Haftanın kitapları - Mayıs 2005/3
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Oscar
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
NTV Tarih
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa
Haftanın kitapları - Mayıs 2005/3
Michel Foucault, Necmiye Alpay’ın Yaklaşma Çabası, Sue Grafton’dan Risk’in R’si, Gelibolu’nun Öteki Yüzü, Özcan Köknel’le 2000’li Yılları Algılamak, James Siegel’la Raydan Çıkanlar ve Barry Parker’la Kuvantumu Anlamak.

Güncelleme: 01:00 TSİ 03 Nisan 2006 Pazartesi

İSTANBUL - ‘Polisiye roman, adaletin tabakta servis edildiği bir türdür. Bunu becermek içinse illâ hukuk mahkemeleri tasarlamak gerekmez. Polisiyelerde, okuyucunun aradığı adalet, yemekten sonraki tatlı tabağıdır. O tatlı mutlaka yenir’ [Sue Grafton]



MICHEL FOUCAULT
David Macey

Cinsellikten psikiyatriye, felsefeden ekonomiye, dilbilimden modern resime kadar değişik pek çok alanda vermiş olduğu eserlerle yirminci yüzyılın önemli düşünürleri arasında kendisine saygın bir yer edinmiş olan Fransız entelektüel Michel Foucault (1926-1984), gerek verdiği konferanslar ve gerekse de yazdığı kitaplarla sürekli kitlelerin gözü önünde biri olmasına rağmen kişisel yaşamını hep gözlerden uzak tutmayı yeğlemiş biridir.

O, yaşamı boyunca hep yazdığı kitaplarla anılmak istemiş ve kim olduğu sorusunun cevabını da eserlerinde verdiğini söylemiştir. Ancak, özel hayatını basından ve kamuoyundan gizleme prensibini ömrünün son yıllarına doğru bozmuş olsa da, o hala gerek çalışma prensipleri, gerek ev ve aile yaşamı ve gerekse de cinsel tercihleri açısından tartışmamlı biri olmaya devam ediyor. 1984 yılındaki ölümünün ardından onunla ilgili yazılmış olan tartışmalı bir otobiyografik roman dışında, Foucault’nun kişisel yaşamı hep bir sır perdesinin arkasında kaldı.

Peki kimdir Michel Foucault, nerede doğdu, anne babasının mesleği neydi, kardeşleri var mıydı ve onlar hangi işlerle meşguldü; doğduğu, büyüdüğü ortam nasıl bir ortamdı, kimlerden etkilenmişti, okulda başarılı bir öğrenci miydi ve eğitim hayatını neye göre yönlendirmiş, başarılı olmak için neler yapmıştı?

1993 yılında yine Foucault üzerine yazmış olduğu bir biyografi kitabıyla onun kişisel yaşamı üzerindeki sır perdesini aralayan David Macey, bu kitabında da Foucault’nun hem özel yaşamı hem de çalışmalarını daha anlaşılır kılmak için yukarıda sorduğumuz soruları yanıtlamaya çalışıyor. Foucault’nun doğduğu yer olan Paris’in güneybatısındaki Poitiers’den ölümüne ve ölümünün ardından yapılan spekülasyonlara kadar adım adım Foucault’nun yaşamının izini süren Macey, bu kitabında çok az bilinen hatta bilinmeyen bir Foucault’la tanıştırıyor bizi.

Değişik yayınevleri tarafından hemen hemen bütün eserleri Türkçeye çevrilmiş olan bu saygın muhalif düşünürün, fikirleriyle birlikte özel yaşamını da daha yakından tanımak için önemli bir başvuru kaynağı olan “Michel Foucault” kitabı, Foucault’nun yaşamı ve çalışmalarıyla karmaşık entelektüel-politik dünyasının keşfine de ışık tutuyor.

Güncel Yayıncılık, 160 sf.
Çeviren: Zeynep Okan
Dizi: Eleştirel Yaşamlar -1
Tür: Biyografi


YAKLAŞMA ÇABASI
Necmiye Alpay

Necmiye Alpay, çeşitli dergilerde yayımlanan dil konusundaki yazılarıyla ve özellikle edebi incelemeleriyle, son yıllarda Türkiye’de en dikkat çeken eleştirmenlerden biri oldu.

Çeşitli çeviri eserlerde de imzasını gördüğümüz Necmiye Alpay’ın dil eleştirileri daha önce ‘Türkçe Sorunları Kılavuzu’ ve ‘Dilimiz, Dillerimiz’ adlı kitaplarında toplanmıştı. Ancak Alpay’ın kaleme aldığı ve belki son on yılda Türkiye’de yayımlanmış en önemli edebi incelemeler, bugün kimini sahaflarda dahi bulmakta güçlük çekeceğimiz dergilerin sayfalarında kalmıştı. ‘Yaklaşma Çabası’ işte bu metinleri biraraya getiriyor.

Alpay, ‘Yaklaşma Çabası’nda modern Türkçe edebiyatın en önemli, en çetrefilli metinlerini tahlil ediyor. ‘Yaklaşma Çabası’, bir edebi metne nasıl yaklaşılacağını anlatan, her edebiyatseverin, her edebiyat öğrencisinin dikkatini çekebilecek bir giriş kitabı olarak da okunabilir.

Kanat Kitap, 414 sf.
Dizi: Deneme -5
Tür: Deneme


RİSK’İN R’Sİ
Sue Grafton

Sue Grafton’ın meşhur kahramanı Kinsey Millhone, Türkçe’ye geri döndü. Kinsey, alfabenin R harfinden, R kodlu maceradan itibaren Artemis Yayınları tarafından yayımlandı.

Grafton, Türkiye de dahil olmak üzere tam 28 ülkede kitapları yayımlanan bir yazar. Milyonlarca okuru, hatta sürekli iletişim içinde olan okur grupları var. İnandğı tarzda kitaplar yazmakta ustalaşmış olan yazar, “Polisiye roman, adaletin tabakta servis edildiği bir türdür. Bunu becermek içinse illa ki hukuk mahkemeleri tasarlamak gerekmez. Polisiyelerde, okuyucunun aradığı adalet, yemekten sonraki tatlı tabağıdır. O tatlı mutlaka yenir” diyor.

Ayrıntılara düşkün gözü, rahat dili, karaktere odaklandığında başka herşeye sağırlaşan zihni, keskin sosyal gözlemleri, hikaye anlatmadaki yeteneğiyle Grafton, eleştirmenlerin de takdir ettiği bir yazar. Yirmi yıldan fazla bir süredir huzurlu bir evliliği ve çocukları, hatta torunları olan yazar, kahramanı Kinsey Millhone’u yaratırken kendisinden ilham aldığını söylüyor. Diyor ki:” Sadece Kinsey bana göre çok daha genç, çok daha akıllı ve çok daha zayıf.”

Alfabe ilerledikçe polisiye zevki artıyor
Grafton’ın baş kahramanı olan Kinsey, artık 37 yaşında, o biraz aşk yorgunu, o bayağı bir bekar, bayağı bir olgun... Artık daha sağlam bir kadın. Biliyorsunuz, kendisi özel dedektif, mütevazı koşullarda çalışmaya çalışsa da en eksantrik olaylar bir şekilde onu buluyor. Risk’in R’sinde olduğu gibi.

Kinsey, bu kez yaşlı ve zengin bir adam tarafından görevlendirilir. Bu adamın pek uslu duramayan, asi kızına bir iki gün göz kulak olacaktır. Kinsey, bebek bakıcılığı ya da ispiyonculuktan haz etmezdi ama bu da basit işti doğrusu. Reba, yani zengin babanın asi kızı, uslu durmayıp fazla sıradan bulduğu Kinsey’i risk almaktan duyduğu hazla kendi pis işlerine karıştırınca Kinsey de kendini kirli para savaşlarının, erkeklerin kadınlara, kadınların kadınlara, insanın insana oynadığı oyunların tam ortasında, adaletin yerine gelmesi için çalışırken buldu. Ruhen ve bedenen bayağı zorlanması gerekecekti. Neyse ki, uzun zamandır boş olan kalbi de bu maceranın salgılattığı adrenaline ayak uydurarak kıpırdanmaya başlamıştı. Hatta belki de aşk söz konusuydu...

Artemis Yayınları, 408 sf.
Çeviren: Lale Tunçman


GELİBOLU’NUN ÖTEKİ YÜZÜ
Jenny Macleod

Çanakkale Savaşı’nın sonuçları savaşa katılan uluslar açısından farklı anlamlar taşır. Türkiye açısından sonuçlarından biri, bugün yaşadığımız toprakların tartışmasız hakimiyeti ise diğeri de dünya savaş tarihinde sınırlı imkanlarla da olsa, bir ulusun -Türk ulusunun- kolay kolay boyunduruk altına alınamayacağı gerçeğinin bilinçlere kazınmasıdır.

Savaşa katılan taraflardan biri olan İngiltere’de ise Gelibolu’da çıkarma harekatı pek anılmaya değer bir olay gibi görülmezken, savaşın sonuçlarına ilişkin tespitler daha soğukkanlı ve daha resmidir. Ancak savaşın taraflarından biri olan Avustralya’da bu olay neredeyse destansı-romantik bir havaya büründürülmüştür. Savaşın Türkiye açısından sonuçları ne kadar tartışmasız ve açıkken, İngiltere ve Avustralya açısından sonuçlarının bu kadar farklılık göstermesinin nedenleri nelerdir?

“Gelibolu’nun Öteki Yüzü” yukarıdaki sorunun ışığında, 1915 yılında yaşanan savaşın kültürel tarihini, bizzat orada bulunan İngiliz ve Anzakların yazdığı kitapları ve makaleleri inceleyerek ortaya koyan bir kitap. Özellikle Avustralya açısından efsanenin kitleler arasındaki yaygınlığını, gelişimini ve etkisinin izini süren kitap, savaşa katılanların değerlendirmelerini üç tarza ayırarak inceliyor: resmi, gazeteci sıfatıyla ve bireysel.

Savaşın iki tarafında da -İngiltere ve Avustralya- sonuçlarına ilişkin farklı kitlesel algılama, biraz da savaş sonrası kurulan araştırma komisyonlarının savaşın sonuçlarına ilişkin perde arkasında çevirdiği politik oyunlardır. İngiltere ve Avustralya’da bu konuda yazılan resmi tarih kitapları birbirleriyle çelişen amaçları açısından sonuçları noktasında farklılık gösterir.

Birçok Avustralyalı için Anzak efsanesi, savaşa katılan askerlerin yiğitliğini ortaya koyan bir destan ve bir millet yaratma uygulamasıdır. O yüzden Gelibolu’daki çıkarma harekatlarının ilk günü olan Anzak Günü, Avustralya’nın milli takviminmdeki en önemli tarihlerden biridir. İngiltere’de ise bu harekat, romantik bir çerçevede anılır; buradaki amaç, yenilginin acısını hafifletmek olarak da yorumlanabilir.

Savaşın sonuçlarına ilişkin bu iki farklı algılanış ve yorumlanışın nedenleri ve sonuçlarını tartışan “Gelibolu’nun Öteki Yüzü”, ele aldığı konular açısından bugüne kadar Gelibolu’yla ilgili yazılmış olan diğer kitaplardan oldukça farklı. Altı bölüden oluşan kitap ana hatlarıyla şöyle özetlenebilir:

İlk iki bölümünde resmi tepkilere yoğunlaşan kitap, ikinci bölümde C.E.W. Bean’in yazdığı Avustralya’nın resmi tarih kitabını değerlendiriyor.

Üçüncü bölümde ise bilhassa İngiliz savaş muhabiri Ellis Ashmead-Barlett’in yazılarına ve onu kontrol etmeye çalışan resmi makamlarla olan ilişkisine atıfta bulunarak savaş sırasında gazetecilerin tepkisinin gelişimini değerlendiriyor.

Askerlerin kişiselhikayeleri ile bu kişisel hikayeler arasındaki özel durumlara eğilen dördüncü ve beşinci bölümde, Hamilton’un “Gelibolu Günlüğü”ne özel bir yer ayrılmış. Altıncı bölümünde Hamilton’un, Bean’in ve diğerlerinin Gelibolu’nun tarihi değerlerini efsaneleştirmelerinin, arkadan gelen nesillere olan etkisinin izini sürmeye çalışan kitap, Gelibolu’daki başarısızlıklar zor durumda kalan İngiltere ve Avustralya’da savaş hakkında halkın kafasındaki resmi etkilemek için yapılan faaliyetlere özel bir vurgu yapar.

Edinburg Üniversitesi’nden Jenny Macleod’un bu kitabı, tarihçilerin ve öğrencilerin olduğu kadar, toplumların bu tür olayları nasıl hatırladığı ve andığıyla ilgilenenlerin de dikkatine değer bir çalışma...

Güncel Yayıncılık, 311 sf.
Çeviren: Sinem Hocaoğlu
Dizi: Açık Tarih -1


2000’Lİ YILLARI ALGILAMAK
Prof. Dr. Özcan Köknel

Prof. Dr. Özcan Köknel, yeni kitabı 2000’li Yılları Algılamak’ta 2000’li yılların dünyada özellikle ülkemizde algılanış biçimini ve bu algılanış biçiminde dünyada ve ülkemizde ekonomik, kültürel, politik, siyasal, toplumsal alanda ortaya çıkan kavram değişikliklerini kaleme alıyor.

Oniki bölümden oluşan kitapta, 2000’li yıllara kadar konuyla ilgili bilgi birikiminin alışılmış, kullanılan temel kavramları kısaca hatırlatıyor. Özcan Köknel, 2000’li yılların bu kavramlar üzerindeki olumlu, olumsuz etkilerini, bireysel ve toplumsal yaşantıya yansımasını irdeliyor.

2000’li yılları algılarken, yaşarken, birinci bölümün ışığı altında, ikinci bölümde yeralan mutluluk ahlakı, üçüncü bölümde yeralan ruhbilim öğretilerini okumanızı öneriyorum” diyor. “Bu bölümlerin aktardığı kavramların algılanması, anlaşılması, yorumlanması 2000’li yılların getirdiklerinin götürdüklerinin irdelenmesine ışık tutacağına inanıyorum.

Kitabın birinci bölümünde, mutluluk, ruh sağlığı ve algıyla ilgili temel bilgiler, ikinci bölümünde mutluluk ahlakı yeralıyor. Köknel, bu ahlakın etkisi altında oluşmuş insan hakları üzerinde ayrıntılı bir şekilde duruyor.

Dördüncü bölümde ise 2000’li yılların yönelimini tartışıyor. Bu yönelimin getirdiği küreselleşme kavramının özellikle ekonomiye, politikaya, siyasete getirdikleri, götürdükleri üzerinde duran yazar, 2000’li yılların savaşlarını, küreselleşme eğilimi gösteren terörü anlatıyor. Ekonomik sorunlar altında ezilen insanların, toplumların, küreselleşen şiddet karşısındaki kaygısını, korkusunu belirtiyor. Beşinci bölümde, doğal ortam ve kent yaşamı var.

Altıncı bölümde, 2000’li yıllarda insanın yapıtaşlarını değiştirmeye yönelik ‘genom projesi’ ve ‘klonlama’ ile ilgili ahlak ilkelerine, etik kurallara uyulmadığında, insanlığı tehdit eden, geleceğin dehşetine kapıldım.

Yedinci bölümde, 2000’li yılları yaşayan, algılayan insanların doğumla gelen ‘Hayat Ansiklopedisi’nde bulunan korunma, beslenme, uyku gibi bedensel, cinsellik gibi bedensel, ruhsal, toplumsal temel gereksinimlerinde, bunların doyumunda yaptığı değişmeleri anlattım. Sekizinci bölümde, teknolojik gelişmenin yarattığı iletişim ağının insanın yaşantısına etkisini inceledim. İletişim ağı içinde hızla gelişen ve yayılan postmodern ve popüler kültürün, sadece, “Kim? Nerede?” yapılan magazin haberciliğinin getirdiklerini, götürdüklerini irdeledim. Güzellikten sağlığa, müzikten spora, ilaçtan alkol ve madde kullanımına kadar, insanla ilgili bütün alanlarda postmodern kültürün esintilerine rastladım. Dokuzuncu bölümde, kitle iletişim araçlarında, özellikle kimi televizyonda postmodern kültürün oyun içinde oynadığı oyunnlardan örnekler verdim. Gerçekdışı, sanal ve yalan dünyadan gelen uyaranların taşıdığı iletileri algılayan, çocukların, gençlerin, erişkinlerin bilişsel işlevlerinde ortaya çıkan değişmeleri, çatışmaları, gelişmeleri anlatmaya çalıştım. Onuncu bölümde, 2000’li yıllarda, içinde yaşdığı dğal toplumsal ortamda, kimliğini arayan çocuğun, gencin serüvenini aktarmaya çalıştım. Bu arayışta “Ben kimim?.. Sen kimsin?..” sorusuna cevap veren aile yapısının durumunu irdeledim. Onbirinci bölümde, kimliğinin saygınlık kazanmasında önemli bir etken olan çalışma, iş yaşamı ve meslek kavramı üzerinde durdum. 2000’li yılların yöneliminin, çalıştığı alandan, meslekte kariyer sahibi olan insanlara başarı şansı tanıdığını vurguladım. Başarıya ulaşma çabasının, insanı mutlu kılan bir güç, güdü olduğu düşünülürse, insanların, toplumların geleceği ve gelişmesi için yeni yollar, yöntemler oluşturacağını tasarladım. Onikinci ve son bölümde, kimlik arayışında ön planda rol oynayan, başta din olmak üzere, mezhep, tarikat, etnik köken, gelenek, görenek gibi birincil, ulusal kimlik gibi ikincil temel toplumsal yapıların, 2000’li yıllarda tartışılan anlamları üzerinde durdum. “Ben insanım” kimliğine ulaşmak, evrensel kültürü yaratmak için bin yıllar boyu oluşmuş ulusal kimliklerin gerekli ve yeterli olduğu sonucuna vardım.

Prof. Dr. Özcan Köknel

2000’li Yılları algılamak, önce dünyada, sonra ülkemizde gündemde olan, sorun yaratan ve tartışılan konuları irdeliyor.

Altın Kitaplar, 414 sf.
Dizi: Özcan Köknel
Tür: Psikoloji


RAYDAN ÇIKANLAR
James Siegel

New York merkezli reklam ajansı BBDO’nun ödüllü yaratıcı yönetmeni olan James Siegel, ‘Raydan Çıkanlar’ isimli romanı ile ilk kez Türk okur ile buluşuyor. Artemis Yayınları’nın yenilenen ve yelpazesini genişleten yeni yayın programı içinde yerini alan yazar, romanlarında, popüler kurmaca türlerinin heyecan dozu yüksek bir sentezini yaratırken Amerikan neo-noir’ının da akrabası hikayeler çıkarıyor ortaya.

Yaratıcı yazarlığın farklı alanlarında başarılı olmuş biri olan James Siegel’in ‘Raydan Çıkanlar’ı, Amerika’da heyecanla karşılanan, kıvamını nefis tutturduğu bir cinayet, hıyanet ve intikam romanı. ‘Raydan Çıkanlar’ın film hakları da Miramax tarafından satın alındı. Psikolojik savaş ortamında sahip olduğu herşeyi riske atmak durumunda kalan Charles Schine rolünde Clive Owen’ı, Charles’ın hayatını mahveden Lucinda Haris rolündeyse Jennifer Aniston’ı 2005 sonunda beyazperdede izlemeye hazır olun.

2000’lerin James Patterson’ı olarak görülen Siegel, tipik bir New Yorker ve kendini tamamen yeni romanlar yazmaya adamış bir halde yaşıyor. Artemis Yayınları, yazarın ‘Raydan Çıkanlar’dan sonra yazdığı ‘Yoldan Çıkanlar’ı da yayımlamaya hazırlanıyor.

Bir sabah trende...
Charles Schine için gün, işe doğru yola koyulduğu sessiz ve sıradan bir sabahla başladı. En azından baştan çıkarıcı ve gizemli bir Lucinde Harris’le karşılaşıncaya kadar böyleydi. Hiç hesapta yokken Lucinda’yla tanışmak Charles’ın hayatını geri dönüşü olmayacak biçimde paramparça edecekti.

Charles Schine ve Lucinda Haris, mesleklerinde başarılı iki profesyonel... Banliyölerde yaşıyorlar v ebirbirleriyle değil, başka insanlarla evliler. Onlar, olağan koşullarda karşılaşma ihtimali olmayan, aynı trendeki iki yabancı. Çocuklarının fotoğraflarını değiştirdiklerinde ikisinin arasında karşı konulamaz bir çekim ortaya çıkıyor ve bu çekim onları köhne bir Manhattan otelindeki odaya kadar şuursuzca sürüklüyor.

Otel odasından içeri adım atar atmaz, oraya saklanmış bir saldırganın yaratacağı dehşetin mağdurlarına dönüşüyorlar. Adam, soğukkanlı bir acımasızlıkla Charles’ı dövüyor. Lucinda’ya şiddetle tecavüz ediyor, her ikisini de soyuyor. Am ahepsi bu kadar değil. Charles’ın çekeceği işkence daha yeni başlıyor. Adının Vasquez olduğunusöyleyen saldırgan Charles’ı fena mat ediyor ve ona şantaj yapmaya başlıyor. Bu uzun ve korkunç karanlık komplo ve isanı içten içe kemiren psikolojik savaş ortamı, Charles’ı herşeyini riske atmak durumunda bırakıyor. Birikimlerini, sevgilisini, ailesini, erkekliğini...

Artemis Yayınları, 378 sf.
Çeviren: Senem Onan


KUVANTUMU ANLAMAK
Barry Parker

Gün geçtikçe hayatımızdaki yerini daha iyi anladığımız ve keşfinin 100. yılını kutladığımız Kuvantum Teorisi üzerine yazılmış en yeni kitaplardan biri olan ‘Kuvantumu Anlamak’, Güncel Yayıncılık’tan birbiri ardına çıkan popüler bilim kitaplarının en yenisi!..

Hepimizin dünyaya bakışımızı ve hayatımızı değiştirdiği konusunda hemfikir olduğumuz “kuvantum devrimi”nin gelişiminde emeği olan bilim insanlarına daha yakından bakmak, onların dünyasına girmek ve kuvantumu daha iyi anlamak için bu kitap, yetkin bir kaynak.

Nedir kuvantumu bu denli önemli kılan diyorsanız? Cevap olarak, bilgisayarsız, arabasız, mikrodalga fırınsız, televizyonsuz ya da internetsiz bir yaşam düşünebiliyor musunuz diye sorulur: “Kuvantum devrimi” dünyamızı bu kadar “küçük” bir değişiklikle sınırlı tutmuyor. Yanısıra lazerle yapılan hastalık tanılarına, genetiğe, nükleer fiziğe, kara deliklere ve kozmolojiye kadar, modern dünyanın şu an kullandığı teknolojik mucizelerin temelinde kuvantum yatıyor.

İşte kuvantum mekaniğinin temel fikirlerini son derece anlaşılır bir dille bize aktaran kişi, popüler bilim kitapları alanında on iki eser vermiş Barry Parker. Kuvantumun keşfinin önemini geniş kapsamlı ve heyecanlı bir tempoyla anlatan Parker, yarı atomal fiziğin anlaşılması güç karmaşıklıklarını kolayca anlaşılabilir bir dile dönüştürme yeteneği sayesinde, evreni ve dünyamızı değiştiren “kuvantumu” çok iyi bir şekilde bize anlatıyor.

“Kuvantum devrimi”nin en önemli oyuncularının büyüleyici potrelerinin de yeraldığı kitapta, Max Planck, Albert Einstein, Erwin Schrödinger, Louise de Broglie, Paul Dirac, Richard Feynman, Julien Schwinger ve daha pek çok ünlü bilim adamının ilginç biyografileri de bulunuyor.

“Kuvantumu Anlamak” modern teknolojinin nasıl çalıştığını ve kainatı anlamak isteyenler için önemli bir başvuru kaynağı.

Güncel Yayıncılık, 278 sf.
Çeviren: Elif Alkın
Tür: Bilim Teknik


—> Haftanın Kitapları sayfası için iletişim: Onur Serim


 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları