Prag mı? Nie wieder! (Bir daha asla)
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Dünya
Ortadoğu
Irak
AB
ABD
Kıbrıs
ABD'nin Seçimi
Genel
Balkanlar
Dünya basını
G.Asya-Pasifik
O.Asya-Kafkaslar
Güney Amerika
Afrika
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
NTV Tarih
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa
Prag mı? Nie wieder! (Bir daha asla)
Dünyanin en güzel şehirleri listesinde ön sıralarda yer alan Prag hakkında size çok güzel şeyler yazabilirdim. Ama yaptığım beş günlük seyahat sırasında soyulmaktan, trafik kazasına kadar birçok felaketi bir anda yaşamış olmanın şokunu hala atlatamadım.

NTV-MSNBC
Güncelleme: 16:08 TSI 20 Haziran 2005 Pazartesi

6 Mayıs 2004 — - Her yıl milyonlarca turistin ziyaret ettiği Prag sokaklarında sık sık duyduğunuz bir söz var: “Prag? Nie Wieder! (Prag mı? Bir daha asla!)”

 İLGİLİ HABERLER İÇİN TIKLAYINIZ

Sanıyorum yabancılar polisinin önündeki kuyruk ve parkeden arabaların direksiyonuna takılmış devasa kilitleri görmek, kentte artmakta olan suç oranının işareti. Bu durum başkentlileri de son derece mutsuz etmiş olmalı ki, gülümseyen bir Praglıya rastlamak neredeyse mümkün değil. Ancak şehir, buram buram tarih ve sanat kokuyor.
Ljubljana Balkan kostümünü çoktan çıkarmış

Avrupa’nın doğu sınırını tamamlayan Çek Cumhuriyeti’nin tam üyeliği, soğuk savaşın izlerinin silinmesi açısından AB için stratejik bir önem taşıyor. Çek Cumhuriyeti ayrıca, Polonya ve Macaristan gibi 1989 yılından bu yana NATO’yu doğuya açan önemli bir kapı. Çekler, üyelik müzakereleri başladığından bu yana, gerekli kriterlerin sağlanmasında son derece çalışkan bir tablo çizdiler.
Bunun belki de en önemli nedeni, sosyalizmden kapitalist sisteme geçerken izlenen sert politika.

Bu dönemde Çekler, en çok halkı mağdur eden en ağır reformlara imza atarken bile AB hedefinden bir an bile şüphe duymadılar. Bunun etkilerini Roma’dan sonra tarihin en çok korunduğu başkent Prag’ın hemen her köşesinde hissediyorsunuz. Onlarca dilin bir anda konuşulduğu, geceleri dünyanın en romantik elbisesini giyen Prag, gündüzleri bir yandan turistlerini ağırlarken, bir yandan da genç işadamlarının telaşlı koşuşmalarına sahne oluyor.

Varşova’nın gökdelenleri

Çek Cumhuriyeti, dış ticaretinin en az yüzde 70’ini Avrupa Birligi ülkeleriyle yapıyor. Neredeyse bütün Avrupa markaları, en modern biçimde dizayn edilmiş dükkanların kapılarını süslüyor. Kapitalizmin rengarenk bezenmiş dükkanlarının arasından karşınıza çıkıveren Praglı ünlü yazar Franz Kafka’nın karanlık dünyası bile, yıllardır kurulan Avrupa düşünü engellememiş. Belki de bu süreçte çekilen acıları bir tek, eski şehir merkezine 15’inci yüzyılda inşaa edilen ve 12 havarisiyle ruhani güzelliklerin altını çizen Astronomik saat, elinden canının düşürmeyen küçük iskeletiyle hatırlatıyor. Bu düşün ardında biraz da hala kavuşulması arzu edilen sosyal adalet yatıyor.

AB SÜRECİNDE SOSYALİST ACI REÇETE
Çek halkı, dönüşüm ve AB üyeliği sürecinin başında yapılan reformları, rejimin çökmesinden duyduğu sevinç yüzünden coşkuyla karşıladı. Ancak 1997 yılında girilen ve iki yıl süren ekonomik kriz, sadece siyasetçilere değil, sokaktaki insana da kapitalist sistemi körükörüne desteklediğini farkettirdi. Kendini aldatılmış hisseden halkın hayal kırıklığını bugün bile hissetmek mümkün. Çekler için güven duygusunun tek sembolü var, o da eski Devlet Başkanı Vazlav Havel.
Havel’in destek verdiği Sosyal Demokrat Başbakan Milos Zeman, 1996-1999 yılları arasında yaşanan ekonomik durgunluk dönemini yine sosyalist sistemden kalma acı reçetelerle atlatmayı başardı. Bütün zorluklara rağmen, bankacılık alanında başlatılan özelleştirme devam etti. AB’nin uzun vadede de hoşgörü göstermemesi pahasına kiralar ile mal ve hizmet fiyatları dondurularak enflasyon yüzde 4 gibi en alt seviyede tutuldu. Büyümenin sıfıra indiği, liberalleşmenin durduğu, siyasi yönetimin iyileştirilmesi ve yolsuzlukla mücadele alanında bir arpa boyu bile yol alınmadığı bu dönemde, Çek Cumhuriyeti’ni düze çıkaran en önemli etken, Sovyet döneminden kalma teknik alt yapısının sağlamlığı oldu.

Çek Cumhuriyeti o dönemde de bir sanayii ülkesiydi. Tarım sektörünün büyük bir kısmını bölünme sırasında Slovakya’ya bırakması, siyasi idareyi öğrenmeye çalışan Çekler için önemli bir şanstı. (Çekoslavakya, 1989 yılında Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ikiye ayrıldığında, sanayide çalışan kalifiye iş gücü Çek Cumhuriyeti’nde, yönetici kadro da Slovakya’da kalınca, Çekler ülke yönetmeyi öğrenmek zorunda kaldılar)

Daha sonra Zeman hükümeti yapısal reformları aynı kararlılıkla sürdürürken, özellikle yüksek teknoloji alanında yeni bir hizmet sektörü oluşturma hedefini belirlerdi. Bugün büyüme hızı yüzde 3,5 ile 4 arasında gezinen Çek Cumhuriyeti, bir yandan genişleyen bilgisayar sanayinde batılı ortaklar ararken, bir yandan da yeni işletmeler kurulmasını teşvik ediyor. Kendisiyle konuştuğumuz siyaset bilimcisi Aneta Larischa, bu teşviklerin etkisinin en çok genç kuşakta görüldüğünü vurguluyor ve ekliyor: “Böylece sağlam bir AB vizyonu oluştu. AB’nin riskinden çok, getireceği olanakları gören şehirli gençler AB’nden yana tavır aldılar.”

Çek Cumhuriyeti, AB üyelik müzakerelerinin başlamasının ardından gelen bir yıl içinde birliğe uyum sağlamak için 200’den fazla yasayı yürürlüğe soktu. Bu ortalamanın çok üstünde bir rakkamdı. En büyük azınlık grubunu oluşturan çingenelerin durumunu da düzelterek, AB’nin insan hakları ve demokrasi doğrultusundaki bazı taleplerini de hemen yerine getirdi.

Polonya, AB’yi özel istekleri ve istisnai talepleriyle yorarken, Çeklerin tek isteği oldu: Tam üyelikten sonra, yabancıların gayrimenkul alımına 7 yıllık bir sınır konması. Başarılı Çek diplomasisinin AB ile kurduğu olgun ilişki, taleplerinin yerine getirilmesini de kolaylaştırdı. Çünkü özellikle bir zamanlar ülkeden sürülen Südet Almanların geri dönmesini engelleyen ünlü Benes kararlarının AB sözleşmesine alınmasında direnen Çek halkı için, egemenlik hakları ve toprak son derece önemliydi.

HİTLER’İN BEŞİNCİ KOLONİSİ
Çek Cumhuriyeti Başbakanı Zeman’ın, bundan yaklaşık iki yıl önce 2’nci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Çekoslovakya’dan sürülen Alman kökenli Südetler için sarfettiği, “Onlar Hitler’in beşinci kolonisidir” sözleri, Çeklerle, Alman, Avusturya ve Macarlar arasındaki ilişkileri bir anda gerginleştirmişti. Daha doğrusu varolan gerginliği su yüzüne çıkardı. Ayrıca Zeman’ın İsrail gezisi sırasında Filistinlileri Südetlere benzetmesi ve İsrail’e tıpkı kendilerinin Südetlere yaptığı gibi Filistin halkını bölgeden sürmesini önermesi, üstü hemen kapatılan küçük bir skandala yol açtı.

SÜDETLER KİMDİR?
Zamanında Çek Cumhuriyeti’nin kuzey ve güneybatısındaki Südet sıradağlarında yaşayan Alman kökenli vatandaşlar Sudetendeutsche-Südet Almanları olarak adlandırılıyor. Adolf Hitler, 1938 yılında sayıları 3,5 milyon kadar olan Südetleri gerekçe gösterip Çekleri, bölgenin kendilerine verilmesini, aksi taktirde savaş açacağını söyleyerek tehdit etmiş ve hedefine ulaşmıştı. Hitler bir yıl sonra da zaten bununla yetinmeyip, bütün Çekoslavakya’yı işgal ediyor.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Çekler, sayıları azalan (3 milyon) Südetleri ülke içinde Hitler yanlısı parti çalışmalarını sürdürdükleri için Nazi tehlikesi oluşturduğundan, Çekoslovakya’dan sürdüler. Aynı dönemde, aynı tehlike ve politik nedenler yüzünden bir grup Avusturyalı ve Macarın da Çekoslovakya’dan sürüldügü biliniyor. Çeklerin sürme politikası ayrıca 1945 yılında imzalanan Benes Sözleşmesi’nde de yazılı olarak garanti altına alındı. Sözleşme, zamanın Çek Cumhurbaşkanı Edvard Benes tarafından imzalandığı için böyle anılıyor. Sözleşmede ayrıca söz konusu Almanların Çekoslovakya da mülk sahibi olması da yasaklanıyor.

Doğu Avrupa ülkelerinin AB üyeliği sözkonusu olduktan sonra 1997 yılında Benes Sözleşmesi bir kez daha gündeme getirildi ve aynı tarihte imzalanan ortak açıklamada, Çekler sürgün politikasının verdiği insani zararlardan üzüntü duyduklarını belirttiler ancak sürülen Alman, Avusturya ve Macar kökenlilerin servetlerine ne olacağı konusuna hiç değinmediler.
Tozu alınmamış kent Budapeşte

Çek Cumhuriyeti’nin AB üyeliği söz konusu olunca, Avusturyalıların sürgün yüzünden uğranan zararın tazminini istemesine, bazı Çek politikacılar, 150 maddeden oluşan Benes Sözleşmesi’nin AB üyelik anlaşmasına alınmasını talep ederek yanıt verdiler. Almanya ise ne Benes Sözleşmesi, ne de Südetlere tazminat verilmesi konusunda kamuoyuna sert açıklamalar yapmaktan çekindi ama, Südetlerin mal varlığı iade edilmezse ya da Çek topraklarında mülk sahibi olmaları engellenirse, AB üyeliğini veto edeceğine dair tehditlerde bulunduğu biliniyor.
Bratislava; kocaman bir inşaat alanı

Tabii Almanların talep edilirse, Nazi katliami yüzünden Çeklere ödeyeceği tazminatın, Çeklerin Südetlere ödeyeceğinden fazla olduğu da bir gerçek. Sonuçta Südetler hakkında ortada bir karar alındı ve Çekler sürgün için özür dilediler. Ama Benes Sözleşmesi iptal edilmedi. Konunun ileriki yıllarda, en azından AB’nin koyduğu geçiş süreleri dolduktan sonra yeniden gündeme gelmesi şaşırtıcı olmaz.

ÇEKLERİN ÜYELİK İÇİN HİÇ ACELESİ OLMADI
Çek Cumhuriyeti AB’nin Phare, Ispa ve Sapart gibi fonlarından en çok yararlanan ülke olduğu için, üyelik sürecinin uzamasından hiç endişe etmedi. 1989 yılından bu yana bu tür programlardan aldığı mali yardım, ekstralar da hesaplanırsa milyar düzeyinde. Oysa Çekler şimdi bu fonların bir kısmını kaybederken, üyelik aidatı olarak da 500 milyon Euro’ya yakın para ödeyecek.

Çek Cumhuriyeti’nin en çok yararlandığı AB programı Phare. Küçük ve orta ölçekli firmaları desteklemek için hazırlanan bu programın iyi işleyebilmesi için, hükümet 90’lı yılların ortasında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın denetlediği bir ajans kurmuş. Business Development Agency adlı kuruluşun merkezi Prag’da. Çeşitli kentlerde bulunan şubeleri aracılığıyla tam bir bilgi ağı olarak çalışıyor. Ajansın Başkan Yardımcısı Ladislav Pirko şu bilgileri verdi:

“Örneğin Phare programını AB’nin 2000 yılında başlattığı bir sosyal programla paralel olarak kullandık. Bu programla bölgesel farklılıklardan ortadan kalkması da amaçlandı. AB’nin bize verdiği fonları, paraları öncelikle küçük ve orta ölçekli firmalara teknoloji satın alması için dağıttık. İkinci girişimimiz kaliteyi desteklemek içindi. Bu çerçevede verilen para teknolojiye gitmiyor, işverenlerin bilgilenmesi, gelişmesi için harcanıyor. Fonları dağıtırken kullandığımız birkaç kriterimiz var. Öncelikli olarak kriz bölgeleri ve bu bölgelerdeki firmaları desteklemek ve Phare programından yararlanacak işletmelerin en az 200 eleman çalıştırmasına dikkat etmek. Bir başka kriterimiz de, bu şirketlerin rekabet gücünün olması, istihdam yaratabilmeleri ve çevreci olmaları.”

Pek çok orta ve küçük ölçekli firmalar için Phare programından yararlanmak daha karmaşık ama daha çok mali destek sağlayan ISPA adlı fonu kullanmak için bir adım olmuş. Örneğin merkezi Prag yakınlarında olan, su dağıtımı ve atık su temizliği ile uğraşan SVS adlı firma, Alman bir ortakla Almanya sınırında gerçeklestirdiği su arıtma projesiyle çevre ödülü bile almış. Firmanın aldığı teşvik miktarı bundan iki yıl öncesine kadar 15 milyon Euro’yu bulmuştu ve şirketin ARGE sorumluları, bunun iki katı mali destek sağlayan bir proje çalışması içindeydiler.

Ancak Çek Cumhuriyeti’nde AB fonları ile ilgilenen herkes, bu işin hiç de kolay olmadığını söylüyor. Hazırlanan projenin işler ve karlı olabilmesi kadar, AB’den gelen uzmanların yaptığı sınavı geçmek de hiç kolay değil. “Bunun için AB’nin metotlarını çok iyi anlamak ve sadece AB’ye bel bağlamamak gerekli” diyor, fonları dağıtan ajansın müdür yardımcısı ve ekliyor: “Aslında aldığınız yardımlar bütçenizle karşılaştırıldığında devede kulak, ama hem bu paraları geri ödemiyorsunuz, hem de bu sayede her sektörde ve siyasette AB uzmanlarıyla işbirliği yaparak uyum sürecini hızlandırıyorsunuz”.

Tabii ülkelerini yabancı sermayeye çekinmeden açan Çekler, bunun meyvelerini de yiyor. Sadece 1999 yılında Çek Cumhuriyeti’ne batıdan akan sermaye miktarı 5 milyarı buldu. Ülkeye gelen direkt yatırımcıların yanısıra, Çek firmaları yabancı firmalarla ortaklık yoluna gitti. Bu hem uygun kredi ile pazar bulmayı sağladı hem de üretilen malların kalitesini arttırdı. Ülkede yapılan dış yatırımların dörtte biri komşu ülke Almanya’dan geldi. Doğu Avrupa ülkelerini yıllardır arka bahçesi olarak gören Almanya, paranın yanısıra teknoloji, bilgi ve kültürünü de beraberinde getirdi. AB üyeliğine hazırlanırken Çek Cumhuriyeti’nin başını ağrıtan en önemli sorun, bankaların özelleştirilmesi, yolsuzlukla gelen güvensizlik oldu. Çekler hala yolsuzluk ve bürokrasiyle uğraşmaya devam ediyorlar.

Bölgesel farklılıkları da en çok işsizlik oranlarında görüyorsunuz. Çek Cumhuriyeti’nde ortalama işsizlik oranı, yüzde 8 olarak kaydedilirken bu rakam bazı bölgelerde yüzde 20’yi aşıyor. Yoksulluk ve sokak çocukları da Çek Cumhuriyeti’nin önünde duran önemli sorunlar arasında. Fakat Çekler, AB üyeliğiyle bu sorunların üstesinden geleceklerine inanıyor ve ünlü Pilsener ya da Buweiser biralarını yudumlamaya devam ediyorlar.

BİRA VE EGEMENLİK
Çeklerin en cok bira tüketen, hatta Alman ve Belçikalılardan bile daha fazla bira tüketen halk olduğunu biliyor muydunuz? Sadece Prag’da 1500 tane birahane bulunduğu söyleniyor. Ünlü Pilsen ve Budweiser biralarının üretildigi Pilsen ve Budweis adlı şehirler de Çek Cumhuriyeti’nde. Şimdi iki kent de dünyanın en iyi birasını üreten şehir ünvanını almak için yarışıyor. Dünyada üretilen biranın üçte biri Pilsen birası olarak satılıyor ama maalesef hepsi Çek Cumhuriyeti’den gelmiyor. Çekler en güzel biranın kendilerine ait olduğunu yapmaya hazırlandıkları kampanyayla AB üyelik müzakereleri sırasında yaşadıkları, “egemenlik haklarını ve kimliklerini kaybetme” korkusunu da aşmaya çalışıyorlar.

Yazımızı bitirirken, siyaset bilimci Aneta Larischa’nın egemenlik hakları konusunda sarfettiği bir sözü hatırlatmadan geçemeyeceğim: “Egemenlik hakları, küreselleşmeden sözettigimiz bu çağda, diğerleriyle aynı masada oturma şansına sahip olmaktır. İşte bizim için AB üyeliği sürecinde en çekici unsur da bu.”

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

Tolga Kartal  - İstanbul
24 Temmuz 2008, Perşembe 21:02  
Bu şehir hakkında bu tarz yoruma kesinlikle katılmıyorum. Onca şehir arasında AŞIK OLDUĞUM TEK ŞEHİR. Mükkemmel ötesi, rüya bir kent... Kesinlikle anlatılarak veya resimlerine bakılarak öğrenilecek bir yer değil, GİDİLİP GÖRÜLESİ SÜPER BİR ŞEHİR.

Görkem Ataç  - İstanbul
18 Temmuz 2008, Cuma 17:55  
Kesinlikle çok yanlış bir izlenim.. Prag"da 4 ay kaldım ve Avrupa başkentleri arasında en huzurlu,güvenli ve en sevimli olan başkent Prag.. Sokaklarında gayet rahat dolaşabiliyorsunuz, heryerden tarih akıyor ve herkes o tarih içinde hayranlıkla dolaşırken zaten kimsenin kimseye zarar verdiği yok.. İstisnaen dünyanın her yerinde olduğu gibi ufak tefek kötü vakalar olabilir zira dünyanın en çok ziyaretçi çeken kentlerinden biri, ama bu diğer kentlere oranla eminim çok çok azdır ki zaten ben hiç tanık olmadım.. Bu son bayramda sadece Türkiye"den 10 bin kişi Pragdaydı, hepsi de eminim hayran oldu

serdar demir  - İzmir
12 Şubat 2008, Salı 23:46  
merhabalar,yazınızı okuyunca çok şaşırdım ama üç yıl önce 70 gün ara ile iki defa gittiğim prag hakkındaki görüşüm hiç değişmedi.avrupa da çok başkent gördüm ama prag tarihi ve gece hayatı çok farklı.sonuçta sizin gördükleriniz ülkemizde yaşanmıyor değil.sonuçta son dört yılın Türkiye"den en çok turist çeken şehri unutmayın..başarılar

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları