İçeride bambaşka bir ortam var. Soğuk bir anda kırılıyor. Bordo renkli kadife koltuklar neredeyse tamamen dolmuş, son bir kaç sıra hariç her yer öğrenci. Arka sıralar ise basına ayrılmış. Ben girdiğimde içeride Microsoftun ve dolayısıyla Bill Gatesin hayat hikayesi anlatılıyor. Arka fonda antika bir Bilgisayar arkasında biri 13 diğer 15 yaşında iki çocuk. Küçük olan Bill Gates, büyük ise Paul Allen. Microsoftun iki ortağı olacak bu çocuklar o anda ne para ne şirket düşünüyorlar, hallerinden belli.
NERDEN NEREYE: KISA BİR TARİHÇE
İki gencin eline 1975 Ocak ayında bir dergi geçiyor. Derginin içerisinde bir de ilan var; Altair 8800 diye bir bilgisayar. Üstelik çok da ucuz, alır evde kurarsan 345 dolar. Intel kurulalı yedi yıl olmuş. Bu sürede kaliteyi artırarak 8080 işlemcisini üretmiş. Altair 8800da bu işlemciye sahip. Gates ve Allen düşünüp karara varıyorlar; bu bilgisayara bir işletim sistemi gerekli. Ve Microsoftu kuruyorlar. Altair, New Mexicoda üretildiği için şirket de burada kuruluyor.
Bundan iki yıl sonra yine iki genç benzer bir maceraya atılıyorlar. İkisinin adı da Steve. Steve Jobs ve Steve Wozniak. Ürettikleri ilk bilgisayar, kasa olarak bir elma kasası kullanıyor; marka bulmakta zorlanmıyorlar: Apple.
Gates ve Allen, 5 yıl sonra 2 Ağustos 1980de turnayı gözünden vuruyorlar. IBM ilk masaüstü bilgisayarı üretmiş ve 3 ila 6 bin dolardan satacağını duyuruyor. İşletim sistemi olarak da Microsoft tarafından geliştirilmiş MS-DOS üzerinde karar kılmışlar. Gates hayatının kararını veriyor: İşletim sistemini yazarız ama satmayız; size lisanslarız. Farkında değil belki ama bir imparatorluğa giden yolda ilk büyük adımı bu kararla atıyor.
Sunum uzadıkça uzuyor; 1990 Windows 3.0 çıkıyor, 1993 MS Türkiye ofisi kuruluyor, 1995 Windows 95 piyasaya sürülür ilk dört günde 1 milyon adet satarak rekor kırar, 1997 internet explorer piyasada... Gerisini zaten biliyorsunuz.
GATES SAHNEDE
Öğrenciler sabırsızlanıyor; sahnede MS Türkiye müdürü Arkan, kısa bir girizgahtan sonra Bill Gatesi sahneye çağırıyor.
Gazeteciler kadar yazılımcıların da tercih ettiği şekilde Gatesi kravatsız görüyoruz sahnede. Siyah pantalon ceket ve beyaz gömlek var üzerinde. Dünyanın en zengin adamı olmak giyim tarzında abartmayı gerektirmiyor demek ki. Anlıyoruz ki öğrencilere karşı yazılımcı olarak sahnede, halbuki öğleden sonra basının karşısında şirket patronu olarak işadamı kimliğiyle, kravatlı göreceğiz kendisini. İkisinin havası gerçekten çok farklı.
Öğrenciliğinden başlayarak anlatmaya başlıyor; bilgisayarların nasıl şimdikinden bir milyon kat zayıf olduğunu anlatıyor. Ve o gün sahip olduğu rüyayı paylaşıyor bizimle: Herkese, her masaya bir bilgisayar.
İnternetten bahsediyor, başta nasıl dirençle karşılaştığından dem vuruyor. Telefon şirketleri ve hükümetler çok direndi diyor. Biri veri iletişiminin ucuzlamasından diğeri de kontrol altında tutulamamasından çekinmiş.
Söylemesi kolay ama pek de farkında olmadığımız bir şey söylüyor sonra. İnternetin hala en başlarındayız. Gelecek on yıllarda etkileri çok büyük olacak.
Daha sonra genelde teknolojinin, özelde ise internetin aslında nasıl bir fırsat eşitliği getirdiğine geliyor. Eskiden diyor nerede doğduğunuz kaderinizi belirlerdi, artık öyle değil. Gelecekte dünyanın neresinde doğduğunuz değil nasıl bir eğitim aldığınız önemli olacak. Aklıma milli yıldızımız İbrahim Tatlısesin sözü geliyor: Urfada Oxford vardı da biz mi gitmedik? Eğitim mekandan ne kadar bağımsız acaba?
Gates, Çin ve Hindistan örneklerini veriyor. Teknolojinin insan potansiyelini iyi kullanmak için önemini vurguluyor. Tekonoloi ve küreselleşme, ki buna açıklık diyor, dünyayı farklı bir yer haline getirmiş.
VİZYONER GATESİN GELECEK PROJEKSİYONLARI
Gelecekte ise her yerde sayısallaşma var. Gatese göre yazılımlar iletişimi yeniden şekillendirecek. Bildiğiniz telefonu unutun, VOIP yani internet üzerinden ses transferi ile iletişim çok daha kolay ve kaliteli olacak. Tasarımlar şimdiden sayısallaştı, otomobil tasarımları artık bilgisayarların işi. Sanayide üretim zinciri yazılımlarla kontrol ediliyor.
Evde sayısal hayat tarzı hakim olacak. Dijital fotoğraf ve müzik zaten hayatımıza girdi. Geçenlerde 9 yaşındaki kızımla bir plakçıya gittik. Bana Baba plak ne demek? diye sordu diyor Gates ve müjdeliyor; gelecekte CDlerin sonu da böyle olacak.
Televizyon ise resmen devrim yaşayacak. Bir kere programları kişiselleştirebileceksiniz. Yani TVde ne varsa onu izlemeyeceksiniz. Spor haberlerini izliyorsanız tuttuğunuz takımın haberlerini detayıyla alacaksınız, diğerleriyle ilgilenmiyorsanız bültende hiç yer almayacaklar. Hava durumu mu? Önceden nereyi seçtiyseniz oranın hava durumunu alacaksınız. TVdeki yarışmalarda siz de evden yarışacaksınız. İnterkativite sayesinde cevabınızı gönderecek, doğru mu yanlış mı cevap verdiğinizi bileceksiniz. İstediğiniz diziyi istediğiniz gün ve saatte izleyeceksiniz. Bütün bunlar televizyonun internete kaymasıyla olacak. Yüksek yayın kalitesi de cabası.
Gazete, dergi, ince tabloid ekranlardan okunacak. Katlayıp cebinizde taşıyabileceğiniz bu ekranlara not da alabileceksiniz.
Konuşma ve el yazısı tanıma özellikleriyle bilgisayar kullanımı kolaylaşacak. Microsoft kameralara görmeyi öğretmekle meşgul. Kamera sizi gördüğünde ailenin hangi üyesi olduğunuzu bilecek ve o kişinin ayarlarını etkin kılacak.
İşin iyi tarafı bunlar olurken bilgisayar fiyatları artmayacak çünkü donanım ya ve yazılım fiyatları artan üretim hacimleriyle birlikte ucuzluyor. Dünyada her sene 160 milyon yeni PC satılıyor. 1 milyar bilgisayar sınırı 2006da aşılacak. 5 sene sonra ise bilgisayar sayısı 2 milyarı bulacak.
Geleceğin yükselen değerleri için ise iki adayı var. Birincisi tıp ve biyoloji ikincisi ise iletişim teknolojileri. Gelecek 10 yılda PCler şimdikinden 100 kat daha güçlü olacaklar, ama bu gücü ne yapacağımız hala belli değil. Yapacak çok iş, kazanılacak büyük başarılar var diyor
HEDEF BÜYÜTTÜ
Yıllar önceki hedefi herkese, her masaya bir bilgisayar olan Gates, bu hedefte büyük yol kat ettiğini yeni hedefini bugün çizdiğinde ise çıkan resmin Sadece her masaya değil, her televizyona, her arabaya, her cep cihazına bir PC olduğunu söylüyor.
PEKİ TÜRKİYE?
İlk olarak, 84 bin öğretmenin laptop bilgisayarlara kavuşmasını büyük başarı olarak görüyor. Öğretmenlerim diyor bilgisayardan hep korkarlardı, çünkü onlardan daha iyi olduğumu bilirlerdi.
Türk Telekomu ADSL konusunda çok agresif buluyor, evlerde de geniş bağlantının yayılmasını sevindirici buluyor. Türkiyenin geleceğini belirleyecek anahtarın eğitim olacağını söylüyor.
Genç nüfusun fazlalığını hem fırsat hem risk olarak görüyor. Risk, çünkü bu gençler üretken hale gelemezse sorunun kendisi olacaklar; fırsat, çünkü doğru üretkenlikleri sağlanırsa büyük bir güç ortaya çıkacak. Anahtar ise eğitim.
Ancak iş yatırım sözü vermeye gelince söylem değişiyor. Bir kere Microsoft Türkiyede doğrudan yatırım düşünmüyor. Partnerle ticari yatırımlar ya da üniversiteler üzerinden araştırma yatırımları ise mümkün diyor. Bir de kobilere rekabet için mutlaka yazılım ve teknoloji desteği vermek gerek.
Sohbet bitiyor, sorular bitiyor. Öğrencilerden Gatese büyük bir alkış kopuyor. Gates de öğrenciler de mutlu gözüküyorlar. Anlıyoruz ki birbirlerini anladılar. Aynı frekanstalar.
Öğrenciler yüzleri gülerek salondan dökülmeye başlıyorlar. Dışarı çıkıyoruz. Maslakta karlar duruyor, protestocular gitmiş.