Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
NTV Tarih
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa
NTV

Konu: F-35 savaş uçakları
Konuklar: NATO Asamblesi Başkanvekili, Savunma Sanayi Eski Müsteşarı ve AKP Kırıkkale Milletvekili Vahit Erdem ve Jane's Defence Dergisi Türkiye Temsilcisi ve Bugün Gazetesi Yazarı Lale Sarıibrahimoğlu


Oğuz Haksever: Daha uzun yıllar hizmette kalacaklar ama savaşan şahinler de eskiyor. Resimleri odalara asılmış, otobüslerin arka camına yapıştırılmıştı. Otobüs seyahat şirketlerinin logolarına esin kaynağı olmuştu. F-16 uçaklarının Türkiye'de de üretilmesiyle yaşanan heyecanın hatta yaygın gururun yerini benzeri bir proje alıyor. Gelenin adı "şimşek". 2020'ye kadar hava filosunu yenilemek zorunda olan Türk Silahlı Kuvvetleri, Amerika Birleşik Devletleri'yle en az 10 milyar dolara mal olacak 100 adet F-35 uçağı alımı konusunda Türkiye anlaşmak üzere. Bu, Türkiye tarihinin en büyük savunma projesi olacak. Türkiye Kasım sonunda mutabakat metnini imzalar yani üretime katılımın yanısıra alımı da garanti ederse F-35 ortak saldırı uçağı projesindeki 9. ncu ülke olma konumunu resmileştirecek. İyi günler. F-35 projesini Yakın Plan’a alıyoruz. Önce Türkiye'nin geliştirme aşamasından itibaren içinde yer aldığı projenin hikayesini ve son durumunu anlatıyoruz.

-1998'den beri Türkiye'nin de içinde bulunduğu kısa adı JSF olan ortak saldırı uçağı projesi, dünyanın en büyük savaş uçağı projesi. Şubat 2008'de ilk uçuşunu yapması beklenen F-35, teknolojisi eskiyen F-16'ların yerini alacak. 5 yıl önce 24 milyar dolar olarak hesap edilen proje maliyeti, bugün 45 milyar dolara ulaştı. Şu ana kadar 175 milyon dolar bütçe ayıran Türkiye, projede yer almakta kararlı. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Washington'da "Kasım sonuna kadar bizden mutabakat muhtırası isteniyor, 9 ülke imzalıyoruz" dedi. Türkiye'nin elinde bulunan çift motorlu F-4 ve F-5 tipi uçakların birkaç yıl içinde sistem dışına çıkacağını belirten uzmanlar, 2018 yılından itibaren Türk Hava Kuvvetleri'ne katılacak 100 kadar F-35'in yeterli olmayacağı görüşünde.

Sami Atalan (MSI Baş Editörü): Yeni bir nesil hava filosu oluşturuluyor ve bu çerçevede bombardıman amacıyla, av bombardıman amacıla F-35’ler 120 tane ya da 100 tanesi yeterli değil rakam olarak. Bu rakamlar ya ileride daha fazlaya götürülmesi lazım veya ikinci bir tip uçak bir seçilmesi lazım.

-F-35 havadan karaya bombardımanda çok etkili. Ancak havadan denize muharebede aynı ölçüdü verimli değil. Bu nedenle JSF'de yer alan Amerika Birleşik Devletleri F-22'lere yönelirken İngiltere ve İtalya da Eurofighter üretiyor. İtalyan-İngiliz İspanyol ve Alman konsorsiyumu Eurofighter, Türkiye'ye de geçtiğimiz günlerde ortaklık teklif etti.

Sami Atalan (MSI Baş Editörü): Beşinci ortak olarak bizi istediklerini belirtiyorlar. Yani 4 ortaktan oluşan bu konsorsiyumun beşinci ortağı biz olacağız. İlerdeki tüm satılan uçaklardan Türkiye’nin payı olacak içinde. Yani tam bir ortaklık teklif ediyorlar. Bu güzel bir şey, çok güzel bir şey. Geç de olsa buna katılmamız lazım mı, değil mi bunun tabi kararını verecek biz değiliz ama neticede çok değerli bir teklif gelmiş durumda bize. Sanayi açıdan da uçakları Türkiye'de üretmeyi öneriyorlar.

-Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ise yaptığı açıklamada Eurofighter'ın Türkiye'nin gündeminde olmadığını belirtti.

Oğuz Haksever: Konuyu ele alırken iki konuğumuzun görüşlerine, rehberliğine başvuracağız. Kırıkkale Milletvekili Akp’den ve NATO Asamblesi Başkanvekili Vahit Erdem, bu programa uygun bir başka titriyle savunma sanayi eski müsteşarı Ankara’da, stüdyomuzda konuğumuz olacak. Aynı zamanda Jane's Defence Dergisi’nin Türkiye Temsilcisi Lale Sarıibrahimoğlu da telefon hattında sorularımızı yanıtlayacak. Önce Vahit Erdem ile başlıyoruz. Tabiki ilk önce merhaba diyerek. İyi günler sayın Erdem.

Vahit Erdem: İyi günler efendim. Merhaba, iyi yayınlar.

Oğuz Haksever: Vahit bey sizin bakış açınıza göre biz biraz ipuçlarını verdik. Biraz şekil oluşuyor ama sizin bakış açınıza göre nasıl bir proje bu? Gerçekten F-16 olayı gibi bazı çevrelerde geniş heyecan uyandıran bir proje mi?

Vahit Erdem: Efendim şimdi sizinde tanıtım programında belirttiğiniz gibi bütün sistemler eskiyor. F-16 halen çağımızın, günümüzün iyi uçağı. Daha uzun yıllar kullanılacak, envanterde kalacak. 2020’lere kadar tahmin ediyorum ama bir taraftan da tabi hava gücümüzü güçlendirmemiz, yeni teknolojik sistemlerle kuvvetlendirmemiz lazım. Bu müşterek hücum uçağı, taarruz uçağı F-35 geleceğin uçağı bunu kabul etmek lazım. Her ne kadar 2009’a teslimat başlayacak Amerika Birleşik Devletleri’nde. Türkiye 2014’ten itibaren teslim almaya başlayacak eğer konsorsiyuma girerse. Yüksek teknolojili, vuruş kabiliyeti çok güçlü, bakım ve onarımı çok kolay, daha ucuz nispeten. 25 yıllık bir persfektifte baktığımız zaman Eurofighter’dan daha ucuz olduğu görülüyor. Tabi Eurofighter bugünün uçağı, bunu kabul edelim. İyi bir uçak ama bugünün uçağı. F-35 ise geleceğin biraz yarının uçağı, öyle diyelim. Bence eğer uçak alınacaksa karar doğrudur. Böyle bir büyük kararı vermek kolay olmamakla beraber şunu ifade edeyim 9 ülke sizin de belirttiğiniz gibi. Türkiye de dahil. Türkiye açısından en büyük tedarik savunma sanayi alanında, dünya açısından da en büyük savunma sanayi projesi. Hem katılım itibariyle Amerika Birleşik Devletleri artı 8 Avrupa ülkesi. Hem sayı itibariyle, hem hacim itibariyle, parasal maliyet itibariyle bugüne kadar yapılmış en büyük tedarik veya tedariklerden biri olduğu kanaatindeyim.

Oğuz Haksever: Türkiye bunun üretiminde hangi aşamada? Ya da hangi bölümde yer alacak? Bu konuda bir fikir verebilir misiniz bize?

Vahit Erdem: Efendim şimdi tabi bu teknik çalışmalarda sanayi iş bölümünde ortaya çıkacak. Tabi bizim F-16 üreten bir ülke olarak TAI yani Tusaş uçak sanayimizin burada büyük pay alması lazım. Elektronik sanayilerimizin ki bu Aselsan, Kalekalıp ve diğer pek çok sanayi, elektronikle ilgili sanayilerimiz var. Bunların pay alması lazım. Tabi burada önemli bir husus var, Amerika’nın sistemi iyidir, daima iyidir. Fakat Amerika teknoloji transferinde Avrupa’ya nazaran biraz daha çok titizdir, dikkatlidir. Burada en önemli husus kritik teknolojileri verip vermeyeceği şu anda şüpheli Avrupa’da dahil buna. Tabi yazılım çok önemli. Fg-16’ların ben müzakeresinde bulundum, kararı askeri hükümet zamanında verilmişti ama imalatı bizim zamanımızda gerçekleşti. F-16’nın yazılım sistemini almakta çok zorlandık. Sonradan Amerika da niye verdiğine pişman oldu gibi göründü ve bugün biz kendi yazılımımızı, uçağı kendimiz yapabiliyoruz F-16’yı. Bilmiyorum bu F-35’de bunu yapabilecek miyiz? Tabi yazılım şu manada önemli; dost ve düşmanı kendiniz belirleyeceksiniz, uçağın beynine siz hükmedeceksiniz. Savaş anında veya taarruz anında bu tabi kendinizin bilgiye hakim olması çok büyük önem taşıyor. Tabi bunları ileride göreceğiz, Bunları ne derece Amerika Birleşik Devletleri verecek katılımcı ülkelere bunları şu anda bende bilmiyorum. Tabi müzakerelerde teknik dökümanlarda, iş paylaşımında bunlar görüşülecek ama yazılımda çok tabi ısrar etmemiz lazım.

Oğuz Haksever: Anlıyorum Vahit bey, sizi ağırlamaya devam edeceğiz orada. Diğer konuğumuza bağlanıyoruz. Lale Sarıibrahimoğlu, Jane's Defence Türkiye Temsilcisi ve Bugün Gazetesi Yazarı. Lale hanım merhaba.

Lale Sarıibrahimoğlu: Merhabalar, iyi yayınlar.

Oğuz Haksever: Sizin bakış açınıza göre önce biraz genel anlamda bakalım. Sizin bakış açınıza göre nasıl bir olay ya da proje bu F-35 şimşek?

Lale Sarıibrahimoğlu: Şimdi F-35 ya da müşterek taarruz uçağı tabi askerlerin söylediği gelecek neslin uçağı. Beşinci nesil uçak türü, savaş uçağı türü. Bizim F-16’ların da kullanım ömrü 2010’larda bitmek üzere olacak. Çünkü şu anda bu F-16’ların yapımcısı Lockheed Martin ile birlikte yeni bir modernizasyon programına başladık. Dolayısıyla bu F-16’ların ve Amerika’nın bizce envanterde olmayan A-10 uçaklarının yerini alacak gelecek nesil uçağı. Demin de vurguladığınız gibi 9 ülke var. Yalnız 40 milyar dolarlık bir yatırımdan bahsedilmişti programınızda. Benim bildiğim ilk aşamada 280 milyar dolarlık bir bütçe ayırdı Pentagon bu uçakların geliştirilmesi için. 3 bin kadar ilk aşamada üretilecek, en fazla Amerikan hava kuvvetleri alacak, bizim 100 kadar almamız planlanıyor ve bu konuda yani Türkiye’nin Joint Strike Fighter denen şimdi konuştuğumuz ve sayın Gönül’ün de Amerika’da son diğer ülkelerle birlikte, katılımcı ülkelerle birlikte bir anlaşma, ön anlaşma imzalamasını beklediğimiz bu savaş uçakları, avcı bombardıman uçaklarıyla ilgili bir kaç yıldır bir tartışma yaşanıyor. Bu tartışma yaşanıyor. Bu tartışma deminde vurguladığınız gibi bir miktarda Avrupa yapımı, Avrupa konsorsiyumunun üretmekte olduğu tayfunlardan alım diye gündeme geldi.

Oğuz Haksever: Eurofighter evet.

Lale Sarıibrahimoğlu: Şimdi burada tabi teknik bilgileri bilenler daha çok bu işin içinde olan insanlar. Dolayısıyla o detayda kim haklı, kim haksız ben bilemiyorum ancak bizim Türk Silahlı Kuvvetleri kesinlikle Avrupa yapımı tayfun uçaklarının alınmasını istemedi ve bu gelecek nesil uçağın bütünüyle, 100 kadar alınacaksa hepsinin bu uçaklardan alınması yolunda bir talepte bulundu. Bu uçaklar sesten öteye daha hızlı gidebilen ve F-16’ların, bütün dünyadaki F-16’ların yerine geçebilecek uçaklar. Dolayısıyla Türkiye’de mevcut envanterindeki 224 kadar uçağın 117’sine Amerika ile yeniledikten sonra 2010’lu yıllarda zaten bir savaş uçağına ihtiyaç duyacaktı. Şu aşamada savunma sanayi müsteşarlığının bir miktar da Avrupa yapımı uçak alalım talebinin geri çevrildiği ve daha çok bu geleceğin büyük savaş uçağı yani Amerikan yapımı ve içinde Avrupalı ülkelerin de yeraldığı uçakta kesin karar kılındığı anlaşılıyor. Tabi bundan sonraki aşamada meclise de gelecek bu uluslararası bir anlaşma olduğu için. Mecliste bu konuda alınıp alınmadığına karar verecek. Fakat Türkiye çok uzunca süredir bu Avrupa ve Amerika Joint Strike Fighter uçakları arasında yaptığı pazarlıklar sonucu en azından her iki uçağa da fırsat veririm havası yarattığı için Amerikan Lockheed Martin yapımcı firmasından JSF yani geleceğin büyük uçağı projesinde çok önemli yerli katkı taahütleri aldı ve bunları yerine getirirse Türkiye belki de biraz da yerli sanayinin ki yüzde 80 dışa bağımlıyız biliyorsunuz, buna savunma sanayi de yazılı belgelerinde yeralıyor. Yerli sanayinin en azından Türkiye’ye bir takım kazançlar sağlaması açısından önem taşıyacaktır. Sonuçta hava kuvvetlerinin ihtiyacıysa hangi uçak alıncaksa alınacaktır ama burada önemli olan Türkiye’nin yaptığı pazarlıklarda bu Amerikan firmasından önemli oranlarda yerli sanayi katkı payı sözü aldı. Henüz tam anlaşmalar imzalanmış değil. Tabi yerli sanayiye getirecek katkıyla birlikte bu uçakların alımı da envantere girmesi de büyük önem kazanacak.

Oğuz Haksever: Anlıyorum. Lale hanım yine sizi ağırlamaya devam edeceğiz, Vahit bey’i de. Biraz, bir kaç ayrıntı daha vermekte yarar var. F-35 geleceğin uçağı ya da en modern savaş uçaklarından biri olarak tanımlanıyor. Sıradaki haberse bu tanımın bazı ayrıntılarını içeriyor. Haber, "nasıl bir uçak" sorusuna yanıt vermeye çalışıyor.

-F-35 ortak saldırı uçağının üreticisi Lockheed Martin firması. Firma, rakibi Boeing'in F-32 modeliyle 5 yıl süren yarışın ardından 2001 yılında ihaleyi kazandı. F-35 projesinde 3 tür uçak var. Klasik iniş kalkışlı model, Amerikan donanmasında uçak gemileri için üretilecek tip ve dikine iniş kalkış yapabilen tasarım. Klasik iniş kalkışlı model F-16'ların yerini alması için tasarlandı. F-35 A diye bilinen tür, bu nesilin en hafif modeli. Bu modelin 2008 yılında Amerikan Hava Kuvvetleri'nde hizmete girmesi planlanıyor. F-35 hava çatışmalarında önceki nesillerden 4 misli daha etkili. Uçak, sabit ve hareketli yer hedeflerinde ise seleflerinden 8 kat üstün. F-35, halen serviste olan uçaklardan, keşifte ve düşman hava savunma sistemlerine yönelik baskıda 3 kat daha fazla performans vaadediyor. F-35, radarlar tarafından minumum düzeyde farkedilebiliyor. Uçağın gövde şekli buna göre tasarlandı. F-35'lerin dikkat çeken özelliklerinden birisi de pilot kabinindeki olanakları. Helikopter teknolojisindeki son görüntü sistemleri F-35'lere de uyarlandı. Bu uçakların pilotları bütün kontrolleri başlığının ön camından görebiliyor. Kızılötesi görüntü, ileri seyr-ü sefer sistemleri ve sayısal harita düzeneği de kullanım kolaylıkları ve olanakları arasında. Uçak süpersonik, yani sesten hızlı uçabiliyor. Saatteki maksimum hızı, 1.930 kilometre. Yaklaşık 2 bin 300 kilometre menzili var. Havadan havaya ve havadan yere füze sistemleri, klasik bombalar taşıyabiliyor. Ayrıca bazı silahlarını gövde içinde bulundurabiliyor. Savaş uçaklarının vazgeçilmezi olan topu ise 25 milimetrelik. Bu silahın saniyede 180 ila 220 mermi atabilen iki türü var.

Oğuz Haksever: Yeniden Vahit Erdem ile devam ediyoruz. Vahit bey bazı ayrıntılara gelmekte yarar var. Bu uçakların stealthy dedikleri radara görünmeyen özellikleri olduğu yolunda biraz şüpheler var, daha o net değil. Bu konuda bilginiz var mı? Böyle uçaklar mı? Yoksa bildiğimiz klasik bir tarzı mı var?

Vahit Erdem: Efendim önce kısa bir küçük bir düzeltme yapayım. Alacağımız F-35, 100 değil benim bilgilerime göre 116, 116 uçak gündemde onu söyleyeyim. Bir de tabi F-16’lar daha Sarıibrahimoğlu benim çok sevdiğim, bu konuları iyi bilen birisi. 2010’da değil, daha uzun yıllar kullanacak. Biliyorsunuz yeni 30 tane de F-16 alacağız 50 blok dediğimiz. Demek istediğim bunlar kombine kullanılan yani tek tip uçak değil bir hava kuvvetlerinde, bir kaç tip uçak birbirini tamamlayan, hava yer, hava hava operasyonlarda birbirini tamamlayan şekilde kullanılması lazım. F-4’ler de halen 50 tanesi İsrail ile beraber modernize edildi. Bunların 3’ü de kullanılacak uzun yıllar. Şimdi stealthy konusunda gelince uluslararası literatüre baktım ben. Orada da stealthy kelimesi geçiyor. Tahmin ediyorum bir gerçek payı olması lazım. Yani tamamen radardan kaçabilip, kaçamayacağı hususunda benim de şüphem var ama radara en az diyelim yakalanan uçaklar olduğu, mevcut savaş uçakları arasında Amerikan’ın stealthy uçakları hariç mevcut fighter’lar arasında, savaş uçağı arasında en az radara yakalanacak uçak olduğu kanaatindeyim. Ayrıca tabi elektronik harp sistemi de önemli uçaklarda. Biliyorsunuz .... dediğimiz sistemi herhalde ileri teknolojileri olacak. Yani karşı uçağın veya yerdeki uçaksavarları yanıltacak, onları başka istikamete sevk edecek sistemlerinin de olduğu kanaatindeyim. O bakımdan üstün bir uçak. Bunu kabul etmek lazım bugünkü savaş uçakları arasında. Radara da yakalanma ihtimali en az diyelim olan uçak. Hiç olmayan demeye dilim şu anda varmıyor.

Oğuz Haksever: Doğru. O konu da aslında uçağın nitelikleri arasında net değil. Dikine inip kalkan türü ile ilgileniyor mu Türkiye? Yoksa o farklı bir konu mu?

Vahit Erdem: Efendim sizin taktimde de belirtildiği gibi bu uçağın 3 versiyonu var. Dikine daha ziyade İngiltere’nin alakasını çekiyor, İngiltere’de bunun konsorsiyumu. Zannediyorum İngiltere dikine inenlerden alacak, harrier gibi. İngiltere’nin halen harrier uçakları var, onun gibi. Uçağa inen yani uçak gemisine inen versiyonu var. O daha ziyade Amerikan deniz kuvvetlerini ilgilendiriyor. Bizi ilgilendiren konvansiyonel uçuş yani yatay iniş kalkış versiyonunu biz çeşidini alacağız tahmin ediyorum ama onun da iniş kalkışı konvansiyonel alanlara iniş kalkışı çok kısa mesafe. Bugünkü savaş uçaklarıyla mukayese ettiğimiz zaman çok daha kısa mesafede durabilen ve çok kısa mesafede kalkabilen uçaklar o şekilde dizayn edilmiş, o yönüyle de bir üstünlüğü var.

Oğuz Haksever: Evet. Sağolun tekrar size döneceğiz. Lale Sarıibrahimoğlu’na dönüyoruz tekrar. Lale hanım, Vahit bey de bahsetti. Bu bilgisayar kodları meselesi, yazılım meselesi çok çok önemli. Türkiye’nin ağzı yandı bu konuda F-16’lar konusunda ama sonradan onları elde etti. Ne dersiniz, bu proje de ciddi bir sorun olarak görünüyor mu sizce?

Lale Sarıibrahimoğlu: Bu sorunuza yanıttan önce Vahit bey demin benim söylediğimle ilgili bir düzeltme yapmak istedi. Fakat ben bunları uluslararası literatürde yeralan bilgilere dayanarak söyledim. F-35’ler ya da JSF, Joint Strike Fighter’lar 2020’li yıllarda tamamen F-16’ların envanterden ve A-10’ların envanterden kalkmasıyla bunların yerini alacak uçaklar. Yani F-16’lar uzun ömürlü yaşayacak ama zaten teknik bilgi olarak birbirinin yerine geçecek uçaklar olduğunu vurguladım ben. Yoksa bizim uçaklar zaten kullanılacak. Şimdi sorunuzun yanıtına gelince şöyle; Bakın biz F-16’ları bir kere düzeltelim. Şu yanlışı yapmayalım; biz F-16’ları burada monte ettik. Bir ülke kaldı ki İngiltere bugün teknoloji açısından bizden ve pek çok ülkeden çok daha önde, askeri teknolojide. Joint Strike Fighter yani müşterek taarruz uçağı bizimde şimdi tamamen taahütte bulunmaya karar verdiğimiz alımı için uçakların sanayi yani her ülkeye, katılımcı ülkelere getireceği sanayi payları konusunda ciddi bir kavga yaşanıyor ve uzun süre yaşandı ve şu geldiğimiz noktada bir çok ülke ya da bazı ülkeler kısmen tatmin olduğu için bu ikinci fazı, yani geliştirem fazı’ndaydık şimdi uçakların üretim fazı’na katılma kararını sayın Gönül’ün Amerika’da imzalayacak zannediyorum ya da imzalamak üzere fazı’na katılmak kararı aldılar. Şimdi biz uçakların beyni ya da yazılım kodlarını almak deyince şunu görmemiz lazım; her ülke kendi ulusal sanayinin teknolojisinin gücüne göre katkı payı alır. Hiçbir ülke milyarlarca dolar bilim adamlarına ve halkın vergileriyle topladığı paralarla, geliştirdiği teknolojileri hiçbir ülkeye vermez. Bunu kamuoyunun çok iyi bilmesi gerekiyor. Bizim yapmamız gereken ulusal sanayimizi ki son bir kaç yıldır buna önem veriyoruz. Ulusal savunma sanayimizi dışa olan yüksek bağımlılığımızdan kurtarmaktır. Yani siz bir uçağın yazılım kodlarını alabileceğiniz söylüyorsanız o zaman sizin de kendinizin üretme kapasitesine sahip olmanız gerekiyor. F-35’lerde yani bu almaya karar verdiğimiz uçaklarda demin vurguladığım gibi bütün ülkelerin ciddi şekilde sanayi katılımı konusunda Amerikan yapımcıyla ve Amerikan hükümetiyle çok ciddi kavgaları yaşandı, yaşanmaya devam ediyor ve Türkiye demin de dediğim gibi yaptığı pazarlıklar sonunda bayağı bir ulusal sanayinin mevcut içinde bulunduğu ölçeğe göre bir hayli yerli katkı sözü aldı. Örneğin işte Türk havacılık uzay sanayi bu uçakların orta gövdesinin bir miktarını üretecek. Dolayısıyla biz ne kadar teknoloji alabileceğiz? O teknolojiyi bizim kendi sanayimizin ne kadar üretebilme kapasitesine sahip olduğuyla bağlantılıdır ve ulusal yazılımı da yapabilmek için bunu tamamen başkasından istemek değil, bizim insan gücümüzü mobilize edip, seferber edip insan gücümüzü ve paramızı araştırma, geliştirmeye harcayıp elimizdeki mevcut kadroları, mühendisleri, genç beyinleri bu işe kanalize etmemiz gerekiyor. Dolayısıyla biz bir şeyi istemek yerine kendimiz üretmek zorundayız. Çünkü hiçbir ülke kendi ürettiği ve yıllarca vakit ayırdığı teknolojilerini başka ülkeye vermez. Bu gerek sivil teknoloji, gerek askeri teknoloji bu bir gerçektir.

Oğuz Haksever: Lale Sarıibrahimoğlu çok teşekkür ediyoruz programımıza katıldığınız için sağolun.

Lale Sarıibrahimoğlu: İyi yayınlar.

Oğuz Haksever: Sağolun. Vahit bey’e dönüyoruz. Vahit bey, Lale Sarıibrahimoğlu’nun bu sözünü ettiği teknoloji geliştirme meselesi gerçekten önemli.

Vahit Erdem: Önemli tabi.

Oğuz Haksever: Dinlediniz, benim tekrarlamama gerek yok. Önce bir kendimiz geliştirelim, başkalarından istemeye o kadar ihtiyacımız olmaz diyor özetle.

Vahit Erdem: Tabi genelde doğru olmakla beraber müsaade ederseniz bir kaç hususu eklemek istiyorum. Bir defa F-16’ların karar verildiği 1980’li yıllarla, 2000’li yıllardaki Türkiye’nin teknolojik bazı çok farklı. Bugün çok daha ilerideyiz. Yani 1980’li yıllarda yeni başlamıştık savunma sanayine aşağı yukarı. Bugün küçük görmeyelim Türkiye’de uzay sanayinde epey mesafe katedildi. Tabi ben abartmakta istemiyorum. Pek çok konsorsiyumlara katıldık, şu anda Türkiye geleceğin büyük uçağının da konsorsiyumunda. Onun için bir teknoloji paylaşımı daha doğrusu imalat paylaşımı teknolojik kabiliyet yanında her ülkenin tedarik ettiği sistem maliyetiyle de orantılı oluyor. Yani uluslararası iş paylaşımında o da dikkate alınıyor. Yani Türkiye 116 F-35 alacaksa o maliyet oranına yakın bir iş kapasitesi alması gerekiyor. Tabiki teknolojik kabiliyetiyle beraber. İki faktör birarada, iki veriyle beraber düşünülmesi lazım. Şimdi yazılım tekrar ediyorum son derece önemli. Bu teknoloji diğer imalat teknolojisine benzemez. Tamamen bu yazılımdır. Yazılımı F-16’yı yapan Türkiye, F-35’in de yazılımını mutlaka gerçekleştirir. Burada önemli olan source code dediğimiz kaynak kodların Amerika Birleşik Devletleri tarafından F-35 için Türkiye’ye verilmesi, geri kalanını tabiki yazılımını Türkiye yapacak. F-16’da da aynı durum olmuştu. Benim kastım o’dur. Gayet tabi dediğim gibi bu kadar yüksek teknolojili bir uçağı siz parça üretecekseniz teknoloji kabiliyetinizin olması lazım ama onun yanında yaptığınız tedarikin de ağırlığının bu paylaşımda payının olması lazım. Bu iki faktörün birarada düşünülmesi lazım. Bu bakımdan Türkiye’nin 1980’li yıllara nazaran çok daha avantajı olduğu kanaatindeyim. Çünkü benim tanıdığım epey elektronik firmaları var. İsimlerini burada vermeyeyim, Türkiye yapabilecek pek çok konularda iş paylaşımında yeralacak kabileyette.

Oğuz Haksever: Aslında diğer ortak ülkeler de, Avrupa ülkeleri de bu konudan şikayetçiydi, bayağı ciddi sorunlar yaşanmıştı. Sanırım bu mesele ileride belki çözülecek.

Vahit Erdem: En önemli tabi ...

Oğuz Haksever: Buyrun.

Vahit Erdem: En önemli kavga demeyeyim ama müzakerelerden birisi iş paylaşımı olacak. Tekrar ediyorum Türkiye’nin aldığı uçak sayısı ve maliyetiyle orantılı bir iş payının alması gerekir.

Oğuz Haksever: Pahalı mı sizce bu uçak? Rakam çok yüksek görünüyor, sayı daha doğrusu çok yüksek görünüyor.

Vahit Erdem: Yani bizim zamanımıza göre tabi pahalı kabul etmek lazım. Çünkü 116 uçak, eh 11 milyar dolar civarında ama emsalleriyle mukayese ettiğiniz zaman da ucuz. Yani ucuz derken mesela Eurofighter ile ben mukayesesini yaptım. Daha doğrusu mukayese şöyle yapılması lazım; uçağın çıplak alım maliyetiyle değil, uçağın serviste kalacaksa buna ömür boyu maliyet deniyor. Ömür boyu maliyetleriyle beraber mukayese ettiğimiz zaman diyelim 20 yıl, 25 yıllık serviste kaldığına göre ömür boyu maliyetini Eurofighter ile mukayese ettiğiniz zaman bu F-35’ler daha ucuz görünüyor.

Oğuz Haksever: Bir başka konu bu uçağın ortak üretiminde Amerika’nın eskisi gibi devlet ağırlıklı şirketleri değil de özel firmaları gözettiği yolunda. ne dersiniz, Bu konuyu da tehid edebiliyor musunuz?

Vahit Erdem: Vallahi bizim de zaten, ben ilk savunma sanayi müsteşarıyım. Savunma sanayi müsteşarlığını kuruş amacımız savunma sanayini hem geniş çapta dışa açmak, hem de yerli sanayi, özel sektörü teşvik etmek. Bu konsepte uygundur bu fikir. Bence özel sektör ağırlıklı olması lazımdır. Artık devletin üretim yapması çağımızda çok uygun görülmüyor, doğru da görülmüyor maliyet bakımından diğer bakımdan, pek çok problemler var. O bakımdan bence de özel sektör ağırlıklı olmasını bende tercih ederim.

Oğuz Haksever: Evet. Vahit bey son soru, bu olayın hem yani bu alışverişin, hem de bu uçağa sahip olmanın stratejik boyutu konusunda neler söylersiniz?

Vahit Erdem: Efendim bu tip büyük alımlarda bir kaç faktör dikkate alınır. Maliyet, teknoloji ve politika. Biz bütün projeleri değerlendirirken bu 3 faktörü dikkate alırdık, şimdi halen de bu geçerlidir. Burada tabi uçağın teknolojik bakımından üstünlüğü tartışılmaz, maliyeti mukayeseli olarak iyi, stratejik olarak yani politik olarak tabi Amerika Türkiye’nin önemli bir müttefiki, stratejik ortağı. O bakımdan politik yönden de yanlış bir karar değil, doğru bir karar. Bu uçağı almakla Türkiye tabi hava kuvvetlerinde önem arzedecek, daha güçlü hale gelecek, sınır ötesi operasyonlarda ki uluslararası sınır ötesinden bahsediyorum. Daha avantajlı duruma geçecek. Biliyorsunuz artık bundan sonra ülke ülke savaşları yok. Uluslararası karar gereğince Birleşmiş Milletler veya NATO kararları çerçevesinde müşterek barış harekatları veya ona benzer müşterek harekatlar var. Afganistan’da olduğu gibi, başka yerlerde olduğu gibi. Bu konularda Türkiye daha etkili olarak uluslararası müşterek harekatta yerini alacak. Biliyorsunuz Türkiye geleceğin büyük uçağına da ortak. Şu anda Avrupa’nın stratejik airlift’i yok, yani hava taşıması yok. Bu stratejik airlift bir Rusya’da var, Amerika Birleşik Devletleri’nde var, Avrupa ihtiyacı olduğu zaman bunu kiralıyor. 2014 yılında bu uçakta servise girecek. Bu geleceğin büyük uçağıyla stratejik harekat kabiliyetini de Türkiye kazanmış olacak Avrupa ile birlikte. Bunu da bu vesileyle ifade edeyim. Tabi Türkiye’ye stratejik avantajlar getirecek bu şekildeki projeler.

Oğuz Haksever: Vahit bey çok çok teşekkür ediyoruz, sağolun programımıza katıldığınız için.

Vahit Erdem: Bende teşekkür ederim, sağolun. İyi yayınlar dilerim, teşekkür ederim. Sağolun.

Oğuz Haksever: F-35 savaş uçağı projesini çeşitli boyutlarıyla Yakın Plan’a aldık. Yeni bir programda görüşmek üzere hoşçakalın.


Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları