|
|
|||||
![]() |
| Burada akla şu soru gelebilir: Süper Ligde dolap çevirmek mümkün mü? Mümkündür. Türkiyede futbolun serencamını izleyenlerin yakînen tanık olduğu tecrübeler vardır. Kaldı ki, bu kadar çok paranın döndüğü yerde dolap çevrilmiyorsa şaşmak lazım. Türkiyeden söz ediyoruz... Yalan mı? Neyse, bu konuyu kapatalım. Kim ne yaptı, ne yapıyor sırayla göz atalım... ÖNCE CEM PAPİLA Cem Papilanın Beşiktaş maçındaki yönetiminin iddia edilen tezgahın bir parçası oduğunu düşünmüyorum. İnternete girip Cem Papila yazdım. Geçmiş maçlarına dair yorumlar geldi... Hakemler hakkında konuşmamayı prensip edinmiş, efendi insan sembolü Aykut Kocamanı çıldırtmış... Trabzonda yönettiği bir maçta kentte infiale neden olmuş... Hakkında bir tek olumlu yazı yok. Hatta bugün eline sağlık diyen Anadolu kaplanları da vaktiyle şikayetçi olmuş Papiladan... Kendisine verilen maç sayısının azlığına bakılırsa, yeterliliği gayet kuşkulu bir hakem. Pozisyonları tek tek tartışmanın gereği yok. Maçın bütününe bakıldığında, ilk dakikalarda işaretlerini veren gerginliği kontrol edebilecek basiretten yoksundu; dahası o da hızla bu ruh halinin bir parçası oldu. Hadiseyi kişiselleştirdi, çocukça bir inatlaşmaya sürükledi. Yani çok mu zordur, bir hakemin (diyelim ki Zagoyu oyundan attıktan sonra) kaptanları ve bir-iki gergin oyuncuyu yanına çağırıp, Arkadaşlar, şu oyunu çığırından çıkarmayalım... Efendi gibi oynayalım, benim sabrımı zorlamayın... Hadi, göreyim sizi... gibi bir şeyler söylemesi? Bu tür şeyler biraz da kişilik meselesi tabii... Keşke birileri hukuk eğitimi görmüş Papilaya futbol hakemliği ile ağır ceza yargıçlığı arasındaki farktan söz etseydi. GELELİM BEŞİKTAŞIN TEKNİK KADROSUNA... Yukarda da söyledik; Lucescu niye tekrarlanan Fener maçı üzerine konuşuyor? İlle de konuşacaksa, bunu niye maç oynandıktan ve 4-1 bittikten sonra yapıyor? Benzer tavrı Hüsnü Güreli de sergiliyor... Haber doğruysa, (spor sayfalarındaki her habere mecburen kuşkuyla bakıyoruz) Tahkime gidecekmiş, erteleme maçının iptali için. Gürelinin 40 tane görevi varsa, Fener maçının iptali için hukuki girişimde bulunmak bunlar arasında değildir. Bitmedi. Lucescu, tamamen şov üzerine kurulmuş, hatta bu bağlamda roller dağıtılmış, hemen her konuşmanın, her jestin ve mimiğin reyting beklentisine göre teammüden yapıldığı bir programa telefonla bağlanıyor; bugün gelinen gerilim ortamını besleyenlere çanak tutuyor. Üstelik sen Fatih Terim de değilsin. Meydanı boş bulduklarında esip gürleyen bu adamlar, Terimin karşısındaki gibi süt dökmüş kediye dönmezler senin karşında... Sen yabancısın, senin bu ülkede mühim yerlerde dostların yok! Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Pancuyla İlhana gösterilen kartlar yanlıştı, diye ısrar ediyor. Acaba Pancuyla İlhan aynı şeyi söyleyebilir mi? Biz de maçı seyrettik. Samsunlu futbolcular, oyunu bıraktılar, bu ikisinin muhtemel tekmelerinden kendilerini kurtarma telaşına düştüler... Üstelik bir kaç tekme girişimine de tepki vermeden sırtlarını dönüp yürüme delikanlılığını gösterdiler. Erdoğan Arıca, ortalığı gerdiği için Julio Sezarı ilk yarının bitimine bir dakika kala oyundan alıyor, Beşiktaş kenar yönetimi, artık niyeti belli oyuncularına dur diyemiyor. Neymiş? Kartı haketmemişler! VE SERDAR BİLGİLİ... Ben de kızımla kartopu oynuyorum, ne var ki bunda komikliğini bir kenara bırakıyorum. En iyi ihtimalle, Türkiyede, hangi stadda olursa olsun, sahadaki beş oyuncusu kırmızı kart gören takımın taraftarı eline ne geçerse atar; onaylamıyorum ama bunu ben değil, kimse engelleyemez. Dua edelim ki, Beşiktaş taraftarının bulabildiği tek şey kartopuydu gibi bir şeyler der insan. Hoş bir protesto biçimiydi savunması zekice bile değildi. (İnsanın aklına, geçen seneki Gaziantep maçında sahaya giren taraftarların, ertesi gün basın toplantısı düzenleyerek kötü bir niyetimiz yoktu, sadece hakemle konuşacaktık açıklamalarındaki mizah duygusu geliyor.) Kartopu meselesi bir yana, Bilgilinin konuşmasında daha vahim yanlar vardı. Başkan, Papilanın yönetiminden şikayetçi; onun sahaya şov yapmak için çıktığını ve bir skandala sebebiyet verdiğini söylüyor. Güzel! Konuya böyle de bakılabilir... Ama arkasından devam ediyor: Bundan sonra diğerlerinin maçlarını da mercek altına alıyoruz... Onlara aynı muamele yapılacak mı göreceğiz. Yapılmazsa iki elimiz yetkililerin yakasında... mealinde bir konuşma. Şimdi, böyle bir açıklama, ancak Evet, oyuncularımıza gösterilen kartlar haklıydı, yapacak bir şey yok. Ama benzer koşullarda diğer takımlara karşı da aynı kararlılık ve cesaretle davranılsın diye yapılabilirdi. Hem bana yanlış yapıldı deyip, peşinden de diğer maçlara bakacağız dersen, bu konuşmadan aynı yanlış başkalarına da yapılsın gibi yakışıksız bir mana çıkar... Bu da Beşiktaşlı olmakla bağdaşmaz. Hani şu, Baba Hakkının, Süleyman Abinin Beşiktaşı... TARAFTARIN ÖFKESİ KİME? Tamam, spor medyasında yapılan yayınların bir çoğu utanç verici ölçüde kışkırtıcı, yanlı ve yalan. Taraftar da bu duruma tepkili. Tepki göstermenin yolu, Atilla Gökçenin, Vedat Okyarın, Sanlı Sarıalioğlunun oturduğu tribünlere dönüp ana avrat küfür etmek mi? Üç metre önümde dikilen, benden en az 20 yaş küçük delikanlı gözümün içine baka baka sövüyor. Diyemiyorsun ki, sen daha suya agu derken, ben şimdi senin dikildiğin yerde Beşiktaş maçı seyrediyordum diye... Ve muhtemelen o ve arkadaşları (ya da onlar gibi düşünen başka bir grup), stad çıkışı Hilmiyle Savaşa saldırıyor. İkiye karşı 25-30 kişi... Başarıyla dövüyorlar. Nedeni, ellerinde kamera ve mikrofon var. Üstelik Savaşın başında Beşiktaş şapkası... Çünkü o Beşiktaşlı. Ama saldıranların umrunda bile değil. Atilla Gökçeye küfür eden birinden başka türlü davranmasını beklemek mümkün mü? Hilmi Hacaloğlu, Irak savaşı başladıktan sonra, Kuveyt sınırından Iraka girdi, savaş altındaki tüm bir ülkeyi boydan boya geçip Türkiyeye haber ulaştırdı. Üstelik, başka meslektaşları gibi Amerikan tanklarının üzerinde değildi. Tanrıya şükür, burnu kanamadan geri döndü. Aynı Hilmi Hacaloğlu, kendi ülkesinde Beşiktaş maçının ardından hastanelik ediliyor. Var mı, bunun övünülecek bir davranış olduğunu söyleyecek Beşiktaşlı? ATA AKSUYA Birincisi, NTVye yaptığı açıklamada mükemmel bir maç yönetti dediği hakemden sürekli Cem PAMİLA olarak söz etti. Hakemin adı, Cem Papila! İkincisi, Beşiktaşa ikinci yıldızı verirken iyiydi diyor, pişkin pişkin gülerek... Belli ki, hakedilmiş şampiyonlukların sembolünü, kendisinin bir lûtfu gibi görüyor. Ayıptır! SON SÖZ Hadisenin üzerinden iki gün geçti. Herkesin, üzerindeki asabiyeti bir an önce atıp serinkanlılıkla düşünmesi lazım. (Bu yazıyı yazmak için iki gün bekledim. Maçtan hemen sonra bilgisayarın başına otursam, eminim ki sonradan pişman olacağım şeyler yazardım.) Beşiktaş yönetiminin, teknik kadrosunun, futbolcusunun, taraftarının, artık olayı bir yol kazası olarak değerlendirdiğini düşünüyorum. Çarşıdan Yılmaz Gitgetirin açıklaması bile bunun bir göstergesi... Düşünün ki, spor medyası içinden birileri, bazı hakem eskileri, bazı herşeyibilen yorumcular Beşiktaş camiasının damarına basmayı, kışkırtmayı sürdürecek; Futbol Federasyonu ve MHKdaki nomenklatura mensupları oturdukları koltukları hamasetle, demagojiyle, ikiyüzlülükle muhafaza etmeye devam edecek. Beşiktaş, bütün bunlara rağmen sadece soğukkanlılığını muhafaza ederek ve sadece kendi işine bakarak açık ara şampiyon olacak. Bunca gerginlik için neden var mı? | ||||
|
|||||||
| Spor Kapak | Futbol | EURO2000 | World2000 | Basketbol | NBA | Formula1 | Motor Sporları Tenis | Olimpiyat | Diğer | Foto Galeri | Yardım | Araçlar | Arama |Bize Yazın Reklam | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |
|||||||