Seçimler öncesi CHPye zarar vermemek için bildiğim bir çok konuyu içime gömerek sustum diyen Zülfü Livaneli, 5 yıl önceki gizli bir görüşmeyi ve tanıklığını anlattı, Baykala Deniz Bey o fotoğrafı çıkarıp bakmanın zamanı geldi dedi.
İSTANBUL - Geçen dönem CHPden istifa eden, bu dönem aday olmayan eski CHP milletvekili Zülfü Livaneli, bugünkü köşe yazısında Deniz Baykala seslendi. Livaneli, Baykala 2002de Beylerbeyinde Tayyip Erdoğanla yaptığı gizli görüşmeyi hatırlattı. Bu gecenin tanıkları var diyerek Önder Sav, Eşref Erdem, Mehmet Sevigen, Bülent Tanla, Yaşar Nuri Öztürkü sayan Livaneli, Belki bazıları sizden korkar ve tanıklık etmez ama bir kısmı da bu sözlerin doğru olduğunu açıklar diye ekledi.
Deniz Bey, o fotoğrafı çıkarıp bakmanın zamanı geldi! başlıklı yazısında Livaneli, şöyle diyor:
Seçimler öncesi CHPye zarar vermemek için bildiğim birçok konuyu içime gömerek sustum, bundan sonra da bu parti ve liderine ilişkin hiçbir şey yazmayacağım. Çünkü bir faydası olacağına inanmıyorum.
Ama bu konudaki son yazımda size bir tanıklığımı aktarmak zorundayım. Bunu bir borç olarak görüyorum.
İKİ AY DAYANAMAZ DEMİŞTİNİZ
Deniz Bey lütfen hatırlayın: 19 Aralık 2002 tarihinde karlı bir Ankara gününün akşamında Mehmet Sevigenin evindeydik. Livaneli: Hafızası Baykalı yanıltıyor Ben Cumhurbaşkanı ile görüşmeden geliyordum. Abdullah Gül başbakandı, Tayyip Erdoğanın ise Meclise girme umudu kalmamıştı.
Cumhurbaşkanı Sezer bir gün önce, Tayyip Erdoğanın milletvekili olmadan başbakan olma önerisini reddetmişti. Türkiyenin kaderi o akşam o evde değişti, çünkü siz Tayyip Erdoğan başbakan olacak! diye tutturdunuz.
Sizi Çok tehlikeli bir oyun bu! diye uyaran parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız, Hayır! dediniz İki ay dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz.
Sizin bu iddianıza karşılık ben ne dedim: Erdoğan herhangi bir kişi değil, bütün tarikatların birleşerek Erbakanın yerine seçtiği siyasetçi; arkasında Amerika, Avrupa desteği de var. Program Türkiyeyi ılımlı İslam cumhuriyeti yapma programı. Sizin dediğiniz gibi iki ayda gitmeyecek; tam tersine, bu odada bulunan herkesin siyasi hayatını bitirecek.
İki ay dayanamaz iddianızı, Görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar ve dayanamazlar. tezine oturttunuz.
Ama bunların hepsi bahaneydi çünkü siz iki partili rejimin işinize yaradığını anlamış ve seçim sonuçlarına sevinmiştiniz. Çünkü size ana muhalefet partisi lideri olmak ve soldaki rakiplerinizi yok etmek yetiyordu. Bu iş birliğini daha sonra da sürdürdünüz.
O zaman ben sizin Tayyip Erdoğanla seçim öncesinde Beylerbeyinde gizlice buluştuğunuzu ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum.
Bu gecenin tanıkları var: Önder Sav, Eşref Erdem, Mehmet Sevigen, Bülent Tanla, Yaşar Nuri Öztürk.
Belki bazıları sizden korkar ve tanıklık etmez ama bir kısmı da bu sözlerin doğru olduğunu açıklar. Yani tanıklar var. Ötekiler de söylemese bile içten içe bunun doğru olduğunu bilir. Siz de bilirsiniz.
Tartışmanın sonunda dediniz ki: Bu gece birbirimizin fotoğrafını çektik. İki ay sonra çıkarıp bakalım. Ama rotuş yapmadan. Hangimiz haklı çıkmışız?
ERDOĞANLA BEYLERBEYİNDE GİZLİ BULUŞMA Şimdi, 2007 seçimlerinin ardından o fotoğrafı cebinizden çıkarıp bakın Deniz Bey.
Ve düşünün; Meclis grubunda Erdoğanı başbakan yapıyor diyorlar. Evet yapıyorum. Var mı itirazı olan! diye bas bas bağırmanıza değdi mi?
Erdoğanla Beylerbeyinde gizlice buluşmaya ve size oy veren milyonları hiçe sayarak gizli anlaşmalar yapmanıza değdi mi? (Deniz Bey, biliyorsunuz ki bu gizli buluşmanın da tanığı var.)
Başbakan olmak, elbette Erdoğanın demokratik hakkıdır. Ama bunun için olağanüstü çaba harcamak CHPnin birinci görevi değildir. Üstelik dokunulmazlık kaldırılmadan.
Bir milletvekilinin mazbatasını iptal ettirip, Anayasayı değiştirip, grubu baskı altına alıp, Siirt seçimlerini es geçip Erdoğanı meclise sokmak ve dokunulmazlık zırhına kavuşturmak için verdiğiniz canhıraş çabanın yüzde birini partiniz için verseydiniz sonuç bambaşka olurdu. Size o gün söylediğim gibi, Türkiyenin kaderini değiştirdiniz.
Deniz Bey; sözlerimde en ufak bir çarpıtma varsa çıkıp söyleyin. Öyle değildi. Böyle konuşmadık. deyin.
Genel Sekreterinizin ve en yakınlarınızın tanık olduğu bu konuşmayı inkâr edin. Ya da başınızı önünüze eğin ve tarihin hakkınızda vereceği yargıyı düşünün.
Deniz Bey; çok ağır şeyler yazdığımın farkındayım. O akşamki tartışmaya kadar bir dostluğumuz vardı, bunları yazmak istemezdim.
Ama hem duruma doğru teşhis koyamamanız, hem de aşırı derecede inatçı olma huyunuz yüzünden hepimizi tehlikeye attınız.
YAKIN DOSTUNUZ MELİH GÖKÇEK Tayyip Erdoğanın yüzde 34 oyla meclisin üçte ikisini ele geçirmesinin manivelası oldunuz.
Daha önce Refah Partisinin belediyeleri ele geçirmesi de sizin oyları bölmeniz sayesinde gerçekleşmişti..
Tayyip Erdoğanların ve yine çok yakın dostunuz olan Melih Gökçeklerin en büyük şansı sizdiniz. CHPnin ise en büyük şanssızlığı oldunuz.
Bu ülkenin sola şiddetle ihtiyaç duyduğu bir dönemde, bütün uyarılarımıza rağmen partiyi sağa çekmekte, Kürtlerden, Alevilerden, solculardan ayırmakta ısrarlı oldunuz.
Erdal İnönü, Hikmet Çetin, Murat Karayalçın, Fikri Sağlar, Ercan Karakaş, Mehmet Moğultay, Seyfi Oktay, Celal Doğan ve daha birçok sosyal demokratla el ele tutuşup halkın karşısına çıkmanız gerekirken; eski MHPlileri, eski ANAPlıları, idamla yargılanmış sağcı militanları parti vitrinine çıkarmakta ısrar ettiniz.
Size defalarca Bir şeyin aslı varken kopyasına kimse bakmaz! dememize rağmen, sol politikaları değil, MHP çizgisini tercih ettiniz.
Sağcıları ve sekreterinizi Meclise sokarken, İsmet Paşanın Avrupa Konseyinde komisyon başkanı olma başarısını gösteren torunu Gülsün Bilgehanı Meclis dışında bıraktınız.
İnanın ki bunları yazarken samimi olarak üzülüyorum. Keşke haklı çıkmasaydım, keşke sizin tahminleriniz doğrulansaydı diyorum ama durum ortada.
Yazık oldu Deniz Bey, hem size, hem partinize, hem de size inanan temiz yürekli sosyal demokratlara.
Artık bundan sonra istifa etseniz de bir etmeseniz de. Bad-el harab-ül Basra!
yapana da, bunlar olurken insanların
neyi bilip neyi bilmemesi gerektiğine
karar verme hakkı olduğunu düşünenlere
de tebrikler
Fatih Çoker - İstanbul
27 Temmuz 2007, Cuma 17:14
Sayın Livaneli bu gerçekleri biliyodu
da ve chp nin bir yerlere gelmesini
istiyodu da seçimden önce neden
konuşmadı bunları.İçime attım diyor
ama bence içine atılacak cinsten değil
söyledikleri.Seçim öncesi böyle bir
açıklama aslında chp nin de işine
gelirdi.Akp ozaman belkide çok
miktarda oy kaybedecekti.Neden
seçimden sonra açıklama gereği duydu
aceba buda enteresan tabi.Ben şunu
anlıyorum ki seçim sonrasında ağzı
olan konuşuyor.Ortada bir gerçek var
oda AKP nin hakkı olan iktidar.Herkes
saygı göstersin ve bir sonraki seçimde
anlatıcaklarını anlatsın.
bir vatandaş - İzmir
26 Temmuz 2007, Perşembe 18:00
bu şimdimi açıklanır sayın Livaneli..
keşke seçim öncesi öğrenseydi halkımız
bunları!
CHP ye verilecek oyların aslında
AKP ye gideceğini farkına varacak olan
halkımız o vakit ne yapması
gerektiğinide çok iyi bilecekti...
şimde ah ne yaptık biz demeyecekti
benim gibi!!!!