İSTANBUL - Batı ülkelerinde gerek yapım ve işletme maliyetlerinin yüksekliği, gerekse kamuoyu baskısıyla rafa kaldırılan nükleer enerji, genellikle politik bir seçim olarak ortaya çıkıyor. Dünyadaki mevcut santrallerin tümü eski teknoloji ürünü. ABDde son 30 yılda yeni bir nükleer enerji santrali için sipariş verilmezken, nükleer şirketleri, olumsuz imajı yıkmak ve yeni ihaleler almak için yeni kuşak santral modelleri geliştiriyor. Ancak, yeni kuşak teknolojiler ve yeni santral mimarileri henüz Batı ülkelerinde somut olarak kabul görmedi.
NÜKLEERİN KISA GEÇMİŞİ İlk nükleer reaksiyon 2 Aralık 1942de University of Chicagoda gerçekleştirildi. ABD, nükleer silah projesi Manhattan Projectin meyvesi olan atom bombalarından ilki Little Boyu (Küçük Çocuk) 6 Ağustos 1945te Hiroşimaya, ikincisi Fat Mani de (Tombul Adam) 15 Ağustosta Nagasakiye attı.
İlk nükleer reaktörler, Soğuk Savaşın başlarında ABD ile SSCB arasındaki rekabetin sonucu olarak dünyaya geldiler. ABDnin Idaho eyaletindeki reaktör Experimental Breeder Reactor I adlı deney santrali, 20 Aralık 1951de ilk nükleere dayalı elektrik enerjisini üretti. İlk sivil amaçlı nükleer elektrik üretimini SSCB, 27 Haziran 1954te Obninsk, Kaluga Oblast reaktöründe gerçekleştirdi.
BATIDA 30 YILDIR YENİ NÜKLEER SİPARİŞİ YOK Dünyanın en büyük nükleer kapasiteli ülkesi olan ABDde 104 adet sivil amaçlı ticari nükleer reaktör bulunuyor. Nükleer reaktörler toplamda 98.000 megavat enerji üretiyor.
 | | Lazca rock yapan Karadeniz kökenli Kazım Koyuncu'nun 2005 yılında vefat etmesiyle kamuoyundaki Çernobil tartışmaları alevlenmişti. |
ABDde son nükleer reaktör Mayıs 1996da faaliyete geçti. Ülkede son 33 yılda, yeni bir nükleer reaktör yapımı projesi başvurusu onaylanmadı. Son onay 1973te yapılmıştı. Ülkede yeni nükleer yatırımlar sadece mevcut reaktörlerde güncelleme ve kapasite artırımı şeklinde yapılıyor. Örneğin, santrallere yeni nükleer atık depoları ekleniyor.
Dünyada 443 adet nükleer reaktör bulunuyor. Bunların bazıları da, Türkiyenin komşuları Bulgaristan, Ermenistan ve son zamanlarda tartışmalara konu olan İran İslam Cumhuriyeti de bulunuyor. Nükleer geçmişi İslam Devriminin öncesine dayanan İran, şimdilerde ise Rusya ile uranyum zenginleştirme anlaşması imzalayarak teknoloji transferine gitti.
Nükleer reaktörlerin 21inci yüzyıldaki en büyük handikapı verimsizlik tartışmaları. ABDde gerek bilim dünyası, gerekse politik taraflar nükleerin diğer enerji türleri ile ticari anlamda rekabet edip edemeyeceğini tartışıyor. ABDnin yanı sıra Batı Avrupada da nükleer enerjiye talep son 20 yılda, özellikle Çernobil sonrasında düşüşe geçti. Gelişmiş ülkeler, sürdürülebilir, yönetimi kolay ve verimli enerji türlerine yatırım yolunu seçti.
ABDLİ ŞAHİNLERİN YENİ SÖYLEMİ Bush yönetimi, resmi söylemde enerjinin çeşitlendirilmesi olarak adlandırılan, ABDnin dış kaynaklı petrole bağımlılığını azaltmak çerçevesinde nükleer enerjiyi yeniden gündeme taşıdı. ABD ve Kanadada nükleer santral yanlılarının dile getirdiği en önemli sav, özellikle Irak Savaşından sonra artan petrol fiyatlarıyla gündeme gelen enerji bağımlılığı. ABDde özellikle şahinler ve Wall Street çevreleri nükleer enerjiyi petrole bağımlılıktan kurtulmak için bir çare olarak sunuyor.
KAMUOYU BASKISI İŞE YARIYOR Batı toplumlarında son yıllarda ortaya çıkan nükleer karşıtı tavır da, yeni projelerin önünü tıkıyor. Daha önce ABDnin New York eyaletinde Shoreham nükleer reaktörü 1985te kamuoyunun karşı çıkması nedeniyle kapatılmıştı. Yine 1980lerde birçok nükleer reaktör projesi yine kamuoyunun onaylamaması nedeniyle geri çekilmişti.
YENİ KUŞAK SANTRALLERİ PAZARLAMAK GÜÇ Nuclear Energy Institute (Nükleer Enerji Estitüsü) üst düzey yetkilisi Marvin Fertel, dünyadaki mevcut nükleer santrallerin en az 23 yıllık olduğunu, artık yeni kuşak nükleer santrallerin yapılması gerektiğini söylüyor. Ancak, yeni kuşak olarak tanımlanabilecek herhangi bir nükleer santral projesi, henüz ABDde dahi resmi onay bulmadı.
ABDde nükleer enerjiye getirilen standartları aşması halinde de, herhangi bir santral projesinin onay alması garanti değil.  | | Radyoaktif madde dünyanın çeşitli yerlerinde saklanıyor. En büyük tehlike bunların terörist kişilerin eline geçmesi. |
ABDli çevreler yeni bir nükleer santral inşaatının yeniden gündeme gelmesi halinde dahi, bunun start almadan önce denetleyici kurullarda çetin müzekerelerle tartışılacağını ve somuta dönüşmesinin en az 10 yıl alacağını tahmin ediyor. ABD ve Batı Avrupada son yıllarda yeni nükleer siparişi olmadığı göz önüne alındığında, yeni koşullar altında nükleer enerji şirketlerinin yeni müşteriler bulup bulamayacakları bir soru işareti.
NÜKLEER ŞİRKETLERİ YENİ PAZAR ARAYIŞINDA Nükleer enerji şirketleri bu durumda pazarladıkları malın imajını düzeltme yoluna gidiyor. Öncellikle nükleer reaktörlerin maliyetini düşürerek, müşterilere daha uygun ödeme şartları sunuyor. Yeni teknolojiler sayesinde inşaat süresini kısaltmaya çalışan nükleer enerji şirketleri, müşteri olacak ülkelerle ayrıcalıklı anlaşmalar imzalayarak, bazı başlangıç giderlerini üstlenerek ticari koşulları cazip kılmaya çalışıyor. Yeni teknolojiyle 1.400 megavatlık bir nükleer santralın yapımı 3 milyar dolara maloluyor ve 7 yıl sürüyor. Nükleer karşıtları reaktörlerin yüksek yapım ve bakım maliyetlerine dikkat çekiyor.
İSVEÇ RÜZGÂRA, FİNLANDİYA NÜKLEERE Nükleer enerji konusunda ülkeler farklı stratejiler takip ediyor. Elektrik enerjisinin yüzde 50sini nükleerden elden İsveç, ülkenin elektrik enerjisinin yüzde 3ünü üreten en eski nükleer santrali kapatıp, rüzgar enerjilerine odaklanma yoluna gidiyor. Komşusu Finlandiya ise, nükleer santrali gündemine alarak Batıda son yıllardaki nükleere karşı soğuk duruşu delen tek ülke oldu.
NÜKLEER ATIKLAR CABASI Nükleer reaktörlerin çıkardığı nükleer atıklar ise ayrı bir problem. Nükleer santraller sera etkisi üreten herhangi bir gaz çıkarmasa da, ürettikleri nükleer atıklar bir o kadar zararlı. Bu atıkların nasıl saklanacağı ABDde hala tartışılan bir sorun. Örneğin, nükleer atıkların geçici olarak Utahda bir vadide saklanması fikrine, en başta bunların nakliye güzergâhındaki komşu eyaletler, kendi sınırları içinde atıklara tahammül edemeyecekleri savıyla itiraz etti. Nükleer atıklar binyıllarca doğada kalıyor.
ÇERNOBİL FACİASI BİLİNENİ GÖSTERDİ Nisan 1986da Dünya, bir kez daha Einsteinın ne kadar haklı olduğunu anladı. Atom araştırmaları yapmış ve bunlardan geri adım atmış olan Albert Einstein, psikoanalizin kurucusu Sigmund Freuda yazdığı bir mektupta nükleer teknolojilerin dünyanın sonu olacağını, sağ çıkabilen insanların uygarlık yarışına ancak Taş Devrinden başlayacağı öngörüsüne bulunmuştu.
 | | Çernobil santralinin patlayan bölümü. |
Gerçekten de Çernobil kazası Einsteinın öngörüsüne bir örnek teşkil etti. Çernobil kazası o zamanki reaktörün güvenlik sistemlerindeki aksaklıklar ve vurdumduymazlıkların sonucunda gerçekleşti. Basit ve önlenebilir gibi gözüken bu kaza kısa zamanda bir faciaya dönüşmüştü. Kazanın hemen akabinde 47 kişi yaşamını yitirdi. Bunların 28i kazayı mutakiben maruz kaldıkları radyasyon sonucunda hastanede öldü; santralin 300 çalışanı daha radyasyondan hasta oldu. Kazanın faturası, reaktörün yetersiz güvenlik teknolojilerine kesildi.
KARADENİZ BÖLGESİ ETKİLENMİŞTİ Esas facia ise bölge halkını vurdu. Bölge halkı hızla evlerini terkederek kentleri kasabaları boşalttı. En az 130 bin kişi direkt olarak radyasyona maruz kaldı.  | | Çernobil'deki patlamadan sonra radyasyondan kaçan halk hızla kasabaları boşaltmıştı. |
Belarus, Ukraynanın yanı sıra, Rusya, Türkiyenin kuzeyi de dahil olmak üzere Karadeniz çanağındaki ülkeler de radyasyon bulutlarından olumsuz etkilendi. Ukraynada birçok çocukta kan kanseri vakaları görüldü. Türkiyede de Karadeniz bölgesinde kanser vakalarında artış kaydedildi. Dünya Sağlık Örgütü WHO bölgeyi hala gözlem altında tutuyor.
Ukrayna ve Karadenizi kansere boğan radyasyon bulutları, Çernobildeki radyoaktif maddenin sadece yüzde 5iydi. Uzmanlara göre Çernobil faciası Yeni bir gerçeği ortaya çıkarmadı, zaten bilinen tehlikeleri ortaya koydu.
| DİĞER HABERLER İÇİN TIKLAYINIZ |
 |
| |