Home page
Haber Menüsü


NTV

Konu: Sosyal Güvenlik Reformu
Konuk: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu


Erdoğan Aktaş: Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri sosyal güvenlik. Her dönem tartışıldı, her dönem konuşuldu, her dönem yeni yasal çalıymalar yapıldı. Ancak yara bir türlü kapatılamadı. Şimdi gündemde yine aynı konu var. Üzerinde çalışılan ve tartışmaya açılan yeni sosyal güvenlik reformunu Yakın Plan'a alıyoruz. Hükümetin hazırladığı yeni tasarı hem emeklilik sisteminde, hem de sağlık hizmetlerinde köklü değişiklikler getiriyor. Tasarı, sosyal tarafların görüşlerine de açıldı. Tartışma başladı. Bu reforma göre 2035 yılına kadar değişmeyecek olan emeklilik yaşı 2035'ten sonra kademeli olarak artacak. Emekli aylığı bağlama oranı ise kademeli olarak yıllık bazda 2,7'den 1,5'e düşecek. Emekli sistemindeki kamu açığı ise ancak 2040'ta sıfırlanabilecek.

“Sosyal güvenlik reformu taslağı, SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur emeklilik sigortası birimlerinin tek çatı altında Sosyal Koruma Kurumu Emeklilik Sigortaları Genel Müdürlüğü bünyesinde birleştirilmesini öngörüyor.
Mevcut çalışanların emekliliklerini hakedecekleri yaş, prim ödeme ve sigorta süreleri aynen korunacak. Reformun uygulamaya geçmesinden sonraysa emeklilik aylıkları eski sistemde ve yeni sistemde geçirilen süreye bağlı olarak ayrı ayrı hesaplanacak.
Emeklilik yaşı 2035'e kadar değişmeyecek, bu tarihten sonraysa kademeli olarak artacak. Mevcut durumda brüt maaş üzerinden yaklaşık yüzde 70 olan aylık bağlama oranı, reform ile birlikte 2040 yılında yüzde 40'a kadar düşürülecek. Emekli aylıkları enflasyon oranında arttırılacak.
Yeni sistemde, SSK'da uygulanan sisteme benzer şekilde, prime esas ücretin tabanı asgari ücret, tavanı ise asgari ücretin 6,5 katı olacak.
Reform sonrasında emeklilik sistemi açıklarının 2040 yılında sıfırlanması hedefleniyor. Emeklilik sigortalarına kullanılacak kamu kaynağının ise açıkların kapatılmasının ardından sosyal yardımlara aktarılması hedefleniyor. Taslakta, 3 kurumun birleşmesiyle açıkta kalacak personelin kayıt dışı istihdam denetimine yönlendirileceği belirtiliyor.”

Erdoğan Aktaş: Az önce izlediğimiz, reformun emeklilik ve prim sistemleriyle ilgili bölümüydü. Şimdi aynı tasarının sağlık hizmetleriyle ilgili olan kısmını ekrana getireceğiz. Sosyal sağlık reformu çerçevesinde kurulacak genel sağlık sigortası ile herkes geliri oranında prim ödeyecek. Yoksulların pirimini ise devlet karşılayacak. Hastaneler özerk işletmelere dönüşecek ve devlet hizmet satın alabilecek. Belli sağlık hizmetlerini kapsayan temel teminat paketi dışındaki hizmetleri ise kişiler kendileri karşılayacak. Şimdi haberemizi izleyelim, ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu stüdyomuzda konuğumuz olacak.

“Sosyal güvenlik reformu, halen 5 ayrı çerçevedeki sağlık sistemlerinin genel sağlık sigortası adı altında birleştirilmesini öngörüyor.
Reformla, katılımın zorunlu olduğu primli bir yapı oluşturulacak. Herkes geliri üzerinden yüzde 12,5'lik prim ödeyecek. Yoksulların sağlık sigortası primi ise kamu tarafından objektif yoksulluk testine göre karşılanacak. Yani bundan böyle devlet, sağlık sektörünü, kurumların açıklarını kapatmak için kaynak aktararak değil, yoksulların primini ödeyerek sübvanse edecek.
Sistemde, ilk basamakta koruyucu sağlık ve tanı hizmeti verecek olan aile hekimleri hastalarını gerekirse hastanelere gönderecek. İkinci basamaktaki hastaneler ise işletmecilik esasına göre yürütülen özerk yapılar haline gelecek. Sağlık hizmetleri ise hizmet sözleşmeleri ile hastanelerden satın alınacak. Ödenen prim karşılığında herkesin, temel teminat paketleri olacak. Bunun dışındaki kapsam ve kalitede hizmeti ise kişi, ya cebinden ya da özel sağlık sigortasından karşılayacak. Ayrıca gereksiz kullanım ve suistimallerin önlenmesi için sağlık hizmetlerinin tamamından katkı payı alınacak.
Primlerin zamananında ödenmemesi durumunda ise kişiler bu süre boyunca acil durumlar dışında sağlık hizmeti alamayacak. Çocukların anne ve babalarının sağlık sigortasından yararlanma yaşı ise 25 ile sınırlandırılacak..”

Erdoğan Aktaş: Tabi tüm bunlar tasarı halinde. Önemli bir noktanın altını çizmek gerekiyor. Tasarı bakanlık tarafından hazırlandı ve sosyal tarafların görüşüne açıldı. Yani bir tartışma sürecine girildi. En az yapılması düşünülen değişiklikler kadar, bu tartışma süreci de önemli. Çünkü Türkiye'de her kesimi yakından ilgilendiren değişiklik çalışmaları genellikle yeterince tartışılmaz. Bu da sıkıntı yaratır. Şimdi tüm tarafların eleştirileri ortaya konulacak. Peki tüm bunlar nasıl olacak, uygulamaya nasıl geçilecek? Gercekten tüm sağlık sistemleri özelleştirme yoluna mı girdi? Emeklilik yaşı artıyor mu? Bu çok önemli konuyu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu ile değerlendireceğiz. Efndim hoşgeldiniz.

Murat Başesgioğlu: Hoşbulduk, teşekkür ederim.

Erdoğan Aktaş: Önce geçtiğimiz dönemlerde de çok tartışılan bir nokat vardı o da SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur emeklilik sigortası primlerinin tek çatı altında toplanması. Bu reform çalışmasında da yine benzer bir hedef var. Şimdi bir önceki dönem veya daha önceki dönemlerde bu yapılamadı. Acaba şimdi başarılabilecek mi bir de geçmişte başarılamamasının nedenleri neydi?

Murat Başesgioğlu: Evet, çok teşekkür ederim bakanlığımızın gündeminde olan sıcak bir konuyu kamuoyuyla tartışma imkanı, paylaşma imkanı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Sosyal güvenlik reformu olarak adlandırıyoruz bu kapsamlı projemizi. Burada şöyle bir felsefeden hareket ediyoruz; sosyal güvenlik demek sadece kuru kuruya bir emeklilik maaşı vermek veyahut da sadece bir sağlık hizmeti sunmak değil. Sosyal güvenlik sisteminin amacı sosyal koruma dediğimiz, sosyal devletin vazgeçilmez görevlerinden biri olan sosyal koruma ve sosyal adaleti gerçekleştirmesidir. Daha açık ifadeyle o toplumda yoksulluğu korumasıdır. Şimdi biz sosyal güvenlik sistemimizi masaya yatırdığımızda bu fonksiyonları yerine getiriyor mu diye baktığımızda malesef aldığımız cevap olumsuzdur. Özellikle sosyal güvenlik sistemimiz kapsam itibariyle sınırlıdır. Bugün çalışanlarımızın, istihdamda olanlarımızın ancak yüzde 50’si sosyal güvenlik şemsiyesi altındadır. Diğer kesim, yüzde 50’lik kesim malesef sosyal güvenliğin koruma sisteminden yoksundur. Onun dışında bizi yeni bir sosyal güvenlik reformu yapmaya zorlayan husus nüfus kompozisyonumuzdaki değişmedir. Şu anda Türkiye genç bir nüfus yapısına sahiptir. Bu çok büyük bir avantajımızdır bizim özellikle yaşlanan Avrupa karşısında onlarla rekabet edebilmek için en büyük avantajlarımızdan birisidir. Ama bu avantaj ilanihaye sonsuz değil Erdoğan Bey. Önümüzde 25 yıllık bir süreç var. Yani biz bu 25 yıllık süreç içerisinde başta sosyal güvenlik sistemimiz olmak üzere genç nüfusa dayalı projelerimizi ve atılımlarımızı gerçekleştirmek durumundayız. Diğer bir neden bizi sosyal güvenlik reformunu yapmaya zorlayan diğer nedenlerden biri de finansman açıklarıdır. Şu anda biz sosyal güvenlik harcaması olarak milli gelirimizin yüzde 11 nispetinde bir miktarı sosyal güvenlik harcaması olarak yapıyoruz. 2004 yıl için bu miktar 50 katrilyon liradır. Ancak bu 50 katrilyon liranın 19 katrilyon lirası hazineden transfer yoluyla karşıladığımız miktardır. Yani sistemin açıkları büyüktür, eğer sistemde tedbir almazsak, sistemde reform yapmazsak bu açık gün geçtikçe büyüyecektir. Ha denilebilir ki bu sosyal güvenlik sistemine sadece salt bir sigortacılık mantığıyla mı bakıyorsunuz. Hayır, başka ülkelerde olduğu gibi devletin sosyal güvenlik sistemine katkı sağlaması gereğine de inanıyoruz. Bunu bilerek bunları ifade etmek istiyorum ama bir yerde de aktöryel dengesini korumak ve bu sistemle hiç ilgisi olmayan insanlara da bir ceza ödetmemek durumundayız. Yani hazineden transfer demek bu sistemden yararlanmayan kimselerden vergi almak demektir. İstihdamı olumsuz etkilemesi demektir, ülkedeki yatırımları etkilemesi demektir, faiz aktarının yükselmesi demektir. Birçok olumsuz etkisi vardır ekonomi üzerinde.

Erdoğan Aktaş: Şimdi çok geniş bir konu, fakat tabi çalışanı yakından ilgilendiren ana başlıklar var özellikle merak ettikleri. Bir tanesi de emeklilik yaşı. Emeklilik yaşını sisteme giren çalışanlar için kademeli olarak artırılması öngörülüyor söz konusu tasarıda. Bunun anlamı ne? Daha sonra sisteme girenlerin emeklilik yaşı mı artacak, ya da şimdiki emeklilik yaşında bir oynama mı olacak?

Murat Başesgioğlu: Çok teşekkür ederim, bu önemli noktalardan biri. Bizim çalışmalarımızda veyahut da şu anda sizin de ifade ettiğiniz gibi henüz bu daha taslak metin, tam Bakanlar Kurulu’na ve parlamentoya sunulacak kesin metin halini ancak bu tartışma sürecini yaşadıktan sonra gelecek. Ama bizim düşüncemiz şudur, kararımız şudur; şu andaki emekli olma koşullarını hiç değiştirmiyoruz. Yani şu anda sistemde bulunan çalışan vatandaşlarımızın emekli olma şartlarında herhangi bir değişiklik getirmiyoruz. Yani yaşta değişiklik getirmiyoruz, sigortalılık sürelerinde değişiklik getirmiyoruz ve prim ödeme gün sayılarında herhangi bir değişiklik öngörmüyoruz. Bizim projeksiyonumuz ancak 2035’ten sonra emeklilik yaşını kademeli olarak artırmaktır. 2035 yılına kadar yaşla ilgili herhangi bir değişiklik söz konusu değildir.

Erdoğan Aktaş: Prim ödeme gün sayısıyla ilgili de bir değişiklik yapılması düşünülüyor. Bu çalışana nasıl yansıyacak?

Murat Başesgioğlu: Prim ödeme gün sayısı şu anda sosyal güvenlik sistemlerimiz arasında farklı. 9 bin gün olan var, 7 bin gün olan var. Biz 9 bin gün olarak prim ödeme gün sayısını mevcut sosyal güvenlik sistemlerinde olan gün sayısın artırmadan aynen muhafaza edeceğiz. Yani bunları da kazanılmış haklar adına, mevcut çalışanlarımız adına herhangi bir eksilme söz konusu değil. Ancak dediğim gibi yaş konusu 2035 yılından itibaren işte 58-60 şu anda, 59-61 gibi böyle 2075 yılına kadar kademeli bir şekilde artırmayı öngören bir sistem var.

Erdoğan Aktaş: Şu an sistemde olanlar bir nevi kazanılmış hak olarak tekrar o açıklanan yaş oranlarında emekli olacaklar..

Murat Başesgioğlu: Evet, onun tekrar altını çizerek ifade etmek gerekirse, yani şu anda sistemde bulunanlar yaş konusunda kazanılmış haklarını yani 58-60 yaş emeklilik şartlarını veyahut da şu anda kademeli geçiş söz konusu bazı Anayasa Mahkemesi’nin iptalinden sonra, o sınırlarda herhangi bir oynama söz konusu değil. Yalnız aylık bağlama oranları ve ücretlerin güncelleştirilmesi gibi çeşitli parametreler üzerinde kademeli bir geçişe de sistem bünyesinde öngörüyor.

Erdoğan Aktaş: Genel sağlık sigortasına geçileceği belirtiliyor. Bu ne demek, biraz açıklar mısınız? Bir de bu prim ödeme düzeyini artıracak mı?

Murat Başesgioğlu: Şimdi bu sistemin temel ayaklarından birisi biraz evvel konuştuğumuz tek emeklilik sistemi, ikincisi de genel sağlık sigortası sistemidir. Genel sağlık sigortası sisteminden şunu kastediyoruz; ülkede bütün nüfusu kapsayacak ve statüsü ne olursa olsun, yani ister sigortalı çalışsın, ister devlet memuru olsun ister bağımsız çalışanı olsun ne olursa olsun bütün bu kesimlere eşit ve aynı standartta hizmet sunmayı sağlık hizmeti sunmayı amaçlayan bir genel sağlık sigortası projesi tasarladık, onu tartışmaya açtık. Şimdi bu sistem nasıl işleyecek? Şöyle işleyecek; şu anda bu çalışanlarımız sağlık primi ödüyorlar bulundukları kurumlara, bağ-kurlu prim ödüyor, SSK’lı prim ödüyor. Dolayısıyla bu sistemin bir geliri var. Bu düşündüğümüz genel sağlık sigortasında yüzde 12.5 nispetinde yani ücretin yüzde 12.5’i nispetinde veyahut da kararlaştırılan baz alınan ücretin yüzde 12.5’i nispetinde ödeme gücü olan vatandaşlarımızdan sağlık primi alacağız veyahut da diyelim devlet memuruysa devlet bunu ödeyecek. Sigortalıysa işveren yüzde 12.5 nispetinde prim ödeyecek. Bunun dışında ödeme gücü olmayan, yoksulluk sınırı altında bulunan vatandaşlarımızın sağlık sigortası primini de devlet ödeyecek. Peki bu primlerde yüksek...alaçak mı getirecek mi.. Aksine sigortalılar aleyhine herhangi bir gelişme olmayacak. Diyelim Bağ-Kur’da şu anda sağlık primimiz yüzde 20’dir. Bunun yüzde 12.5’e inmesi söz konusu olacak. Dolayısıyla Bağ-Kur sağlık primlerinde genel sağlık sigortasına geçtiğimiz zaman bir indirim söz konusu olacak. SSK da zaten yüzde 12.5 nispetinde şu an da sağlık primi alıyoruz, onda herhangi bir değişiklik olmayacak.

Erdoğan Aktaş: Prim ödeyemeyenin bu sistemde sağlık hizmeti alamayacağı belirtiliyor. Bunu biraz açar mısınız? Çünkü eğer işveren prim ödemediyse örneğin bunun sıkıntısını işçi ve bakmakla yükümlü olduğu ailesi mi çekecek?

Murat Başesgioğlu: Şimdi bir yönüyle bugünkü sistemimizde de var bu. Örneğin Bağ-Kur’a borcu olan sigortalılarımız ve yakınları borçlu olduğu süre içerisinde sağlık yardımlarından yararlanamıyorlar. Yani burada kastedilen şudur; bu sosyal güvenlik kuruluşları genel sağlık sigortası bu prim borçlarını takip ve tasfiye etme konusunda çok hassas olacak. Çok duyarlı olacak. Ve bir yerde işvereni ve çalışanı prim ödemeye yaptırımı zorlayacağı için ve sisteme de bir yük olmaması açısından yani sisteme prim ödememe durumu çok cüzi olacak diye düşünüyorum.

Erdoğan Aktaş: O soruyu özellikle şu yüzden de sordum; tahsil etmek Sayın Bakan bu kadar zor mu? Her türlü sosyal güvenlik sistemi için büyük sıkıntı. Hatta primleri ödenmediği için emekliliği konusunda bir çalışma vardı bir tasarı vardı ama o meclise gelmedi. Çünkü birçok tartışma yaşandı. Belki önümüzdeki günlerde gelecek. Bunu tahsil edebilmek bu kadar zor mu, bunlar için yeni birtakım taktikler, birtakım organizasyonlar geliştiriliyor mu?

Murat Başesgioğlu: Çalışılıyor. Yani bunun bir kere en büyük sorunu sistemin teknik alt yapısının olmamasından kaynaklanıyor. Şu anda hızla biz sosyal güvenlik kuruluşlarımızda bu teknik alt yapıyı tamamlamaya bir veri tabanı oluşturmaya çalışıyoruz. Güncel olarak takip edemediğimiz zaman yani sigorta prim alacaklarını güncel olarak takip edemediğiniz zaman işletme iş yerini kapatıyor, bir daha o işvereni bulmak ve takip etmek mümkün olmuyor, iflas ediyor vesair. Ama şimdi getirdiğimiz örneğin e-bildirge sistemiyle biz artık aylık şekilde her ay bu sigorta prim bildirilerini takip etme imkanına kavuştuk. Bundan sonra bu şekilde borçların birikmesi ve alacakların tahsilinde bir gecikme olması söz konusu olmayacak. Ama burada kamudan da alacağımız var bizim, örneğin belediyelerden alacağımız var, kitlerden alacağımız var. Orada esas zorluk çekiliyor yaklaşık 2.5 katrilyon lira civarında belediyelerden prim alacağımız söz konusu. Bir katrilyonu aşkın KİT’lerden alacağı söz konusu SSK’nın. Yani bunları tahsil ettiğimiz zaman alacak miktarı çok cüzide kalacak.

Erdoğan Aktaş: Şimdi bu çerçevede baktığımız zaman daha önceden de benzer sorular sorulmuştu; İMF’nin ve Dünya Bankası’nın bu düzenleme çerçevesinde sizlerden bir talebi oldu mu? Çünkü 8 milyon dolarlık kredinin bırakılması, Dünya Bankası’nın özellikle SSK’da bir organizasyona, yeni birtakım çalışmalara gidilmesi konusunda haberler de çıkmıştı.

Murat Başesgioğlu: Şimdi şunu bütün açıklıkla ifade edeyim. Yani bu sosyal güvenlik reformu zarureti bizim kendi ihtiyaçlarımızdan ve kendi dinamiklerimizden kaynaklanan bir husustur. Dolayısıyla ne IMF’in ne de Dünya Bankası’nın yani sosyal güvenlik reformu yapılması ve parametrelerinin şunlar olması konusunda herhangi bir şey söz konusu değil. Ama onlar da ilişkide olduğumuz uluslararası kuruluşlar olduğu için bu reforma ilişkin görüşlerini zaman zaman dile getiriyorlar. Biz de tabi Dünya Bankası’nın tecrübelerinden de yararlanmak isteriz. Bütün Avrupa Birliği ülkelerinde Dünya Bankası’yla müşterek bu reformlar yapılmıştır. Ama biz Türkiye’nin şartlarını da dikkate alarak insanımızın diyelim ortalama ömrünü de dikkate alarak, yaşam şartlarını da dikkate alarak yani kendi gerçeğimizi aşmayan, kendi gerçeğimizle çelişmeyen bir reformu hayata geçirmek istiyoruz. Ama bu arada da uluslararası kuruluşların tecrübelerinden de elbette yararlanmak bizim de lehimizedir.

Erdoğan Aktaş: İşçi ve işveren kesimlerine ortak oluşturulan işte SSK fonlarının durumu da konuşuluyor. Bu sistem içinde nasıl nitelenecek bu tip fonlar? Bu bir nevi kamulaştırma mı olacak? Ya da bu eğer ortada böyle bir sorun varsa nasıl çözülecek?

Murat Başesgioğlu: Şimdi zaten bizim sosyal güvenlik sistemimizin en büyük sıkıntısı bir fon oluşmamasından kaynaklanıyor. Yani topladığımız primler gelirlerimiz giderlerimize kafi gelmediği için başlangıçta öngörülen fonda bir birikim olmamış. Fonda birikim olmayınca o fonun nemalandırılması ve nemalandırılmış şekilde sigortayla dönmesi de mümkün olmadığı için sistem devamlı açık verir hale gelmiş. Tabi keşke yapabilsek yani bugün dünyanın çoğu yerinde sosyal güvenlik fonları ekonomiyi ayakta tutan fonlardır. Yani borçlanma maliyetlerini azaltan, istihdama olumlu şekilde katkı sağlayan fonlardır. Mesela bugün bizim işsizlik sigortası fonunu buna en güzel örnek olarak gösterebiliriz. Yaklaşık şu anda işsizlik sigortası fonun 11 katrilyon lira fon varlığı var. Bu şimdi hazinenin ve Merkez Bankası’nın borçlanma politikalarına paralel çok büyük fonksiyonu var aynı enstrümanlara birlikte yönelmek suretiyle Merkez Bankası’na, hazineye çok büyük yardımı oluyor. Ve çok güzel yönetilen bir fon, getirisi çok fazla olan bir fon. Bu sosyal güvenlik sisteminde tabi bizim de öngördüğümüz bir fon oluşmasıdır genel sağlık sigortasında bir fon oluşmasıdır. Bu fonda biriken birikimlerin değerlendirilmesi elbette sistemin rahatlaması açısından da önemli bir şey olacaktır. Yani burada kamulaştırma gibi bir şey kesinlikle söz konusu değil.

Erdoğan Aktaş: Şimdi mevcut var olan işçi ve işverenin ortak katılımıyla bir şekilde oluşmuş fonların bir tasfiyesi mi olacak?

Murat Başesgioğlu: Yok.

Erdoğan Aktaş: Örneğin bu çerçevede tam olarak soru oturuyor mu bilemeyeceğim fakat, OYAK gibi kuruluşların durumu bu çalışmalardan etkilenir mi?

Murat Başesgioğlu: Etkilenmez. Şu anda zaten bizim SSK olsun, Bağ-Kur olsun, İş-Kur olsun yani sosyal güvenlik kurumu olarak sayacağımız kuruluşlarda ortak bir yönetim var. Burada işçimiz var, işverenimiz var, emeklimiz var. Yani biz bu yönetimi sosyal taraflarla birlikte paylaştık. Öngördüğümüz, tasarladığımız genel sağlık sigortasında olsun, tek emeklilik sisteminde olsun yine aynı konsepti devam ettireceğiz. Yani burada işçimizin işverenimizin ve emeklimizin katkısı ve katılımı olacak. Yani bunlarla birlikte yapacağız. Dolayısıyla tamamen kamunun kendi üzerine aldığı bir yönetim ve fon anlayışı olmayacak.

Erdoğan Aktaş: Bu bir anlamda sözünü ettiğiniz tartışma sürecinin sonunda belki toplumun her kesiminin sendikalar, öğretim görevlileri ve bu anlamda fikir üretecek insanların bir araya gelmesiyle bu tartışma sürecinin sonunda hakikaten reformun hayata geçirilebilmesi için pozitif bir adım düşünüyor musunuz? Çünkü sendikalar çok önemli noktalara karşı çıkıyor örneğin.

Murat Başesgioğlu: Şimdi Erdoğan Bey şuna bir karar vermemiz lazım, yani demin konuşmamın başında saydığım zaruretler var. Yani nüfusumuz yaşlanıyor, açıkları hızlı bir şekilde sosyal güvenlik sistemlerinin büyüyor ve kapsam olarak da bütün nüfusu kapsamıyor ve esas görevi olan yoksulluğu azaltma konusunda da asli fonksiyonunu yerine getiremiyor. Yani bunlar çok önemli başlıklar. Ve malesef kaynaklar o kadar bol değil. Yani keşke ülkenin kaynakları çok bol olsa, şu yürütmekte olduğumuz ekonomik programın zorlukları olmasa sosyal güvenlik sistemine daha fazla kaynak ayırabilsek. Ama bu mümkün değil. Sadece bizde mümkün olmadığı gibi diğer Avrupa ülkelerinde de bu mümkün değil. Bugün yeni ülkeler de dahil Avrupa Birliği’ne katılan yeni ülkeler de dahil eski ülkeler yani Almanya, Fransa, İtalya sosyal devlet anlayışının çok hakim olduğu ülkelerde bile sosyal güvenlik sistemi yeni baştan dizayn edildi. Bir disiplin getirildi. Yani diyebilirim ki şu anda Avrupa’da sosyal güvenlik sistemini köklü reforma tabi tutmayan tek ülke Türkiye olabilir. Yani irili ufaklı hepsi Avrupa sosyal politika sistemine uygun olarak sosyal güvenlik sistemlerini dizayn ettiler. Yani biz bugünün sorumluları, ister sendikacı olsun, ister işveren olsun isterse görevi nerede olursa olsun, yani bugün sırtında bir sorumluluk olan kişilerin düşünmesi gereken nokta şudur; biz bu sosyal güvenlik sistemimizin bu şekilde aksak, topal bütün eksiklerinin devam etmesine göz yumacak mıyız yoksa hem bizim hem de bizden sonra gelecek nesillerin sosyal güvenliklerini güvenceye alacak, onların gelecek endişesi duymayacağı bir sistemi yapmak için bugünden harekete geçecek miyiz.. Soru budur. Bu soruya evet diyebiliyorsak ki ben zannediyorum toplumun geniş bir kesimi bu soruya evet diyecektir yani büyük devlet olmanın toplumsal dayanışmayı özümsemenin en önemli sorumluluğu buradadır sadece bugünü düşünmek değil gelecek nesilleri de düşünmek durumundayız. O halde geleceğe yönelik bir projeksiyonu projeyi başlatmak durumundayız. Onun için ben bu süreçte sendikalarımızın ister işçi olsun ister işveren olsun ister emeklimiz olsun bu sürece olumlu katkı vereceklerine inanıyorum. Ha denilebilir ki bütün parametrelerde mutabık kalacak mısınız? Kalmayabiliriz. Ama onu da genel oluşan kabulü göre yasa metni haline getirip parlamentoya ve bilahare de parlamentoya sunmayı hedefliyoruz.

Erdoğan Aktaş: Yine bu tip çalışmalara muhalefet eden kesimlerin özellikle sağlık hizmetlerinin verilmesi konusunda bir sıkıntı yaşandığını veya birtakım uygulamalarla vatandaştan para alınmasının bu hizmeti özelleştireceği iddiaları ve eleştirileri gelir. Hastanelerin sağlık hizmetlerine dönüşmesi, sağlık kuruluşlarının fatura verir hale gelmesi ya da az önce sizin ifade ettiğiniz şekilde yeni bir sistemle sağlık hizmetlerinin verilmesi bu sektörün özelleştirmeye açılması ya da yakınlaşması gibi gelen eleştirileri nasıl karşılayacaktır? Ya da siz bu eleştirileri nasıl değerlendirirsiniz?

Murat Başesgioğlu: Şimdi tabi çeşitli görüşler var. Bunları saygıyla karşılıyorum. Yani sağlık hizmetlerinin özel sektöre açılması konusunrda çeşitli eleştiriler geliyor, konuştuğumuz meslek kuruluşları olsun çeşitli kesim temsilcileri bize bunu ifade edyiorlar. Ama bizim burada düşüncemiz şudur; tabi sağlık hizmeti bir kamu hizmetidir bunu en iyi şekilde standartları yüksek bir şekilde kamu eliyle yürütülmesi esastır. Ama bir hizmetin özel sektör eliyle de yürütülmesi kamu hizmeti niteliğini bozmaz. Yani bugün bir özel hastane veyahut da bir eczane kamudaki bir hekimin kamudaki bir eczacının duyarlılığını duymak zorundadır. Bu yasal da aynı zamanda zorunludur mesleki etik açısından da ona yüklenmiş bir yükümlülük söz konusudur. Dolayısıyla sağlık hizmetinin özel sektör kuruluşları tarafından yürütülmesi onun kamu hizmeti olma özelliğini yitirmez. Aksine bizim öngörümüz hem kamu sağlık tesisleri hem özel sağlık tesisleri hem üniversite sağlık tesisleri bir rekabet ortamı içerisinde yarıştıkları zaman sağlık hizmetlerimizin standardının daha yükseleceğini ve hastalarımıza vatandaşlarımıza sağlık hizmeti kalitesinin daha yüksek seviyelerde olacağına inanıyoruz.

Erdoğan Aktaş: Soruyu şu şekilde sorsam; hizmetin satın alınması söz konusu olduğunda sosyal güvenlik ve sağlık nasıl kamu hizmeti olarak adlandırılabilir? Zaten özellikle bu çalışmaya muhalefet eden insanların da takıldığı nokta bu.

Murat Başesgioğlu: Şimdi bizim genel sağlık sigortasındaki düşüncemiz şöyle; genel sağlık sigortası bir sigorta kurumu olacak. Kapsamında bulunan daha doğrusu bütün vatandaşlarımızın sağlık hizmetine ilişkin hizmet satın alınacak. Bu hizmet satın aldığı yer üniversite hastanesi olabilir. SSK hatanesi olabilir, devlet hastanesi olabilir, özel sağlık kuruluşu olabilir. Çünkü biz orada satın alacağımız hizmetleri asgari bir temel teminat paketi olarak açıklayacağız. Diyeceğiz ki genel sağlık sigortası koruyucu hekimlik de dahil olmak üzere şu şu şu risklere karşı sizi sigorta etmektedir yüzde 12.5 prim karşılığında. Prim ödeme gücü olan vatandaşlar ödeyecek, ödeme gücü olmayanlar da devlet tarafından karşılanacak. Dolayısıyla bunun standartları belli olduğu zaman asgari temel sağlık paketi belli olduğu zaman ben o zaman genel sağlık sigortası olarak hangi kuruluşun bu hizmeti daha iyi verdiğine bakacağım. Sigortalı mı, hangi sağlık kuruluşu daha iyi memnun ettiğine bakacağım ve bunu denetleyeceğim. Bu denetlemeyi yaparken de hiç SSK ayrımı, devlet hastanesi özel ayrımı yapmayacağım. Yani özel hastaneyi ne kadar denetliyorsam SSK hastanesinide denetleyeceğim. Yani orada SSK’lıların memnuniyetini ölçeceğim, onlara verilen harcamaları kontrol eteceğim. Yani sistemin esası buna dayanmaktadır.

Erdoğan Aktaş: Geleceğim nokta da buydu; özellikle bütün bunların kontrol altına alınması. Nitekim daha önceki dönemlerde çeşitli yolsuzluk iddiaları olduğu da söylendi. Zaten devlet sağlıksistemi içerisinde hizmeti dışarıdan alıyor birtakım röntgen cihazlarıyla ya da tahlil sistemleriyle. Müsade ederseniz yaşadığım bir örneği söyleyeyim. Tabiki yer adı vermeyeceğim.. Bundan bir süre önce bir kalp hastasını ziyarete gittim, özel hastane. SSK’dan sevk.. Fakat beni gören ve ekrandan tanıyan iki vatandaş kalp ameliyatını kan parası alınmadığı için yapılmadığını ve bu konuda tehdit aldığını söylediler. Araştırdım hakikaten de öyleydi, fakat üzerinden zaman geçti, çok ciddi bir durum ortada. Çünkü insanların yaşadığı duygusal pozisyon bir yana zaten paraları olmadığı için bu sistemi işlemişler. Dolayısıyla böyle bütün bunlarla karşılaşılmaması için daha sık tedbir ya da geçmişten farklı bir önlem alınması da gündeme gelecek mi?

Murat Başesgioğlu: Tabi tabi, şu anda sizin de dediğiniz gibi...kontrol etme konusunda sosyal güvenlik kuruluşlarının elinde açıkçası bir veri tabanı yok. Yani bir hasta esas olan doktora ilk girdiği andan itibaren bütün tedavi süreçlerini kapsayan bir gözetim ve denetim mekanizmasını sosyal güvenlik sistemi daha doğrusu genel sağlık sigortası yapabilmesi lazım. Bunu bugün özel sağlık sigortaları çok güzel yapıyorlar. Yani siz özel sağlık sigortasına mensup bir vatandaş olarak bir hastaneye gittiğiniz zaman ameliyat dediğinde özel sağlık sigortasının doktoru, hayır bu ameliyat gerekli değildir veyahut da şu yapılan harcamalar yersizdir diye o hasta bazında sistemi kontrol edebiliyor. Bugün kamunun yapamadığı budur. Yani bizde işte genel sağlık sigortasını kurmak suretiyle bu sistemi elektronik ortamda kontrol etmek istiyoruz. Hastanelerimize provizyon sistemi kurmak istiyoruz. Hizmet satın aldığımız özel olsun ister kamu hastanesinden bu provizyonu istemek için gerekli alt yapıyı oluşturuyoruz. Bilhassa yani çok söylendi ama bu bir elektronik kartla bu en sonunda geleceğimiz noktadır, bu işin finalidir ama ilk önce veri tabanını oluşturmak ve teknik alt yapıyı da oluşturmak zorundayız. Sigortalılarımıza vereceğimiz bir elektronik kartla doktora müracaatından bütün tedavi süreçlerini, faturalama da dahil geri ödeme de dahil bütün süreçleri takip edebileceğimiz bir teknik alt yapı..

Erdoğan Aktaş: Vatandaşlık numarası da mı..

Murat Başesgioğlu: Mernis numarasıyla...

Erdoğan Aktaş: Az önce sözünü ettiğiniz sisteme dahil olacak olanların bir veri tabanı olmadığı konusunda 20 milyon kişiden söz ediliyor. Şimdi ortada veri tabanıyla ilgili bir sıkıntı olduğuna göre bunları yeniden var etmek, bundan sonrasını düşünerek mi olacak yoksa geçmişe dönük de birtakım hazırlık yapılacak mı? Çünkü bu beraberinde galiba maliyet hesaplarını da etkileyecek bir şey.

Murat Başesgioğlu: Mutlaka mutlaka, çok önemli bir nokta. Şu anda zaten Bağ-Kurlu, SSK’lı, Emekli Sandığı mensupları onların verileri var. Yani güncelleştirilmesi gerekiyor. Bizim düşündüğümüz senayo içerisinde kurgulanması gerekiyor. Bu 20 milyon dediğiniz yani yeşil kartlı, yoksulluk sınırı altındaki vatandaşlarımızın sayısı. Bu çok değişken bir sayı, yani şu anda malesef bunu ölçemiyoruz, bu sayı gerçekten 20 milyon mudur, 4 milyon mudur. Eğer 4 milyon olursa ek maliyet başka türlü olacak, 20 milyon olursa başka bir maliyet olacak. Ama biz gene ihtiyatlı davranıyoruz, bu hesaplarımızı da 20 milyon üzerinden yani devletin prim ödeyebileceği kesim olarak önümüzdeki rakamı daha ihtiyatlı daha fazla alarak hesaplamalarımızı yapıyoruz.

Erdoğan Aktaş: Sayın Bakan çok teşekkür ediyorum yayınımıza katıldığınız için verdiğiniz yanıtlar için.

Murat Başesgioğlu: Ben çok teşekkür ederim.

 
   
 
 
NTVMSNBC   NTVMSNBC 'ye iyi erisim için
Microsoft Internet Explorer
Windows Media Player   kullanın
 
   
  Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler |
Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları