de layık görüldü: En İyi Drama dahil olmak üzere sekiz dalda BAFTA TV ve dört dalda da RTS Ödülü, Reims Uluslararası Televizyon Festivali’nde En İyi Mini dalında Jüri Ödülü, ve Monte Carlo Televizyon Festivali’nde Altın Su Perisi Ödülü bunlardan bazıları.

Yates, son olarak, Bill Nighy ve Kelly Macdonald’ın başrollerini üstlendiği 2005 HBO filmi “The Girl in the Café” adlı aşk hikayesindeki çalışmasıyla Bir Mini Dizi, Film ya da Özel Dramada Olağanüstü Yönetim dalında Emmy adayı oldu. Yönetmenin diğer televizyon çalışmaları arasında, Jim Broadbent ve Hugh Laurie’nin başrollerini paylaştığı televizyon filmi “The Young Visitors” ve başrollerinde Pete Postlethwaite ile Geraldine James’in oynadığı mini dizi “The Sins” sayılabilir.
St. Helens’da büyüyen, Essex Üniversitesi ve Washington’daki Georgetown Üniversitesi’nde siyaset okuyan Yates, yönetmenlik kariyerine, yazarı da olduğu kısa film “When I Was a Girl”le adım attı. İrlanda’daki Cork Uluslararası Film Festivali’nde En İyi Avrupa Kısa Filmi seçilen, San Francisco Film Festivali’nde de Golden Gate Ödülü’ne layık görülen film, yönetmenin İngiltere-Beaconsfield’deki Ulusal Sinema ve Televizyon Okulu’na kabul edilmesini sağladı.

Mezuniyet filmi “Good Looks”la Chicago Uluslararası Film Festivali’nde Gümüş Hugo Ödülü kazanan Yates, 1998’de, Stephen Fry ve John Gielgud’ın başrollerinde yer aldığı “The Tichborne Claimant”la sinema yönetmenliğine adım attı. Yönetmenin son kısa filmi 2002 yapımı “Rank” BAFTA Ödülü’ne aday gösterildi.

* DAVID HEYMAN (Yapımcı)
David Heyman, JK Rowling’in muazzam başarılı Harry Potter romanlarının beşinci uyarlaması olan bu filme de, önceki dört filmde olduğu gibi yapımcı olarak imza atıyor.

Eğitimini İngiltere ve Amerika’da tamamlayan Heyman, kariyerine Milos Forman’ın “Ragtime” ve David Lean’in “A Passage to India”sında yapım idarecisi olarak başladı. Heyman 1986’da Los Angeles’a giderek Warner Bros. Pictures’da yaratıcı yönetici olarak çalışmaya başladı. Bu dönemdeki çalışmaları arasında, “Gorillas in the Mist” ve “GoodFellas” bulunuyor. Kariyerinde ilerlemeyi sürdüren Heyman, 1980’lerin sonunda United Artists’in başkan yardımcısı oldu; bunun ardından da, bağımsız yapımcı olarak çalışmaya başladı. Heyman’ın yapımcılığını üstlendiği ilk film, Ernest Dickenson’ın yönettiği, başrollerini Tupac Shakur ve Omar Epps’in paylaştığı “Juice”tu. Heyman, bağımsız yapımcı olduğu dönemde, bir çok filme imza attı. Greg Mottola’nın yönettiği, Liev Schreiber, Parker Posey, Hope Davis, Stanley Tucci ve Campbell Scott’ın başrollerini üstlendiği düşük bütçeli, klasik yapım “The Daytrippers” bunlardan biri.

Heyman, Amerika’da uzun yıllar çalıştıktan sonra, 1997’de ülkesi İngiltere’ye dönerek Heyday Films’i kurdu. Şirket tüm Harry Potter filmlerinin yapımını gerçekleştirmenin yanı sıra, çeşitli sinema ve televizyon projelerini hayata geçirdi: Angelina Jolie’nin başrolünü üstlendiği “Taking Lives” ve başrolünü Ethan Hawke’un oynadığı televizyon dizisi “Threshold” bunlardan sadece bir kaçı.
Heyman, şu sıralar, Mark Herman’ın yazıp yönettiği, David Thewlis ve Vera Farmiga’nın başrollerini üstlendiği “The Boy in the Striped Pyjamas”ın yapımını gerçekleştiriyor. Frances Lawrence’ın yönettiği, Will Smith’in başrol oynadığı “I Am Legend”ın da yapımcılarından olan Heyman, bu yılın ilerleyen günlerinde, “Harry Potter ve Melez Prens” ile John Crowley’nin yönettiği, Michael Caine’in oynadığı “Is There Anybody There?,”in yapımcılığını üstlenecek.

Bu yıl çekilecek diğer Heyday filmleri arasında, Charles McDougall’ın yönettiği “Dogs of Babel”, Peyton Reed’in yönettiği “Yes Man”, ve David Goyer’ın yönettiği “Unique” sayılabilir. Yapımcının ufuktaki projelerinden bazıları ise şöyle: Mark Haddon’ın en çok satan romanından uyarlanan, Steve Kloves’un yazıp yönettiği “The Curious Incident of the Dog in the Night-time” ve “The History of Love” (Heyman bu filmin Alfonso Cuaron’la birlikte ortak yapımcısı olacak).

2003’te ShoWest tarafından Yılın Yapımcı seçilen Heyman, bu onura layık görülen ilk İngiliz yapımcı.

* DAVID BARRON (Yapımcı)
Daha önce hem “Harry Potter ve Sırlar Odası” hem de “Harry Potter ve Ateş Kadehi”nin yönetici yapımcısı olan Barron, 25 yılı aşkın süredir eğlence sektöründe çalışıyor. Kariyerine reklamlarla başladıktan sonra, televizyon ve sinema filmleri yapımcılığına geçiş yapan Barron, yapımcılığın yanı sıra, mekan sorumlusu, yönetmen yardımcısı, yapım sorumlusu, yapım amiri gibi sıfatlarla “The French Lieutenant’s Woman”, “The Killing Fields”, “Revolution”, “Legend”, “The Princess Bride”, “The Lonely Passion of Judith Hearne”, “Hellbound”, “Night Breed” ve Franco Zeffirelli’ imzalı “Hamlet” gibi filmlerde görev yaptı.

1991’de, George Lucas’ın iddialı televizyon projesi “The Young Indiana Jones Chronicles, Dizi I”ın yapım sorumlusu olarak atanan Barron, bunun ardından, “The Muppet Christmas Carol”da görev aldı.

1993 yapımı “Frankenstein”da da Kenneth Branagh’nın yapım ekibine yardımcı yapımcı ve birim yapım sorumlusu olarak katıldı. Bu film Barron’la Branagh arasında yazılı olmayan bir yapım ortaklığı başlattı ve Branagh’nın başrolünü Laurence Fishburne’le paylaştığı, Oliver Parker imzalı “In the Bleak Midwinter”, “Othello”, “Hamlet” ve “Love Labour’s Lost” gibi projelerde kendini gösterdi.

1999’da İngiliz yönetmen Paul Weiland’la birlikte kendi şirketi Contagious Films’i kuran Baron, kısa süre önce Runaway Fridge Films adında ikinci bir şirket daha kurdu.

* MICHAEL GOLDENBERG (Senarist)
Son olarak J.M. Barrie’nin klasik çocuk kitabına dayanarak canlı aksiyon sinema filmi “Peter Pan”in ortak senaristliğini yapan Goldenberg, bunun öncesinde Robert Zemeckis’in bilimkurgu yapımı “Contact”in senaryosunu kaleme almıştı. Carl Sagan’ın romanına dayanan filmin başrolünü Jodie Foster oynamıştı. Goldenberg başrollerini Christian Slater ile Mary Stuart Masterson’ın paylaştığı romantik drama “Bed of Roses” la sinema yazarlığı ve yönetmenliğine adım attı.

Goldenberg tiyatro için de senaryo yazdı ve müzikal tarzındaki “Down the Stream”le Amerikan Güzel Sanatlar ve Edebiyat Akademisi’nden Richard Rodgers Ödülü aldı.

Senarist, şu sıralar, yönetmenliğini de kendisinin yapacağı, gelecekte geçen “Uncertainty” adındaki filmin senaryosu üzerinde çalışıyor.

* JOHN TREHY (Ortak Yapımcı)
Bugüne kadarki tüm Harry Potter filmlerinin bütçe sorumlusu olan Trehy, ayrıca, “Harry Potter ve Ateş Kadehi”nin yardımcı yapımcısıydı.

30 yılı aşkın süredir bu sektörde çalışan Trehy, ve İngiltere’nin en saygın finans kontrolörlerinden biri. Bütçesini kontrol ettiği filmler arasında “Gorillas in the Mist” ve “Cry Freedom” bulunuyor.
Trehy, ayrıca, çok sayıda filmin de yapım muhasebesini gerçekleştirdi. “Eyes Wide Shut”, “City of Joy”, “Superman III”, “The Elephant Man”, “Barry Lyndon” ve “Ryan’s Daughter” bunlardan sadece bir kaçı.

* SLAWOMIR IDZIAK (Görüntü Yönetmeni)
Uluslararası başarıya sahip bir görüntü yönetmeni olan Idziak, 2002 yılında, Ridley Scott’ın savaş draması “Black Hawk Down”daki çalışmasıyla hem Oscar’a Hem de BAFTA’ya aday gösterildi. Kariyerinin daha erken bir döneminde görüntü yönetimini ve ortak yazımını yaptığı, Krzysztof Kieslowski filmi “Three Colors: Blue”la 1993 Venedik ve Polonya Film festivallerinde En İyi Görüntü Yönetimi Ödülü alan, Fransız Cesar Ödülü’ne de aday gösterilen sanatçı, Michael Winterbottom imzalı “I Want You”da ortaya koyduğu çarpıcı görüntü yönetimiyle de 1998 Berlin Uluslararası Film Festivali’nde ödüle layık görüldü.

Idziak’ın görüntülediği diğer bazı filmler şöyle sıralanabilir: Antoine Fuqua’nın yönettiği “King Arthur”; Taylor Hackford imzalı “Proof of Life”; Deborah Warner filmi “The Last September”; Cathal Black’in yönettiği “Love and Rage”; Andrew Niccol’ın yönettiği “Gattaca”; John Sayles imzalı “Men with Guns”; John Duigan filmleri “Paranoid” ve “The Journey of August King”; ve Krzysztof Kieslowski filmleri “The Double Life of Veronique”, “A Short Film About Killing” ve ikilinin ilk ortak çalışması olan “Blizna”.

Polonya doğumlu Idziak, 1980’lerde ve 90’ların başında yönetmen Krzysztof Zanussi’yle 11 filmde birlikte çalıştı. Bunlardan son ikisi “The Year of the Quiet Sun” ve “Wherever You Are…”dır.
Projeler arasındaki boş dönemlerinde, Idziak sinema okulları ve atölyelerinde ders de vermektedir.

* STUART CRAIG (Yapım Tasarımcısı)
Sinema sektörünün en çok ödül almış yapım tasarımcılarından olan, üç Oscar, iki BAFTA Ödülü bulunan Craig, bugüne kadarki tüm Harry Potter filmlerini yapım tasarımını gerçekleştirdi. Craig, “Harry Potter ve Felsefe Taşı”ndaki çalışmasıyla Oscar adayı oldu; “Harry Potter ve Ateş Kadehi”yle de hem Oscar’a aday gösterildi hem de BAFTA Ödülü’nün sahibi oldu. Sanatçı, ayrıca, her Harry Potter filmiyle BAFTA adayları arasında yer aldı.

Craig ilk Oscar’ını Richard Attenborough’nun yönettiği ünlü biyografi filmi “Gandhi”yle kazandı. Sonraki iki Oscar’ını ise Stephen Frears imzalı “Dangerous Liaisons” ve Anthony Minghella imzalı “The English Patient”taki çalışmasıyla elde etti. David Lynch’in yönettiği “The Elephant Man”le ilk BAFTA Ödülü’nü kazanan ve Oscar’a aday gösterilen Craig, Roland Joffe imzalı “The Mission” ve Attenborough imzalı “Chaplin”le de tekrar Oscar adayı oldu. Sanatçı, yukarıda sözü geçen tüm filmlerin yanı sıra, Hugh Hudson’ın yönettiği “Greystoke: The Legend of Tarzan, Lord of the Apes”le de BAFTA’ya aday gösterildi.

İlk olarak “A Bridge Too Far”da sanat yönetmeni olarak birlikte çalıştığı Richard Attenborough’yla uzun süredir işbirliği içinde olan Craig, “Gandhi” ve “Chaplin”in yanı sıra, yönetmenin “Cry Freedom”, “Shadowlands” ve “In Love and War” adlı filmlerinin de yapım tasarımını gerçekleştirdi.
Craig’in imza attığı diğer filmler şöyle özetlenebilir: Robert Redford’ın yönettiği “The Legend of Bagger Vance”; Roger Michell imzalı “Notting Hill”; “The Avengers”; Stephen Frears filmi “Mary Reilly”; Agnieszka Holland’ın yönettiği “The Secret Garden”; “Memphis Belle”; ve “Cal”.
Craig, kariyerinin başlarında, Richard Donner’ın yönettiği “Superman”in de sanat yönetmenliğini yaptı.

* MARK DAY (Kurgu Uzmanı)
Ödüllü bir kurgu ustası olan Day, David Yates’le uzun süredir başarılı bir işbirliği içinde. Day, geçtiğimiz yıl, yönetmenin “The Girl in the Cafè” adlı televizyonunun kurgusunu gerçekleştirerek Emmy adayı oldu. 2005’te yine Yates’in yönettiği televizyon filmi “Sex Traffic”teki çalışması, Day’e En İyi Kurgu dalında BAFTA TV Ödülü ve Royal Televizyon Society (RTS) Ödülü getirdi. Kurgu uzmanı, bunun bir yıl öncesinde de, Yates’in mini dizisi “State of Play”deki çalışmasıyla BAFTA Ödülü’ne ve RTS adaylığına layık görüldü.

Day, daha önce, Yates yönetimindeki mini dizi “The Way We Live Now”la RTS ve BAFTA adayı, televizyon filmi “The Young Visitors”la da RTS adayı olmuştu. İkilinin diğer ortak çalışmaları arasında, mini dizi “The Sins” ve kısa film “Rank” sayılabilir.

Day başka bazı yönetmenlerle de birden fazla projede birlikte çalıştı. Bunlar şöyle sıralanabilir: David Blair’le sinema filmi “Mystics” ve televizyon projeleri “Anna Karenina”, “Split Second” ve “Donovan Quick”; Paul Greengrass’le sinema filmi “The Theory of Flight” ve televizyon filmi “The Fix”; John Schlesinger’la televizyon filmleri “The Tale of Sweeney Todd”, “Cold Comfort Farm” ve “A Question of Attribution”.

Day, ayrıca, Julian Farino’nun “Flesh and Blood”, Paul Seed’in “Murder Rooms”, Richard Eyre’ın “Suddenly Last Summer” ve Jack Clayton’ın “Memento Mori” adlı televizyon filmlerinin kurgusunu gerçekleştirdi ve bu sonuncu filmle BAFTA TV Ödülü’ne aday gösterildi.

* NICHOLAS HOOPER (Besteci)
“Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı”nda David Yates’le bir kez daha birlikte çalışan Hooper, yönetmenin “The Young Visitors” adlı televizyon filmine yaptığı müzikle En İyi Orijinal Film Müziği dalında BAFTA TV Ödülü kazandı. İkilinin birlikte çalıştığı “The Way We Live Now” ve “The Girl in the Café” adlı televizyon filmleri ile “State of Play” adlı dizi, besteciye En İyi Orijinal Müzik dalında üç BAFTA TV adaylığı daha getirmişti. Hooper, ayrıca, sinema filmi “The Tichborne Claimant”ta ve kısa filmler “Punch” ve “Good Looks”ta da Yates’le birlikte çalışmıştı.

Hooper, kısa süre önce, Helen Mirren’ın başrolünü oynadığı, Philip Martin’in yönettiği televizyon filmi “Prime Suspect - The Final Act”teki müziğiyle En İyi Orijinal Müzik dalında bir kez daha BAFTA TV Ödülü’nün sahibi oldu. Besteci bunun öncesinde televizyon filmi “Bloodlines”da da Martin’le çalışmıştı.

Daha pek çok sinema ve televizyon projelerinin ve belgesellerin müziğini yapan Hooper’ın son dönem çalışmalarından bazıları şöyle sıralanabilir: Helena Bonham Carter’ın başrolünü oynadığı sinema filmi “The Heart of Me”; televizyon filmleri “The En İyi Man”, “The Chatterley Affair”, “My Family and Other Animals” ve “Messiah: The Promise”. Hooper, ayrıca, belgesel filmi “Land of the Tiger”ın ve National Geographic dizisi “Nature”ın bir çok bölümünün müziklerini yazdı.

* TIM BURKE (Görsel Efektler Amiri)
“Harry Potter ve Azkaban Tutsağı”nda görsel efektler amiri olarak ortaya koyduğu çalışmayla Oscar ve BAFTA adayı olan Burke, ayrıca, filmin Görsel Efektler Derneği tarafından Olağanüstü Görsel Efektler ve Görsel Efekt Güdümlü Sinema Filmi dallarında ödül almasına da katkıda bulundu. Burke, “Harry Potter ve Sırlar Odası” ve “Harry Potter ve Ateş Kadehi”nin de görsel efektler amiriydi.
Sinema görsel efektlerinde 20 yıllık deneyime sahip olan Burke, Ridley Scott’ın destansı filmi “Gladiator”daki çalışmasıyla Oscar’ın sahibi olmanın yanı sıra, görsel efektler ekibiyle birlikte BAFTA adayı da oldu. Burke, “Black Hawk Down” ve “Hannibal”ın görsel efektler amiri olarak yine Ridley Scott’la çalıştı.

Burke, ayrıca, “A Knight’s Tale”in görsel efektler amiri, “Enemy of the State”in de dijital efektler amiriydi. Sinema filmleri “Babe: Pig in the City” ve “Still Crazy”, ve televizyon filmleri “Merlin” ve “The Mill on the Floss” sanatçının diğer çalışmaları arasında yer alıyor.

* JANY TEMIME (Kostüm Tasarımcısı)
“Harry Potter ve Azkaban Tutsağı” ve “Harry Potter ve Ateş Kadehi”nden sonra üçüncü kez bir Harry Potter filminin kostümlerini hazırlayan Temime, son olarak, başrolünü Clive Owen’ın üstlendiği Alfonso Cuaron filmi “Children of Men”in ve Agnieszka Holland’ın yönettiği, Ed Harris’in başrol oynadığı “Copying Beethoven”ın kostümlerini tasarladı. Temime’in farklı türlerdeki son dönem çalışmalarından bazıları şöyle: Renee Zellweger’in başrol oynadığı, Beeban Kidron imzalı “Bridget Jones: The Edge of Reason”; Tim Roth’un başrol oynadığı, Werner Herzog’un yönettiği “Invincible”; ve Temime’e İngiliz Bağımsız Sinema Ödülü adaylığı getiren, Minnie Driver’ın başrolünü üstlendiği, Mel Smith filmi “High Heels and Low Lifes”. Sanatçı, daha önce de, Marc Evans imzalı “House of America”yla BAFTA Cymru Ödülü, Marleen Gorris filmi “Antonia’s Line”la da 1995 Utrecht Film Festivali En İyi Kostüm Tasarımı dalında Altın Buzağı kazanmıştı (Film, En İyi Yabancı Dilde Film dalında da Oscar kazanmıştı).

Temime şu sıralar başrollerini Ralph Fiennes ve Colin Farrell’ın paylaştığı Martin McDonagh filmi “In Bruges”ın kostümlerini tasarlıyor. Temime bugüne dek kırktan fazla uluslararası sinema ve televizyon projesinde çalıştı. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir: Todd Komarnicki imzalı “Resistance”; Marleen Gorris filmi “The Luzhin Defense”; Paul McGuigan’ın yönettiği “Gangster No. 1”; Ed Thomas’ın yönettiği “Rancid Aluminum”; Mike van Diem imzalı (1998 En İyi Yabancı Film Oscar’lı) “The Character”; Danny Deprez filmi “The Ball”; George Sluizer’ın yönettiği “The Commissioner” ve “Crimetime”; Ate de Jong imzalı “All Men Are Mortal”; ve Frans Weisz filmi “The Last Call”.

* NICK DUDMAN ve ekibi
Harry Potter filmlerindeki makyaj efektlerini ve sihirli animatronik yaratıkları hayata geçirerek serinin her filmindeki çalışmalarıyla BAFTA adayı oldular.

Dudman, sektörde ilk olarak, “Star Wars: Episode V - The Empire Strikes Back”te ünlü İngiliz makyaj sanatçısı Stuart Freeborn’un stajyeri olarak Jedi ustası Yoda üzerinde çalıştı. Dört yıl boyunca Freeborn’un çırağı olan Dudman, Ridley Scott’ın “Legend” adlı filminde İngiliz makyaj laboratuarının başına geçmesi için gelen teklifi değerlendirdi ve bunun ardından, “Mona Lisa”, “Labyrinth” “Willow”, “Indiana Jones and the Last Crusade”, “Batman”, “Alien3”, “Interview with the Vampire”ın da aralarında bulunduğu bir çok filmde makyaj ve protez sorumlusu olarak çalıştı.

1995 yılında, Dudman’ın kariyeri, animatronik ve büyük yaratık efektlerini de içeren daha geniş bir alana yayıldı: Sanatçıdan Luc Besson filmi “The Fifth Element”in 55 kişilik yaratık departmanının başına geçmesi istendi ve Dudman bu çalışmasıyla Görsel Efektler dalında BAFTA Ödülü’ne layık görüldü. O dönemden bu yana “Star Wars: Episode 1 - The Phantom Menace”, “The Mummy” ve “The Mummy Returns” gibi büyük çaplı hit filmlerin yaratık-makyaj efektleri departmanlarının sorumluluğunu üstlenen ve “Batman Begins”in kostüm efektlerine danışmanlık yapan Dudman, kısa süre önce de Alfonso Cuaron’un “Children of Men” adlı yapımının animatroniklerini yarattı. Sanatçı, 2007’de Kanada Akademisi tarafından, “Beowulf and Grendel”daki makyaj çalışmasından ötürü özel başarı Genie Ödülü’ne kayık görüldü.

Ayrıca, Dudman’ın şirketi Pigs Might Fly leke bırakmayan kan üretiyor ve satıyor.

 DİĞER HABERLER İÇİN TIKLAYINIZ
 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları