‘Sütunumun Kenarı’
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Oscar
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
NTV Tarih
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Kültür Sanat » Edebiyat
‘Sütunumun Kenarı’
Kabare Dev Aynası Tiyatrosu’nda sergilediği güldürüleri ile toplumsal gerçeklere ayna tutan Ali Erdoğan, bu kez kalemini konuşturmuş.

Sabiha Semerci
NTV-MSNBC
Güncelleme: 11:44 TSİ 11 Ağustos 2006 Cuma

İSTANBUL - ‘Yetenek Milyarderi’ olarak görülen Erdoğan’ın, ‘Sütunumun Kenarı’ kitabı hem güldürüyor, hem düşündürüyor... Kitabın raflara çıkması ise bir hayli ilginç.



Sütunumun Kenarı sizin ilk mizah kitabınız mı?
Hayır, bu benim ikinci mizah kitabım. Birincisi 1993’te Papirüs Yayınları’ndan çıkan “Bildiğin Gibi Değil” adlı kitabımdır.

Sütunumun Kenarı nasıl ortaya çıktı?
Benim tek kişilik bir güldürüm var: ‘Külahıma Anlat’. Bu oyunu sergilediğim günlerde bir telefon geldi. Arayan Say Yayınları’nın Genel Yayın Yönetmeni Murat Batmankaya’ydı. Oyunumu izlemiş, çok beğenmiş. Kitap halinde basmak istediğini söyledi. Bu teklif çok hoşuma gitti ama “Bu oyun henüz yeni. Ama ilgilenirseniz benim hazırda mizah öykülerinden oluşan bir dosyam var. Bakın, okuyun eğer beğenirseniz onu basarsınız” dedim.

Okundu, beğenildi, basıldı... Adı da “Sütunumun Kenarı” oldu. Vitrine çıkalı az bir zaman olmasına rağmen satışlarının iyi olduğu söyleniyor. Umarım başarılı olur, peşinden üçüncü kitap gelir.

Kitabınızın ismi nereden geliyor, neden Sütunumun Kenarı?
Karikatürist dostum, Leman dergisi çizerlerinden Mahmut Tibet, kitaptaki öykülerimi karikatürlemişti. Bir karikatür çok hoşumuza gitti. Onu kapağa taşıyalım dedik. Romalılara ait iki sütün var. İki sütunun arasına ip gerilip, çamaşır serilmiş. Turist rehberi turistlere civardaki tarihi eserleri göstermek için gezdirirken bu manzarayla karşılaşıyor. Tabii adam öfkeden çıldırıyor. Hemen bunun sorumlusunu bulup tepki gösteriyor: “Yahu bu tarihi eserlere nasıl çamaşır asarsın?” Adam, onların sütun olduğunun, tarihi eser olduğunun, Romalılardan kalma olduğunun farkında bile değil. Çünkü bu sütunlar kimden kalırsa kalsın onun için sadece taş! Rehber, sütun dedikçe, onun tavrı gayet lakayt. İçinden rehbere burun kıvırıyor, “sütunumun kenarı” diyor! Bu komik durumu anlatan karikatürü kapağa koyduk. Ben de kitabın adını adamın zihniyetiyle bire bir örtüştüğü için Sütunumun Kenarı koydum!

Sizin Kabare Dev Aynası isimli bir tiyatronuz var. Güldürü oyuncususunuz. Oyunculuğunuzla yazarlığınız birbirini besliyor mu?
Fazlasıyla oluyor. Mizahçı, konularını hayata dışarıdan bakarak bulur. Yani siz insan doğası üzerine bir gözlem yapıyorsunuz. Yazılmış bir karakteri canlandırmak için de gözlem yeteneğinden yararlanmak zorundasınız. Yazdığınız bir karakteri hayat gerçeğine uygun bir biçimde, inandırıcı bir şekilde öyküleştirmek için de gözleme ihtiyacınız var. İş tabii ikisinde de gözlem yapmakla bitmiyor. İşin içine daha sonradan yorumlamak giriyor. Yorum gücü oyuncunun rol kabiliyetine bağlı. Öyküde olayların iyi yorumlanması ise kalemin kudretine bağlı. Özetlersek; ikisinde de gözlem ve yorum gücü gerekli. Dolayısıyla oyunculuğumla yazarlığım birbirini besliyor! Kitabımın satıyor olması, dengesiz beslenmediğimi gösteriyor!

“Komedi suyun yüzeyini gösterir size. Fakat mizahı keşfetmeniz için suyun dibine dalmanız gerekir. Suyun dibinde toplumsal gerçekler vardır. Sancılarımız vardır. Acılarımız vardır. Çürümüşlüğümüz vardır. Yozlaşan yanlarımız vardır...”


Komedi ile mizah ayrı ayrı kulvarlar mı? İkisini birbirinden ayıran nedir?
Komedi hayatın, olayların daha çok hafif yönüyle ilgilenir. İnsanı sadece neşelendirir. Yani, komedi suyun yüzeyini gösterir size. Fakat mizahı keşfetmeniz için suyun dibine dalmanız gerekir. Suyun dibinde toplumsal gerçekler vardır. Sancılarımız vardır. Acılarımız vardır. Çürümüşlüğümüz vardır. Yozlaşan yanlarımız vardır. Mizah bu sıkıntılardan hiciv süzülerek elde edilir. Komedide bir kişinin topluma uyumsuz bir kusurunu konu edinip, abartarak kahkaha elde edebilirsiniz. Sonuçta seyirci yalnız o adama ve onun kusurlarına güler. Mizahta ise durum farklıdır. Mizah, toplumun bir aynasıdır. Toplum bu aynada kendi kusurlarını görür ve dönüp kendi haline güler! Komedi kahkaha attırıp insanı deşarj eder, mizahsa güldürdüğü insanı uyarır, ikaz eder! Ama ikisi de güldürmek zorundadır! Güldürmeyen şey ne mizah sayılır, ne de komedi!

Öykülerimin konularını günlük hayattan alıyorum diyorsunuz. Peki, çevrenizde sizin yazdıklarınıza benzer olaylar gerçekleşiyor mu?
Tabii, örneğin dolmuşta geçen bir öyküm var benim. Yolculardan mutaassıp amca, genç sevgililerin dolmuşun içinde birbirlerine sarılmalarına şiddetle karşı çıkıp, bunu ahlaksızlık olarak niteliyor. Gence, elini kızın omzundan çekmesini söylüyor. Çok yakınlarda -gerçi sonradan tatlıya bağlandı- üniversite bahçesinde elini arkadaşının omzuna atan gencin bu tavrı dokuz kusurlu hareketten biri sayıldı! Bir diğer örnekte de, bahsettiğim Romalılardan kalan sütun meselesi… Bir yerde şimdi adı aklımda değil, tarihi eserlerin kırıldığını, bazılarının da yağlı boyayla gelişi güzel boyanıp bir kenara atıldığını izledik ana haber bültenlerinde. Bir başkasında da, derste cinsel eğitim veriliyor, dersi dinleyen çocuklar konuşmaya utandıklarından soruları yazarak veriyorlar. Benim öykümde de çocuk açık saçık dergiyi ders kitabının arasında gizli gizli okurken yakalanıyor babası tarafından. Kolu kopan hastanın kolu başka, kendisi başka hastaneye götürülüyor. Böyle bir ülkede yaşıyoruz. Yazılanla yaşanan örtüşmesin de ne yapsın!

Mizah öyküsü ille de mesaj vermeli midir?
İnsanı oyalayan, hoşça vakit geçirmesini sağlayan, sırf eğlendirmek için yazılan, komiği tutarlı bir öyküde ve karakterde aramak yerine, yapısı daha gevşek dokulu kelime esprilerinde arayan, eleştirmeyen, sadece neşelendiren ürünlerle mizah ürünlerini birbirinden ayırmak gerek. Mizahın bir derdi vardır.

Bir toplumsal yaraya parmak basar! İki insanın olduğu yerde karşıtlıklar da olacaktır. Bu karşıtlığın temelinde bir çelişki yatar. Bu çelişkiyi hicivlerle deştiğinizde dibinde yatan çelişkiyi de göstermiş olursunuz. Çelişkiyi güldürerek gösterdiğinizde de zaten uyarma işini mizah kendiliğinden yapmış olur. Mesaj kaygısından kasıt, izahlı mizahsa ona ben de karşıyım. -Halkım sen şimdi üstüne dökersin bu mesajı sana ben yedireyim- tarzı bir yaklaşım karşınızdaki insanın zekasını aşağılamaktır bence.

“Brecht ‘Hayatında mizah olan toplumlar sağlıklı toplumlardır. Ama hayatı mizah olan toplumlar hiç çekilmez toplumlardır’ demiş. Hayatımızda mizah olsun ama hayatımız mizah olmasın!”


Memleket koşullarının durmadan mizah üretiyor olması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Keşke bu kadar mizah üretmese! Koşulların bu kadar mizah üretmesi her şeyin kanıksanmasını, doğal karşılanmasını sağlıyor! Millet böyle böyle her şeye alışıyor! Yazılan mizah ürünleri biraz da bu kanıksanmanın önüne geçmeye çalışır.

Çürümeye yüz tutmuş gerçekleri mutlaka şaka yollu da olsa anlatmaya devam etmeli mizahçı. Her şey kanıksanırsa uyuşur kalırız çünkü. Hemen yanı başımızda yığılıp kalmış birinin üzerine örtülen gazetenin çengelli bulmacasını, çekirdek çitleyerek çözecek kadar şuursuz hale gelebiliriz! Brecht “Hayatında mizah olan toplumlar sağlıklı toplumlardır. Ama hayatı mizah olan toplumlar hiç çekilmez toplumlardır” demiş. Hayatımızda mizah olsun ama hayatımız mizah olmasın!


 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları