Home page
Haber Menüsü


Şener Özmen (Diyarbakır)
‘Sanatta fırsat eşitliği’
Farklı kentlerden 37 genç sanatçıyı aynı platformda buluşturan ve 16 Ağustos’a dek sürecek olan ‘Seni Ödüreceğim İçin Çok Üzgünüm!’ isimli serginin küratörü Halil Altındere sanatçılar arasında “bir tür fırsat eşitliği” sağlamaya çalıştıklarını söylüyor.
Röp: Özlem Özyurt
NTV-MSNBC
    21 Temmuz 2003—  ‘Art-ist’ güncel sanat seçkisinin yayıncısı ve genel yayın yönetmeni olan Halil Altındere bu sergi için editör ve sanatçı olarak tüm yeteneklerini birleştirdi. Altındere ile sergi ve güncel sanattaki gelişmeler üzerine sohbet ettik.  

   
 
NTVMSNBC Reklam  
 

  Türkiye’nin 15 farklı kentinden 37 genç sanatçının yapıtlarının bir araya getirildiği bir serginin küratörlüğünü üstlendiniz. Daha önce İstanbul, Sao Paulo, Manifesta, Gwangju ve Setinye gibi uluslararası bienallere çalışmalarınızla katılmıştınız ancak bu sergi küratör olarak yer aldığınız ilk çalışma sanırım?
       Evet. Profesyonel anlamda küratörlüğünü yaptığım ilk sergi. Ancak, bildiğiniz üzere Kasım 2002 de Proje4L de gerçekleştirilen ‘Plajın Altında: Kaldırım Taşları’ sergisinin yardımcı küratörlüğünü de üstlenmiştim. Ardından, adı geçen sergiye paralel bir dönemede arşivde biriken ve “sergilenmeyecek kadar kötü” olarak etiketlenen işlere, bir de kendi çalışmamı ekleyerek, ‘Kötüyüm ve Gurur Duyuyorum!’ adlı bir serginin de küratörlüğünü yapmıştım. Bu iki girişim ya da küratörlük provasından sonra, kafamdaki sergi projesini, Proje4L’nin yeniden yapılanmasıyla bağlantılı güncel sanat önerisiyle birleştirerek, ‘Seni Öldüreceğim İçin Çok Üzgünüm!’ adlı hali hazırdaki sergiyi gerçekleştirdim. Bir sanatçı-küratör olarak bana, katılımcı sanatçılara ve de izleyene keyif dolu saatler yaşattı bu sergi. Medyanın hatalı enformatik girişleriyle 37 sanatçının 37’si de kamuyana Doğulu sanatçılar olarak duyuruldu, çok üzüldüm, yani New York, Berlin, Frankfurt ve Türkiye’nin Doğu dışındaki illerinden gelen sanatçılara karşı mahcup oldum, ne diyeyim, yapacak bir şey yok!
       Sergide yer alan çalışmalarda kullanılan tekniklerinden bahseder misiniz?
Gökçen Cabadan

       Fotoğraf, fotoğraf, foto-performans, video, video-enstalasyon, video-performans, tuval, enstalasyon, hatta tuval üzerine boncuk işleme vesaire... Özellikle hiyerarşik yapıya dikkat ettik. Güncel sanatın ifade olanaklarının tümünü kapsayan bir sergi.
       Katılımcılarının genel profili hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
       Genel bir profil çizmek zor görünüyor. Yine de, şunları söyleyebilirim: Pek çok ismi görücüye çıkardım. Hiç tanınmayanlarla, az tanınanları, dolaşımdaki birkaç sanatçıyla aynı platforma taşıyarak, bir tür fırsat eşitliği sağlamaya çalıştım.
       Diyarbakır’a, Batman’dan daha çok söz hakkı vermiş olabilirim, bu çok doğal çünkü, orada Şener Özmen faktörü var ve bu adam, başından beri sanatı bulaşıcı bir hastalık olarak örgütlemeye çalışıyor, çevre kentleri de etkisi altına alan bir sanat tarzından söz ediyoruz. Borga Kantürk, İzmir’i, Ferhat Özgür Ankara’yı; bu öyküyü başka kentlerde okumak olası değil, Merkez’e yetişmeye çalışmıyorlar, Merkez’in dikkatini çekerek, onu geleneksel yolundan çıkarmaya uğraşıyorlar üretimleriyle. Her biri, farklı bir durumu, farklı bir yaşayış modelini göstermeye çalışıyor, elbette ki, sarsıcı proje beklentisi içine düşmüyorum, fırsat eşitliği kavramını kullanırken, parmak bastığım nokta tam da bu işte; belki Aydan Murtezaoğlu olamayacaklar ama, en azından bu sergi için bile olsa, konuşacak, tartışacak ve başka buluşmaları hayal edecekler.
       Diyarbakır’ı ziyaretimde, “neden aranızda hiç kadın sanatçı yok?” diye bir soru sormuştum Şener Özmen’e; ardından Zeynep Erpolat ve Fatma Akıncı’nın ilk işleriyle tanışma olanağını buldum. Büyük çoğunluğu devlete bağlı okullarda resim öğretmeni olarak görev yapmakta olan bu sanatçıların güncel sanata bağlılıkları beni hayrete düşürdü açıkçası. Kuşaklararası bir sergi diyebilmem için, başka verilerin de olması şart, yani Vahap Avşar, Ferhat Özgür, Ramazan Bayrakoğlu, Canan Şenol ve Şener Özmen’i çıkardığımda, geriye sadece yeni nesil kalıyor ki, bu da serginin çoğunluğunu oluşturuyor.
       Serginin başlığı ‘Seni Öldüreceğim İçin Çok Üzgünüm!’, Roterdamlı sanatçı Marc Bijl’e ithafen konulmuş. Bijl ile ortak etkinliklerde yer aldınız. Başlığın ortaya çıkışını anlatır mısınız? Genç sanatçıların çalışmalarını ‘öldürme’ sözcüğü çevresinde birleştiren ne oldu?
       Bijl’in Leninizm’le karışık nihilist söylemleri son derece etkili vuruşların ortaya çıkmasını sağlamıştı. İktidardaki sanata yönelik sprey boya yoluyla gerçekleştirdiği grafitti saldırıları, küresel sanat, kültür endüstrileri, hatta anti-küresel hareketlere karşı güvensizlik yaratan sözleri, daha çok sanatçı yaratmak, alan genişletmek, bunun için öldürmek... üzülmek. Başlık, kesinlikle bir tema olarak biçimlendirilmedi, bağlamı genişletmeye gereksinim duymadım, bu yüzden “temasız” dedim, Bijl’in bir çalışmasına verdiği isimden yola çıkarak, direnme odaklarıyla temasa geçtim, öldürme sözcüğünü yapıtlarda aramak-taramak yerine, sanatçıların hayat tarzlarına yöneldim, yer aldıkları kaygan zeminlere, her an kayabilecek, öldürülebilecek, silinebilecek ve unutulabilecek olanlara.
       Serginin oluşum aşamalarından bahseder misiniz? Bir tema oluşturup, çalışmaların gelmesini mi beklediniz, yoksa temanın bağlayıcılığına takılmadan genel bir izlek oluşturarak çalışmaları bir araya mı getirdiniz?
Nasan Tur

       Dediğim gibi, tema yok, temas var. Aras Kargo Kabataş Şubesi’ne Alıcı: Halil Altındere adıyla gelen dosyalar, klasörler, CD’ler, VHS’ler arasında seçim yapmak kolay olmadı.
       Güncel sanatın toplandığı kurumların sayısı, müzeler, küratörler ve sergiler arttıkça, İstanbul’daki güç savaşları da kızışıyor. Özellikle orta kuşaktan gelen bu atılımı nasıl değerlendiriyorsunuz? Güncel sanatla yaratılan katmanlılığın hem izleyiciye hem de katılımcıya farklı açılardan özgürlük alanı sağladığını düşünüyor musunuz? Güncel sanatın kalbinin daha farklı attığı İstanbul dışında eser veren genç sanatçılar bu güç savaşları içinde nasıl konumlanıyor sizce?
       Güç savaşları diye adlandırdığınız durumu ben göremiyorum. Dünyada yeterince savaş var zaten. Benim ilgilendiğim şey, yapıtın verdiği savaş. Bu sergi de bu savaş üzerinden gerçekleşti. İstanbul dışında üreten sanatçılara gelince, İstanbul’a eklemlenmeye çalışmaktan vazgeçmeliler. Öncelikler yaratmış bu durumu anlamak zor değil. Adana’da gerçekleşen bir sergiyle, İstanbul’da, kurumsal bir mekanda ve süper bütçeyle açılan sergiler arasında uçurumlar hep olacak. Katılımcı sanatçılardan -aynı zamanda serginin de katalog yazarlarından biri olan- Şener Özmen’in de yıllardır bıkıp usanmadan üstüne gittiği sorun da buydu. Sorun Doğu-Batı ikilemi değil, vasatın altındaki işler Doğu’dan da gelebiliyor, Batı’dan da.
       Vasıf Kortun, küratörlüğü “aracılık (izleyici ile iş arasında), seçicilik (bıçak vazifesi), emicilik (sünger)” olarak tanımlıyor. Sizin bu konudaki düşünceleriniz neler? Bu sergideki deneyiminizle birlikte küratörlük üzerine görüşleriniz değişti mi?
       Küratör kavramı ya da mesleğiyle ilgili çok şey yazıldı, çizildi, yazılacak ve çizilecek. Ucu kör noktalara giden bu tartışmayı yeniden alevlendirmek niyetinde olmadığımı belirtmeliyim.
       Proje 4L, Türkiye’nin farklı coğrafyalarından gelen, farklı diller konuşan ve farklı dillerde üreten, bilinen, bilinmeyen ya da az bilinen “genç” sanatçılar için bir düzlem oluşturma kaygısı ile yeniden yapılanmakta, özellikle yaz döneminde. Bu kaygı Art-ist dergisinin ilk sayısından bu yana belli bir kuruma bağlı olmadan altı ayda bir, birçok genç yazar ve sanatçının katkıları yaşam alanı-sanat alanı arasındaki sınırın belirsizliğini takip etmeye amacıyla nasıl örtüşüyor? Serginin hazırlanmasında sanatçı kimliğinizin yanında editör kimliğiniz ne yönde öne çıktı?
       Sergi, art-ist Güncel Sanat Seçkisi’nden sadece bir sayfayı Proje4L’ye taşıdı. Art-ist gibi bir dergiyi yayına hazırlamakla, böyle bir sergiyi gerçekleştirmek arasında koşutluk kurulabilir mi, bilmiyorum? Bunu zaman gösterecek.
       Bunu bireysel merakımı gidermek adına soracağım art-ist editörlüğü yanında www.nihayeticimdesin.com bünyesinde art-ist TV’nin yaratıcısısınız. Ancak site sanırım Şener Özmen’in askere gitmesi ile birlikte güncelliğini yitirdi. Sizin art-ist TV ile ilgili yeni çalışmalarınız olacak mı?
       Şener Özmen döndü ve hep yaptığı gibi, çok hızlı davrandı. Belki, onunla da bu dönüş ve hızlılık üzerinden, sanatın yeni halleriyle ilgili bir söyleşi yaparsınız. Şimdi, Rene Block’un Eylül’deki Balkan sergisine (Kunst Halle Fridericianum, Kassel) Türkiye’den seçilen sanatçılar arasında yer alıyor. Art-ist TV’nin, ilk yayınını gerçekleştirdiği siteden bağımsız, özgül bir site üzerinden yayın yapmasıyla ilgili çalışmalar var. Ne ki, tarih vermek mümkün değil şimdilik.
       Yakın dönemde izleme imkanı bulabileceğimiz projelerinizden bizimle paylaşabilecekleriniz var mı?
       Bu aralar, Eylül ayında Kassel Fredicianum’da açılacak olan ‘In den Schluchten des Balkan’ sergisine ve Tirana Bienali’nde gerçekleştireceğim proje üzerine çalışıyorum.
       
       ‘Seni Ödüreceğim İçin Çok Üzgünüm! - I’m too sad to Kill You’
       Proje 4L
       İstanbul Güncel Sanat Müzesi
       Tel: 212.281 51 50
       E-mail: e-mail:info@proje4l.org
       Web: www.proje4l.org
* Serginin küratörü Halil Altındere’nin rehberliğinde gerçekleşecek olan turların ilki 19 Temmuz 2003 tarihinde gerçekleşti. Diğer turlara 26 Temmuz 2003 (Saat: 15.00) ve 2 Ağustos 2003 (Saat: 15.00) tarihlerinde katılabilirsiniz.
       
 
       
    TOP5 38. Rotterdam Film Festivali başladı  
     
 
  NTVMSNBC KULLANICILARININ TOP 10'u  
 

Bu haberi diğer okuyucularımıza tavsiye eder misiniz?
hayır   1  -   2  -   3  -   4  -   5  -  6  -  7  kesinlikle

 
   
 
 
NTVMSNBC   NTVMSNBC 'ye iyi erisim için
Microsoft Internet Explorer
Windows Media Player   kullanın
 
   
  Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler |
Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları