Home page
Haber Menüsü


 
Bulgaristan Türkleri
 
1985 yılının Temmuz ayıydı. Ortaokul üçüncü sınıftaydım.
 
NTV-MSNBC
 
4 Ekim 2003—  Bir Fransız halk dansları topluluğu ile birlikte Bulgaristan’ın Gabrovo kasabasına Bulgar folklörü öğrenmeye gitmiştik.

   
 
NTVMSNBC Reklam  
 

  Kedi masallarıyla ünlü Gabrovo’da yatılı bir okulda misafir ediliyorduk. Gruptaki tek Türk bendim.
       Okula yerleştikten birkaç saat sonra Bulgar rehber Vladimir yanıma gelip, “Seni görmek isteyenler var” dedi. “Kim” diye sordum. “İn, görürsün. Mutfakta bekliyorlar” dedi. Ne olur ne olmaz diyerekten Fransız müdire Marie-Claude’dan izin istedim.
       Marie-Claude, inanılmaz derecede profesyonel bir kişiydi. Disiplinden kesinlikle sapmaz, kendisinden izinsiz iş yapılmasına tahammül etmezdi. Bir Fransız’dan ziyade Alman’ı andırıyordu. Kaşlarını çatarak “Hayır olmaz” dedi. O arada Vladimir araya girerek “Gabrovo’daki Türkler buraya bir Türk’ün geldiğini duydular. Onu mutlaka görmek istiyorlar. Merak etmeyin. Zara gelmez. Tanıyorum onları” dedi.
       Gabrovo’da Türkler’in olduğunu Marie-Claude’la birlikte keşfediyordum. Birbirimize bakıştık. “O halde ben de geleceğim. Kayhan’ı yalnız bırakmam” dedi.
       Beraber mutfağa indik. Yaşları 60’ın üzerinde 10 kişilik bir grup beni bekliyordu. Vladimir beni tanıtır tanıtmaz, içlerinden biri - Emine - “oğlum hoşgeldin” diyerek boynuma sarıldı. Bana gösterilen bu beklenmedik ilgiye benim gibi Marie-Claude da çok şaşırmıştı.
       Emine tanışma faslından sonra beni yanına oturttu. “Biz de Türküz evladım” dedi. Ardından da arkadaşlarıyla birlikte bana Bulgaristan Türkleri’nin Jivkov rejiminden çektiklerini anlattı. İsimlerinin zorla değiştirildiğini, reddedenlerin de tutuklanıp topluca hapsedildiklerini söyledi. “Oğlum da isminin değiştirilmesini reddettiği için Tuna nehri üzerinde bulunan Belene Adası’ndaki toplama kampına gönderildi” dedi.
       Gabrovo’ya ayak bastığım ilk gün öğrendiğim tüm bu anlatılanlardan etkilenmediğimi söylemek yalan olur. Bu ilk görüşmenin ardından Gabrovo’da kaldığım 3 hafta boyunca yöredeki Türkler hep benimle görüşmek istediler. Resmi olarak hiçbir zaman izin alamadılar. Ancak hep bir yolunu bulup benimle konuştular. Beni evlerine akşam yemeğine davet ettiler. Fransız müdire ve evsahibimiz Bulgarların izin vermemekte direnmelerine karşılık, diğer Fransız arkadaşlarımın yardımıyla onların akşam yemeklerine gizlice gittim. Misafirperverlikleri ve içtenlikleri görmeye değerdi.
       Emine, Gabrovo’dan ayrıldığımız gün kasabadaki Türkler’i otobüsümüzün kalkacağı alana getirdi. Hepsiyle selamlaştım. Hepsi kulağıma “Burada çektiklerimizi anlat oralarda. Bizi unutma” diyordu.
       90’lı yılların ortalarında, siması gözümün önünden hiç gitmeyen Emine’nin ölüm haberini aldım. Bulgaristan değişmiş, ülkedeki Türk azınlık kültürel ve politik haklarının çoğunu elde etmeye başlamıştı. O günden bu yana Bulgaristan Türkleri konusunu bir daha düşünmemiştim.Düşüneceğimi de sanmıyordum. Strasbourg’da Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi sonbahar toplantılarının yapıldığı geçen haftaya kadar...
       Pazartesi sabahıydı. Avrupa Konseyi’nin kafeteryasında gazete okuyordum. Yan masada üç kişilik bir grup Türkçe konuşuyordu. Ellerindeki şişkin dosyaların içinde kaybolmuşa benziyorlardı. Kendimi tanıtıp, kim olduklarını sordum.
       “Biz Bulgaristan Türk’lerindeniz” dediler.
       Nasuf, Eşref ve Şükrü, yıllar önce Emine’nin bana sözünü ettiği “Belene Toplama Kampı”na gönderilmiş yüzlerce Bulgaristan Türk’ünü temsilen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) merkezinin bulunduğu Strasbourg’a “hak” aramaya gelmişlerdi.
       1984-1985 yılları onlar için elbette unutulmaz bir trajediydi. Birkaç ay içinde Jivkov rejimi Türk azınlığa ait ne varsa yok etmek istemiş, Türklerin isimleri zorla değiştirilmiş, dini mekanlarına saldırılmış, hatta mezar taşları dahi yerlerinden sökülmüştü. Direnenler toplama kamplarında veya hapishanelerde kötü muamele ve işkence görmüştü. Jivkov rejiminin uygulaması öylesine gaddardı ki, o dönemin Türkiye Komünist Partisi dahi araya girerek Bulgar Komünist Partisi ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi’ni uyarmıştı.
       Bulgar resmi kayıtlarına göre sadece Belene Adasına gönderilen Türk sayısı 517. Bulgaristan Türk cemaatinin lideri olarak bilinen yüzlerce kişi de “vatan hainliği” suçlamasıyla ağır hapis cezalarına mahkum edildi. Rejimin can çekiştiği 1989 yılının Mayıs ve Haziran aylarında Bulgaristan Türkleri apar topar evlerinden toplanıp, Batı Avrupa ülkelerine “postalanmak” amacıyla polis arabalarıyla Sofya garına getirildi. Tüm bunlar Nasuf, Eşref ve Şükrü’nün Strasbourg’da Avrupa Konseyi yetkililerine sundukları resmi belgelerde de mevcut.
       
       Bulgaristan Türkleri AİHM’ye gelmeden önce Bulgar mahkemeleri önünde de hak aramaya çalıştılar. Ancak Bulgarlar günün birinde kendilerine karşı böyle bir davanın açılma olasılığını düşünerek 1990 yılında hazırladıkları Ceza Kanunu’na engelleyici maddeler koymuşlar. Gelecek sene AB üyesi olacak Bulgaristan’ın mahkemeleri ise olayı süründürmek ve örtbas etmekle meşgul. Bu gerçeği Bulgar Cumhuriyet başsavcısı dahi Bulgaristan Türkleri’ne yazdığı bir mektupta itiraf etmiş. Bu belge şimdi Avrupa Konseyi’nin elinde bulunuyor.
       
       Bulgaristan Türkleri, aynı zamanda vatandaşı oldukları Bulgaristan’a karşı bir “kin” duygusu içinde olmadıklarını her defasında dile getiriyorlar. Nitekim “Avrupa Konseyi genel sekreteri Walter Schwimmer, AKPM başkanı Peter Schieder ve AİHM yetkilileriyle geçen hafta yaptığımız görüşmelerde, ‘anti-Bulgar’ bir kampanya yürütmediğimizi bihassa söyledik. Tek istediğimiz eski rejimin bize yaptıklarının yargılanması, işlenen cinayetlerin ve kötü muamelelerin hesabının sorulması” diyorlar.
       
       Bu gerçekleşecek mi? Zaman gösterecek. Belki de Bulgar devleti 20 yıl önce yaşananlar konusunda Bulgaristan Türkleri’yle “dostane çözüm” yolunu seçecek. Masaya oturulup müşterek bir çözümde anlaşılacak.
       
       Kimileri de Strasbourg kulislerinde “Bu olaylar zaman aşımına uğradığı için AİHM başvuruyu geri çevirir” diyor. Ancak 1974’teki Kıbrıs Harekatı’nı “yargılamasını” bilen AİHM’nin Bulgaristan Türkleri’nin talebini geri çevirmesi kafalarda soru işaretleri yaratmaz mı?
       
       AİHM, Bulgaristan Türkleri’nin başvurusunu incelemeyi, tek “suçları” isimlerinin değiştirilmesine karşı direnmek olan Emine ve arkadaşlarına borçlu. Onların direnişleri bir insan hakkı mücadelesi değilse, insan hakkı mücadelesi nedir?
       
       
       
       
       
       
 
 
  NTVMSNBC KULLANICILARININ TOP 10'u  
 

Bu haberi diğer okuyucularımıza tavsiye eder misiniz?
hayır   1  -   2  -   3  -   4  -   5  -  6  -  7  kesinlikle

 
   
 
 
NTVMSNBC   NTVMSNBC 'ye iyi erisim için
Microsoft Internet Explorer
Windows Media Player   kullanın
 
   
  Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler |
Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları