Home page

Haber Menüsü


Yazara mail atmak için resmin üzerine tıklayın.
 
Yaşayan efsaneler ve unutamadıkları anlar / 1
 
Fourfourtwo Dergisi’nin Aralık sayısında, dergiye göre dünya futbolunun efsanesi sayılabilecek ve hâlâ hayatta olan 100 futbolcuyla kısa röportajlar yapılmış... İşte “Yaşayan Efsaneler ve Unutamadıkları Anlar”.
 
NTV-MSNBC
 
 Sizler burada okuduğunuz yazılarımdan ne kadar keyif alıyorsunuz bilemem ama, ben her yazımın bir yerlerde yayımlanmış halini görmekten ayrı bir haz duyuyorum. Lâkin bu aralar esas hayat meşgalem, üzerime öyle bir çullanmakta ki, sormayın. Bu yüzden de, yazma işleriyle ilgili olarak ta en başta niyet ettiğim o, “farklı bir şeyler anlatma” çabalarımdan gitgide uzaklaştığımın farkındayım. Bir futbol yazısını, en kolay yazılır kılan şey (bana göre tabii) onun, izlenen bir maçın yorumundan ibaret olmasıdır. Ve son zamanlarda hep, maç yorumu yazmaya meylettiğimin beni huzursuz eden farkındalığını yaşıyordum.

   
 
NTVMSNBC Reklam  
 

  Tam bu dönemde, Fourfourtwo Dergisi’nin Aralık sayısını elime aldığımda, dergiye göre dünya futbolunun efsanesi sayılabilecek ve hâlâ hayatta olan 100 futbolcuyla kısa röportajlar yapılmış olduğunu gördüm. Bu, benim için uzun sayılabilecek bir suskunluk döneminden geçerken ve “yazsam, yazsam ne yazsam?” derken, tam 10 bölüm sürecek bir yazı dizisi anlamına geliyordu. 25-30 kişilik bir grubunun emeğiyle ortaya çıkan çalışmayı, tahmin edeceğiniz gibi adeta havada kaptım!
       İngilizce’den Türkçe’ye çeviri yapmak bir maharet sayılmıyorsa (ki sayılmamalı), ben kulunuzun bu yazı dizisine sağladığı katma değer, kabul ediyorum, kelimenin tam anlamıyla “sıfır”dır. Bu anlamda affınıza sığınıyor, okumaktan zevk alacağınızı ümit ederek sizleri “Yaşayan Efsaneler ve Unutamadıkları Anlar”la başbaşa bırakıyorum...
       
       1) PELE
       
“Futbol kariyerim boyunca unutamadığım bir dolu olay sayabilirim. Örneğin 1000. golümü Maracana Stadı’nda 100,000 kişinin önünde attığımda, o an tribünlerden yükselen PE-LE... PE-LE... seslerini hiç unutamam. Ama en unutamadığım olay, İsveç’teki 1958 Dünya Kupası finalinden sonra yaşadıklarımdır. Finali kazanmış, şampiyon olmuştuk. Henüz 17 yaşındaydım ve İsveç Kralı tahtından inip sahanın ortasına gelerek benim elimi sıkıyordu. O an sanki bir rüyaydı!”
       (Öyle tahmin ediyorum ki birazdan, futbolcu isimlerini gördükçe, siz de benim gibi, söz konusu sıralamanın neye göre yapılmış olduğunu merak edip duracaksınız. Alfabetik mi, coğrafi mi yoksa oyuncuların mevkilerine göre mi... gibi kriter tahminleriyle boğuşup duracaksınız; çözerseniz, lütfen bana da bildirin! Ya da sıralamaya hiç takılmayın.)
       
       2) DAVID BECKHAM
       
(İngiltere Milli Takım Kaptanı; başlı başına bir stil)
       “Kariyer konusunda çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Bir dolu güzel olay yaşadım; Wimbledon’da attığım ilk golü unutumam. Ama en unutmadığım maç, Avrupa Finalleri için Yunanistan’la oynadığımız milli maçtır. Daha önce hiç edinmediğim bir tecrübeydi ve insan bir daha öyle bir heyecan yaşayamayacağını sanıyor ama umarım yaşarım.”
       
       3) FERENC PUSKAS
       
(Macar Futbolunun, 84 uluslar arası maçta 83 gol atmayı başarmış efsane ismi)
       “Uzun yıllar oynayınca bir dolu unutulmaz anıya sahip olabiliyorsunuz. 1953’te İngiltere ile Wembley’de oynuyorduk. Sağ kanattan penaltı noktasına doğru bir orta geldi; O an Billy Wright’ın defans bloğu oluşturmak için üzerime geldiğini gördüm ve ondan önce davranarak, topa aynen Budapeşte sokaklarında bir çocukken yaptığım gibi topuğumla vurdum. Kalede Gil Merrick vardı ve top onun yanından ağlara gidip gol oldu. O maçta aldığımız galibiyet, aynı zamanda İngiltere Milli Takımı’nın ilk kez kendi sahasında yenilmesi anlamına da geliyordu. O zamanlar komunizmle yönetilen ülkeme döndüğümde, topukla attığım bu gol için ‘devrimci gol’ adını vermişlerdi bile.
       Bir de, 1960 yılında Hampden Park Stadın’da sahaya çıkarken hissettiklerimi hiç unutamam. Bu kez Real Madrid formasını giyiyordum ve Eintracht Frankfurt’la Avrupa Kupası Final maçına çıkıyorduk. O gün 33 yaşında olduğum için kendimi öyle bir final için yaşlı hissediyor, endişeleniyordum. Soyunma odasında hazırlanırken karnımda bir ağrı ve kafamda şu soru vardı: ‘Artık 20 yaşında değilsin; bu maça hazır olduğuna emin misin?’ Maç için sahaya çıktığımda, coşkulu kalabalığı görünce kafamdaki bütün olumsuz şeyler temizlenmişti sanki. Maçı muhteşem bir oyundan sonra 7-3 kazanmıştık. Di Stefano ‘hat trick’ yapmıştı; geri kalan 4 golü de ben atmıştım!”
       
       4) MİCHEL PLATİNİ
       
(Dünyada 3 kez “Yılın Futbolcusu” seçilen Fransız oyun kurucu)
       “Ben ‘futbolcu’ doğmuş birisiyim; her maçtan ayrı bir zevk aldım ama benim için en unutulmaz maç, 1982 Dünya Kupası yarı finalinde Batı Almanya ile oynadığımız maçtır. Biz o maçı kaybettik ama muhteşem bir sevinçten trajik bir hüzne uzanan bir tiyatro oyununda baş rol oynuyordum sanki. Bir yaşam boyu tadılabilecek tüm duyguları o gün, tek bir futbol maçında tatmış oldum.”
       
       5) GEORGE WEAH
       
(FIFA tarafından “Yılın Futbolcusu” olmaya layık görülen ilk Afrikalı)
       “Benim futbol yaşamımdaki ‘altın an’, 1996 Eylül’ünde Milan takımında forma giydiğim dönemde Verona ile oynadığımız bir maçta attığım goldür. Kendi kalemizin önünde bir top kaptım, kafaca ve fizikman o topu tek başıma Verona kalesine kadar sürmeye hazırdım. Karşıma çıkan bütün rakip oyuncuları tek tek geçtikten sonra golümü attım. Bu, ‘futbol’ denen oyunda atılan en uzun mesafeli golmüş!
       1995’te Dünya’da, Avrupa’da ve Afrika’da ‘Yılın Futbolcusu’ seçilmek de kariyerimdeki en unutulmaz, en onur verici anlardan birisidir. O olay, aynı zamanda daha önceden hissetmediğim bir şeyin, bendeki sosyal sorumluluğun başlangıcı anlamına gelir. O andan itibaren, Liberya ulusal futbolunun dünyadaki temsilcisi olarak üzerime daha fazla yük bindiğini anladım.”
       
       6) JOHAN CRUYFF
       
(“Cruyff Dönüşü”nün yaratıcısı; 70’lerin Hollanda Yıldızı)
       “37 yaşımda profesyonel olarak son maçıma çıktığım günü unutamıyorum. 1984 Mayıs’ında Feyenord forması ile PEC Zwolle karşısındaydık. O maçta şunu farkettim: Futbol oynamaktan aldığım zevk hiç değişmemişti; hâlâ, çocuk yaşta, sokaklarda top oynarken aldığım zevki alıyordum.”
       
       7) BİLLY McNEİLL
       
(1967 Avrupa Şampiyonu Celtic’in Kaptanı)
       “1967 yılında Milan’ı yenip Avrupa Şampiyonu olan ilk Britanya Takımı olduğumuz gün hissetiklerimi asla unutamam. Bu hem benim, hem Celtic’in hem de İskoç futbolunun (bir daha erişilemeyen) zirvesi anlamına geliyordu.”
       
       8) GARY LİNEKER
       
(İngiltere’nin skorer kahramanı)
       “1986’da kaybettiğim Avrupa Kupası finalini 1991’de Tottenham ile kazandığım anı unutamam; hele bir de, hiç şampiyonluk yaşamadığımı, bir Lig şampiyonluğu dahi tatmadığımı düşünecek olursanız... Üstelik de o maçta bir dolu müsait pozisyonu, bir de penaltıyı kaçırmış, hiç gol atamamıştım. Ama ne fark eder ki? Belki de o yüzden muhteşem bir gündü!”
       
       9) JAİRZİNHO
       
(1970 Dünya Şampiyonu Brezilya’nın hücumdaki yıldızı)
       “1970 Dünya Kupası maçları en unutulmaz anılarımın yer aldığı maçlardır. O kupada 4 ayrı unvan ile onurlandırılmıştım.Birincisi: Jules Rimet Kupası’nı (Dünya Kupası’nı 3 kez kazanma başarısını gösterenlere verilen kupa) Brezilya’ya götüren takım olmuştuk. İkincisi: Bana ’70 Dünya Kupası’nın Kasırgası’ adını vermişlerdi. Üçüncüsü: ‘Kupaya Fiziksel Olarak En İyi Hazırlanan Oyuncu’ seçilmiştim. Dördünücüsü: Bir Dünya Kupası’nın her maçında gol atmış biri olarak, Guinness Rekorlar Kitabı’na geçmiştim. Her golün yeri ayrıdır ama finalde İtalya’ya attığım 3. golün yeri bambaşkadır. O golden sonra kupanın bizim olacağı kesinleşmişti.”
       
       10) KARL-HEİNZ RUMMENİGGE
       (1980 ve 81’de art arda Avrupa’da ‘Yılın Futbolcusu’ seçilen Alman Golcü)
       “1986’da Meksika’da son milii maçıma çıkıyordum. Muhteşem bir atmosfer vardı. Tribünlerde mavi-beyaz Arjantin renkleri hakimdi ama her ülkeden insan ve bayrak vardı. Sanki tüm insanlığın temsilcileri oradaydı. 2-0 gerideyken, durumu 2-2’ye getirdik; inanılmaz bir olaydı. Ama sonra bir gol yiyip finali kaybettik. Sanırım 2 gol atıp eşitliği sağlayınca maçın bizim lehimize biteceğine kesin gözüyle bakmak en büyük hatamız oldu. O maçta her türlü duyguyu en fazla da hayal kırıklığını tattım. Toni Schumacher hatalı bir gol yedi; halbuki o kupa öncesinde 8 hafta boyunca turnuvaya çok iyi hazırlanmış ve finale kadar da takımı o sırtlamıştı. Bu yıl Yokohama’da Oliver Kahn o golü hatalı bir şekilde yediğinde, ben de 16 yıl öncesine, Arjantin maçına gittim sanki. 86’daki finalden sonra soyunma odasında hiçbirimizin ağzını bıçak açmıyordu. Ancak ben ağlamadım. Futboldan dolayı çok mutlu ya da çok sinirli olduğum anlar olmuştur; ama hiçbir zaman futbol için ağladığımı hatırlamam”
 
 
   
 
 
NTVMSNBC   NTVMSNBC 'ye iyi erisim için
Microsoft Internet Explorer
Windows Media Player   kullanın
 
   
  Spor Kapak | Futbol | EURO2000 | World2000 | Basketbol | NBA | Formula1 | Motor Sporları
Tenis | Olimpiyat | Diğer | Foto Galeri | Yardım | Araçlar | Arama |Bize Yazın
Reklam | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları