|
|
Çetin Altanla Türkiye ve dünyayı konuştuk
42 yıl önce Türkiyenin ilk bağımsız sosyalist milletvekili olan Çetin Altanla geçmişten geleceğe Türkiye ve dünya meselelerini konuştuk; susuzluk-laiklik, savaşlar-kadınlar, köylüler-kentliler, Amerika-Rusya, Mustafa Kemal ve Atatürk ilkeleri...
NTV-MSNBC
Güncelleme: 19:01 TSİ 11 Ağustos 2007 Cumartesi
İSTANBUL - Yazar Çetin Altan, 22 Ekim 1965te Türkiyenin ilk bağımsız sosyalist milletvekili olarak TİP listesinden TBMMye girdi. İstanbul bağımsız milletvekiliydi, ancak kısa süre sonra söz hakkını kullanabilmek için TİPe katıldı ve TBMM kürsüsünden yaptığı her konuşma olay oldu, ülkeyi sarstı. TBMMde dört zor yıl geçirdi ama, konuşmalarıyla tarihe geçti. Hemen her konuşmasında linç edilmesine ramak kaldı. Bu serüveni daha sonra Ben Milletvekili İken kitabında anlatan Altanla röportaj için, kendisinden 42 yıl sonra Meclise bağımsız sosyalist milletvekili olarak Ufuk Urasın girmesini fırsat bildik. Altana, milletvekili olduğu dönemi sık sık anımsatarak bugüne ilişkin değerlendirme yapmasını istediğimde, Kuyunun içinden kuyu gözükmez. Sen kuyunun içinden kuyuyu anlattırmaya çalışıyorsun bana. 100 sene sonra dangalak damgası yemekten korkmayan insanlar politikacı olurlar. Korkanlar da yazıya layık olmaya çalışırlar dedi. Çetin Altanla 42 yıl öncesinden bugüne, geçmişten geleceğe yolculuk başlıyor...
POLİTİKA VAR MI DOĞADA?
Yazılarınızda sık sık Enseyi karartmayın diyorsunuz ama biz hala su-elektrik kesintileri, anayasa tartışmaları arasında sıkışıp kalıyoruz. Politika, sorunları çözmekte neden anahtar olamıyor? Ulus devletler değişmez mi diye düşünüyorsunuz yeryüzünde!.. Yalnız benim ömrüm içinde Almanyanın üç defa bayrağı değişti. Politika var mı doğada? Soru bu! İnsanlara ait olan bir özellik; yerküre ve kara parçalarını anlaşmalarla sınırlayıp 5 kıtayı 200 devlete bölmüşler. Ve bunları yöneten kişiler politikacı sayılıyor.
Türkiyede sorun politikanın değişime direnmesinden mi kaynaklanıyor? Çağdaşlık diye bir sorun var. 21. yüzyılda değil miyiz? Şimdi oturduğumuz yerden cep telefonuyla dünyanın en uzaktaki bir okyanus adasına dahi bir resim gönderebiliyor muyuz? Ses de gönderebiliyoruz. E, nasıl oldu bu! Politikacılar sayesinde mi oldu, soru bu.
Politikacılar da kaynakların tahsisini sağlarlar, araştırmaları desteklerler veya desteklemezler. Türkiyenin bütçesini bilen kişiye rastladınız mı siz hiç?
Sadece Meclisin ve bürokratların ilgilendiği teknik bir konu olarak bakılıyor... Niye? O zaman vatandaşlık yapay bir etiket gibi kalıyor. Parlamentoda Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir denmiyor mu? Hakimiyet kayıtsız şartsız milletinse bütçeyi bilmeyecek mi egemenin kendisi? Para nereden geliyor, nereye gidiyor; bunu bilemeyince hiç bir şeyi bilemez insanlar.
TÜRK OLMASA TARİHE YAZILACAK NE VARDI!
Şeffaf olmamaktan mı kaynaklanıyor, yurttaş olamamaktan mı? Gazetelerin manşetleri bunları saptar. Kimse bakmıyor bundan 70 sene önceki gazetelerin manşetlerine. Kıyaslamak lazım, 70 seneki önceki gazete manşetleriyle bugunün gazete manşetlerini kıyaslamak gerekiyor. İkincisi, belirli bir ezberi var Türkiyenin. Bu insanların beynini buzlandırmak için yapılmışa benzer bir ezber. Mesela, ilkokullarda 1945 senesinde okutulan bir manzume vardı: Türkün güneşleriyle dünya ufka ağardı / Türk olmasa tarihe yazılacak ne vardı? / Yelelerinden tutup tarih denen aslanı / Diyelim hep beraber sahibi Türkü tanı. Bu doğru muydu, yanlış mıydı?
Bu imparatorluktan gelen bir söylem değil mi? Hamaset... Hamaset nedir, başkalarını öldürüp topnraklarını almak mı? Nedir hamaset; hamasetin de tarifini yapmak lazım. Ölmek ve öldürülmek mi; o zaman Irak çok hamaset içinde şu sıralarda. Mesela mesleksizlik diye bir şey mi var Türkiyede; işsizlik mi var? Mesleği var da mı iş bulamıyor, yoksa mesleği yok da mı iş bulamıyor?
HERKES DÜŞMAN MI? BİZ KİME DÜŞMANIZ?
Mesleksizlik var ama beyin göçü de var...
 | |
Bu küreselleşmenin bir süreci. Turistler de buraya geliyor değil mi, övünüyoruz turistlerle. 75 sene evvel Gorbaçov gelmişti buraya konferans vermek için, o konferanstan hiç kimse bahsetmedi nedense. Siz bir yandan büyük bir ordu besliyorsunuz, turist bekliyorsunuz. O adamlar buraya gelecekler itibar görecekler, plajlarda, lüks otellerde... Bu şekilde gelmek varken neden topla tüfekle gelsinler ki! O zaman ne gereği var ki bu kadar savunma harcaması yapmanın. Herkes düşmanımız mı bizim, biz kimseye düşman mıyız; bir de o taraftan bakmak lazım. Türkün Türkten başka dostu yok deniyor. Bir de bakıyorsun ki, Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası istatisliklerine göre yolsuzlukların, soygunların, kirli ülkelerin başında geliyor Türkiye. Yaşam kalitesi açısından değerlendirince de 173 ülke arasında 93. sırada. Yunanistan 25. basamakta. Neden böyle oldu, bunu kimse konuşmuyor. Türkiye yaşam kalitesi açısından neden bu kadar geriye düştü? Önce bütçeye bakmak gerekir. Adalet Bakanlığı binde 9 pay alıyor bütçeden; 3 bin mahkeme binası eksiği var. İsviçredeki bir hakimin yılda baktığı dosya sayısı ne kadar, Türkiyede bir hakimin baktığı dosya sayısı ne kadar? Bunları kıyaslamak gerekir. Mesela Cevat Fehmi iyi bir piyes yazarıydı. Tiyatrolarından telif hakkı olarak ne kazandı, aynı dönemin Fransadaki yazarı ne kazandı? Bu şekilde çağdaşlaşmaya merdiven kurulur. Onlar-biz ayrımıyla, güneş gezegeni dışında ayrı bir gezegende gibi. Onlar-biz ayrımı yapıyorsak iyi o zaman niye elektriği Edison koydu evin içine, ortalık aydınlandı. Benim çocukluğumda elektrik yoktu Göztepede. Havagazı vardı, fenerciler havagazlı fenerlerini yakarlardı. İdare lambaları dururdu gece tuvalete kalkanlar için.
Devamı: Türkiyede üç temel dürtü güvencede değil - 1 2 3 4 5
| |
|
Bu habere oy ver |
|
Düşük |
|
Yüksek |
|
•
En çok puan alan haberler
|