BEYRUT - Bu eğilimlerin sonuçlarının en belirgini ise Türkiyedeki bazı Kürt liderlerinin, Kerküke yönelik Türk saldırısını Diyarbakıra yönelik saldırı mesabesinde görmesi bağlamında ortaya çıktı. Ayrıca eski Kürt milletvekili Leyla Zananın Türkiye Kürtlerinin Abdullah Öcalan, Celal Talabani ve Mesut Barzani gibi üç lideri olduğu yönündeki açıklamaları geldi. Barzani dün kendisini bölgenin bütün Kürtlerinin sözcüsü yerine koydu.
Buna karşın Türkler, ABDnin Türk endişelerini görmezlikten geldiği, Irakta Kürtleri güçlendirdiği ve Türk saldırısına karşı onlara koruma sağladığı düşüncesindeler. Bu durum Türklerin bağımsız Kürt devleti kurulması kanalıyla ülkelerinin bütünlüğünün hedef alındığı hissisini arttırmakta.
Aslında Barzaninin Türkiyenin Kerküke girmesi durumunda Diyarbakır işlerine müdahale edeceği yönündeki tehdidi yeni değil. Zira Barzani bu sözleri harfi harfine birkaç ay önce ifade etmişti. Bununla birlikte o vakitler Ankaranın tepkisi dünkü gibi sert olmamıştı. Belki de bu tepkinin şu şekilde açıklanması mümkün:
Türkiyeye yönelik gerek Türkiye Kürtlerinden gerekse de Irak Kürtlerinden gelen Kürt saldırganlığının dozu kırmızı çizgiyi aştı, devletin heybetini ve Türk topraklarının bütünlüğünü tehdit etmeye başladı. Türkiyenin aşiret liderleri olarak nitelediği kanattan gelen bu saldırıya nokta koyacak bir adımın atılması gerekliydi. Bu yüzden Türk yanıtı bütün siyasi güçler tarafından kapsamlı şekilde geldi. Çünkü bu saldırı tarihini asırlar süren imparatorlukla donatmış bir halkın ulusal saygınlığıyla alakalı.
Sert Türk yanıtı ayrıca sanki başkentleri Ankara değil de Erbilmiş gibi kendi geleceklerini Iraklı Kürtlerin geleceklerine bağlama girişimine nokta koymak için Türkiye Kürtlerine de yöneliktir. Bu durum Türkiyenin güney doğu bölgelerinde askeri baskı da dahil Türk baskılarının aratacağı ihtimaline işaret etmektedir.
Kürt gerilimi Türkiyede cumhurbaşkanı seçimi eşiğinde geldi. Recep Tayyip Erdoğan adaylık için laiklerin muhalefetiyle mücadele ediyor. İlk defa Erdoğan Barzaniye yönelik sert bir dil kullanıyor. Erdoğan böylelikle cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi özellikle de adaylığını koyması durumunda kendisini zayıflatma girişiminin önünü kesmeye çalışıyor. Erdoğan bu yanıtla dünkü Milli Güvenlik Konseyi toplantısı öncesi Türkçülük eğiliminin ısrarlı savunucusu ve Türklerin direncinden asla ödün vermeyecek bir cumhurbaşkanı olduğu mesajı veriyor.
Geriye şöyle bir soru kalıyor: Acaba gelişmeler Türkiye ile Irak Kürtleri arasında askeri çatışmaya derecesine varır mı? Gözlemciler bu ihtimali uzak görüyorlar. Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün ABDli meslektaşı Condoleezza Ricela görüşmesi ve Barzaniyi susturması- aksi takdirde Türkiyenin susturacağı- yönündeki talebi, Türk hükümetinin Kuzey Iraka askeri müdahalede bulunma niyetinde olmadığının göstergesi. Bu telefon görüşmesi, şartların bu düzeye gelmesinin birinci sorumlusu ve kaynağının Washington olduğunun kanıtı. Washingtonun Türk askeri müdahalesine itirazını sürdürmesi sebebiyle Ankara askeri tercihe başvuramıyor.
Sonra AKP hükümeti Iraklı Kürtlerle diyalog yanlısıydı ve askerin baskısı sonrası bu diyalogdan vazgeçti. Hatta Türkiyede bazıları Erdoğanın Riyaddaki Arap Zirvesine ön bir düzenleme olmaksızın Celal Talabani ile görüşmeye mazeret bulmak için katıldığı görüşünde.
Iraklı Kürtlere yönelik askeri bir sürecin Türkiyeyi şiddet ve ordunun egemenlik iklimine sokacağı sır değil. Bu durum iç reform çalışmasına ve Avrupa sürecine zarar verecektir. Aşırı milliyetçilerin bir taşla iki kuş -hem AKP iktidarını hem Avrupa Birliği sürecini- vurmak için hedefledikleri budur.
Türk hükümetinin Irakın kuzeyine yönelik askeri müdahalesinin geçmişte olduğu gibi gezinti amaçlı olmayacağı herkesçe malum. Önceki müdahalelerde Barzani Talabani ile kavgalıydı. Böyle bir müdahale Türkiyeyi yıllarca sonuçlarını hiç kimsenin bilemeyeceği bir bataklığa sokacaktır. Eski ABD Genelkurmay Başkanı Richard Myers Türkiyenin askeri müdahalesinin Irakın kuzeyinde ABD güçleriyle askeri çatışmaya sürükleyebileceği yönünde uyarıda bulundu. Doğal olarak ABD ile askeri çatışma, şayet aday olursa cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ABDnin desteğini alan Erdoğanın lehine olmaz.
En belirgin ironilerden biri de Türkiyedeki muhalefetin Barzaninin açıklamalarını iç hesapların görüşülmesi pazarında kullanması, Irak ve Kürt meselesinde bütün sorumluluğu ABD destekli hükümete vererek Erdoğana Washington politikalarına bağlılığa son vermesi çağrısı yapması hatta Erdoğandan istifasını istemesi. Açıkçası şu şartlar, Barzaninin tehditlerde bulunması için öldürücü derecede önemli. Çünkü Barzani Türk iç bölünmüşlüğünün, hiç kimsenin kendisine haddini bildirememesinin garantisi olduğunu biliyor.
Bağdatın düşüşünün dördüncü yıl dönümünde Türkiye hala Irak savaşına katılmamasının faturasını ödüyor. Hal böyleyken bütün gelişmeler, Türkiyenin Kürtlerden başlayarak Büyük Ortadoğunun parçalanması projesinin göbeğinde yer aldığını teyit ediyor. Fakat Türkiye ayrıca içerdeki Kürt sorununun çözümündeki başarısızlığının bedelini ödüyor. O halde kabahatin tamamı dışarıdakinde değil.
Lübnan gazetesi El Sefir, 11 Nisan 2007 (*) Beyrut Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Arapçadan çeviri: Halil Çelik
Irak daki kürtler ve kürt lideri
denilen ve devlet yönetimi ve benzeri
konularla alakası bile olmayan kişi
hayatının en büyük hatasını yaptı ve
yapmaya devam ediyor! Zira Türkiye ye
veya Türklere hakaret veya tehdit
etmek bir yiğitliktir ancak bunu
bilinçsizce veya arkasındaki amerikayı
koz sayıp yapmak, akılsızca sözler
sarfetmek bence aptallıktan başka bir
şey değildir.
Kerkük kürtlerinmiş. Ne zamandan beri?
Çok merka ediyorum... Kerkük bir Türk
toprağıydı yüzyıllardır ve Atatürk de
kerkük ü Türkiye ye bağlayıp günümüz
sınırları içerisine almak için çok
çaba sarfetmişti ama arapların ihaneti
ve çeşitli sebelerden dolayı alınan
yenilgi nedeniyle alınamadı. Hatay da
da buna benzer bir olay yaşanmıştı
ancak hak yerini buldu ve Hatay ı
özgür bıraktından sonra bile ay-yıldız
bayrak dalgalandırdı sınırlarında ve
beklendiği gibi Türkiye ye kendi
isteği ile bağlandı.
Ve herkes birkaç gerçeği anlamak
zorunda:
-Kerkük Türklerindir.(Türkiye ye
bağlanmadığı takdirde orada ırkçı
durumlar olmadan düzgün bir ortam
olmalı)
-Irak eğer bizle öyle veya böyle iyi
geçinmez de karşımızda durmayı tercih
ederse kötü olur; ki şu anda
yaptıkları öyle ve cezaları
verilmelidir.
Savaşmayalım diyebilirler. O zaman
politik bir şekilde halledilir. Irak
bize bir çok açıdan bağlı bir bölge
elinde bulundurduğu petrol bizi
tıklamaz. Ayrıca ABD sınıra asker
koymamızı yasaklamış savaş ilan
edermiş. Hah! Buna en büyük cevap
onlara sormadan oraya asker koymakla
olur! Kimi vatanında kime ne yasak
getiriyor!
Amerika ya yalakalık edeceksek,
başkaları bize bir şey dediğinde
boynumuzu kırıp yere bakcaksak ölelim
daha iyi.
Fakat ölürsek bu basit olmaz. O
kendini bilmezlerin kanları dökülmeden
de asla ölmeyiz!!!
(Küfür etmek çaresizliktir. Tartışmayı
bilmeli!Biz Türk üz kimse bizi
başkalarıyla karıştırmasın.)
HAMZA - Antalya
14 Nisan 2007, Cumartesi 14:52
HERŞEY ORTADA İLLEDE ANLAMAMAK İÇİN
APTALIN EN ÖNÜNDEMİ GİTMEK LAZIM.
GİRELİM ALALIM.BUKADAR BASİT
SORARLARSADA AAAA BİZ K.IRAKA MI
GİRMİŞİZ ÖZÜR DİLERİZ GEÇERİZ.HESAP
SORANLARI OLDUĞU YERDE ANINDA
EZECEKSİN. YOKSA ŞEY AMA YA EVET HAA
BUNLAR BOŞİŞLER YILANIN BAŞI HERZAMAN
EZİLMELİDİR.
Burak - İzmir
13 Nisan 2007, Cuma 04:04
eger abd ırak a özgürlük için gittiyse
ve sözde özgürlük getirdiyse!!! bizde
kendi özgürlüğümüz ve güvenliğimiz için
sınır ötesi operasyon yapma hakkına
sahip olduğumuzu düşünüyorum elbetteki
savaş kötü birşey masumlar ölecektir
elbetteki ama 20 kusur yıldır
milyonlarca şehit verdik sizce artık
dur deme zamanı gelmedimi