|
|
|||||
![]() |
| Bazı sorular ise -analizlerin çoğunun patlamaların sorumluluğunu şiddet yanlısı İslami gruplara verdiği göz önüne alınarak- Türkiyedeki siyasal İslamın geleceğiyle ilgili. Ayrıca ortada Türkiyenin İslam ile modernlik arasını buluşturmadaki eşsiz deneyiminin doğruluğu etrafında da bazı sorular oluşuyor. Bunların dışında Türkiyenin iç ilişkileriyle ilgisi olmayan ve bölgesel veya uluslararası düzlemde, Türk dış ilişkileriyle ilgili başka sorular demeti de bulunuyor. Zira bu patlamaların, Türkiyenin dış ilişkilerinde etkileri olmuş olabilir. Bizim burada üzerinde duracağımız nokta da, bu patlamalardan en fazla etkilenen Türkiyenin bölgesel ilişkileridir. Analizlerin ekseriyetine göre patlamaların sorumlusu El-Kaide. Örgüt, Filistin, Irak ve Afganistandaki gelişmelerin yanı sıra politikaları sebebiyle İsrail ve Britanyadan intikam almak peşinde. İstanbul patlamaları akabinde Türkiyenin bölgesel siyasi değişimleri hakkında konuşmak, öncelikle Türkiyenin bölgesel siyasetinin hareket dairesini iyi bilmeyi gerektirir ve bu bağlamda üç temel daire belirleyebiliriz: 1) Türk dünyası olarak adlandırılan daire. Türkiyenin Orta Asya bölgesindeki-Afganistan ve Sovyetlerin çöküşü akabinde kurulan modern Müslüman Türk cumhuriyetler- bölgesel politikalarını kapsıyor. Türkiye içindeki güçlü milliyetçi akımlar, Turancılık hayalini gerçekleştirmesi, Karadeniz, Kafkaslar ve Orta Asyada bölgesel büyük bir devlet haline gelmesi için Türkiyenin bu daireye ağırlık vermesini istiyorlar. Fakat bu tercihin önündeki engeller hiç de az değil. Engellerin başında ise, bu rolde Türkiye ile çekişen ve yarışan Birleşik Rusya yer alıyor. Özellikle de ekseriyeti Rusça konuşan bu cumhuriyetler, Rusya ile aralarındaki ekonomik ve kültürel bağların sürmesi yanında, Rus ulusal güvenliği için hayati bir konuma sahiptir. Rusyanın yanı sıra İran da bu rolde Türkiye ile yarışan bir diğer ülke. İran, İslam ile modernliği buluşturan ve nüfusunun ekseriyeti Müslüman bir topluma laiklik getiren Türk modelinden tamamen farklı bir İslam modeli sunmaktadır. İranın bu bağlamda, başta Türk cumhuriyetlerindeki halklarla aynı dini mezhebi (Şiilik) taşıması olmak üzere önemli ortak dinamikleri bulunuyor. Türkiyenin Orta Asyada bölgesel politikalarını yoğunlaştırması için mücadele ettiği bir başka engel ise ABDdir. Türkiye ortak ilişkilere rağmen ABD, Orta Asya ülkelerinin stratejik önemini, ham petrol ve doğal gaz üretimindeki yükselişlerini dikkate alarak Türkiyenin bu ülkelerdeki merkezi rolünü kabul etmemektedir. Bölgesel hiçbir aracıyı kabul etmeden direkt olarak bu ülkelerde müdahaleci politikalarını yürürlüğe koymaktadır ABD. Bu politikalarını yürürlüğe koyarken, İsrailden yoğun şekilde yardım alması iki sebepten ötürü Türkiyeyi endişelendiriyor. İlki ABDnin Türkiyenin bölgedeki rolünü en düşük seviyede tutması, ikincisi ise ABDnin İsrailden yardım istemesi, Türkiyenin bölgeden uzak tutulmasının yanı sıra İsrailin eksen rol oynayacağı yeni bölgesel düzenin kurulmasını hedeflemesi. ABD kendi tasavvuruna uygun olarak İsrailin eksen rol oynadığı yeni Ortadoğu düzeniyle Orta Asyadaki yeni bölgesel düzeni birbirine bağlamaya çalışıyor. Bunun yanı sıra İsrailin Orta Asyadaki varlığı Türkiyenin kendisi için hayati önemi olan bölgede kuşatma altına alınmasına yol açabilir. 2) Avrupa dairesi: Türkiye bu bağlamda ABye katılmaya çalışıyor. Bu yüzden 1958 yılından beri dilekçesini sunan Türkiye şimdiye kadar bu talebine ciddi şekilde yanıt almış değil. Başka siyasi sebeplerin yanı sıra bu bağlamda Yunanistan engel olarak durmaktadır. Doğu Avrupa ülkelerinin ekseriyeti 2004 yılında tam üyelik statüsü kazanıyorlar. Bu ülkeler özellikle Balkanlar Osmanlı hilafeti çökene kadar Türkiyenin bölgesel hareketlerinin hayati bölgelerinden biriydi. Bu ülkelerin Türkiye olmaksızın ABye girişi Türkiyenin Balkan bölgesiyle ilişkilerinde ayırıcı bir faktör olacaktır. 3) Ortadoğu dairesi: Özellikle de Şam, Irak, Körfez bölgesi. Bu bölge ülkeleriyle Türkiye arasında güçlü ekonomik ilişkiler bulunuyor. Bu bağlamda, bazı hedeflere işaret etmek gerekli. Öncelikle ABD, Türkiyeye Orta Asya kapılarını kapattığında ve AByi Türkiyenin önünde set olarak koyduğunda, Türkiye Ortadoğu bölgesini- özellikle de ABDnin İsrail ve Türkiyenin esaslı rol oynayacağı yeni bölgesel sistemin kurulacağı müjdesiyle birlikte- kendisine bahşedilmiş tek hareket sahası olarak buldu. Fakat gerek Filistin intifadası ve İsrailin Filistin halkına yönelik vahşet dolu politikaları, gerekse Irak olayları Türkiyeye Ortadoğu bölgesine yönelik politikalarını uygulama fırsatı vermedi. İşte İstanbul patlamaları böylesi bir arka planın üzerine geldi. Patlamaların çağrıştırdığı soru ise şu: Acaba bu patlamalar Türkiyenin bölgesel politik eğilimlerinde karakteristik değişikler meydana getirecek mi? Yoksa bu eğilimler gerçekçi milli çıkarları ifade ettiği için hiç etkilenmeyecek mi? Yukarıda verdiğimiz sunumlar doğrultusunda Türkiyenin Türk cumhuriyetlere doğru kaymaya çalıştığı doğru ancak bu bölgedeki rekabetin hiç de kolay seyretmediği söylenebilir. Avrupa dairesinin sadece Türkiyeden dolayı değil, Avrupaya ait sebeplerden dolayı da olumsuz etkileneceği tahmin ediliyor. Avrupanın, Türkiyenin ABye üyeliğinin ertelenmesine yol açan insan hakları, ordunun siyasetteki merkezi rolü ve Kürt azınlığa kültürel haklarının verilmemesi gibi sunduğu çeşitli sebeplere başka bir sebep daha eklenmektedir: Türkiyede güvenliğin kayboluşu ve El-Kaide unsurlarının mevcut olması. Zira bu unsurların terör eylemlerini gerçekleştirmek için başka Avrupa ülkelerine geçişi kolaylaşacaktır. UEFAnın Türk takımlarının Şampiyonlar Ligindeki maçlarını güvenlik gerekçesiyle Türkiye dışına alması ise Avrupanın Türkiyenin güvenlik şartlarına bakışına ilişkin bazı işaretler veriyor. Bu noktadan hareketle Türkiyenin ABye girişinin gecikeceği tahmin edilebilir. Ortadoğu dairesi açısından Türkiye içindeki ve dışındaki gözlemciler İstanbul patlamalarının sebeplerinden birisinin Türkiyeyi Irak ve Filistin konularında belirli bir şekle sokmak olduğu görüşünde. Türkiyenin bu tür olayların tekrarından sakınması ise, Türkiyenin Ortadoğudaki gelişmelerden soyutlanmasını öngörür. Ancak AKP hükümeti ne olursa olsun Ortadoğudaki rolü için eksen bir devlet olarak Arap ülkeleriyle ilişkilerine önem vermeyi sürdürüyor. Türkiye her ne kadar Ortadoğuya yönelik aynı politikaları sürdürse de son durum, Türkiyenin kısa vadede Ortadoğu politikalarından geri adım atmasının önüne geçemez. (Birleşik Arap Emirliklerinde yayımlanan El-Haliç gazetesi, 4 Aralık 2003) Arapçadan çeviri: Halil Çelik | ||||
İsrail hücum botu Gazze kıyısını vurdu |
|||
|
|||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
| Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler | Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |
|||||||||||||||||