|
|
|||||
![]() |
|
Durum ne olursa olsun tablo pek de iç açıcı değil. İnsanlar savaşı bile kanıksamış görünüyor. İlk körfez krizi sırasında da Romadaydım ben. ABD ve müttefikleri, Bağdat rejimine karşı savaşa hazırlandıkları sırada insanlarda bir korku ve telaş vardı. Mübalağa etmiyorum. Oturduğum mahalledeki süpermarketlerde, makarna reyonları adeta boşaltılmaktaydı. Yeni bir dünya savaşı çıkacak korkusuyla, erzak depolar gibi bir hali vardı insanların. Kaygılar sohbetlerin temel konularından biriydi. Yaşı bir hayli ilerlemiş yengemin beni gerçekten sevdiğini anlamam da o dönemdedir. Telefonla arası pek iyi olmasa da, kızlarına rica edip Marmara Adasından ta İtalyayı aratmıştı. Savaş kaygısı onu da esir almıştı. Anamın babamın yanına dönmemi istiyordu benden. İtalyanın Türkiyeye oranla Iraka çok uzak bir ülke olduğunu, telefondaki yaşlı yengeme izah edene kadar göbeğim çatlamıştı resmen. Derken 17 Ocak 1991de gecenin ilerleyen saatlerinde harekatın başladığı haberi gelmişti. Tüm dünyada olduğu gibi İtalyada da herkes ekran başındaydı. Parlamento, gece yarısında operasyona katılmak için onay çıkarma telaşındaydı. Ertesi gün Çizmedeki televizyonlar Biz de varız edasıyla, İtalyan Tornado uçaklarının da operasyona katıldıklarını duyuruyordu. Operasyona katılan 8 Tornado uçağının 7si, üsse sağ salim dönmüştü. Dönen uçakların tümü, havada yakıt ikmalini becerememişti. Yakıtsız kalacaklarını anlayınca da, çareyi kalktıkları üsse geri dönmekte bulmuşlardı. Havada yakıt ikmalini becerebilen tek bir Tornado vardı. Ancak onun da Irak topraklarındayken, radar ekranından kaybolduğu bildiriliyordu. Üsse dönemeyen uçağın düşmüş veya düşürülmüş olduğuna kesin gözüyle bakılıyordu. Uçaktan çok, içindeki iki pilotun akıbeti merak ediliyordu artık. Kilometrelerce ötede yaşananların, ekran başında izlenen bir tür eğlence değil de, gerçekten bir savaş olduğunun idrak edilmesi ise ancak ertesi gün mümkün olabilmişti. My name is Maurizio Cocciolone Irak televizyonunda bir İtalyan yüzbaşı, kamera karşısına geçmiş konuşuyordu. Kayıp Tornadonun pilotunun ta kendisiydi bu. My name is Maurizio Cocciolone diyerek başladığı konuşmada, kötü bir İngilizceyle de olsa, uçağın Iraklılar tarafından düşürüldüğünü anlatıyordu. Müttefik güçlerin Irak krizini bu şekilde çözmeye kalkışmalarını bir çılgınlık olarak niteliyor, savaş yerine başka bir alternatif bulunması için çağrıda bulunuyordu. Irak televizyonundan yayımlanan, ancak tüm dünyaya yayılan bu görüntüler Çizmedeki polemiklerin aniden alevlenmesini beraberinde getirmişti. Yorumcular, esir konumundaki zavallı İtalyan yüzbaşının, Iraklılar tarafından kendisine dikte ettirilen şeyleri tekrarlamak zorunda kaldığından bahsediyorlardı. Yine de İtalyanlar, Bizim bu savaşta ne işimiz var? diye sormaksızın da yapamıyorlardı. Sevinilen tek şey, uçak düşse de, en azından Cocciolonenin hayatta olduğunun kesinleşmesiydi. Birkaç gün sonra uçaktaki ikinci pilot Binbaşı Gianmarco Bellininin de yaşamakta olduğu haberi geldi. O da Iraklıların eline esir düşmüştü. Savaşa gitmeden önce eşine, Ne gazete oku, ne de televizyonlara bak! Sadece benim telefonlarımı bekle! diye sıkı sıkı tembih etmişti. Gelen haber, kocasının öğüdünü dinleyememiş olan kadıncağızın yüreğine de su serpmişti. Düşünüyorum da, ilk Körfez krizi sırasında, İtalyada bizler ister istemez Coccioloneyle yatar Belliniyle kalkar hale gelmiştik. Cocciolonenin Irak televizyonundaki görüntüsünde pek bitkin bir hali vardı. Görüntüleri ekranlarda tekrar tekrar izleyerek, Saddamın adamlarının zavallı Coccioloneye kaç araba sopa attıklarına ilişkin tahminlerde bulunuyorlardı uzmanlarımız. Belliniyi televizyon ekranına bile çıkarmamışlardı. Onu muhtemelen eşek sudan gelene kadar dövmüş olmalıydılar. İtalyan televizyonları Cocciolone ve Belliniye ilişkin özel programlar yapabilmek için sidik yarışı halindeydiler. Saddamın eline esir düşen bu iki pilot, acaba orada makarna yiyebiliyorlar mıydı? Bağdat rejimi tarafından canlı kalkan olarak kullanılmaları gündeme gelebilir miydi? Iraklılar vampirlik yapıp gizlice her ikisinin kanını emebilirler miydi? Yoksa gün gelir, mucizevi bir şekilde de olsa İtalyaya geri dönebilirler miydi? 38 gün süren bombardıman süresince, harıl harıl bunlar tartışılmıştı. İtalyada herkesin rahat bir nefes alması, ancak Mart başında mümkün olabilmişti. O da Irak rejiminin esirleri serbest bırakması sayesinde. Cocciolone de, Bellini de, yurda dönüşlerinde birer kahraman gibi karşılanmışlardı. Uçaktan inişleri, yakınlarıyla kucaklaşmaları, televizyonlar tarafından izleyicilere canlı yayınlarla aktarılmıştı. İkisi de 1945ten bu yana İtalyanın ilk savaş esiri olma unvanının sahibidiyler artık. İtalyada televizyonlar ve gazeteler, bir süre daha bu iki kahramanla oyalanmıştı. Sonra onlar da gündemden düşüp kayıplara karıştılar. İtalyanlar, eli kulağında olan Irak operasyonuna bu kez asker göndermeye pek de istekli görünmüyorlar. Bunda, Cocciolone ve Bellini deneyiminin etkisi var mı bilemiyorum. Çizmedeki üsler, ABDnin kullanımına açılmış durumda gerçi. Ama iş asker konusuna gelince, hükümet yetkilileri ABDnin bizden bu türden bir talebi yok demekle yetiniyor. Berlusconinin ABDnin yanında olduklarını açıkça söylüyor. Hatta geçtiğimiz hafta Washingtonda Bushla yaptığı görüşmede, Hiç merak etmeyin, tüm desteğimizle sizin arkanızdayız dediği de biliniyor. Ancak, henüz meclis kararı bile olmaksızın Berlusconinin bu türden ifadeler kullanması, bağlayıcı bir sözden ziyade, İtalyanvari bir söylem olarak değerlendiriliyor. İtalyanlar sıradan birisiyle karşılaştıklarında bir veda cümlesi olarak, ayrılırken görüşürüz diyebilirler. Oysa bu, gerçekte o kimseyle görüşme arzusu oldukları anlamına gelmez. Ya da turist olarak gezerlerken İstanbulda bir çay sohbeti esnasında tanıştıkları birine, Romaya bekleriz, hiç olmazsa oturur yemek yeriz diyebilirler. Halbuki muhataplarını ne Romada görme arzuları vardır, ne de ona harbiden bir yemek ısmarlama istekleri! Nezaketen, lafın gelişi söylenmiş sözlerdir bunlar. Berlusconinin de Bushla görüşürken, İtalyan nezaketi gereği, gayet doğal bir edayla, Hiç merak etmeyin, tüm desteğimizle sizin arkanızdayız demiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğu söyleniyor. Her şeye rağmen, 1991deki Irak krizine oranla, savaş olasılığı, insanları pek de telaşlandırmıyor. Şimdi merak edilen tek şey, savaşın ne zaman başlayacağı. Halk İtalyanın savaşa katılmasını arzu etmiyor. Savaş çıksın da istemiyorlar elbet. Ama uzaklarda yaşanacak bir savaş, işin içinde Coccioloneler ve Belliniler olmadığı sürece İtalyanların pek de umurunda değil gibi görünüyor. Hadi İtalyanları anladık. Ama, Irakla komşu olan Türkiyenin durumu farklı elbet. En azından coğrafi konumumuz gereği son derece kaygılanmamız gerekmiyor mu? Peki bu savaşta fiilen de yer almamızı savunanlara ne demeli?! Belki de hiç bir şey dememeli. Sadece Amerikan ordusuna gönüllü yazılmalarına imkan tanıyıp, cepheye sürmeli! | ||||||||
|
|||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
| Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler | Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |
|||||||||||||||||