Ali Düşenkalkar, 23 yıldır İstanbul Devlet Tiyatrosu sanatçısı, şu sıralarda sahnelenen Çayhane adlı oyunda rol alıyor. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Konservatuarı Tiyatro Bölümünde Öğretim Görevlisi.
İzmit Belediyesi Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında bu sezon sahnelenmekte olan Aziz Nesininin Yaşar Ne Yaşar, Ne Yaşamaz oyununun da yönetmeni. Gösterildiği her festivalde ödülleri toplayan Korkuyorum Anne, Ali Düşenkalkarın oynadığı dördüncü uzun metrajlı film. Ali Düşenkalkar ile Korkuyorum Anne filmi üzerine konuştuk.

Çayhane oyununuz biter bitmez Ankara Film Festivali ödül törenine son anda yetiştiniz, sonra Nürnbergdeki ödül törenine gidebildiniz mi?
Filmin Almanyada festivalde yarıştığını iki gün önce internetten öğrenmiştim. Sonucu da Eskişehirde dersteyken gelen telefondan öğrendim.
Sinemada bundan önce, Yıldırım Arıcının kısa filmi 12 Dakika, Erden Kralın Mavi Sürgün ve Reha Erdemin Kaç Para Kaç filmlerinde oynadınız ve şimdi bu film, Korkuyorum Anne, filmin diğer adı İnsan Nedir ki ... değil mi?
Geçen yıl İstanbul Film Festivalinde İnsan Nedir ki? adıyla gösterildi film.. Diğer adı, gizli adı, Korkuyorum Anne idi.. Artık Korkuyorum Anne diyorum. Ama ben, filmin İnsan Nedir ki... adını daha çok beğeniyorum.
Filmin çekim öyküsünden bahsedelim mi? Öneri nasıl geldi? Ekip nasıl toparlandı? Kamera arkası, yabancılardan oluşan bir ekip. Siz dahil tüm kadro, tiyatro kökenli sanatçılardan oluşuyor sanırım?
Hepsi oyuncu... 98 yılıydı, Kaç Para Kaç filmini çekiyordu Reha Erdem. O filmde oynuyordum. Reha Erdemle daha önce A Ay adlı ilk filminde tanışmıştım. A Ay filminde küçük bir çocuk vardı. Daha önceki yıllarda çocuk konuşabiliyordum (seslendirme) yapabiliyordum. O çocuğu birkaç arkadaşımız konuşmuş, seslendirmiş, sanırım olmamış ses olarak, beğenmemiş Reha. Bizim seslendirme dünyasında bayan sesler, genelde erkek çocukları konuşur. Bana rica ettiler bir gün, gittim, konuştum o çocuğu. Reha, sen o rolü konuşarak biçimlendirdin, tam benim istediğim gibi oldu. Çok hoş oldu. dedi. Bunun üzerine bir tanışıklığımız oldu. Ondan sonra bir reklam filminin çekimleri için beraber Fasa gittik, orada çalıştık. Böylece oyunculuk tanışıklığımız da doğmuş oldu.
Kaç Para Kaç için benimle çalışır mısın ? dediğinde seve seve demiştim. İşini ne kadar iyi yaptığını bilen , işini o kadar çalışmış olarak karşınıza gelen biri ona saygı duymamak elde değil. Kaç Para Kaçın son çekim günü, iş bittikten sonra koluma girip, çok teşekkür ederim demişti. Bundan sonraki filmde beraber çalışacağız dedi. Ben 4 yıl hiçbir şey bilmeden bekledim. Sadece bana Ali, zayıflama! diyordu. Kilomu sorduğunda, o zamanlar 110 kilo civarındaydım. Altı ayda bir ya da sekiz ayda bir karşılaşmalarımız oldu, telefonlaşmalarımız oldu kilon kaç, ne durumdasın? diye sormaya devam etti. Zayıflama! dedi. Ondan sonra filmin çekim prodüksiyon aşamasına gelindiğinde bir telefon geldi bir gün, Ali gel nolur, bir son halini göreyim. dedi. Filmdeki rolümün adı da Ali. Benim bütün bebeklik, çocukluk fotoğraflarımı, evde neyim varsa, bütün arşivimi Rehaya teslim ettim. Bütün yaşamımı taradı.
Peki, çekim aşamasına gelindiğinde?
Çekim aşamasına gelindiğinde, aaaa! Dediler ki, biraz zayıfla!. Bir diyet programı böylece başlamış oldu. Ve 17 kilo verdim. Yaşamımda ilk defa bir diyetisyenle karşılaştım ve yaşamımı düzenlemeye başladım. Bugüne kadarki alışkanlıklarımı geride bırakıp, o programa uyarak çekimlere kadar 17 kilo verdim. Ali yaşını küçültmek için peruk takacağız. Peki dedim ve bir peruk uğraşı başladı. Bir gün hiç unutmuyorum, saçlarım bembeyaz olana kadar 3 kez açıldı, aynı renk olsun diye ... . Sonra, senin gözlerine lens takalım dedi.

Benden eser kalmayan fakat kendi dünyasında kurguladığı bambaşka bir görüntüyü bende buldu zannediyorum ve öyle başladık işe. Reha ile bu arada senaryo okumalarımız başladı. Bana dört sayfalık bir dosya sundu, Ali karakterini nasıl gördüğünü anlatmış. Önce onu okudum sonra dedi ki, işte dört yıl bekledikten sonra, bu da senaryo dedi. Bir randevum vardı o an, iptal ettim ve eve koştum, senaryoyu okudum. Gece telefon açtım Rehaya, Senaryo çok güzel dedim, oynamak istiyorum, çok güzel dedim. Kaç Para Kaçın son günü benimle çalışır mısın? dediğinde seve seve oynarım demiştim hiçbir şey bilmeden, senaryoyu okuduğumda da seve seve oynarım, çok güzel, mutlaka oynamalıyım dedim.
2,5 ay gibi bir süre çalışıldı. Uzunca bir çalışma dönemiydi. Her çalışanın mutlu olduğu çok keyifli bir çalışma süreci yaşandı... Ondan sonra hiçbir kare görmeden filmi sadece ilk gösteriminde, İstanbul Festivalinde gördüm. Bu da benim için ayrı bir bekleme sancısıydı.
Film, festivalde de FIPRESCI Eleştirmenler Birliği Ödülünü aldı zaten. Sadece festival seyircisi izleyebildi ne yazık ki. Yakında umut var mı sinemalarda gösterime girmesi için?
Artık günümüzde filmin tanıtımını, sunumunu iyi yapmak, vizyon öyle çıkmak lazım sanırım.. Bunu net görüyoruz. Şimdi ödüller gelmeye başladı. FIPRESCI Ödülü sonra Ankarada En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En İyi Umut veren Oyuncu, küçük bir oyuncumuz var, o da kazandı. Bu ödüllere ne kadar sevindiğimi anlatamam. Sonra Nürnbergden gelen ödül. Bunlar çok güzel şeyler. O nedenle, film daha vizyona çıkma aşaması için, kendine yakışır bir aralık bekliyor
Filmin mekanlarından söz eder misiniz?
Galata Kulesinin alt tarafında, Saint Benoit Lisesinin üst sokağında Yeşil Han diye bir han var. Filmin iç mekan sahneleri, o apartmandaki dairelerde çekildi. İstanbul dışına gittik. Kilyos, İstanbul dışı değil ama, bir kaç sahnesi Kilyosta çekildi. Özellikle final sahnesi Kilyosta çekildi. Ama seyircimiz filmi seyretsin, bunu söylemeyeyim. Film vizyona girdikten sonra oradaki sahneleri anlatırım. Sürprizini kaçırmayalım.Ve tabii ki ayrıca bir Reha Erdem klasiği olarak vapurlar da. Çok hoş mekanlar. Uzun soluklarla aranmış ve seçilmiş mekanlar .. Titizlikle.
Filmin başarısı nereden kaynaklanıyor? Senaryosunun sağlamlığı mı, sadece oyuncuların oynatılması mı? Kamera arkasında da yabancılardan oluşan bir ekip var ayrıca.
Ben, Reha Erdemin üç filminde de çalışmış üç kişiden biriyim. Montajcısı Fransız Nathalie Le Guay diğer isim. Ve Reha Erdem.. Dikkatinizi çekmek istiyorum, Kaç Para Kaçta da Korkuyorum Annede de en az 6-7 isim var ki, iki filmde de çalışmışlar. Taner Birsel, Bülent Emin Yarar, Köksal Engür, Ali Düşenkalkar. Oyuncularla çalışmayı seviyor Reha Erdem. Ama bu çalışmadan önce yani, oyunculara gelmeden önce senaryosunu ben 4 yıl bekledim ve bilmeden. Dört yıl, çekeceği bir filmin senaryosunun hazırlığını yapıp, o kadar keyifli çalışmış ki, neyi nereden nasıl çekeceğini, ne kadar sürede ne kadar kullanacağını... Çok çekti, her planı çok çekti. Ama o kadar iyi biliyordu ki nasıl çekeceğini.
Evde senaryoyu okuyup geldiğinizde sete, bir şey önerdiğinizde hiçbir zaman reddetmedi. Fakat o kadar hazırlıklıydı ki.. Kendi çekeceğine beni ikna ettiği yüzde 95tir. Yani çalışmış biriyle, ne çekeceğini bilen biriyle çalışmak, inanılmaz bir teslimiyeti getirdi oyuncu olarak da bana.
Bu gerçekten keyif, sonucu gördüğümde de keyif. Kaç Para Kaçtaki görüntü yönetmeni Florent Herry, sesli çektik filmi, ses de öyle Regis Leroux ... Yani Reha Erdemin bir kadrosu, iş yaptığı, sanat ürettiği, zihninde bir kadrosu var ve onlarla çok iyi çalışıyor.
Oyuncuların birbirini yakından tanımasının başarıya katkısı ne kadar? Köksal Engür, Bülent Emin Yarar; sizler arkadaşsınız zaten.
Kesinlikle katkısı var. Ayrıca biz, birbirini tanıyan 5 kişiysek, filmin içinde çalışan diğer oyuncularla çekimler başlamadan önce buluşmalar yaşadık.. Çok ciddi bir ön çalışmayı Reha Erdem, diğer oyuncuları birbirine tanıştırarak da yaptı.
Filmin Nürnbergde yarışacağını bilmiyordunuz değil mi?
Evet bilmiyordum. Ankaradan ödül aldın, dediler. Ödülü aldığımı öğrendiğim gece, festivalin resmi internet sitesi var mı diye girdim, baktım. Arama sayfalarında filmin Nürnbergde yarıştığını öğrendim. 48 saat içinde de oradaki sonuçlar belli oldu. Gerçi ödül aldığımı öğrendiğim gün, yönetmen yardımcımız sevgili Gamze Paker de haber verdi, aynı anda öğrenmiş olduk. Ödül almak çok güzel bir şey ama ben, bu filmin çok güzel bir film olduğu kanaatindeyim. Umarım, sinema seyircimiz filmi seyreder, sağduyulu sinema seyircisi bu filmi seyretsin diyorum.
***

Nürnbergde kazandığı ödül, Ali Düşenkalkara önümüzdeki günlerde başlayacak olan İstanbul Film Festivalinde verilecek. Korkuyorum Anne filmi yurtdışındaki birçok festivalden davet alıyor şu sıralar. Boston Türk Film Festivali kapsamında 3 Nisanda Amerikada ilk kez gösterime girecek olan film, 29 Nisan - 08 Mayıs 2005 tarihleri arasında Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesinin düzenlediği 7. Uluslararası Eskişehir Sinema Günleri kapsamında sinemaseverlerle buluşacak.
Söyleşi tarihi: 24 Mart 2005