|
|
|||||
![]() |
| Nitekim aynen bu son cümlelerde belirtildiği şekilde çıktılar sahaya. Lucescunın Beşiktaşı klasik dizilişi ile sahadaydı; bir farkla, oyuncu tercihleri daha ofansif isimlerden yana kullanılmıştı. Bugüne kadar Giuntinin orta alandaki partnerleri olan Tayfur sakatlığı sebebiyle, Yasin ise liberoluğa terfi oluşu sebebiyle İtalyanı yalnız bırakmışlardı. Lucescu, birçoğumuzun düşündüğünün aksine Ümit Aydına değil, Pancuya yer vermişti orta alanda. Orta alana paralel, forvette de bugüne kadar birlikte görevlendirmediği üç solak oyuncuya; Tümer, Sergen ve Serdara şans tanımıştı. Açıkçası bu tercihlerin bir faydasını görmedi Beşiktaş. Pancu, kendisi de dökülmekte olan Giuntiye (geçmişte Tayfur tarafından başarıyla üstlenilen) yardımcı oyuncu rolünü iyi oynayamadı. Forvetteki üç solaklı diziliş ise sadece bir kaos ortamı doğurdu. Üç oyuncunun da sağ ayaklarını sadece ayakta kalabilmek için kullandıklarını biliyoruz, ki Lucescu bizden iyi bilir; haliyle topu ayağında bulan önce bir sola çekti, sonra da soluna döndü. Ali Güneş gibi geçici bir sol beki olan Fenerbahçenin üzerine sağ kanattan Kaan Dobra-Okan Koç ikilisi ile gümbür gümbür gelme alternatifi üzerinde hiç durmayan Lucescu, tek ayaklı forvet hattı ile genelde sol kanattan amaçsız, organize olmaktan uzak hücumlarla gol aradı. Defansın Zago ve Ahmet Yıldırıma ortak üçüncü kişisi için Luce tercihini Yasinden yana kullanmıştı. Hücumda organize olmak gibi bir niyeti olmayan ve tek forvetle oynayan bir rakip karşısında defansta oynatılan Yasin Beşiktaşa ne kattı, açıkçası ben pek birşey görmedim. Sonuç itibariyle Beşiktaş düzenli değildi. Ne istediğini ve istediklerine nasıl ulaşabileceğini ya bilmiyor ya da biliyor ancak icraata dökemiyordu. Sakatlıklar ve cezalar sebebiyle talihsiz oldukları da bir gerçekti ancak Beşiktaş eksik olmadığı maçlarda da pek farklı bir görüntü vermiyordu. Fenerbahçe ise ne istediğini biliyordu. Hoş onların isteği Beşiktaşa göre daha uygulanabilir, daha makuldu: Nasılsa saldıracak olan rakibini beklemek, sabretmek ve hatalarından faydalanmak. Fenerbahçe kadrosunda bu hataları cezalandırabilecek Nobre, Serhat ve Tuncay gibi seri hücum adamları bulunuyordu ve bekledikleri gibi de oldu. Burada Fenerbahçenin dahi beklemediği şey, Beşiktaş defansı ve orta sahasının akıl almaz hataları ve altın tepsi içinde maçı önlerinde bulmalarıydı. Gol yemediği müddetçe bir gol atma ihtimali vardı elbette Fenerbahçenin, ancak üç golü birden rakibin hataları ile bulmak, şükredilmesi gereken bir durumdu. Burada Christoph Daumu kutlamak gerek. Ali Güneşi geçici de olsa sol bek, Ümit Özatı orta saha oyuncusu, Tuncayı da sol açık yapan ve verimli olmalarını sağlayan Daumdur. Bu sezon Daum harikalar yaratmamış, çok büyük başarılara imza atmamış olabilir, hatta bu saatten sonra şampiyonluğu dahi kaybedebilir, ancak kısıtlı kadroyu en verimli şekilde kullanmış, neticesinde son üç haftaya girerken zirveye oturmuştur. Bugün sezon başındaki rakipleri olan Terim ve Lucescudan daha başarılı olduğu da nettir. Bundan sonra ne olur? Şampiyonluk mücadelesinin Trabzonspor ve Fenerbahçe arasında geçeceği, Beşiktaşın kaybettiği derbi maçı ile iyice belirginleşmiştir. Artık Trabzonsporun şampiyonluğu için kendinin puan kaybetmemesi, Fenerbahçenin ise mağlup olması gerekiyor. Futbolda olmaz diye birşey yok; olsa idi Trabzonsporun ikincilikte, Beşiktaşın üçüncülükte ne işleri olurdu? | ||||
|
|||||||
| Spor Kapak | Futbol | EURO2000 | World2000 | Basketbol | NBA | Formula1 | Motor Sporları Tenis | Olimpiyat | Diğer | Foto Galeri | Yardım | Araçlar | Arama |Bize Yazın Reklam | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |
|||||||