Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Sağlık
Bayındır Hastaneleri Köşesi
Beslenme
Kalp-Damar Hast.
Genetik
Cinsellik
Stres
Kanser
AIDS
Sigara
Erkek Sağlığı
Kadın Sağlığı
Çocuk-Bebek Sağ.
Diğer Hastalıklar
Kuş Gribi haberleri
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
NTV Tarih
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa
Yüksek riskli gebelikler
Yüksek riskli gebeliklerin anne bebek ölümlerinde önemli bir rolü var.

NTV
Güncelleme: 19:58 TSI 28 Mayıs 2005 Cumartesi

- Ülkemizde her gün 133 bebek 2 anne yaşamını kaybediyor. NTV’nin Sağlık Raporu programına konuk olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rıza Madazlı, yüksek riskli gebelikler konusunda bilgiler verdi.

 

Ülkemizde her gün 133 bebek 2 anne yaşamını kaybediyor. Anne bebek ölümlerinde yüksek riskli gebeliklerin de önemli bir rolü var. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rıza Madazlı bu konuyu ele aldı.

YÜKSEK RİSKLİ GEBELİKLER VE GÖRÜLME SIKLIĞI
Yüksek riskli gebelikler ve bu gebeliklerin görülme sıklığı hakkında Prof. Dr. Madazlı, şunları söyledi: “Yüksek riskli gebelik deyince belki ikiye ayırabiliriz. Bazı gebelikler gebeliğin başında daha gebe kalmadan önce normal popülasyondan daha farklı bir risk taşıyor. Ama pek çoğu ise gebeliğin takibinde bir takım problemler ortaya çıkıyor. Ve bu problemler nedeniyle yüksek riskli gebelik haline dönüşüyor. Sıklığı dediğimiz zaman her bir problemin ayrı ayrı sıklığı var tabi ki. Ama genel anlamda gebeliklerin yüzde 5’i, 10’u olarak konuşabiliriz.”

ZEMİN OLUŞTURAN FAKTÖRLER
Zemin oluşturan faktörler açısından genel bir değerlendirme yapan Prof. Dr. Madazlı, şunları söyledi: “Zemin oluşturan bazı kalıtsal hastalıklar var, örneğin. Bu kalıtsal hastalıklar, aileden gelen bir takım riskleri oluşturuyor. Bunlar kalıtsal hastalık olduğu için gelecek nesillere aktarılma riskleri söz konusu. Bazı gebelikler var ki, kişilerde sistemik hastalıklar var. Buna en tipik örnek olarak şeker hastalığını verebiliriz. Şeker hastalığı ve gebelik oluşabiliyor. Ve bu sistemik hastalıkları pek çok çeşitleyebiliriz. Gebelikte ortaya çıkabilecek bir takım enfeksiyonlar gebeliği riskli hale getirebilir. Yani, pek çok etken gebelikte problem yaratabilir.”

GEBELİKTE İLAÇ KULLANIMI
Gebelikte ilaç kullanımı ile ilgili olarak Prof. Dr. Madazlı, şu açıklamaları yaptı: “Migrene yönelik ilaç kullanmasının gebeliği açısından hiçbir sakıncası yok. Bu tip sorular bize de çok geliyor. Çünkü annelik farklı bir duygu. Çocuk, anne için kendinden daha önemli bir yaratık. Dolayısıyla kendi hastalığından daha çok anneler çocuklarını düşünüyorlar. Ve onun için kullandıkları ilaçları kullanmama yönüne yöneliyorlar. Ama bizim önerimiz özellikle sistemik hastalıklarda, yani daha önceden bir hastalığı olup da, ilaç kullanan ve gebe kalan kişilerde biz bunları hangi disiplinle ilgiliyse o gebeyle, o disiplinle konuşup, örneğin bir romatizmal hastalıksa, romatizma uzmanıyla veya şeker hastasıysa bir dahiliyeciyle veya bir sara hastasıysa bir nörologla konuşup, ilaçlarına devam etmesini öneriyoruz. Yani, vermek istediğim mesaj, doğrusu annelerin gebelikte kendileri için kullanmaları gereken bir tedavi varsa bunu danışarak devam etmeleri yönünde. Yani, çocuklarına bir şey olmasın diye ilaçlarını kesmeleri hem kendileri açısından hem de çocukları açısından problem yaratabilir.
Aslında pek çok ilaçın gebelikte kullanılabildiğini belirten Prof. Dr. Madazlı, “Daha doğrusu olaya tersten bakacak olursak bir ilacın gebelikte kullanılmaması gerektiği sonucuna nasıl varılıyor, diye yaklaşırsak olaya” diyerek, şöyle devam etti: “Tabi burada ilaç firmalarının çok büyük sorumlulukları var. Yani, bir gebe bu ilacı kullanırsa ve çocuğunda da herhangi nedenle bir problem çıkarsa ve bu ilaçla bağlantı kurulabilirse, bu ilaç firmaları için de çok büyük sorunlar oluşturabiliyor. Onun için dikkat ederseniz, hemen hemen bütün ilaçların içinde gebelikte kullanılması sakıncalıdır, diye bir yazı var. Bir genelleme. Bu yazı daha çok firmaları korumaya yönelik bir yazı. Ama bilimsel olarak veriyi ortaya koyabilmek için şöyle olması gerekir. Bu ilaç kullanıldığı zaman gebelikte bir takım problemlerin oluşma olasılığını genel popülasyondan anlamlı olarak arttırmış olması gerekir. Bu çalışmaların öncesi, yani insan çalışmalarının öncesinde de hayvan deneyleri var. Hayvan deneylerinde de şöyle bir problem var. Sonuçta bir hayvan derken, büyük boy bir hayvan olmak zorunda değil. Bir kere insan değil bunlar. İkincisi çok yüksek dozlarda ilaç veriliyor. Dolayısıyla insanlara ait verileri elde edebilmek çok güç. Günümüzde bilinen tek bir ilaç var. O da Talidomit... Bu daha önce kullanılıp, gebelikte kullanılması yasaklanan bir ilaç.”
Yasaklanan ilaç Talidomit hakkında ise Prof. Dr. Madazlı, şu bilgileri verdi: “Bundan 30-40 yıl önce kullanılıp daha sonra gebelikte kullanıldığında ciddi sakatlıklara neden olduğu ortaya konmuş bir ilaç. Dolayısıyla ilaçlar konusunda iyi danışmamız gerekli. Şöyle bir çarpıcı örnek verebilirim. Bizim kanser hastası olup da gebe kalan vakalarımız var. Ve gebeliklerini devam ettirdiğimiz vakalarımız. O kişilerde biz, kanser ilaçlarını bile gebelikte kullandırtabiliyoruz. Buradan şu anlaşılmasın. Bu ilaçların kullanılmasının gebelikte bir sakıncası yoktur demek istemiyorum. Ama bu konu çok detaylı düşünülmesi gereken ve çok da çekinilmemesi gereken, eğer anne için gerekiyorsa kullanılmasında bir sakınca olmayan durum olduğunu anlatmak için söylüyorum.”

EVDE HAYVAN BESLEMEK
Çocuk sahibi olmayı düşünen çiftlerin evinde hayvan beslemesinin bir sakıncası olmadığını söyleyebiliriz diyen Prof. Dr. Madazlı, konu ile ilgili olarak şöyle devam etti: “Ama bir enfeksiyon var. Bu toksoplazma enfeksiyonun geçiş yollarından biri de bu tip hayvanlar. Evdeki bir takım kedi, köpek gibi hayvanlar. O açıdan belki sakıncası olabilir. Ama tabi bu demek değildir ki, evinde kedi köpeği olan bir kişi, çocuk doğacağı zaman bu kedi köpeği dışarıya bırakmalı anlamını doğurmaz. Yani, toksoplazma enfeksiyonu içermeyen bir kediyse veya kendisi daha önce toksoplazma geçirmiş ve buna karşı bağışıksa ciddi bir risk taşımaz.”

AŞI
Prof. Dr. Madazlı, hamile kalmadan önce yapılması gereken aşıları şöyle açıkladı: “Bunların başında kızamıkçık aşısı geliyor. Çünkü gebelikte geçirilebilecek bir kızamıkçık çocuk için ciddi sıkıntılar yaratabilir. Ama daha önceden böyle bir aşılanma varsa bu onu engeller. Hebatit B’yi söyleyebiliriz. Tabi, bunlar genel sağlıkla ilgili konular. Bir tek gebelikle ilgili değil. Eğer hepatit geçirmemişse bir kişi hepatite karşı aşılanmış olması kendisi açısından da önemli. Aynı zamanda çocuğa geçiş, yani enfeksiyonu geçirirse ve gebe kalırsa çocuğa geçişi önlemesi açısından da önemli.”
“Bağışıklığı oluşturabilmek için belli bir sürenin geçmesi gerekiyor” diyen Prof. Dr. Madazlı, şunları söyledi: “Bunlar birkaç doz halinde yapılıyor. Dolayısıyla aşılanma programı bittikten sonra gebe kalmasında fayda var. Buradan şunu anlamayalım. Mesela hepatit 3 doz yapılıyor, 5 yıl sonra rapel dediğimiz yani tekrarı oluyor. Yani bu 5 yılı da beklemesi filan gerekmez.”

GRİP ENFEKSİYONU
Grip enfeksiyonu geçirmenin hamilelik için sorun olup olmadığını anlamak için herhangi bir test yaptırmaya gerek olmadığını belirten Prof. Dr. Madazlı, konu ile ilgili olarak şöyle devam etti: “Grip enfeksiyonu açısından ilave bir test yaptırmasına gerek yok. Ama burada belki bir şeyi vurgulamakta fayda olabilir. Şimdi, anne karnında ölen çocuklara baktığımızda, kliniğimiz için konuşuyorum, bunların yüzde 60’ında annede herhangi bir risk olmadığını görüyoruz. Yani, dolayısıyla bu yüksek riskli gebelik diye olaya başlamanın, bu kavramla olaya başlamanın bir sakıncası da şöyle olabilir. Yani, benim hiçbir şeyim yok. Bu anlamda yüksek riskli bir gebe de değilim. Dolayısıyla herşey yolunda gidecek rahatlığında da olmamak gerekir. Yani, bütün gebeliklerin grip enfeksiyonu geçirdim, onun için çocuğuma neler yapılmalı diye değil de, bütün gebeliklerde aynı dikkat, titizlik ve aynı mantıkla gebeliğin takibi yapılmalı. Çünkü, gebeliklerin yaklaşık yüzde 60’ında anne karnında ölen çocukların gebeliklerinin yüzde 60’ında herhangi bir problem yokken, anne karnında çocuklar ölebiliyor. Tabi, bu durduk yere ölüyor anlamında söylemiyorum. Ama ciddi bir takiple veya belli amaca yönelik bir takiple, gebelik takip edilebilseydi, bu çocukların en azından bir kısmının ölmesi engellenebilirdi diye düşünüyorum.”

TANI YÖNTEMLERİ
Yüksek riskli gebeliklerin tanı koyma yöntemleri ilgili olarak ise Prof. Dr. Madazlı, şunları söyledi: “Bir takım invaziv yani girişimsel yöntemler var. Anne karnındaki çocuğun bir takım hastalıklarını ortaya çıkarmakta. Bunların ana hedefi çocuğa ait hücre elde etmek. Bu hücreyi nasıl elde edebiliriz. Biz, çocuğun içinde bulunduğu sudan aminosentez dediğimiz bir yöntemle su alabiliriz. Veya çocuğun eşinden, plazantasından parça alabiliriz. Veya direk kordon kanına yani çocuğun göbek kordonuna anne karnındayken girip göbek kordonundan çocuğa ait kan alabiliriz. Bunlar, aslında ameliyathane koşulları filan gerektirmeyen, ultrasonla bakarak yapabildiğimiz girişimler. Daha özel girişimlere de gidilebilir. Mesela bir takım kalıtsal cilt hastalıklarında cilt biyopsisi yapabiliriz anne karnındaki çocuktan. Ya da karaciğer görüntüsü yapabiliriz. Yani amacımıza yönelik nasıl bir hücre elde etmemiz gerekiyorsa, ona yönelik çocuğa girişimlerde bulunabiliriz. Şunu da unutmamak lazım bu girişimlerin her birinin de belli oranda riskleri var.”. Prof. Dr. Madazlı, “Düşüğe neden olabilirler...” dedi.
Prof. Dr. Madazlı, anne adaylarının bu konuda önceden bilgilendirildiğini belirterek devam etti: “Mesela son yıllarda çok moda. Down sendromu... Çocuk için aminosentez yapıp yapmamak, bir takım testler. Bizim yaklaşımımız şöyledir. Sonuçta bu testlerin down sendromu açısından uygulanan testlerin hepsi risk belirlemeye yönelik testlerdir. Burada bir risk çıkar. Yani bu testlere göre çocuk, down’dır değildir, demeyiz. Zaten öyle bir şey olsa ne kadar iyi bizim için. Hiçbir girişimsel müdahaleye gerek kalmaz. Bu riski kesin anlamak için yapılacak olan girişimsel müdahalenin riskini anneye sunarız. Burada karar aileye kalır.”

GEBELİĞİN SONLANDIRILMASI
Gebeliğin sonlandırılması konusunda ise Prof. Dr. Madazlı, şunları söyledi: “Mesela, down sendromu için konuşacak olursak veya pek çok genetik ve kromozom hastalıkları için konuşacak olursak, biz anne karnında çocuğun o hastalığının mevcut olduğunu tesbit edersek, bunları sonlandırıyoruz. Yani, yaptığımız iş bu. Kromozomları veya gen düzenindeki hastalıkların tedavisi günümüz için mümkün değil. Kromozomlar için belki de hiç mümkün olmayacak ama gen düzeyinde bir takım çalışmalar var. Belki bir 30-40 yıl sonra anne karnında genetik hastalıkların tedavisine yönelik bir takım yöntemler de gelişebilecek. Ama benim düşük riskinden bahsettiğim şu. Bu işlem nedeniyle, örneğin aminosentez, su alma işlemi nedeniyle ortalama 300’de 1 düşük riski var. Yani, ben 300 kere su alsam, 1 tanesinde sırf su alma işleminden dolayı gebelik düşükle sonlanıyor. Bu düşen çocuk da hastalıklı olmak zorunda değil. Yani, yaptığım işlem nedeniyle tamamen hiçbir problemi olmayan bir çocuk da kaybedilebilir. Bunlara aileye çok detaylı anlatmakta fayda var.”

DÜŞÜKTEN KORUNMA
Düşükten korunmak için nelere dikkat etmek gerektiğini Prof. Dr. Madazlı, şöyle anlattı: “Şimdi bu düşük olayı biraz ilginç tabi. Şöyle özetleyebiliriz. Canlı bir çocuğun dünyaya gelmesi aslında bir mucize. Dolayısıyla tek bir düşük, gebeliğin doğal sonucudur. Yani, iki tane hücreden 3.5 kilo bir çocuk doğuyor sonuçta. Ve bu çocuk da anne için yabancı olan bir çocuk. Yabancı bir cisim olarak anne karnında büyüyebiliyor. Yani, pek çok mekanizma var bu işin içinde. Bu mekanizmalardan birinin bozuk olması gebeliğin düşükle sonlanmasına neden olabilir. Dolayısıyla tek bir düşük neden oldu diye araştırmıyoruz. Ama bu üç olduysa, bu tekrarlayan düşük kavramı içine giriyor. Bir takım testler yapabiliyoruz. Bu bir takım testlerle de ancak nedenin yüzde 40’ını bulabiliyoruz. Yüzde 60’ını bulamıyoruz. Bulabildiğimiz nedenlerin de çok azına müdahalede bulunabiliyoruz. Üç tane düşük yaptıysa, şu anda da gebeliği devam ediyorsa, bu gebeliğn canlı, sağlıklı çocuk doğurabilme yüzde 60 dolayında. Normal takibini yapması yeterli. Yani ilave herhangi bir şey yapmaya gerek yok.”

GEBELİK AÇISINDAN RİSK BELİRTİLERİ
Gebelik açısından bir risk olduğunu gösteren belirtileri Prof. Dr. Rıza Madazlı, şöyle açıkladı: “Bunların başında kanama gelebilir. Yani, bir gebenin eğer vajinal yoldan kanaması varsa, bu bir problem demektir. Ne olduğunu araştırmak gerekir. Kasılmalar gelebilir. Özellikle erken doğum açısından... Erken doğum çok ciddi bir sorun. Pek çok bu anomalileri, gebelikte sorun yaratabilecek problemleri çözdük ama erken doğum üzerinde bütün dünya da uğraşıyor. O açıdan anne adaylarının dikkatli olması gerekir. Kasılmaları haber vermeleri gerekir. Çocuk hareketleri çok önemli bir belirti. Anne karnında çocuğun bir yaşantısı var. Yani, orası boşuna geçen bir zaman değil. Yeni doğmuş çocuk nasıl uyuyor, uyanıyor, hareket ediyorsa, aynı şeyler anne karnındaki çocukta da olmakta. Dolayısıyla çocuk hareketleri bunun bir belirtisi. Çocuk sağlıklıysa, keyfi yerindeyse, anne karnındaki düzenini devam ettirir. Bunun objektif bulgusu da günde on tane harekettir. Eğer hareketleri azalmışsa, mutlaka doktoruna başvurmasında fayda var. Özellikle bunun üzerinde duruyorum. Ne alete, ne doktora hiçbir şeye ihtiyaç yok. Anne ve çocuk, çünkü sonuçta biz gebeyi görüyoruz, bir ay sonra bir daha gel diyoruz. Ama bu süre içinde anne eğer çocuğunun yaşantısı hakkında fikir sahibi olursa, hareketlerinde azalma olduğunu, davranış biçimlerinin değiştiğini algılarsa ve bize başvurursa bir takım problemleri önleyebiliriz.”

KONTROLLER
Hamilelik döneminde rutin kontrollerin yapılmaması nedeni ile anne-bebek ölümleri meydana geldiğini belirten Prof. Dr. Madazlı, bilimsel olarak anne adaylarının hangi sıklıkla kontrole gitmeleri gerektiğini şöyle açıkladı: “Bir takım mantıklar var. Bunları bir şablon olarak koymak değil de, mantığını da ortaya koyarak söylemekte fayda var. Bir, kişi gebe kaldığı zaman öncelikle gebeliği tesbit etmemiz gerekir. Bu gebelik rahim içi bir gebelik mi, onu tesbit etmemiz gerekir. Çocuk canlı mı değil mi onu tesbit etmemiz gerekir. Bu ilk 8 haftada olur. Daha sonra 12., 13. haftadaki gebeliği görüyoruz. Anomalileri ve down sendromu açısından bir takım taramaları yapmak için... Daha sonra 18., 20. gebelik haftasında çocuğun bütün anomalilerini ortaya koymak için, 24. gebelik haftasında çocuğun eşinin fonksiyonlarını değerlendiren bir tarama testi ve gelişimi için. Ondan sonraki sıklık ise mevcut probleme bağlı olarak tekrarlanabilir. Yani, 28’de, 32’de, 36’da, 38’de mevcut probleme göre devam edilebilir. Şimdi, burada iki şeyi birbirinden ayırmak lazım. Hiçbir gebe takibi yapmadan kişiler tarlada da doğurabiliyor. Dolayısıyla her gebelik problemli olacak diye bir şey yok. Belki doktora hiç de ihtiyaç yoktur. Ama olayın öbür yanından baktığımız zaman, örneğin gebelikte tansiyon yüksekliği. Bizim kliniğimiz için anne ölümlerinin yüzde 70’inin nedeni bu gebelikte tansiyon, albümin hastalığı diye söylenen hastalık. Bunun erken tanısı, iyi yönetimi anne ölümünü önleyecek bir yaklaşım. Bunun trajik yönü de şu. 18 yaşında bir kadın, çocuk sahibi olmak istiyor. Gebe kalıyor ve sonunda ölüyor. Yani, çocuk sahibi olmasa, gebe kalmasa ölmeyecek. Hiçbir problem yok. Gebeliğin oluşturduğu bir hastalık bu. Dolayısıyla tansiyon takibi son derece önemli gebelik takibinde. Tabi, bunu daha da çeşitlendirebiliriz.”

KİLO
Kilo konusunda ise Prof. Dr. Madazlı, şu bilgileri verdi: “Üç-beş ayda, 10 kilo biraz fazla. Dokuz ayda yaklaşık 12 kilodur, ortalaması. Ama bu ortalama bir ölçüdür. Annenin aldığı kilonun direk çocuk üzerine pek olumsuz bir etkisi yok. Yani, biz direk çocuğa bakarız ve annenin diğer duygularına bakarız. Ama tabi gebelikte alınan kilo sonuçta gebelik sonrası verilmek istenen bir kilo. Dolayısıyla estetik açıdan da çok fazla kilo almamasında fayda var. Ama özellikle kilo aldığı için ilave şu risklere sahiptir diyemeyiz. Yani, anneyi ve çocuğu takip etmek gerekir.”

KAN UYUŞMAZLIĞI
Kan uyuşmazlığı konusunda Prof. Dr. Madazlı, şunları söyledi: “Kan uyuşmazlığı, annenin kan grubu negatifse, eşinin kan grubu pozitifse bu bir kan uyuşmazlığıdır. Burada çocukta oluşabilecek sorunda çocuğun kan grubunun da pozitif olması gerekir. Ama biz çocuğun kan grubunu tabi bilmediğimiz için babanın kan grubu pozitifse, çocuğun kan grubu da belli oranda pozitif olabilir. Rh uyuşmazlığı kendi başına bir sorun değil. Yani, annenin rh negatif, babanın rh pozitif olması bir problem değil. Problem, Rh negatif olan annenin Rh pozitif bir çocuk doğurmuş olması ve Rh pozitif çocuk doğurduktan sonra da bu rh pozitif kana karşı duyarlanmış olması lazım. Dolayısıyla duyarlanmış bir gebelikse çocuk açısından risk taşır. Bunu da bizim tesbit etmemiz kolaydır. İlk gebelikler bu açıdan risk taşımaz. Ama ilk gebelik derken, tabi daha önce düşük veya dış gebelik gibi, yani herhangi bir gebelik de buna dahil. Hiçbir gebelik olmadıysa daha önce ilk gebelik bir risk taşımaz. Ama diğer gebelikler açısından bir takım testlerle duyarlanıp duyarlanmadığını tesbit edebiliriz. Eğer duyarlanmışsa, günümüzde artık çocuktan kan alarak, çocuğun durumunu tesbit edebiliyoruz. Ve çocuğa kan transfizyonları yapabiliyoruz. Dolayısıyla bu bizim en başarılı olduğumuz tedavi yöntemlerinden biri. Burada koruyucu yöntem olarak da şunu söyleyebiliriz. Rh negatif anne, rh pozitif çocuk doğurursa, duyarlanmaması için doğum sonrası ona aşı yapıyoruz. Yani duyarlanmayı önleyici aşı yapıyoruz. Bu da son derece önemli. Duyarlanmasını önleyerek bu takım problemlerle karşılaşmamasını sağlıyoruz.”

TEKRARLAYAN DÜŞÜKLER
Düşüğü tekrarlayan anneler için, nedenin nasıl saptandığını Prof. Dr. Madazlı, şöyle açıkladı: “Tekrarlayan düşüklerde kromozom bozuklukları, yani anne ve babadaki kromozom bozuklukları. Bunlar dengeli kromozom bozukluklarıdır, ki anne baba yaşıyor, çocuk sahibi olabilecek belli bir yaşa gelmiş. Ortalama yüzde 100 dolayındadır. Yani, anne ve babanın kromozomuna bakabiliriz. Ama daha belki de önemli olan şey şu... Bize de böyle çok hasta geliyor. Bir çocuğu doğurmuş, ölmüş. Ve sonra tekrar gebe kalıyor, bize geliyor. Bu çocuğumda da ne olacak, diye bizden yardım istiyor. Bizim o aileye yardımcı olabilmemiz için ön koşul ölen çocuğunun probleminin ne olduğunu bilebilmemiz. Özellikle genetik bir hastalıktan dolayı öldüyse, genetik hastalığın net olarak ismini bilebilmeliyiz. Çünkü mevcut gebeliğinde tanı koyabilmemiz için özellikle genetik hastalıklarda gen düzeyinde daha önceki indeks vaka dediğimiz vakanın çalışılmış olması gerekiyor. Her ölmüş çocuğa bir kere otopsiyi öneriyoruz, ne olduğunu anlamak için. Ama gen düzeyindeki hastalıkların tanısında genetik çalışmaların yapılması gerekli. Tabi her ölen çocuğa genetik çalışma yapılsın demiyorum, öyle bir şey söylemiyorum. Ama mesela bir çocuk doğmuş, metabolizma hastalığı var. Ve klinisyen, çocuk doktoru bir hastalıktan şüpheleniyor ve çocuk ölüyor. Şimdi şüphe üzerine biz anne karnındaki çocuğa müdahalede bulunamayız. O şüphesini mutlaka gen düzeyinde teyit ettirmiş olması gerekir ki, biz anne karnındaki çocukta araştırma yapabilelim.”

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     • 
En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları