|
Konu:
Kur-Enlasyon-Büyüme Tartışması
Konuklar: İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatcıları Birliği
Başkanı Nuri Artok ve İstanbul Bilgi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler
Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Asaf Savaş Akat
Erdoğan Aktaş:
İyi akşamlar. Son zamanlarda, çok şükür ekonomik kriz bitti denilse
de tartışmalar devam ediyor. Aslında işin uzmanları, cumhuriyet tarihinin
en büyük kirizi olarak adlandırılan Şubat krizinden tarihi dersler çıkarılması
gerektiğini her fırsatta vurguluyor, hatta bunları hocalar derslerinde
de anlatıyor öğrencilerine. Yakın Plan'ın konusu da yine ekonomik kriz
endeksli bir tartışma. Tartışma dün bir kez daha alevlendi. İhracatçılar
Meclisi Başkanı Oğuz Satıcı ve Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti
bir panelde dalgalı kur ve sabit kur üzerine, bir anlamda atıştı. Aslında
bu tartışmanın temelinde büyüme ve enflasyon konusundaki farklı görüşler
de var. Önce haberimizi izleyelim, ardından kur, büyüme ve enflasyon tartışmalarını
konuklarımızla birlikte Yakın Plan'a alacağız...
"Türkiye Cumhuriyeti
Merkez Bankası 25 Nisan 2001 tarihli ve 4651 sayılı kanunla tam bağımsız
hale getirildi. Bankanın temel hedefi fiyat istikrarını sağlamak olarak
belirlendi. Fiyat istikrarı, mal ve hizmet fiyatlarının yıl içerisinde,
istikrarlı bir şekilde yükselmesi olarak tanımlanabilir. Ve eğer mal ve
hizmet fiyatları istikrarlı bir seyirde artarsa, iktisat biliminde buna
düşük enflasyon denir. Yani tam bağımsız Merkez Bankası sadece ve sadece
fiyat istikrarını sağlamak için vardır. Bir başka deyişle enflasyonu düşüren
ve bu seviyelerde tutmayı beceren Merkez Bankası görevini tamamlamış sayılır.
Ekonomik büyüme ise en genel anlamıyla, ülke ekonomisinin gayri safi milli
hasılasında bir yıldan diğerine geçerken kaydedilen artışın nisbi ifadesidir.
Büyüme, ithalata, ihracata veya üretime dayalı büyüme olarak da farklı
tanımlara sahiptir. Ekonomik büyümeyi sağlayabilecek olan organ ise Merkez
Bankası değil, ekonomi yönetimidir. Ekonomik büyüme, düşük enflasyon ile
birlikte yürür, ama ekonomi her zaman tam dengede olmayabilir. 2001 yılını
yüzde 90'ın üzerinde enflasyon ve yüzde 10'a yakın küçülmeyle tamamlayan
Türkiye bu dengesizliğe iyi bir örnek. Bu yüzden Türkiye hem enflasyonu
düşürmeye, hem de ekonomik büyümeyi sağlamaya yönelik programı hayata
geçirdi. Propgramın temel hedefi yüzde 35 enflasyon ve yüzde 3 büyüme.
Kısmen başarılı da olundu. En son Nisan ayı rakamlarına göre enflasyon
yüzde 90'lardan yüzde 57'ye kadar geriledi. Ama ekonomik büyüme aynı istikrarı
sağlayamadı. Dün Ekonomi Muhabirleri Derneği tarafından düzenlenen 'Sürdürülebilir
Büyümenin Unsurları' konulu panelde hem büyümeyi ve hem de enflasyonu
düşürmeyi amaçlayan Türkiye'de bugüne dek yapılan sayısız panellerden
biriydi. Panelde fiyat istikrarını temsilen konuşmacı olarak Merkez Bankası
Başkanı Süreyya Serdengeçti, büyümeyi temsilen de üreten kesimini temsilcisi
Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Oğuz Satıcı vardı. Kur rejiminin
sorgulandığı tartışmada işte bu iki ismin, yani büyümeciler ve enflasyon
düşürücüler arasında yaşandı. Kounşma arasında laf dokundurma yoluyla
başlayan münakaşa daha sonra birebir sözlü tartışmaya dönüştü..."
Erdoğan Aktaş:
İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatcıları Birliği Başkanı
Nuri Artok ve Bilgi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Asaf Savaş Akat konuğumuz olacak ve bu önemli
tartışmayı birlikte Yakın Plan'a alacağız. Nuri Bey'le başlıyoruz.. Efendim
para otoriteleri ve yani Merkez Bankası ve Hazine önce enflasyon düşürülsün
daha sonra büyümeden söz ediliyor.. Reel sektör ise büyümeyi ön plana
alıyor. Reel sektör niçin büyümenin üzerinde bu kadar duruyor, enflasyonu
ikinci plana itiyor?
Nuri Artok: Şimdi
tabi hocam da burda, o daha ayrıntılı bizi aydınlatabilir ancak biz enflasyon,
kur politikası, faiz hadleri gibi devamlı şey politikalarla uğraşıyoruz,
biz sürekli bu tür politikalarla uğraşıyoruz. Bunlarla bir yere gidemeyeceğimiz
belli oldu. Yani siz bugün bir karar alırsınız, kuru 1 milyon lira da
yapabilirsiniz, bir başka karar alırsınız, kuru 3 milyon lira da yapabilirsiniz.
Ama bunu devlet sınırları içerisinde ekonomiyi ne hale getireceği önemlidir.
Yani ben şunu söylemek istiyorum, bu şey politikalar ama altında temelinde
üretim olmayan, yatırım olmayan insanların çalışmadığı politikaların bir
işe yaramadığı, iflas ettiği anlaşıldı. Yani biz bundan önceki dönemde,
yani 2000 yılında uygulanan programda da bizim reel sektör olarak en çok
şikayet ettiğimiz iki mercii vardı. Birisi Hazine Müsteşarlığı, birisi
de Merkez Bankası başkanlığı. Biz onlara belli ölçülerde hak veriyoruz,
belki onların reel sektörün büyümesi, ülkede üretimin artması, yatırımın
artması, ihracatın artması, onların birinci derecede görev tanımı içine
girmeyebilir. Bunu da anlayışla karşılayabiliriz. Ancak Türkiye'deki ekonomi
yönetimi bir bütünsellik içinde bir taraftan para politikaları finans
politikaları ayarlarken diğer taraftan reel sektörün önceliklerini yerine
getirmelidir. Biz bugün yani altı boş birtakım ekonomik verilerin etrafında
dolaşıp duruyoruz. Çünkü baktığımız zaman Türkiye bu konuda istikrarlı
ve uzun soluklu bir politikayı izlemek zorunda. Geçmişe bakalım, enflasyon
düşürüyoruz diyorlar, 35 puana iniyor, arkasından bu alt temel olmadığı
için birden 80-90 puanları görebiliyoruz. Halbuki Türkiye ben büyümeyi
öne alıyorum, önce büyüteceğim, üretimi artıracağım, insanlara iş bulacağım,
halkın refah seviyesini artıracağım deyip bu arada da enflasyon her yıl
5 ila 10 puan düşürerek 6 yıl içinde bunu halledeceğim dese ve buna uygun
bir politika uygulasa zannediyorum bugünkü çektiğimiz sıkıntıların çok
daha azını çekeriz ve en azından çocuklarımıza daha iyi bir Türkiye bırakabiliriz.
Erdoğan Aktaş:
Asaf Hoca'ya soralım, hocam bu yaklaşım için ne düşünüyorsunuz..?
Asaf Savaş Akat:
Benim aslında öğrencim de olmuş Nuri Bey, kesin çaktırırdım. Şimdi tabi
yani şeyin söylediğinde bir gerçek payı var ama bence kazın ayağı öyle
değil. Yani Türkiye bu geçtiğimiz 10 yılı çok kötü geçirdi. İşte ortalama
büyüme hızımız düştü, şey düştü. Baktığımız zaman bunun bir tek sebebi
var; enflasyon. Ekonominin bütün kendi kendini koruma sistemlerini yok
ediyor, en küçük bir nezle mikrobuyla nasıl AİDS öldürüyor, kendisini
öldürmüyor. Ama ne oluyor, o bağışıklık sistemini yok ettiği için enflasyon
da böyle. Dolayısıyla onun geciktirmesi filan söz konusu değil. Şimdi
yüksek enflasyon yüksek faiz demek. Yüksek faiz yüksek reel faiz demek.
Yüksek reel faiz reel ekonominin ölmesi demek. Şimdi bunu iyi görmek lazım.
Eğer biz beyefendilere, değil mi bütün Türkiye'deki işverenlere, iş yapmak
isteyenlere, Türkiye'ye alıp bir sistem yaratmak isteyenlere, katma değer
yaratmak isteyenlere, döviz kazanacaklara bir kıyak geçeceksek gerçekten
bir reel faizi düşürmemiz lazım, açık değil mi, şimdi siz bunu kabul edeceksiniz.
İki; reel faizi düşürmek için enflasyondaki belirsizliği ortadan kaldırmak
lazım. Onun dışında enflasyonu düşürmek lazım. Şimdi dolayısıyla burda
bir içiçelik var. Dünyada yüksek enflasyonla böyle uzun dönemde 10 yıldar,
15 yılda yüksek büyüme hızı tutturmuş bir tane ülke yok. Şimdi herkes
Çin örneğini veriyor. Çin'in ortalama büyümesi son 10 yılda yüzde 8.5.
Türkiye'nin yüzde 3. Yani nerdeyse Türkiye'nin 3 katı hızla büyümüş Çin.
Çin'de enflasyon son 10 yıl enflasyonu ortalama yüzde 1 bile değil. Türkiye'de
yüzde 80. İrlanda, son 10 yıllık büyüme hızı yüzde 8, ortalama enflasyon
yüzde 4. Şunu iyi görmek lazım, burda bir çelişki yok. Eğer Türkiye'de
iş alemi yatırım yapacaksa, üretim yapacaksa, üretiminini artıracaksa
bunun birinci ön koşulu enflasyonu düşürmektir.
Erdoğan Aktaş:
Ama iş alemi diyor ki bu koşullarda biz bir şey yapamıyoruz.
Nuri Artok: Hocam
bizi çaktırırmış, çalışırız geçeriz, o önemli değil. Ama bizim için mühim
olan hayatta çakmamak, sektörümüzü çaktırtmamak.
Erdoğan Aktaş:
Çok gerçekçi değil mi Hocam..
Asaf Savaş Akat:
Sektör çaktı gibi durmuyor. Şimdi geçen sene, şimdi bakalım, şimdi
mesela ihracat sektörüne bakalım. Şimdi evelki sene, iki sene evvel Türkiye'nin
ihracatı 25 milyar dolardı, geçen sene şimdi bu 33 milyar dolara çıktı.
Şimdi 8 milyar dolar ihracat artışı var.
Nuri Artok: Hayır
hocam, iki sene önce değil.. 98'de biz yakaladığımız ihracatın üstüne
ancak 2001'de çıkabildik.
Asaf Savaş Akat:
Rakamlar hiç öyle söylemiyor. O zaman çok kayıt dışı ihracat var bizim
haberimiz yok.
Nuri Artok: Ben
şunu söylemek istiyorum, hocam reel faizden bahsediyor. Peki ama hocam
bugün reel faizin gerçek kaynağı nerde? Sıcak para operasyonunda. Gazetelerimiz
manşetten veriyor, sanki bunun...
Asaf Savaş Akat:
Canım siz gazetelerin her söylediğine inanıyor musunuz yani..
Nuri Artok: İyi
bir habermiş gibi, müjde Türk lirasının muhteşem dönüşü diye 5 ayda parasını
o gün, Kasım ayında döviz bozdurup Türk lirası alıp vadeli mevduata yatırıp,
hazine bonosuna yatırıp 3 Nisan vadeli senetlerini Türk lirasından dövize
döndürdüğü zaman yüzde 53.5 kazanımdan bahsediyor. Yani bu sıcak para
operasyonudur. Türkiye'nin sıcak para operasyonuna müsade etmemesi lazım.
Asaf Savaş Akat:
Şimdi bir dakika, bunu kim yapmış, şimdi bir şeyi ayırt edelim. Şimdi
eskiden kuru hakikaten Merkez Bankası, Hazine belirliyordu. Dolayısıyla
kurda bir şey yanlış gittiğinde suçlayacağımız bir adam vardı. Şimdi öyle
bir şey yok, adamlar ne döviz alıyorlar ne döviz satıyorlar. Şimdi vatandaşın,
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları iş alemi, bankalar döviz bozduruyorlar,
kur düşüyor, ne yapalım yani. Bozdurmayın dövizleri.
Erdoğan Aktaş:
Nuri Bey, siz bir ihracatçı olarak kurun hangi seviyede olmasını arzu
ediyorsunuz?
Nuri Artok: Biz
hep şunu savunuyoruz, kurun olması gereken, yani baktığımız zaman bunun
çeşitli hesapları var, çeşitli hocalarımız tarafından bu hesaplar dile
getiriliyor, hatta Merkez Banmasının bazı kayıtlarından bu net bir şekilde
ortaya da çıkıyor. Mesela bugün Türk lirasının yüzde 24 civarında aşırı
değerlendi diye hesabı var. Yani biz gerçek yerine oturmuş bir kurum,
ondan sonra da enflasyona paralel giden, tabiki bir dalgalı kur sistemine
geçtiysek bunun belli bir ağırlık içerisinde artı eksi oynaması mümkündür.
Yani biz şunu söylüyoruz, bir ay diyelim ki Türkiye'de yüzde 3 enflasyon
oldu ama kur yüzde 1 arttı. Takip eden ay biraz tersi bir şey oldu. Yani
aradaki küçük ufak tefek oynamalar hepimizin kabul edebileceği ve tölere
edebileceği bir nüanstır. Ama bu arada çok büyük farklar olması, diğer
taraftan şunu vurgulamak istiyorum, kur meselesiyle çok yakından alakalı.
Yani bugün fiyatını devletin belirlediği girdiler var. Yani bugün bir
akaryakıtın fiyatını devlet belirler, bugün bir doğalgazın, enerjinin,
elektrik enerjisinin fiyatını devlet belirliyor. Ama diğer taraftan benim
ihracat sektörü olarak giderlerim Türk lirası cinsinden ve diğer taraftan
gelirim kur cinsinden. Bu arada bir paralellik olması lazım. Diğer taraftan
bizi çok sıkan enteresan bir durum, yani bu kriz ortamında SSK primlerinde
Nisan ayından başlamak üzere yüzde 30, Temmuz ayında da ilave gelecek
bir yüzde 19'luk şey var. Yani burada peki kurumuz bizim bu oranda artıyor
mu? Hayır. İşte işi bozan bir diğer nokta da devletin giderlere hakim
olamaması. Yani ya giderlere ve enflasyona paralel bir kur takip edilmeli,
yahut da devlet madem öyle gereken düzenlemeleri yapıp bunların fiyatlarını
o kur seviyesine getirmesi lazım.
Erdoğan Aktaş:
Müsadenizle Asaf Hoca'ya dönelim. Enflasyonu kontrol altına aldıktan
sonra büyümeye geçileceğinin bir garantisi var mı?
Asaf Savaş Akat:
Yok, kesinlikle yok. Yani bir şey garanti; yüksek enflasyonla büyüme
yok. O garantili. Düşük enflasyonda geri kalan işleri doğru yaparsan hızlı
büyüme var, düşük enflasyonda da geri kalanı yanlış yaparsan gene büyüme
yok. Yani büyümenin olmadığı iki hal var. Bir; yüksek enflasyon, orda
garantili yok, o kesin büyüme yok. İşte 11 yıl ortada, 11 yıllık büyüme
hızı Türkiye'de yüzde 3, 11 yıl ortalaması, aynı dönem Çin'in ortalaması
sıfır enflasyonla yüzde 8.5, İrlanda'nın ortalaması yüzde 3 enflasyonla
yüzde 8.. Ama düşürdükten sonra geri kalan reformları yapmazsan, yani
hem düşük enflasyon hem yavaş büyüyen bir ekonomi olmak mümkün. Ama yüksek
enflasyonla sadece yavaş büyüyen ekonomi olursunuz, bir kere bunu vurgulamak
lazım. İkincisi bu vergi konusunda bir şey söylemek istiyorum. Şimdi arkadaşın
çok haklı olduğu bir taraf var, Nuri Bey'in. Yani Türkiye'de devlet vergiyi
esas itibariyle petrolden ve enerjiden topluyor, ama orda durmak lazım.
Peki niye? Çünkü gelir vergisini herkes kaçırıyor, Türkiye'de büyük gelir
vergisi kaçağı var. Şimdi şunu devlete söylemek mümkün değil; ben hem
gelir vergisini kaçırayım, hem de sen bana ondan sonra petrolü, benzini,
enerjiyi ucuza sat. Bu mümkün değil. Ha ne oluyor bu arada? Bu sistem,
gelir vergisi kaçağı yani, vergi kaçırılması namusuyla vergisini ödeyen
firmanın aleyhine çalışıyor. Onu cezalandırıyor. Çünkü o hem başkalarının
kaçırdığı gelir vergisini ödüyor, üstüne de başkaları kaçırdığı için yüksek
enerji fiyatı ödüyor. Ama bu sorunun çözümü enerji fiyatlarını düşürmekle
değil. Gelir vergisi kaçağını ortadan kaldırmakta. Orda ne görüyoruz?
Gelir vergisinin kaçağını kaldırmanın da yolu; denetim, nerden buldun.
Aman nerden buldun gelmesin, hem nerden buldun olmayacak, hem vergi kaçıracağız,
gelir vergisini ödemeyeceğiz. Hem de ondan sonra enerji fiyatları yüksek
olmayacak, hem de üniversite bedava olacak, 38 yaşında emekli olacağız,
devlet onu yapacak, bunu yapacak, bu kadar adam çalıştıracak.. Bu mümkün
değil, gerçekçi olmak lazım. Yani hayal dünyasında yaşamamak lazım, devlet
bu vergiyi çatır çatır birisinden alacak. Bu ülkenin işvereni yaygın şekilde
vergi kaçırmaktadır. Vatandaşı da buna ortaktır. Vatandaş da işverenin
vergi kaçırmasına destek olmaktadır. O zaman devlet de kaçırılmayacak
yerlerden bu vergiyi alacak. Vergisini ödeyen büyük bir haksız rekabet,
yani gelir vergisi kaçırmayan firmalarımız büyük bir haksız rekabetle
karşı karşıyadırlar. Ama sadece ihracat işi değil, iç payasada da aynı
şey var. İç payasada kaçak işçi çalıştıran, gelir vergisi ödemeyen, sigorta
primi ödemeyenler.. Şimdi dolayısıyla ihracatçılarımızın bir kampanya
açmasını istiyoruz. Arkadaş gelir vergini öde, arkadaş vergi kaçırma.
Vergi kaçırma diye, onun vergi kaçırmamasını temin ettiği zaman enerji
fiyatlarının düşmesini de talep edebilir. Ama vergi kaçırma kampanyası
açma, enerji fiyatlarını düşür kampanyası aç, bu gerçekçi olmayan bir
şey. Katılıyorsunuz herhalde bana bu vergi konusunda..
Nuri Artok: Bazı
noktalarına. Şimdi şunu söylemek istiyorum, ben vergi dedim ama SSK primlerini
kastetmiştim.
Asaf Savaş Akat:
O da vergi.
Nuri Artok: Şimdi
bakın, kaçak çalışmadan bahsettik. Bugün Türkiye'de zannediyorum tabi
kayıt dışı olduğu için rakamlar çok sağlıklı değil ama yapılan birtakım
araştırmalardan yola çıkarak kayıt altında çalışan sayısını 1'e karşılık
ükemizde çalışan sayısının 3 olduğu biliniyor. Yani 4.5 milyona karşı
11 milyon civarında bir rakam var. Şimdi Sayın Hocam, siz bütün bu insanların,
yani bu 5-6 milyon kişinin, çalışan kişinin ve bunları çalıştıran insanların
sadece daha fazla kâr elde etmek, sadece kendilerine refah payını yükseltmek
adına mı bunu yaptığını düşünüyorsunuz. Bu ekonomik gereklilikten kaynaklanıyor,
rekabet edemiyor, çalışamıyor. Biz dünyada rakipsiz değiliz, biz bugün
dünyanın 6'ncı büyük hazır giyim tedarikçisiyiz. Biz dünyada bütün bu
ülkelerle, uzak doğu ülkeleriyle, Latin ülkeleriyle, yakın coğrafyamızdaki
Ortadoğu, Kuzey Afraki ülkeleriyle ve yeni piyasaya çıkmaya başlayan doğu
Avrupa ülkeleriyle, hepsiyle rekabet etmek zorundayız. Biz dünyada rakipsiz
değiliz ki.. Rekabetçilikten uzak bırakacaksınız, kolu kanadı kırık bırakacaksınız,
ondan sonra diyeceksiniz ki...
Erdoğan Aktaş:
Netice itibariyle enflasyon ve büyüme spotu altında konuştuk fakat
sorun gittikçe bir sistem tartışmasına döndü. Çok teşekkür ediyorum yayınımaza
katıldığınız için. Enflasyon ve büyüme tartışmalarını Yakın Plan'a aldık,
hoşçakalın...
|