Haftanın kitapları - Mayıs 2005/1
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Oscar
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
NTV Tarih
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa
Haftanın kitapları - Mayıs 2005/1
Can Yayınları, Bileşim Yayınevi, Alfa Yayınları, Sel Yayıncılık, Çitlembik Yayınları, Altın Kitaplar, Arkadaş Yayınevi ve Gendaş Yayınları’ndan seçtiğimiz yapıtlar bu haftanın kitaplarını oluşturuyor.

Güncelleme: 01:00 TSİ 03 Nisan 2006 Pazartesi

İSTANBUL - “Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklale sahip olmakla gerçekleştirilebilir. (...) Türk’ün haysiyeti, gururu ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!.. O halde ya istiklal ya ölüm!” [Mustafa Kemal]



CAMUS & SARTRE
Ronald Aronson

Albert Camus ve Jean-Paul Sartre, 20. yüzyılı biçimlendiren temel düşüncelerin bütün açıklığıyla tartışıldığı bir döneme damgasını vurmuş, iki büyük düşünür ve eylem adamıdır. İkisi de Nobel ödüllüdür; ikisi de filozof - edebiyatçı kuşağının tartışmasız en büyük isimleri arasındadır. Düşün tarihine yaptıkları katkı, büyük bir inançla savundukları ve eyleme dönüştürdükleri fikirleri sadece kendi dönemlerini değil, kendilerinden sonrakileri de düşündürmüştür.
Ronald Aronson’un değerli çalışması, bu düşünür-yazarların sadece fikirsel ve eylem dünyalarındaki yolculuğunu, birbirleriyle ve düzenle olan kavgalarını içermekle kalmaz; onların özel hayatlarındaki çatışmaları, arkadaşlıkları ve aşklarını da bütün detaylarıyla anlatır. Kitabı okudukça, onların ve bir grup insanın, hemen yanımızda bağıra çağıra tartıştıklarını duyar gibi oluruz.
Camus, hayatın anlamsızlığına rağmen, kendisine, şiddete izin vermeyen bir yol haritası çizmeyi başarırken; Sartre, filozofça zekâsını, bireyin yeniden doğuşunun ideolojisini kurmakta ve ezilen toplumların özgürlük mücadelesinde kullanır. Kim haklıdır peki? İlke mi yoksa akıl mı? Sanırız ki bu soru ebediyen tartışılacaktır.

Yazar Hakkında
Ronald Aronson, Wayne State University’de disiplinler arası çalışmalar profesörü. Aralarında Sartre’ın ‘Gerçek ve Varoluş’ kitabının İngilizce yayını, Sartre’ın ‘İkinci Eleştiri’si ve ‘Siyasetten Uzak Durun: Bir Filozof Güney Afrika’yı Anlatıyor’un da bulunduğu, yedi kitabın yazarı ya da editörüdür.
Tüm bu kitaplar University of Chicago Press tarafından yayımlanmıştır.

Bileşim Yayınevi, 304 sf.
Çeviren: Ekin Uşşaklı


GOLDBERG PAŞA
Erje Ayden

General Goldberg, Goldberg Paşa, Davut Han, Şeyh Davut, David Goldberg...
Seksen beş yıllık yaşamı boyunca dünyanın farklı yerlerinde bu isimlerle çağrılmış Goldberg Paşa. 20. yüzyılın başında Moskova’da başlayan, Asya çöllerinde, Türkiye’de ve New York’ta geçen serüven dolu hayat öyküsü, geçen yüzyılın panoramasını çizmekle kalmıyor, aşık olmayı bilen entelektüel bir savaş ve yaşam adamının duygu dünyasının kapısını da aralıyor.
Tarihin karanlık sayfalarından çıkıp gelen Golberg Paşa, Kurtuluş Savaşı yıllarında Türk ulusunun bağımsızlığı için cephede çarpışmış ve bu hizmetine karşılık Mustafa Kemal tarafından bir madalya ile onurlandırılmıştır. Goldberg Paşa, mezarında da olsa hayatının en değerli ve önemli hediyesi olarak gördüğü bu madalyaya kavuşabilecek midir? Kiatbı okuyanların yanıtını alacağı bir soru ...

Sel Yayıncılık, 121 sf.
Çeviren: Püren Özgören
Tür: Roman


FİYASKO
Coşkun Büktel

“Kedi, balığı sever, ama patisini ıslatmayı sevmez.”

‘Theope’nin yaratıcısından sürpriz gelişmelerle dolu bir hikaye...
“Cafer, yüzünde tehlikeli bir tebessümle, Zekai’nin yanına geldi ve sert birkafa darbesiyle Zekai’nin burnunu, bir anda boksör burnuna çevirdi:
‘Hangi Kamil olabilir ki, len? Kardeşim burada lıkır lıkır kan kaybederken, benim aradığım Kamil hangi Kamil olabilir?’
Zekai, cebinden çıkarıp burnuna bastırdığı ve bir anda ıpıslak ve kıpkırmızı olan beyaz mendilini burnundan çekerek Cafer’i cevapladı:
‘Doktor Kamil’
‘Aferin, kafayı yiyince kafan çalışmaya başladı! İyi ki, Zeynep Kamil demedin.”

[Kitaptan]

İşleri yokuş aşağı giden bakanlık tercümanı Mesut ve onun hayatını tamamen değiştiren Ayten. Zengin bir kadınla evlenip armatör olan Özdemir ve sevgilisi Zehra. Kardeşinin ölümüne sebep olan adamın peşindeki Cafer. ‘Fiyasko’nun birbirinden çılgın karakterleri, romanı adım adım sürprizlerle donatıyorlar.
‘Fiyasko’, Büktel’in imza attığı yedinci kitabı ve ilk romanı. Eserin bir diğer özelliği ise filme çekilmek üzere Sinan Çetin tarafından Plato Film adına satın alınmış olması.
Sürükleyici bir hikaye eşliğinde biraz da gülmek isteyenler Büktel’in bu çalışmasını alabilirler.
“Coşkun Büktel, Plato Film’e gelip ‘Fiyasko’nun senaryosunu bana ve arkadaşlarıma okuduğunda, daha ilk sayfaları dinlerken bu projeyi satın almaya karar vermiştim. Çünkü ilgi çekici karakterlerin merak uyandıran, son derece eğlenceli hikayelerini izlemek, benim için olduğu kadar, daima hedeflediğim yaygın seyirci kitlesi için de doyulmaz bir keyif olacaktı. Şimdi bu keyfi beyazperdede yaratmaya talip olacak yetenekli bir yönetmen bulmayı umuyor ve kesinlikle inanıyorum ki, “Fiyasko”nun roman versiyonu olan bu kitap, senaryoyu dinlerken hayalimde canlandırdığım seyretme keyfini, okurlar için tam bir okuma şölenine dönüştürecek.”
[Sinan Çetin]

Yazar hakkında
Coşkun Büktel, 1950 yılında İzmir’de doğdu. 1981’de İstanbul Üniversitesi İngiliz Filolojisi’nden mezun oldu.
Büktel’in 1993’te yazdığı ve Taş Kitaplar’dan çıkan ‘Theope’ adlı kitabı, yaygın bir kitle tarafından sevildi ve övgü topladı. Eser, on beş yıl önce Devlet Tiyatrosu repertuvarına alındı, ancak henüz sahnelenmedi.
Son birkaç yıl içinde sinema sanatına da yönelen ‘Büktel’, ‘İkinci Geliş’, ‘Jigolo’ ve ‘Fiyasko’ adlarıyla ardarda üç senaryo yazdı.
‘Fiyasko’nun roman versiyonu, Büktel’in yayımlanmış yedinci kitabı.

Çitlembik Yayınları, 198 sf.


BİR GARİP CİNDİ ZÜMRÜDÜANKA
Ali Teoman

Ali Teoman, yeni romanında gözüpek, amansız bir işe girişiyor: dünya edebiyatının ‘Karamazof Kardeşler’inden, Joyce’un ‘Ulysses’inden, Thomas Bernhard’ın romanlarından tanıdığı yüksek debili monologlardan birini kuruyor ‘Bir Garip Cindi Zümrüdüanka’da.
Dilin kemiğini kırıyor Ali Teoman, üslubun en bıçkın edasını kışkırtıyor.
‘Bir Garip Cindi Zümrüdüanka’, son yılların en “ağız dolusu” kitaplarından, bir kapkara romanı.

Sel Yayıncılık, 139 sf.
Tür: Roman


SCIPIO’NUN DÜŞÜ
Iain Pears

Provence... Nice’ten Avignon’a Fransız Rivierası’nın büyük bölümünü oluşturan kıyı şeridine tepeden bakan, minyatür Orta Çağ kentlerinin peş peşe sıralandığı bölge. Günümüzde Avignon, her yıl düzenlenen tiyatro festivaliyle ünlü. Riviera ise yerleşik ve yürüyen doğal güzellikleriyle nam salıyor. Çoğu bugünkü Monaco Prensi’nin ataları tarafından kurulmuş olan Orta Çağ kentleri ise, mor lavanta tarlalarıyla birbirinden ayrılan tepeler üzerinde kurulu. Kollarınızı iki yana açtığınızda iki taraftaki evlere değebildiğiniz, çoğu merdivenli daracık sokakları, taş oyma kalecikleri, kuleleri ve surlarıyla sizi büyüleyip götüren bir zamanların derebeylik merkezleri. O tepelerde şimdi Matisse’in mimarî planından rahip kostümlerine kadar her şeyini tasarladığı minik bir kilise, Renoir’ın meyve ağaçlarıyla dolu koca bahçe içindeki müzeye dönüştürülmüş evi, Picasso’nun, Abidin Dino’nun yıllarını geçirdiği kasabalar var. Tadına doyulmaz bir güzellik.
“Scipio’nun Düşü”, bu dingin güzelliğe gelinceye kadar o topraklarda yaşananları üç ayrı çağın öyküsüyle anlatıyor bize. 7. yüzyıl, 14. yüzyıl ve 20. yüzyılın 2. Dünya Savaşı’yla heder edilen yılları. İster kilise egemenliğinin hüküm sürdüğü dönemler olsun, ister kara veba salgınları, ister Nazi vebası, küçük insanların küçük hesapları ve iktidar hırsları hep aynı. Iain Pears’in, Provence bölgesini kasıp kavurmuş üç çağa yayılan anlatısını beğeneceksiniz.

Can Yayınları, 482 sf.
Çeviren: Dilek Şendil
Dizi: Çağdaş Dünya Yazarları
Tür: Roman


ALTIN BUDA
Clive CUSSLER ve Craig Dirgo

‘Deniz Avcıları’ adlı belgesel eserin yazarları olan Clive Cussler ve Craig Dirgo, bu kez, ‘Altın Buda’ isimli soluk kesen bir macera romanı ile okurların karşısına çıkıyor.
Gizli haber alma elemanlarından oluşan bir örgüt, şirket adı altında hizmet vermektedir. Şirketin merkezi inanılmaz teknolojik aletlerle donatılmıştır ancak dışardan bakıldığında köhne bir yük şilebini andıran bir teknenin içindedir.
Amerikan Hükümeti, şirketi, Dalai Lama’dan çalınan Altın Buda’yı bulmakla görevlendirilir. Tibet’i işgal eden Çinlileri mağlup edip Dalai Lama’yı tekrar ülkesinin başına geçirmeyi planlayan Amerikan Hükümeti, şirketin yardımına muhtaçtır.
İnsanları hayrete düşüren teknolojik aletler ve usta elemanlar tarafından gerçekleştirilen eylemler okuyucunun soluğunu kesiyor.

Altın Kitaplar, 400 sf.
Çeviren: Zeliha İyidoğan Babayiğit
Tür: Macera romanı


TÜRK SİNEMASINDA ELEŞTİRİ
Okan Ormanlı

Filmleri izleriz ve bir çok noktasından yapımı eleştiririz ya; işte bu kitap bu bağlamda yaşamımızı kolaylaştırıyor. Kim; hangi filmi, ne zaman, niçin ve kimleri eleştirmiş?
“Aaa, bak, Cüneyt Arkın’ın kolunda saat var! Veya Bizanslı kale muhafızının kolunda yara bantı yapışmış, kalmış. Ne komik! Bunlar da güya tarihi film çekecekler” dendiğini duymuşsunuzdur… Ya da (çoklukla) Hülya Koçyiğit’in ağzını oynattığı ama bir türlü ses çıkmadığını görmüşsünüzdür: “Bu dublaj işi de çok yavanlaştı”… Aslı öyle değildir. Zaten bu ‘trip’ Koçyiğit’e mahsus bir jesttir ve hep öyle yapar… Bir de yabancı filmlere çok benzeyen kimi sahnelere rastlarız; “Bak, John Wayne’in Kırık Ok filmindeki sahnenin aynısı”… Ya da John Ford’a gönderme yapan yerli yönetmenlerden söz ederiz. Veya hepsinden ötesi bunlara ilişkin kimi ipuçlarını da ele veren onlarca eleştirisi yazısı okumuşuzdur… Okan Ormanlı’nın Türk Sineması’na ilişkin bu çalışması aslında ‘akademik’ bir iş ve aynı zamanda da bizi keyifli bir yolculuğa çıkarıyor.
Başlangıcından bu yana filmlerimiz; yönetmenleri ve oyuncularıyla üzerine yazılmış bütün yazılara ...

Bileşim Yayınevi, 199 sf.
Dizi: Sanat / Fotoğraf -3


NUTUK
Mustafa Kemal Atatürk

“Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklale sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak konumundan yüksek bir davranışa layık görülemez.
Yabancı bir devletin koruyup kollayacağını kabul etmek, insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten de bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.
Halbuki, Türk’ün haysiyeti, gururu ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!..
O halde ya istiklal ya ölüm!”


Kurtuluş savaşının öyküsü...
Türk tarihinde bir dönüm noktası olan İstiklal Savaşı’nı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ve inkılapların yapılışını anlatan Nutuk, Alfa Yayınları’ndan çıktı.
Siyasi ve milli tarihimizin birinci elden anlatıldığı bu değerli kaynak, özel baskı ve özel fiyatı ile okurlarıyla buluşturuluyor.
Mustafa Kemal Atatürk’ün 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayında yaptığı konuşmanın metni olan Nutuk, 6 gün ve toplam 36,5 saatlik bir sürede okunmuş olmasıyla dikkat çekiyor.
Bir baş yapıt olan Nutuk’ta “Ya istiklal ya ölüm” ilkesiyle yola çıkılan bağımsızlık mücadelesinden yeni Türkiye’nin kuruluşuna kadar geçen başarılı tarih akışı anlatılıyor. Bu anlamda yakın geçmişimizin yanında geleceğimize de ışık tutuluyor olması kitabı daha da değerli kılıyor.
Aatürk’ün, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışından başlayarak 1926 yılın ortalarına kadar anlatılan olayların daima odak noktasında yer alması ve anlattıklarını bir kısım belgelerle desteklemesi de eserin önemini arttırıyor.

Yurdumuzun parçalanıp, işgal edildiği günlerde milli irade ve milli hakimiyet kavramlarını harekete geçiren M. Kemal Atatürk’ün verdiği mücadele diğer ülke liderlerine de yol göstermiştir. Milletçe kendi tarihimize sahip çıkmak ve dünya uluslarının gıptayla baktıkları kendi liderimiz Atatürk’ün sözlerine bir kez daha kulak vermek bugün daha da önem kazanıyor.
Kitapta ayrıca Mustafa Kemal Atatürk’e ait bir poster de bulunuyor.

Alfa Yayınları, 639 sf.
Dizi: Başvuru -26


KAPIDAKİ RÜZGAR
‘Zaman Dörtlemesi’nin ikinci kitabı
Madeleine L’Engle


Arkadaş Gençlik Dizisi’nden ‘Zaman Dörtlemesi’nin birinci kitabı ‘Zamanda Kıvrılma’nın ardından, heyecanla beklenen ikinci kitabı ‘Kapıdaki Rüzgar’ çıktı.
Altı yaşındaki Charles Wallace “İkizlerin sebze bahçesinde ejderhalar var” dediğinde ablası Meg Murry çok endişelenir. Çünkü çok zeki ve yaşıtlarından çok farklı olan kardeşi Charles, tuhaf ve ciddi bir hastalığın pençesindedir. Charles’ın ejderha dediği şey aslında hastalığıyla savaşmasına yardım etmek ve Meg ile arkadaşı Calvin’i, Charles Wallace ve kendi yaşamları uğruna şeytani güçlerle savaşmak zorunda kalacakları galaktik uzayda korkunç ve akıl almaz bir yolculuğa çıkmak için gelen dost bir yaratıktan başkası değildir.
Madaleine L’Engle’ın müthiş anlatım gücüyle kurguladığı iyi ve kötü arasındaki kozmik savaş nasıl sonuçlanacak? Acaba kahramanların zaman ve uzaydaki yolculukları Charles Wallace’ı kurtarabilecek mi?

Arkadaş Yayınevi, 280 sf.
Çeviren: Süleyman Nihat Şad
Dizi: Arkadaş Gençlik


ZARFINI BEN AÇARDIM
SANA YAZDIĞIM MEKTUPLARIN
Cezmi Ersöz

“Beni kalabalık sandınız... Evimde hiç güneş batmaz diye geçti aklınızdan... Oysa ben çoğu kez gelen mektuplarınız kadardım. Evimde güneşim çok battı. Mektuplarınızın içindeki sevgi ve merhametin ışığıyla çok gece geçirdim. Yalnızlıktan ölecek gibi olduğum anda tekrar tekrar okuduğum o mektuplar beni sabaha çıkardılar...”

Cezmi Ersöz yeni kitabı ‘Zarfını Ben Açardım Sana Yazdığım Mektupların’ ile bir kez daha okuruyla buluşuyor. “Neredeyse son onbeş yılım bu mektuplarla geçti. Bu onbeş yılda tam yedi ev değiştirdim. Onbinlerce mektupla birlikte bir evden başka bir eve taşındım. Kolilerce mektup sanki boşuna bir hayat sürmediğimin kanıtı gibiydi...” diyor yazar. “Elimde öyle bir imkanım olsaydı da sizleri, yani bu kimsesiz incelikler ülkesinin insanlarını biraraya getirebilseydim, diye çok düşünmüşümdür. Kim bilir, bu buluşmalardan ne ebedi dostluklar, ne sonsuz aşklar yaratılırdı... Bu görevi bir ölçüde web sitemde yapmaya çalışıyorum. Ama bu bana yetmiyor. Bana yıllardır yazılan yaklaşık onbeş bin mektubu biraraya getirip yayımlamak da aklımdan hiç geçmedi değil. Her birinden tek tek izin alıp da mektupların sonuna telefon numaralırınızı ve adreslerinizi yazıp, işte size ülkeniz ve insanlarınız, demek ne muhteşem bir şey olurdu. Ama bu sadece bir ütopya... Hep düşlenilen ve düşlendikçe anlam kazanan bir ütopya... adım adım yaklaşılmalı bu ütopyaya...”
Cezmi Ersöz, ‘Zarfını Ben Açardım Sana Yazdığım Mektupların’ ile bu ütopyasını hayata geçiriyor. Yaklaşık onbeş bin mektubu tek tek okuyan yazar, içlerinden kırkbeş-elli tanesini seçerek oluşturmuş kitabı.
‘Zarfını Ben Açardım Sana Yazdığım Mektupların’ın bir başka özelliği ise yazarın diğer metinlerini nasıl hazırladığına dair ipuçları veriyor olması. Önsözün sonuna eklenen paragrafta da Cezmi Ersöz aynı şeyi söylüyor:
“...Aslında çoğu yazımı ben böyle yazmıştım. Kendime yazdığım bu mektuplar size ulaştı. Yıllar sonra anladım ki ben kendimi kendime anlatırken aslında sizi size anlatmıştım.”

Kitabın geliri Umut Çocukları Vakfı’na...
Cezmi Ersöz, ‘Zarfını Ben Açardım Sana Yazdığım Mektupların’ın tüm gelirini Umut Çocukları Vakfı’na bağışlıyor.

Gendaş Yayınları, 184 sf.
Dizi: Bütün eserleri -18


—> Haftanın Kitapları sayfası için iletişim: Onur Serim


 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları