‘Ekmek niyetine’ şiir
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Oscar
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
NTV Tarih
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Kültür Sanat » Edebiyat
‘Ekmek niyetine’ şiir
Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü alan Erol Özyiğit, kitapların ve şiirin para kazandırmadığı ülkemizde geçimini şarküteride çalışarak sağlıyor.


Yasemin Arpa
NTV-MSNBC
Güncelleme: 18:05 TSİ 24 Ocak 2007 Çarşamba

İSTANBUL - Karın doyurmaz ama / hiç değilse / açlığını unutturur / kim ne derse desin / sen şiirini yaz göreceksin geçecek / karnının uğuldaması.


Yazara e-posta atmak için resmin üzerine tıklayın.

‘Acemi Irmak’ şiir kitabıyla Cemal Süreya Şiir Ödülünü alan şair Erol Özyiğit, geçimini sürdürmek için bir şarküteride çalışıyor. Şair açtığı kitap dükkanı iflas ettiği için kapatmak zorunda kalmış. Özyiğit’ten yukarıda alıntı yaptığım ‘Ekmek niyetine’ şiiri, bu yüzden onu ve onun gibi şiirle, yazıyla uğraşan insanları en iyi anlatan şiirlerden biri diye düşünüyorum.

OKUDUĞUM HER ŞİİR BENİM OKULUM
İçinde bulunduğumuz günden hareket edeceğim. Birkaç saat önce gazeteci Hrant Dink bir cinayete kurban gitti. Hayatın içindeki şiirin azaldığını, güzel dizeler gibi güzel insanların katledilmesinden hissediyoruz. Şair olarak hayatın içindeki şiiri yakalamakta zorlanıyor musunuz, hayatın içindeki şiiri nasıl yakalıyorsunuz?

Zaten şiiri oradan çıkardığınızda yapaylaşıyor ve belirli bir süre sonra unutuluyor. Okuduğum her şiir benim okulum. Cemal Süreya ve Cemal Süreya şiirleri gibi Türkçe yazılan her şiir... Ben bir çok şiirde şunu fark ettim; şiirler hayatın içinde. Bizde şiir kirliliğinden çok söz edilir. Çok sevdiğim şair dostum Özkan Mert, Türkiye’ye geldiğinde konuşuruz. O der ki, ‘bizim de zamanımızda çok kirlilik vardı ama hiç kimse kalmadı’. Şiirin içine yapaylık varsa bir süre sonra unutuluyor. Şiir eşittir hayat olmalı.

Birkaç yıl önce açtığınız kitap dükkanının sizi geçindiremediği için, iflas ettiğinizi ve kapatmak zorunda olduğunuzu biliyorum. Şu anda ise sigara, alkol gibi tüketim maddelerinin de satıldığı bir şarküteride çalıştığınızı-amcanızın yanında- söylediniz. Kitap, şiir gibi değerler hayatımızda ne zaman ‘para edecek’, geçer akçe olacak dersiniz?
Şairlerin sadece şiir yazarak geçindikleri çok nadirdir. Sevmediğiniz bir işi yaptığınız için, hayatı sürdürmek için kapital bir ihtiyaç var. Ama mutlu olmayacaksınız. Ben burada mutlu değilim. Hayatı sürdürmek için ordayım. Şiir hayatın içinde ve şiirin bir parçası da orası ama... Zaman zaman da olsa orada karşıma şiir gibi insanlar çıkıyor. İyi yönlerini bulmaya çalışıyorum işte. Bir okur bulduğum zaman orada keyifleniyorum. Mecbur kaldığım için de zaman zaman küskünlükler yaşıyorum tabii.



BİR GÜN ŞAİRLER YALNIZCA ŞİİRLE UĞRAŞACAK
Şu anda Özyiğit Gıda’da -amcamın yanında- çalışıyorum. Birilerinin bir şeyler almak için dükkana girdiği zaman Mavi Liman’ları gördüklerindeki mutlulukları, kitapları alıp çıkmaları, şiirin bitmediğini gösteriyor. Türkiye’de şiir okunmadığı söyleniyor. Az bile olsa iyi şiir okurunun bulunduğunu biliyorum. Şiirden para kazanmak çok zor. 11 yaşlarında okuduğum ilk kitap Enver Gökçe’nindi. Onun ne kadar yoksulluk çektiğini biliyorum. Şairlerin böyle bir çıkmazı var belki. Günümüzde bir-iki dışında her şairin ek iş yaptığını biliyorum. İki yıl önce Mavi Limanı kapatırken içim cız etse de yakın zamanda yine en büyük düşlerimden biri olan şiirevini açacağım. Sizin dediğiniz daha doğru çıkıyor ama ben yine de umutluyum. Bir gün şiir ortamı daha güzel olacak, Türkiye’deki şairler yalnızca şiirle uğraşacaklar.

ŞİİR YAZMANIN İNCE AYARI
Şiir yazmanın ince ayarı, mümkün olduğunca çok okumak. Bana Mavi Liman için şiirlerini gönderenlere ‘şiir okuyor musunuz?’ diye sorduğumda etki altında kalmaktan korktukları için okumadıklarını söylüyorlar. Şiirle yatacaksınız, şiirle yatacaksınız. Ben elimdeki kitapların hemen hepsini okudum. Hatta zaman zaman başa dönüp okuduklarımı tekrar okuyorum. Türkçe’de o kadar güzel şiirler var ki... O şairler, şiirler benim okulum. O okuldan mezun olmak istemiyorum, hep okumak istiyorum.

“İYİ Kİ ARKADAŞLARIMA HAVA ATMIŞIM”


Çocukluğunuzda şiir dışında bir iş, uğraş düşünmüş müydünüz?
Okuma yazmayı öğrendiğim günden beri okulda verilen kitaplarda yazıları geçer, şiir arardım. Evimizde kırmızı kaplı bir şiir defteri vardı babamın. İçinde Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Enver Gökçe şiirleri vardı. Evimizdeki yemek masasının altına girer, şiir defterindeki şiirleri kendi küçük defterime yazar, sonra arkadaşlarıma ‘şiir yazdım’ diye hava atardım. 10-11 yaşlarında arkadaşlarıma hava attığımda arkadaşlarım bundan ne anlardı bilmiyorum ama, arkama dönüp baktığımda iyi ki o şiirleri okumuşum, iyi ki arkadaşlarıma hava atmışım diyorum.

“HİÇBİR ZAMAN ŞAİR OLDUM DEMEYECEKSİN”

Ödülden sonraki durum ne, daha rahat hava atıyorsunuzdur herhalde...

Şimdi hava atmıyorum. 11 yaşlarında bir çocuk kendi yazmadığı şiirlerle hava atıyordu. Şunu öğrendim, okulunda okuduğum şairlerden: Hiç bir zaman şair oldum demeyeceksin. Dağlarca bile şu yaşında kendine şair demiyorsa, oturup düşünmek lazım. Öğreneceğimiz daha çok şey var.


Sizi en çok etkileyen şairler kimlerdi?
Enver Gökçe, ilk okuduğum, ilk etkilendiğim şair. Bugün sorulan en zor soru bu belki de; cevaplamakta güçlük çekebilirim. İlk aldığım kitap, Orhan Veli’nin. Onu okuduğumda dehşete düşmüştüm ve hemen onun gibi yazmaya başlamıştım. Belki de benim ulaşmaya çalıştığım şiir bu; en duru haliyle şiir yazmaya çalışıyorum. Orhan Veli ve arkadaşlarını; Melih Cevdet, Oktay Rifat, İkinci Yeni’den Cemal Süreya, İlhan Berk, Turgut Uyar, Edip Cansever, sonra arkadaşlığından gurur duyduğum Özkan Mert, Sina Akyol, İdris Atmaca...
Şair kimliğimden önce iyi bir şiir okuruyum. Çok sıkı şiirler yazıldığını biliyorum; 60 doğumlulardan, 70 doğumlulardan 80 doğumlulara kadar. Aslında Nazım Hikmet’ten, 1986 doğumlu Kaan Koç’a, Ataman Avdan, Kadir Aydemir, Esma Çavuşoğlu, Pelin Özer, Ersen Erçelik... O kadar güzel şiirler yazan isimler var ki... Onları okurken insanın heyecan duymaması olanaksız.

“BEN HEPSİYLE İYİ GEÇİNEN ŞAİRİM”

Belirli bir akım içinde tanımlıyor musunuz şiirinizi?
Ben sanki hepsine yakın duruyorum. Nazım Hikmet’in Toplumcu şiirine, Orhan Veli’nin Garip akımına, İkinci Yeni akımına, Faruk Nafiz’in mistik şiirlerine... Benim aslında sevmediğim şair yok.

Birilerini karşınıza alıp, birilerini de ustanız olarak seçersiniz. Hepsiyle iyi geçinen şair görmedim diyebilirim...
Ben hepsiyle iyi geçinen şairim. Çünkü her şairin beni çok etkileyen şiirleri olmuştur; ama bir tane, ama on iki tane. O bana yetiyor zaten. Yazılan her şiiri beğenmek zaten zor. Bir şairin kitabını aldığınızda bütün şiirlerini sevmeniz çok zor. Mutlaka sevdikleriniz de beğenmedikleriniz de olur. Benim öne çıkan şairlerim, Enver Gökçe, Orhan Veli, Metin Eloğlu, Cemal Süreya, Can Yücel, Özkan Mert, İdris Atmaca. Sina Akyol.
Şairler birbirinin arkasından konuşurlar, birbirlerini beğenmezler diye söylenir. Çok değiliz. Kırıp dökmek hoş değil. Ben Türkçe yazan bütün şairleri -yabancı şairleri de severim ama- severim. Hepsine, hapşırık sesi beklemeden ‘çok yaşa’ diyorum.

ÜÇÜNCÜ YENİ
Şiirde varmak istediğiniz bir yer, durmak istediğiniz bir nokta var mı? Anlama, imgeye bakışınız ne?
Şiir bitmez, hiç bir zaman bitmez. Ben şiirlerimi fazla imgeye boğmak istemiyorum. En duru haliyle şiirler yazmak istiyorum. Şiirimi bir yere koyacak olursak, Bir akım varsa bunun adı ‘Üçüncü Yeni’ olabilir.

Şiir tartışmaları yaptığınız şair arkadaşlarınız şiirde yeni bir akım olup olmadığı konusunda ne düşünüyorlar?
İkinci Yeni’den sonra bir akımdan söz etmek zor. Şu anda kimse bir akımın içinde olmadığını düşünüyor. Şu an yazılan şiirlerin bir kısmı Nâzım Hikmet’in toplumcu şiirinin peşinden gidiyor. Bir kısmı da İkinci Yeni’nin peşinden gidiyor. Orhan Veli etkisinde kalıp hala Garip şiir yazmak isteyenler var. Biz arkadaşlarımla galiba hepsini bir yerde buluşturmak istiyoruz. Bireysel şiiri diyorsak bireysel şiir; ama toplumdan fazla kopmadan. Garip şiir diyorsak; Garip ama içinde İkinci Yeni’yi barındırarak. Zaman zaman şiir etkinliklerinde tartışıyoruz.

Üçüncü Yeni derken, anlama, biçime bakışınız, diğer akımlardan ve İkinci Yeni’den farklı neler var?
Aslında böyle bir şeyi düşünmedik. Siz acaba yeni bir akım var mı diye sordunuz. İşte ben de varsa ‘Üçüncü Yeni’ diyorum. Ben ve arkadaşlarım çoğunlukla şiiri imgeye boğmadan, şiiri en duru haliyle yazmaya çalışıyoruz.

ŞİİR İMECESİ
Özgür Özmaral, Esma Çavuşoğlu ile birlikte şiir yazıyoruz. Bir dize, bir dize. Bir dize Özgür, bir dize Esma bir dize de ben yazıyorum. Şiir bittikten sonra hangi dizeyi kimin yazdığını biz bileceğiz ama, okurlar bilmeyecek.

Şiir imecesi denebilir mi çalışmalarınıza?
Çok doğru bir tanım. A’dan başladık -her dize üç ya da beş dize olacak- alfabeyi bitirince şiir bitmiş olacak.

Cemal Süreya Ödülü sizi doğru tanımlayan bir ödül mü?
Daha önce hiç bir yarışmaya katılmadım, bu ilk. İlk 15 gün yollayıp yollamamayı düşündüm. Sonra şunu fark ettim: Bir ödül bile vermeseler, hiç değilse beş şiir emekçisi Aydın Hatipoğlu, Enver Ercan, Haydar Ergülen, Refik Durbaş, Mustafa Öneş benim şiirlerimi okuyacaklardı. Ödül aldıktan sonra bir arkadaşım, ‘Hangi dağ senin mutluluğun?’ diye sordu. Henüz bu dağ bulunamadı, keşfedilemedi. İlk haber verildiğinde attığım çığlık, evdekilerin korkması, ne oluyor demesi... Sonra ikinci bir çığlık... Bir uçurum olsaydı herhalde çığlık onun boyunca olurdu.
Cemal Süreya, okulunda bulunduğum şairler arasında belki biraz daha kendime yakın duyduğum; akraba şairlerden. İlk aldığım ödül olduğu için de çok keyifliyim, çok mutluyum.

“babam merdiven uzatır göğe
kuşların söylediklerini Türkçe’ye çevirir”


“YAZIK DEĞİL Mİ BU KADAR SAYFA BOŞ KALMIŞ”

Babanız şiirlerinizi pek beğenmediğini, şiir seçici kurulundan farklı düşündüğünü duydum.

Elimizdeki şiir defterinden olsa gerek. Babamın Enver Gökçe ile ile yakın arkadaşlığı da olmuş. Babam bir şekilde şiire bulaşmış, Enver Gökçe ile konuşmuş, şiir yazmaktan korkmuş; benim işim değil diye. Babam benim şiir kitabımı görünce- bireysel bulduğu için sanırım-, ‘Yazık değil mi bu kadar sayfa boş kalmış. Tamam senin aklın yok da kitabı yapanlarında mı aklı yok’ demişti. Ödülü kazandığımda çok mutlu olduğunu, benim kadar heyecanlandığını ve gözlerini kaçırıp ağladığını gördüm. Benim şiirime yakın olmasa bile gizliden gizliye sevdiğini hissettim o gün.
Annemin ninnileri, okuduğu maniler, babamın şiirleri, okuduğu türküler hepsi şiirlerimi besleyen unsurlar. Bu kitap onlara bir armağan kitaptır belki.

Orhan Pamuk’un babasının bavulundan sonra her şairin, yazarın hayatında bir bavul, çanta aranacak sanırım...
Sakın sen böyle bir açıklama yapma, Pamuk’tan kopya çektiğin sanılır diye arkadaşlarım uyardılar. Ben bu açıklamayı yapmak zorundayım; iyi ki babamın şiir defteri varmış. İyi ki ben o günlerde babamın okuduğu şiirleri büyük bir heyecanla okumuşum.

“anne hırka ör
kalbinin söküğünden
üryan tenime”

Anneniz şiirlerinizi beğeniyor muydu?

Annem belki babam kadar açık olmadığı için o şiirlerimi okuduğu zaman büyük bir mutluluk duyar. Anneler daha çok korur çocuklarını içgüdüsel olarak. Beni üzmemek için mi çok güzel diyordu bilmiyorum.

MAVİ ŞİİR MEKTUPLARI
Mavi Liman adıyla ‘fanzin’ denilen şiir çalışmalarınızdan söz eder misiniz? Bir de ‘Fanzin’ dışında daha Türkçe bir ad bulabilir miyiz?
Acaba şiir mektubu mu desem diye çok düşündüm. Üstünde fanzin yazmıyor. Sizin de yardımınızla, önerinizle, ‘şiir mektubu’ diyelim buna. Ben mektupla şiiri buluşturmak için 2,5 yıl önce yola çıktım. Mavi Liman, Nazım Hikmet’in sevdiğim bir şiiriydi. Posta kutularından mektup dışında bir sürü ıvır zıvır çıkıyor, bankalardan gelen faturalar falan... yaklaşık 500 tane çıkartıyorum. 70-75 okurum var. 100 tanesini belli bir semt seçip, bilmediğim yabancısı olduğum apartmanlara girip posta kutularına bırakıyorum. Sonra bana güzel mektuplar, e-postalar geliyor, ‘mektup aldık, içinden güzel şiirler çıktı’ diye. Şiir mektupları ve şiir dergileri bana okura ulaşmak için daha doğru bir yol gibi görünüyor.

Teybi kapattık, ‘yeni şairler gümbür gümbür geliyor’ dediniz...
Ben şiirin bittiğine inanmıyorum. Çok sıkı şiirler yazan arkadaşlarımız var. İsmini vermek büyük bir keyif olacak.
Esma Çavuşoğlu, Özgür Özmaral, Pelin Özer, Yusuf Uğur Uğurel... En az bunlar kadar elli isim çıkarabilirim. Cıvıl cıvıl isimler. Ben onların şiirini okurken o kadar heyecanlanıyorum ki...

Şairlerin birbirini kıskandığını söylerler. Siz kıskanmıyor musunuz?
Doğru kelime, ‘gurur duyduğum, onurlandığım şairler’ olabilir. Ne güzel yazmışlar diyorum. Belki ben bu sözü çok sık söylüyorum ama, ‘Hapşırık sesi beklemeden çok yaşasın hepsi’. Daha çok güzel şiirler çıkacak.


 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

maas pirinçal  - İstanbul
24 Ekim 2007, Çarşamba 19:03  
EROL ÖZYİĞİT türk şiirini iyi yerlere getirebilecek kapasitede bir şair.O tüm olusuzluklara rağmen bunu başaracaktır.

Elif Çelebi  - İstanbul
15 Mart 2007, Perşembe 16:33  
Hayatın içindeki şiiri çok sevdim. Teşekkürler Erol Özyiğit;yazdığınız kitap için.Teşekkürler Yasemin Arpa; Erol Özyiğit i bize tanıttığınız için

Kadir İncesu  - İstanbul
05 Şubat 2007, Pazartesi 15:45  
Erol Özyiğit i bir kez daha kutluyorum... Yasemin Arpa ya da söyleşi için teşekürler... Erol Özyiğit in yaşamı "Şiir yaşamın içinde" söylemine güzel bir örnek...

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları