Home page

Haber Menüsü


Tayfun Öneş
Yazara mail atmak için resmin üzerine tıklayın.
 
İlk süper lig sezonunun ardından
 
Süper Lig’in istatistiklerinden notlar konusunda benden bu kadar. Şimdi, Dünya Kupası’na adapte olma zamanı.
 
NTV-MSNBC
 
6 Mayıs—  Şimdilerde bireysel ün salan İlhan Şeşen’in yıllar önce grubu Gündoğarken’le birlikte söylediği güzel bir şarkı vardı: Bir yaz daha bitiyor... O şarkının sözleri tam olarak kulaklarımda değil ama, her dinleyişte yüreğimde bıraktığı hüznü, şarkının melodisini mırıldanmaya başlar başlamaz içimde hissediyorum sanki. Kısa sürmeleriyle mâlum yaz aşklarını konu ediyor “Bir yaz daha bitiyor...” Zaman dilimleri farklı da olsa, her kış bitiminde bir lig daha bitiveriyor işte. Ve içimdeki futbol aşkı yüzünden, şampiyon kim olursa olsun o şarkıdaki hüzünlere benzer hisler doğuyor içimde.

   
 
NTVMSNBC Reklam  
 

  Bir ay sonra başlayacak olan Dünya Kupası sayesinde önceki 3 sezon sonuna göre daha şanslı sayılırız bu konuda. Lakin, kapımıza dayanmış bekleyen Dünya Kupası heyecanı, Rizeli, Yozgatlı, Antalyalı futbolseverlerin düşme hüznünü keser mi ki? Pek sanmam.
       Ya Trabzonlular? Ya Beşiktaşlılar? Ya birilerinin şampiyonluk kutlamalarını gölgede bırakmak amacıyla organize edilmeye çalışılan, çeşitli kutlamalara pek tav olmayarak son maçında tribünleri boş bırakan Fenerliler? Kim mutlu bu sezon?
       
       Size göre bir tek Galatasaraylılar mutlu değil mi? Bu konuda daha şanslılar. Takımlarının, hem ŞL’deki hem de Süper Lig’deki performanslarından dolayı mutluluğu en çok onlar hakediyor elbet; ama onların bile kafaları, gönül işleri biraz karışık bu aralar. Onlar da, belki de Derwal’den sonra (ve hatta önce) gelen en efendi, en kültürlü yabancı hocanın gidecek oluşunu içlerine sindiremediler bir türlü.
       Gönül terazilerinin bir kefesinde, Florya tesislerinden içeri girmek üzere olan “Avrupa Fatihi”nin yaratıcısı İmparator, diğer kefede ise gitmesi yüksek ihtimal olan, bal gibi de başarılı bir antrenör. Üstelik de, gideceği söylenen takımlar arasında “ezeli rakip” hüviyetindeki Beşiktaş var. Neredeyse “güler misin, ağlar mısın?” durumları...
       Kimilerine göre, bu kadroyu İmparator bile şampiyon yapamazdı; kimilerine göre, Lucescu, bu kadroyu bile şampiyon yaptıysa hâlâ İmparator’un sayesinde!
       
       Dün çoluk çocuk hep birlikte, Kenan Doğu’lu ama havai fişek + lazer gösterileriyle falan pek batılı şampiyonluk kutlamalarını izlemek üzere Ali Sami Yen’deydik. Uzunca bir süredir o tribünün mudavimlerinden olduğuna şahit olduğum 60-65 yıllık bir GS’li büyüğümüz arka sıralarda süregiden Terim-Lucescu polemiğine daha fazla dayanamayıp devre arasında noktayı koyuverdi: Evladım, biz Fatih Terim’in tarzından anlarız. Buna futbolcularımız da dahil!
       Bir başkası daha kalender davranarak lafa atıldı: Amaan! Boşverin şimdi bunları da, şampiyonluğun tadını çıkarın. Futbolda böyle çelişkili durumlar hep olur. Baksanıza Radu Niculescu, Victoria gibi adamlar sarı-kırmızı formayla şampiyonluk tadıyorlar, bu takımda uzun yıllar oynayabilecekken, Hamza, düşen Yozgat’ta koşturmakta!
       
       Dün ikinci devre başlarken benim dikkatimi bir başka detay çekti: Lucescu, ikinci 45 dakika öncesinde Berkant’ı sahanın ortasında uzun uzadıya fırçalıyor gibiydi. En azından, görebildiğim kadarıyla, illaki ona bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. 2-3 gün sonra takımdan ayrılacak bir yabancı hoca, şampiyonluğu kesinleşmiş olan takımının bir oyuncusuna, ilk yarısı 2-0 bitmiş bir formalite maçının ikinci yarısına başlarken böylesine hararetle ne anlatıyor olabilirdi ki? Daha da önemlisi niye anlatırdı? Sakın, ben buna “detay” dediğim için dilimi eşek arıları sokmaya!
       
       Kutlamalı maçla ilgili küçük bir not daha verip Ali Sami Yen’den ayrılalım: Yarım yamalak Türkçesiyle de olsa, “hayatının ilk maçı” heyecanıyla, her tezahürâta katılmaya çalışan 6 yaşındaki kızım, anlayamadığı yerlerde “baba ne diyorlar?” diye sordukça açıklamaya çabaladım. Bu zamanda, bu tribün edebiyatında ne çektiğimi bir ben bilirim, bir de allah! O yaşına rağmen yine de, bol küfürlü sloganlar konusunda “en çarpıcı yorumu küçük kızım yaptı” diyebilirim. Bir ara, ezeli rakipler aleyhinde bağırılırken, “Ama burada onlar yok ki!” demesini bildi.
       
       Bu sezonun bir başka mutlu kitlesi de Denizlili futbolseverler olmalı. İlk kez UEFA Kupası’na katılacaklar. Onlara da, Avrupa’da boy gösterecek diğer takımlarımızla, Fenerbahçe, Beşiktaş, Kocaeli ve Ankaragücü ile birlikte başarılar dileyelim.
       
       Sezonun istatistiklerini içeren bilgileri hem bu sitede hem de başka yerlerde bulabileceksiniz nasıl olsa; şöyle bir puan cetveline baktığımda benim dikkatimi birkaç husus çekmekte:
       - Koskoca Trabzon, düşen Antalya ve Rize’den sadece 3 puan fazla toplayarak ligde kalmış. Bunu, Sayın H. Kulaçoğlu daha iyi yorumlar elbette; bana sadece üzülmek düşer.
       - Bütün sezon “Mondragon, Mondragon” dendi; gerçekten de iyi kaleci ama, Fenerbahçe, Galatasaray’dan 3 maç daha fazla mağlup olmasına rağmen Rüştü’nün yediği gol sayısı (31) Mondragon’unkiyle aynı. Diyeceksiniz, “Cimbom, Bursa’dan 5 yediğinde kalede Kerem vardı.” Olsun, Kerem’in muadili Oğuz az maç mı oynadı sanki? Rüştü’nün hakkı Rüştü’ye!
       - Ya İstanbulspor’a ne demeli? 18 takım içinde, GS ve FB’den sonra en az gol yiyen takım. Sadece 38 gol yemiş, yine de 9. bitirmiş. Neden derseniz; düşen 3 takıma bakıyorum, onların bile her biri 40’ın üzerinde gol atmış, İstanbulspor’un attığı gol sayısı sadece 33.
       - Peki ya buna ne demeli? Düşen Rize ve Antalya, bu sezonun flaş ekibi, lig dördüncüsü Ankaragücü’nden sadece 4 maç fazla mağlup olmuşlar. Ama her ikisi de, Gençlerbirliği ve Denizli’den sonra beraberlik konusunda başı çekmekte. Diyarbakırspor’la birlikte 10 beraberlikleri var. 3 puanlı sistemin azizliğine uğramışlar sanki.
       - Aynı azizlik puan cetvelinin üst sıralarında da öne çıkıyor. Beşiktaş, Fenerbahçe’den sadece bir kez fazla mağlup olmuş (8’e 7) ama puan farkları 13! Çünkü Beşiktaş, en dipteki Yozgat’tan sadece 1 kez daha az berabere kalmış. Yozgat’ın 9, Beşiktaş’ın 8 beraberliği var.
       - Son bir not : GS ve FB aynı sayıda galibiyete sahip; ikisi de 24 maç kazanmış. Düşen Rize, Antalya ve Yozgat’ın aldıkları galibiyetlerin (sırasıyla 9,9,6) toplamı, GS ya da FB’nin tek başına aldığı galibiyet sayısına eşit.
       
        Süper Lig’in istatistiklerinden notlar konusunda benden bu kadar. Şimdi, Dünya Kupası’na adapte olma zamanı. Bu organizasyonun, yazın ortasına geliyor olmasından duyduğum sevincin bir başka sebebi daha var: Her yaz medyamız, lig başlayana kadar geçen sürede ’3 Büyük’lere her gün yeni bir “bomba” transfer yaptırır.
       Biz futbolseverler de, gelecek sezonla ilgili rüyalarımızın yalancı boyalarla boyanmakta olduğunu göremez, her seferinde dolduruşa gelir, inanırız. Sonunda, yeni lig başlar ve bir de bakarız ki, 35’lik-38’lik starlarla başbaşa kalmışız. Bu yaz, en azından Dünya Kupası boyunca konu sıkıntısı çekmeyecek olan medyamız bu tür dolduruşlara pek fırsat bulamayacak.
 
 
   
 
 
NTVMSNBC   NTVMSNBC 'ye iyi erisim için
Microsoft Internet Explorer
Windows Media Player   kullanın
 
   
  Spor Kapak | Futbol | EURO2000 | World2000 | Basketbol | NBA | Formula1 | Motor Sporları
Tenis | Olimpiyat | Diğer | Foto Galeri | Yardım | Araçlar | Arama |Bize Yazın
Reklam | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları