Home page

Haber Menüsü


Yazara mail atmak için resmin üzerine tıklayın.
 
Mizansen
 
Siz bu satırları okurken Avrupa’da değil, tüm dünyada futbolla ilgilenen herkes Beşiktaş’ı konuşuyor olacak. Çünkü Beşiktaş, 250 milyon dolar değerinde olduğu söylenen kadroya karşı çok rahat bir galibiyet aldı!
 
Yıldıray Şahinler
 
2 Ekim 2003—  Maçı yayınlayan TV kanalı stada bağlandığı anda deli gibi koşan Chelsea’lileri gördük ekranda. Türk futbol seyircisi için anormal hızlı koşuyorlardı; “Isınırken yorulacak bunlar” diye düşünüp gülümsedim. Tam o sırada döndü kamera. Mavi gözlü, göbekli biri “Bu yağmurda yürünür mü yahu” der gibi bir yüz ifadesiyle sahada yürüyüş yapıyordu. Sonra olduğu yerde koşmaya başladı ve üçüncü adımda vazgeçti. Birazdan gecenin kahramanı olacağı besbelliydi.

   
 
NTVMSNBC Reklam  
 

  İki teknik direktör de sürprizlerle başladı; ikisi de birbirlerini çok iyi tanıdıklarını, başlama düdüğüyle açık ettiler. Chelsea, beklentilerin aksine Duff ve Gronkjaer gibi iki kanatta da mükemmel oynayabilen iki hücumcu yerine defansif kanat oyuncularını tercih etmişti. Top rakipteyken kendi yarı sahalarına dönüyorlar, defans-orta alan arasında mesafe bırakmamaya herşeyden öncelikli önem atfediyorlardı. Öyle deli gibi saldırmak, Beşiktaş’ı boğmaya kalkışmak yoktu yani. (Beşiktaş, Chelsea maçını biraz da Trabzonspor maçında mı kazandı ne?)
       Beşiktaş’ı yakından takip eden muhabir-yazarların dediğinin aksine, bendenizin üç gün önce yazdığı gibi Emre ve Okan formalarını kaptırmadı. Bildik Beşiktaş savunma hattına bir ‘müdafî’, kanatlarından birine de bir ‘muhacim’ eklenmiş oldu. İkisi de ihtisas alanlarında yine üstün başarı gösterdi. Hele Emre o kadar yararlı oldu ki, bir ara Chelsea’liler adına ben bezdim kendisinden.
       Kısa yoldan söylersek beklentilerin tam tersine Beşiktaş hücum, Chelsea savunma ağırlıklı kadrolarla çıktı sahaya. Her iki takım da birbirini kendi sahasında bekledi; ama “takım” olan, olmayana galebe çaldı, sabrını kaybeden oyun disiplinini de kaybetti, oyunu da. (Bakın gollere, ikisinde de ‘Şampiyonlar Ligi’nin ruhunu ıskalayan, rakibin nefesini takip edecek konsantrasyonu yakalayamayan bir takım göreceksiniz. İşte o takım, tabii kaybetti.)
       Maç öncesi kameralara yansıyan o tembel şişman, maç başlayınca, ne kadar olağanüstü bir oyuncu (karakter) olduğunu gösterdi, İngilizler’in aklını aldı. Beşiktaş’ın attığı ilk gol bir yönetmen tarafından hazırlanmış bir ‘mizansen’di. Şampiyonlar Ligi tarihinde bundan daha açık bir “çalışılmış gol” var mıdır bilmem ama eminim ikinci gol “Şampiyonlar Ligi’nin ilk kaleci asisti” oldu. Cordoba kaleden kaleye kartal uçurdu, Sergen de öyle güzel aldı-vurdu ki... Buna da Chelsea taraftarı şaşrırmıştır... Ama şaşıran Beşiktaş taraftarı var mıdır? Bu da mizansen!.. Değil mi?
       Gerisi laf-ı güzaf! Futbol öyle ‘topa kaç dakika sahip oldu’ istatistikleri oyunu değil. Beşiktaş üç pozisyon buldu, ikisini gole çevirdi. Peki rakibe pozisyon verdi mi? Yok! Lazio maçında nasıl ‘Şampiyonlar Ligi’ne hazır olmayan takım’ olarak golleri yediyse, bu kez de “Şampiyonlar Ligi takımı” olarak düpedüz rahat bir galibiyet aldı Kartal. (İşte sağlaması: Chelsea’nin iyi yaptığı ne varsa Beşiktaş’lı oyuncular hiçbirini yaptırmadı; mesela ne Lampard’ın öldürücü uzun paslarını gördük, ne Duff’tan orta, ne Hasselbaink’in gelişine vurabileceği bir top...Chelsea’nin işi Allah’a kalmıştı.)
       Unutulmamalı, Beşiktaş daha önce de ikinci maçlarını kazanmıştı bu Şampiyonlar Ligi’nde. İki maç daha kazanmadan “zafer” kazanılmış olmayacak.
       Stamford Bridge’de kırkbin kişiye karşı sesini dünyaya duyuran ikibin Beşiktaşlı’ya da aşkolsun!
       
       
 
 
   
 
 
NTVMSNBC   NTVMSNBC 'ye iyi erisim için
Microsoft Internet Explorer
Windows Media Player   kullanın
 
   
  Spor Kapak | Futbol | EURO2000 | World2000 | Basketbol | NBA | Formula1 | Motor Sporları
Tenis | Olimpiyat | Diğer | Foto Galeri | Yardım | Araçlar | Arama |Bize Yazın
Reklam | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları