İranla nükleer krizin barışçı yollardan çözümü konusunda iyimser misiniz? BM Güvenlik Konseyi üyesi 5 ülke ile Almanyanın İrana yaptıkları teklifi nasıl değerlendiriyorsunuz?
İran konusuna diplomasi ve müzakereler yoluyla çözüm bulacağımız konusunda hala çok iyimserim. İki nedenden dolayı böyle düşünüyorum. Birincisi diplomasi yoluyla çözüm bulmaktan başka seçeneğimiz yok, çünkü bu sorunun askeri bir çözümü yok.
Bu sanılandan daha karmaşık bir konu ve nükleer kriz buzdağının sadece görünen bölümü; ardında gizlenmiş pekçok siyasi ve ekonomik sorun da var. Kalıcı ve kesin bir çözüm ancak diplomasiyle bulunabilir.
İyimser olmamın ikinci nedeni ise her iki tarafın da birlikte çalışmaları gerektiğini anlamış olması. İran bölgede çok önemli bir güç. Dünyanın geri kalanı da İranla anlaşmak ve çalışmak istiyor. Ortadoğu şu anda dünyanın istikrardan en uzak bölgesi ve İran Ortadoğunun istikrarı açısından hem çok olumlu hem de çok olumsuz bir rol oynayabilir.  |
|
Üstelik dünyanın geri kalanıyla petrol, doğalgaz ve ekonomik anlamda büyük bir etkileşim de sözkonusu. Şimdi en önemli şey, tarafları müzakere masasına oturtabilmek.
Kimse İranın barışçıl amaçlarla nükleer enerji kullanma hakkını sorgulamıyor. İrana söylenen şu, Programınızda açıklanmayan bazı yönler olduğu için en azından gerekli güven oluşana kadar, birkaç yıllığına, uranyum zenginleştirme çalışmalarınızı askıya alın. Bunun karşılığında size nükleer çalışmalarda kullanılacak teknolojiyi sunma, ticaret anlaşmaları yapma, yeni sivil uçaklar sunma sözü veriyoruz. Anladığım kadarıyla, bu teklif İranla Avrupa ve ABD arasındaki ilişkilerin tamamen normalleşmesi için fırsatlar içeriyor.
İranın nükleer silah üretme kapasitesi hakkında sizin değerlendirmeniz nedir? Uranyum zenginleştirmeye başlayan İran, buradan nükleer silah üretme aşamasına ne kadar zamanda geçebilir?
Burada kesin tarihlerden bahsetmek çok güç çünkü ortada çok fazla bilinmeyen var. İki yıl, üç yıl sürer gibi spekülasyonlarda bulunmak istemiyorum. Ama İranın nükleer yakıt üretimi konusunda çok şey bildiğini biliyoruz; mesela uranyumun nasıl zenginleştirileceğini biliyorlar.
Uranyum zenginleştirmeyi biliyorsanız, nükleer silah yapmaya da çok uzak değilsinizdir. Tabi, bu süreçte uranyumu silaha nasıl dönüştüreceğinizi bilmeniz ve bunun için gereken araçlara sahip olmanız da gerekir. İranın bu konuda hangi noktada olduğunu bilmiyoruz. Bu işin bizim araştırdığımız yönü değil. Ama bütün istihbarat birimlerinin tahminlerine göre, İranın bir nükleer silah geliştirmesine 5-10 yıl var. Tabi, eğer istedikleri buysa.
İran her fırsatta amacının nükleer silah geliştirmek olmadığını söylüyor. Gerçi pekçok kişi de, amacı silah geliştirmek olsa bile, bunu söylemezler diye düşünüyor.
Yine de en azından şu anda İranı hemen yarın nükleer silah üretebilecek bir ülke olarak görmediğimizi söyleyebilirim. İşte bu yüzden de hala müzakareler ve diplomasi için zamanımız olduğu konusunda iyimserim.
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, krizin çözümü için kendilerine yapılan teklife kesin yanıtı Ağustosta vereceklerini söyledi. Ancak G-8 ülkeleri, yanıtı en geç 12 Temmuzda istiyoruz diyor. İranın yanıtı olumsuz olursa tepkiniz ne olur?
Biz müzakere sürecine doğrudan dahil olmayacağız. Ancak bu müzakereleri, güven kazanımı için olumlu bir katkı olarak görüyorum. Bildiğiniz gibi biz İranın nükleer programını inceleyip değerlendirmesini yapıyoruz.
Uzun yıllar boyunca bu programın bazı bölümleri kamuoyuna açıklanmadı ve bu da güven eksikliği yarattı. Hala açıklığa kavuşturmamız gereken bazı noktalar var. Eğer bu yapılabilirse, yitirilen güven kısmen kazanılabilir.
Hele İran, Avrupalıların teklifini kabul edip güven artırıcı adımları kendi atarsa, bu güveni daha da çabuk sağlar. İranlı meslektaşlarımızın bana söylediğine göre teklifin içinde oldukça olumlu noktalar da var, ama bazı belirsizlikler de sözkonusu. Belirsizlikler müzakerelerle çözülebilir.
Ama tekrar söylüyorum; kilit nokta İranın uranyum zenginleştirme için yaptığı araştırma ve geliştirme çalışmaları. Yani müzakereler başlamadan bu çalışmaları askıya alacaklar mı yoksa şimdiye dek söyledikleri gibi masaya hiçbir koşul etmeden oturup, askıya alma meselesini müzakerelerin parçası haline mi getirmek isteyecekler.
Hindistan, Pakistan ve İsrailin de nükleer programları var. Ama onlara nükleer programlarından vazgeçmeleri için baskı uygulanmıyor. İranın onlardan farkı ne?
Çok güzel bir soru sordunuz, çünkü nükleer silahların yayılmasını engelleme rejimi kusursuz uygulanan bir rejim değil. 1970te yürürlüğe giren bu rejimde amaç, nükleer silah sahibi olan ülkelerin sayısını dondurmaktı.
O dönemde nükleer silahlara sahip 5 ülke vardı ve onların da zamanla silahsızlanması öngörülüyordu. Sizin bahsettiğiniz 3 ülke Hindistan, Pakistan ve İsrail güvenlik ihtiyaçlarını gerekçe göstererek bu anlaşmayı imzalamadı. Bu nedenle bu rejimin dışında kaldılar.
Neden sisteme dahil olanları cezalandırıp, sistemin dışında kalanları cezasız bırakıyorsunuz? diye soruyorlar, ki bence bu da güzel bir soru. Bu böyle süremez; anlaşmayı imzalayan yaklaşık 180 ülkeye, Sizin üzerinizdeki denetimleri artıracağız, hiçbir şekilde nükleer silah geliştirmeyeceğinizden emin olacağız derken, diğerleri Biz nükleer cephaneliğimizi geliştireceğiz, çalışmalarımıza devam edeceğiz diyemez.  |
|
Eğer gerçekten başarılı olmak istiyorsak, ilk önce ABD, Rusya, Fransa, Çin ve İngilterenin cephaneliklerini küçültmeleri, nükleer silahların denenmesini yasaklayan anlaşmayı uygulamaları, nükleer silah yapımında kullanılan malzemelerin üretimini yasaklamaları, nükleer silahların stratejik rolünü vurgulamaktan kaçınmaları gerekiyor.
Ayrıca Hindistan, Pakistan ve İsraili bu rejime mümkün olduğunca yaklaştırmak için de elimizden geleni yapmalıyız. Hindistanın ABD ile imzaladığı anlaşmayı, bu yolda atılmış bir adım olarak görüyorum.
Yakın gelecekte Pakistan için de benzer bir durum olmasını umuyorum. İsrailin de barış süreci kapsamında bir güvenlik diyaloğu kurarak bu rejime yakınlaşmasını umut ediyorum.
Nükleer silahların yayılması konusunda endişe taşıdığımız bölgeler genellikle yüzyıllardır devam eden sorunların yaşandığı bölgele. Mesela Ortadoğu, Güney Asya, Kore Yarımadası.
Buralardaki sorunların sonsuza kadar çözümsüz kalmasına izin veremeyiz. Eğer güvenlik ortamını geliştirmek istiyorsanız, günde 1 doların altında gelirle yaşamaya çalışan insanların durumunu geliştirmek için çalışın.
Yoksulluk, iyi yönetim eksikliği, baskı, umutsuzluk, iç savaşlar, devletlerarası savaşlar ve kitle imha silahları geliştirme çabalarından oluşan kısır döngüden kurtulmaya çalışın. İnsanlar terörist doğmaz, bir çevre içinde terörist olur.
Abdullah Gül İrana, Rusyaya, ABDye gitti. Taraflarla görüştü. Türkiyenin İranın nükleer programıyla ilgili krizin aşılması açısından rolünü nasıl görüyorusunuz?
Türkiyenin çok önemli bir rol oynayabileceğine inanıyorum. Sayın Gülle Viyanada birkaç defa görüştüm. Tahrana gitmeden önce Ankarada kendisiyle yeniden görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.
Bence Türkiyenin eşsiz bir durumu var. İranla komşusunuz, Müslüman bir ülkesiniz, Ortadoğu ve İranla yakın tarihi ilişkileriniz olduğu gibi, Batı ve ABD ile de yakın ilişkileriniz var. NATO üyesisiniz.
Bu ülkelerin hangi noktada durduğunu çok iyi anlayabilir, onları müzakere masasına getirmek için önemli bir rol oynayabilirsiniz. İran meselesinin çözümü Ortadoğudaki pekçok soruna Irak, Afganistan, Suriye, Lübnan, Filistin sorunlarına çözüm bulunmasına katkı sağlayabilir.
İranla uluslararası toplumun terör, insan hakları gibi endişelerini de konuşmalıyız. Bunu erken bir aşamada yaparsak ve Türkiye tarafların, uzlaşma noktalarına varmak için cesaret göstermesine katkıda bulunabilirse, bu sadece Türkiyenin değil, dünya kamuoyunun da çıkarına olacaktır.
Türkiye de nükleer enerji sahibi olmak için santral inşa etmeye hazırlanıyor. Türkiyenin nükleer programına ilişkin görüşleriniz neler?
Türkiyenin enerjiye aç bir ülke olduğunu ve 2005te enerji tüketiminin yüzde 8 oranında arttığını biliyorum. Türkiyenin kalkınmaya çok ihtiyacı olduğunu da biliyorum. Çok fazla doğal enerji kaynakları da yok.
Bu nedenle Türkiyenin nükleer reaktör inşa etme kararı mantıklı. Nükleer enerji tek başına belki çok anlamlı olmasa da, iyi bir enerji karışımına sahip olmak isteyen ülkeler için önemli.
Bugün dünyada nükleer enerji kullanan 30 ülke var, birçok ülkenin de yakında bu kulübe katılması bekleniyor. Bu nedenle nükleer enerji, temiz bir enerji kaynağı olarak yeniden keşfiyle, en azından önümüzdeki 15 yıl içinde büyüme ve kalkınma hedeflerine hizmet edebilir.  |
|
Enerji olmadan kalkınma da olmaz, bu çok basit bir ilkedir. Nükleer enerjinin yayılması konusunda endişeli olanlar da var; çünkü Çernobil pekçok kişinin nükleer enerjiden korkmasına neden olan büyük bir kazaydı.
Ama Çernobilde yeterince güvenlik önleminin olmadığı çok eski bir reaktör sözkonusuydu ve bir insan hatası yapılmıştı. Şu anda kullanılan reaktörlerin Çernobildekilerle hiçbir benzerliği yok.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının Türkiyedeki nükleer faaliyetlere katkısı ne olabilir?
Aslında Türkiyeye zaten çok fazla katkıda bulunuyoruz. Mesela bir nükleer reaktör inşa etme kararı çerçevesinde de birlikte çalıştık. Son 10 yıldır bu konuda fizibilite çalışmaları, sismolojik çalışmalar, kalite ve güvenlik çalışmaları yapıyoruz.
Yani Türkiyede bir reaktör kurmak için gerekli temeli atmaya çalışıyoruz; bazı kişilere bu konuda eğitimler veriyoruz. Nükleer enerji dünyada üretilen elektriğin yüzde 60ının kaynağı olsa da, tek fonsiyonu elektrik üretmek değildir.
Mesela hastanelerde çok sayıda insan kanserin teşhisi ya da tedavisi için radyoterapi tedavisi görüyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, özellikle gelişmekte olan ülkelerde radyoterapi cihazlarının önemli bir tedarikçisidir ve bu cihazları kullananların eğitimine de katkıda bulunur.
Tarım, sağlık, sanayi, su kaynaklarının yönetimi gibi pekçok alanda nükleer enerjiden faydalanabiliyoruz. Yaklaşık 10 yıldır Türkiyede özellikle tarım alanında önemli çalışmalar yürütüyoruz. Nükleer programınız geliştikçe çok daha fazla alanda birlikte çalışmaya da devam edeceğiz.
Nükleer reaktörlerin güvenliği konusunda tartışmalar var ve hafızalardan silinmeyen Çernobildeki kaza. Türkiyenin komşularında da bu tür eski reaktörler olduğu için, benzer kazalar yaşanması endişeleri gündeme geliyor.
Evet haklısınız, çok fazla sayıda eski nükleer reaktör var ama bunların büyük bölümü kapatılıyor. Özellikle Doğu Avrupa ülkelerindeki eski reaktörler, Avrupa Birliği üyelik süreci ile birlikte kapanmaya başladı.
Kalanların büyük bölümünde de yenileme çalışmaları yapılıyor. Mesela Ermenistanda ve Bulgaristanda bu tür çalışmalar var.
Yeni inşa edilen reaktörlerin ise çok farklı olduğunu görüyoruz. Çok fazla önlem var. Mesela bir arıza olması durumunda nükleer sızıntıyı engelleyecek, bu maddeleri reaktör içinde tutacak sistemler var.
Bir kaza olması durumunda reaktörün otomotik olarak faaliyetini durduran sistemlere sahipler. Bugün dünyada faaliyette olan 450den fazla nükleer reaktör var ve hepsi hiçbir güvenlik sorunu yaratmadan faaliyet gösteriyor. Bizim rolümüz de riski en aza indirmek.
Nükleer santrallerin çevre kirliliği yaratmasına dönük endişeler için neler söyleyeceksiniz?
Nükleer enerjinin güzelliklerinden biri de çok temiz bir enerji kaynağı olması. Küresel ısınmanın gündeme gelmesiyle artan sayıda ülke yeniden nükleer enerjiye yöneliyor çünkü çevreye etkisi yok denecek kadar az.
Nükleer enerji elde ederken ortaya çıkan atıklar da çok küçük miktarda ve petrol ya da kömürdeki gibi atmosfere yayılan bir atık değil. Artık nükleer reaktörde oluşan atığı yer altına gömme teknolojisine sahibiz.
Son dönemde bu kadar çok ülkenin nükleer enerjiyle ilgilenmesinin bir diğer nedeni de enerjide bağımsızlık sağlaması. Fosil yakıtlarının fiyatlarının son dönemde bir hayli yükselmesi de tercihleri etkiliyor.
Örneğin Hindistan nükleer reaktörlerinin sayısını iki katına çıkarıyor. Çinde de bu alanda büyük bir ilerleme görüyoruz. Türkiye ve Endonezya gibi nükleer enerjiye yeni yönelen ülkeler de var.
104 nükleer reaktörü bulunan ABD yönetimi de yeni reaktörler inşa ediyor. Avrupada uzun aradan sonra Finlandiya yeni bir reaktör inşa ediyor. Fransa 2007de bir tane daha inşa edecek.
Kimileri bu durumu nükleer enerjide rönesans dönemi diyor. Ben o kadar ileri gitmeyeceğim ama nükleer enerji konusunda beklentilerin bir hayli yükseleceğini söyleyebilirim.
UAEAnın nükleer enerjiye geçen Müslüman ülkelere kısıtlamalar uygulayacağına dair iddialar var. Bunlar doğru mu? Ve Türkiyede bir nükleer santral kurulursa, bu konuda diğer ülkelerle bilgi paylaşımına gitmesi gerekiyor mu?
Nükleer enerjiye sahip olan ülkelere bazı kısıtlamalar uygulayacağımız söylentilerine yanıtım, bunun büyük bir saçmalık olduğudur. Bu enerjiye sahip olan çok ülke var ve bir ülkenin Budist, Müslüman ya da başka bir dine mensup olması bizim için hiç farketmez.
Bizim bütün üyelerimiz aynı egemenlik haklarına sahiptir ve eşit muamele görür. Bizim işimiz kalkınmakta olan ülkelere güvenli teknoloji kullanımı alanında yardım etmektir. Bu yaygınlaştıkça, nükleer silahların yayılmasını engelleme anlaşması da daha iyi uygulanır hale gelebilir.
Örneğin ben, uranyum zenginleştirmede ya da yeniden işlenmesinde bölgesel ya da uluslararası merkezlerin kullanılması gerektiğini savunuyorum. Ama bu hiçbir şekilde ülkelerin bazı haklarını kısıtlamak anlamına gelmiyor.
Bence İslam dünyasında insanlar bizim aleyhimize birşeyler yapıyor beklentisiyle hemen savunmaya geçme anlayışından vazgeçmemiz gerekiyor. Ben de bir Müslümanım. Bu anlamda nükleer enerji kullanımına karşı herhangi bir kısıtlama sözkonusu değil, ben de zaten böyle bir çabanın parçası olmam.
Türkiye konusuna gelirsek, nükleer enerjiye sahip olmak bir ülkenin özgür kararıdır. Belki bazı komşularınız bundan hoşlanmayabilir. Mesela Avusturya, 7 komşusundan 6sının nükleer enerji üretmesinden pek memnun değil, ama bu da hayatın bir gerçeği.
Ben nükleer enerji üreten ülkelere daima şeffaf olmalarını ve komşularıyla yeri geldiğinde bazı bilgileri paylaşmalarını öneriyorum. İran ve Körfez ülkeleri için de aynı durum sözkonusu.
Körfez ülkeleri sürekli olarak Buşehr Nükleer Reaktörü konusunda endişe taşıdıklarını söylüyor. Ben de İrana sürekli olarak onlarla bilgi paylaşımında bulunmalarını tavsiye ediyorum.
Bir kaza yaşanması ihtimaline karşı acil durumları düşünüp önlem almak ve alınmış önlemlerden haberdar etmek için de komşularla diyalog kurulmasını öneriyorum. Bu bağlamda karar Türkiyenin ama, benim tavsiyem de komşularına karşı açık ve şeffaf olması.
İranla nükleer krizin çözümü için Türkiyenin arabuluculuğu gerçekten yararlı olabilir mi? NTVMSNBC forumuna katılmak için tıklayın
| DİĞER HABERLER İÇİN TIKLAYINIZ |
 |