Necib Mahfuz: Mısır’ın ‘Balzac’ı
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Oscar
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
NTV Tarih
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Kültür Sanat » Edebiyat
Necib Mahfuz: Mısır’ın ‘Balzac’ı
 
Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen ilk Arap yazar olan Necib Mahfuz yaşamını yitirdi.

Mısır'ın "Balzac"ı olarak bilinen Mahfuz, bugüne kadar 40 küsur roman, kısa öykü derlemesi, film senaryosu ve birkaç tiyatro oyunu yazdı. Eserlerinde yirminci yüzyıl boyunca Mısır'ın yaşadığı gelişmeyi ele aldı.

Çeviren ve derleyen: Neveser Köker
NTV-MSNBC
Güncelleme: 17:01 TSİ 02 Eylül 2006 Cumartesi

İSTANBUL - Arap dünyasının en tanınmış yazarlarından olan Mahfuz hayatı boyunca barışı ve toleransı savundu ve bu duruşunu hiçbir şey -ne zaman, ne şiddet, ne de başarı- bozamadı.


Necib Mahfuz 1911 yılında Kahire’nin Cemaliye bölgesinde doğdu. Cemaliye burjuvaların, dilencilerin, hayat kadınlarının, zanaatkârların ve hırsızların bir arada yaşadığı bir bölgeydi.

Devlet memuru bir babanın çocuğu olan Mahfuz, hayatının ilk sekiz yılını bu hayat dolu yerde geçirdi. 1919 yılında Kahirelilerin İngilizlere karşı başlattıkları ayaklanmaya burada tanık oldu, Kur’an okuluna burada gitti ve edebiyatın hayatında önemli bir yere sahip olacağını burada keşfetti.

1934 yılında Kahire Üniversitesi’ndeki felsefe eğitimini tamamlayan Mahfuz, roman yazmaya henüz başlamamıştı. Kısa hikâyeler ve makaleler yazmaktaydı. İlk yayımlanan kitabı, James Baiki’nin Eski Mısır hakkındaki kitabının bir çevirisiydi. Hikâyelerinden oluşan ilk derlemesi 1938 yılında çıktı. Bir yandan da babasının izinden giderek devlet memuru olarak çalışmaya başlamıştı.

1939’da girdiği kamu sektöründe 35 yıl çalıştı. 1939’dan 1954’e kadar İslam İşleri Bakanlığı’nda çalıştı. Sonrasında devletin sinemayı desteklemek için kurduğu Sinemayı Destekleme Vakfı’nda müdür olarak çalıştı. 1969-1971 yıllarında Kültür Bakanlığı’nda sinema danışmanlığı yaptı. Çeşitli gazetelerde de çalışan Mahfuz’a asıl ününü kazandıran iş ise romancılık oldu.

Çocukken annesiyle sık sık müzelere giden Mahfuz’un romanlarında Mısır tarihi önemli bir yer tutuyordu. Hatta, Firavun dönemiyle ilgili hikâyeler anlattığı ilk romanlarında tarihî roman türüne olan ilgisini açıkça belli ediyordu. Ancak sonraları, Mısır’ın sosyopolitik ortamının da etkisiyle, gerçekçi roman türüne yöneldi.

Kahireli bir ailenin yirminci yüzyılın ilk yarısına tanıklık eden hayatını anlattığı “Kahire Üçlemesi” (1956-1957) ile başlayan gerçekçi roman serüveninde yazar zamanı, bir insan topluluğunun kaderini yavaş yavaş değiştiren evrimlerin ya da devrimlerin büyük düzenleyicisi olan apayrı bir karakter olarak kullandı.

1950’li yıllarda Mahfuz milliyetçi partinin sol kanadına yakın duruyordu ve 1952’de gerçekleşen Temmuz Devrimi onu çok mutlu etmişti ama sonraları devrimin icraatları, her zaman demokrasi ve toplumsal adalet taraftarı olan Mahfuz’u o kadar hayal kırıklığına uğratmıştı ki 1952 ile 1955 yılları arasında hiçbir şey yazmadı. Mahfuz o yıllar için “Hayatımda hiçbir şey değişmedi ama sanki bir yakınımı kaybetmiş gibiydim. Benim içinde yaşadığım toplum ölmüştü ve ben de onunla beraber ölmüştüm. Çok korkunç yıllardı” diyordu.

Siyasette olduğu gibi edebiyatta da sansüre karşı olan Mahfuz 1960’lı yıllara gelindiğinde kitaplarında Tanrı fikrini ve insanın Tanrı’yla olan ilişkilerini irdelemeye başladı. Bu da romanlarının giderek ‘felsefî’ bir hal almasına yol açtı. 1959 yılında yayımlanan bir kitabında (The Children of Gebelaawi) Kahire’de yaşayan, isimleri de karakterleri de Adem, Musa, İsa ve Muhammed’i çağrıştıran dört kardeşin hikâyesini anlattı. Bu kardeşler cesur ve iyi insanlardı ama, “büyü”yü, yani bilimi temsil eden alegorik figürün tersine daha iyi bir dünya yaratamıyorlardı.

Önceleri El Ehram gazetesinde tefrika roman biçiminde çıkan bu roman kitaplaştığında, din ile ilgili tüm kuralları belirleyen El Ezher Üniversitesi tarafından yasaklandı ancak bu, kitabın Arap dünyasında, el altından yayılmasını engelleyemedi. Kitabın bir çok Arap ülkesinde hâlâ yasaklı olmasına neden olarak sadece din konusundaki duruşu değil, Mahfuz’un İsrail ile barışı destekliyor olması da gösteriliyor.

1994 yılında radikal İslamcılar tarafından Mahfuz’a yöneltilen tehditlerin artmasının ve aynı yıl yazara karşı düzenlenen suikast girişiminin temelinde de bu kitabın günlük bir yayın organından yeniden basılması gösteriliyor. El Ezher kitabın basımının durdurulmasını istediği gibi varolan kopyaların da ortadan kaldırılmasını istemişti. Mahfuz ise sadece yeniden basılmamasını kabul etmişti.

Mısır’ın “Balzac”ı olarak bilinen Mahfuz, bugüne kadar 40 küsur roman, kısa öykü derlemesi, film senaryosu ve birkaç tiyatro oyunu yazdı. Eserlerinde yirminci yüzyıl boyunca Mısır’ın yaşadığı gelişmeyi ele aldı.

Doğu ve Batı’nın kültürel ve entelektüel öğelerini harmanladı. Toplumun modernleşmesi ve Batılı değerlerin cazibesiyle başa çıkmak durumunda kalan “küçük adam”lara odaklandı.

Karakterleri ve düşünceleriyle sadece Mısır’ın değil, başka birçok Batılı-olmayan toplumun da sözcülüğünü üstlendi.

Le Monde, Liberation ve Finlandiya kökenli edebiyat sitesi Pegasos’tan derlenmiştir.(http://www.kirjasto.sci.fi/)


 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları